# 14 Kasım 2009 Cumartesi

Evet, sonunda karar verdik. Ilgaz'ı aşılatacağız, bize kadar ulaşırsa kendimiz de aşılanacağız. Aşı ile ilgili olumsuzluk olarak görülen şeyleri araştırıp, olmamanın risklerini değerlendirdik. Size de nasıl karar verdiğimizi anlatmaya çalışacağım. Aşağıdaki bilgileri bir sürü farklı yerden toparladım, bazılarını yabancı kaynaklardan da kontrol ettim. En derli toplu bulabildiklerimi buraya kopyaladım.

Önemli Not: Bu kadar spekülatif bir konuda, lütfen kendiniz ayrıca araştırıp karar verin. Okuduğunuz, duyduğunuz şeyin kaynaklarını araştırın. Bu yazı ile yalnızca bizim kararlarımızı paylaşıyorum. Aşı olmanızı ya da çocuğunu aşılatmanızı tavsiye amacıyla yazmıyorum. Daha önce de konuyla ilgili yazdığım için son karardan sizi bilgilendirmem gerektiğini düşündüm.

Aşı ile ilgili en çok duyduğum olumsuzluklar:

Aşının yeteri kadar test edilmemesi durumu: Aşının içindeki antijen yeni elbette. Çünkü domuz gribi yeni. Ama her yıl çalıştığımız işyerlerinin sponsorluğunda mevsimsel grip aşısı oluyor arkadaşlarımız. Onlardaki antijenler de her yıl yeni oluyor. Yani aşı yeni değil, antijen yeni.

Civa: "Aşıların içine, tek dozluk aşılara değil, onluk aşılara, on kişiyi bağışıklamanız için hazırlanan aşı karışımına, -bir şişenin içinde durur, 10 kişi aşılanacağı için, enjektör 10 defa girip çıkacaktır ve bakteri kontemine etmesin diye- etil merkür konulur, bu da civalı bir preparattır. “Vay çocuklarımızın civa ile zehirlenmesine yol açacaksın!” Hayır. Çünkü etil merkür vücuttan süratle atılır. Vücutta yığılıp civa zehirlenmesine yol açan metil merkürdür. Bunu uzatmak, bunun miktarlarından filan bahsetmek mümkün, ama etil merkür diye ben bunu geçen gün bir röportajda söyleyince, gazetede abartılı bir şekilde çıkmış. Çocuklarınızın bu kadarcık bile civa ile çok kısa süreli olarak temas etmesini istemiyorsanız mesela, hiç balık yedirmemeniz lazım. Boğaz’daki tüm balıklarda var bu çünkü, tüm yiyeceklerde." (bu yazıdan)

Aşıda kullanılan civanın diğer aşılardakinin 3-4 katı olduğunu duymuştum. Böyle bir durum olmadığını öğrendim. Türkiye'de halen uygulanan etil merkür bulunan aşılar: Karma aşıda 25 mikrogram bir dozda, hepatit'te de 12.5 mikrogram düzeyinde bulunuyor.

Bu yazıdan alıntı:

"...yayınlara bakarken ilginç bir şey öğrendim şu çok meşhur mısır şurubu (high fructose corn syrup-HFCS) içeren yiyeceklerde bile az miktarda HFCS üretiminden dolayı civa bulunuyor. Burada neredeyse her paketli gıdanın içinde kullanılıyor. Hatta hamilelere mide bulantısı için önerdikleri ginger ale, HFCS içeriyor. HFCS içermeyen olanını denediğimi ve iğrenç bir tadı olduğunu yazmam gerek :).."

Bu yazıyı da mutlaka okuyun: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/337876.asp

Adjuvant: Adjuvant aşının etkisini arttırmak amacı ile kullanılan madde demek. Bu aşının içinde adjuvant olarak squalen varmış ve squalenle ilgili, 68 tane klinik çalışma yapılmış. 1997’den beri 40 milyon kişiye squalen içeren grip aşısı uygulanmış. Normal grip aşısında da var squalen ve hiç bir yan etki bildirilmemiş.

Guillian-Barre sendromu: "Guillian-Barre sendromu diye bir nörolojik sendrom vardır. Size şu kadarını söyleyeyim; aşı sonrası ortaya çıkan Guillian-Barre olguları, grip gibi bir hastalık geçirdikten sonra çıkan Guillian-Barre sendromlarından daha az. Yani bütün bunlar çok spekülatif şeyler. " (aynı yazıdan)

Sendrom ve aşılarla ilgili istatistikler hakkında ingilizce bilgi: http://en.wikipedia.org/wiki/Guillain%E2%80%93Barr%C3%A9_syndrome

Durum Tespiti: Hastalık yayıldı. Artık tanıdığın tanıdığı seviyesinden, tanıdık seviyesine indi. Salgının bulaşmaması için gerekli hijyeni sağlamak, toplu taşıma kullanan, okullu küçük çocuğu olan insanlar için bence gerçekçi değil. Geçen gün bir bayanla tanıştım, merhaba deyip anında şap diye öpüverdi beni. Biz niye böyle bir milletiz diye hayıflanabiliriz ama hayıflanmak bizi korumayacaktır.

Riskler: Hafif geçmesini umabiliriz, birçok kişide öyle oluyor. Öyle olmayanlar da var ama. Doktor arkadaşlarımız hastalık yayıldıkça ağır geçirenlerin de çoğaldığını söylüyor. Eğer pnömoni'ye çevirirse, tedavisi yapılabilir. Ama o zaman bu tedavi sırasında başka ilaç tedavileri de görmesi gerekecek, vücuduna girecek maddelerle karşılaştırmamız lazım aşıdakileri. Henüz mevsimsel grip başlamadı. Bir kişi hem mevsimsel gribe, aynı anda H1N1 virüsüne yakalanırsa, nasıl geçirecek hastalığı? Çocuğumuzun bağışık sistemine güveniyoruz, çoğunlukla hastalıkları hafif geçirir. Ama bir gripten henüz kurtulmaya çalıştığı, zayıfladığı bir anda geçirirse de o kadar kolay atlatacak mı? (geçen sene ilaçları bile içirmekte zorlandığımız 40 ateşli 3 günü unutmadım henüz)

Velhasıl, araştırdık, soruşturduk, ölçtük biçtik. Açıkçası artık, yaptırsak bir türlü, yaptırmasak bir türlü diye düşünerek de değil, oldukça emin bir şekilde yaptırmaya karar verdik. Şimdi sıra, aşıyı nerede yaptırabileceğimiz sorusuna kaldı.

Aşıyı Olmaya Nasıl Karar Verdik (Hande versiyonu)

Konu ile ilgili çeşitli linkler:
http://suphecimelek.wordpress.com/2009/11/03/domuz-gribine-dair-komplo-teorileri/ (mutlaka okunması gerekenlerden, yorumlardan buraya kopyaladım)
http://acalya.blogspot.com/2009/11/domuz-gribi-ass-2.html
http://yok-ki.blogspot.com/2009/11/h1n1-domuz-gribi-asisi.html
http://zng.blogspot.com/2009/11/domuz-gribi-ass.html
http://www.ttb.org.tr/index.php/haberler/179-ttb/1725-dgsoruyanit
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/337876.asp
http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=25100

Bazı ingilizce linkler:
http://www.slate.com/id/2232977/ (aşılanmamış çocukların yüzünden kanserli oğlum kreşe gidemiyor diyor başlıkta)
http://www.wired.com/geekdad/2009/10/h1n1-yes-you-should-vaccinate-your-kids/?utm_source=feedburner&utm_medium=feed&utm_campaign=Feed%3A+wiredgeekdad+%28Blog+-+GeekDad%29
http://www.cdc.gov/h1n1flu/vaccination/vaccine_safety.htm

Daha önce Domuz Gribi ile ilgili yazdığım yazılar:
Domuz Gribi Aşısı ve Sükunetli Yaklaşımlar
Domuz Gribi ve Aşısı - Çocuğunuzun bağışıklığını güçlendirmek için 5 şey

posted on 14 Kasım 2009 Cumartesi 12:21:12 UTC  #    Yorumlar [19]
# 13 Kasım 2009 Cuma

Az kalsın kaçırıyorduk, Blogcu Anne'nin bu yazısı sayesinde haberim oldu.

Planım olmayan hafta sonlarını sevmiyorum. Bir anda geçip gidiveriyorlar. Öyle her hafta sonu haldır haldır gezelim demiyorum ama evde oturacaksak onu da bilelim, ona göre bir mod takınalım.

Tam cuma akşamı olduğunu farkedip, tüh gene plansız bir hafta sonu diyordum ki, hafta sonu kurtuldu. Sağol Blogcu Anne.

Cumartesi sabahı Kozyatağındaki sabah seanslarına götürmeyi planlıyorum. Saatleri de çok iyi. Oley!

posted on 13 Kasım 2009 Cuma 15:28:27 UTC  #    Yorumlar [4]

Konu sıcakken, yeni gelmiş bir haberi paylaşmak istedim:

 "VAN (A.A) - 12.11.2009 - Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sabahat Tezcan, Türkiye'deki sezaryen ile doğum oranının son 5 yılda 16 puan yükselerek, yüzde 75'in üzerinde artış gösterdiğini belirtti. Tezcan , "Anne ya da bebek sağlığı tehlikede olmadığı sürece, sezaryen ile doğumun anne ve bebek için zararı var. Bu nedenle bunu hiçbir zaman önermiyoruz" dedi.

Tezcan, 2008'de 10 bin 525 kişi ve 15-49 yaş arası 7 bin 405 evli kadınla görüşüldüğünü vurgulayarak, amaçlarının kadınların doğurganlık düzeyi ve doğurganlıktaki değişimler, bebek ve çocuk ölümlülüğü, aile planlaması, anne ve çocuk sağlığı ile beslenme konularında güncel ve güvenilir bilgi üretmek olduğunu ifade etti.
Tezcan, Sezaryen ile doğumun tüm dünya ülkelerinde kabul görmemesine rağmen ülkemizde her yıl biraz daha artış gösterdiğini anlatarak, Dünya Sağlık Örgütü tarafından yüzde 12 ile 15 oranında kabul edilen sezaryen ile doğumun, Türkiye'de şu anda yüzde 37 olduğunu ifade etti.

Tezcan, sezaryen ile doğumun doktorlar tarafından tavsiye edilmediği halde kadınların isteğine bağlı olarak gerçekleştiğini bildirerek, şunları kaydetti:
''Sezaryen ile doğum oranı, özellikle kentlerde yaşayan öğrenim durumu yüksek kadınlar ile refah düzeyi daha fazla olan ailelerde çok yüksek. Sezaryen ile doğum hızı eğitim ve refah düzeyiyle birlikte artmaktadır. En yüksek eğitim ve refah düzeyinde yüzde 60 veya üzeri olan sezaryen oranı, en düşük eğitim ve refah düzeyinde sezaryenle gerçekleşen doğumların üç katından daha fazladır. Bu çok fazla arzu etmediğimiz bir yöntem. Fakat annelerin doğumdan çekinmesi, bir takım korkularının olması sezaryen ile doğumu tetikliyor.Bunun önüne geçilmesi için bakanlık düzeyinde bir çalışma yapılması gerekiyor'' dedi.  "

posted on 13 Kasım 2009 Cuma 12:38:09 UTC  #    Yorumlar [0]
# 12 Kasım 2009 Perşembe

İki ayrı araştırma ile, reddedilmenin saldırganlığı arttırırken, zeka ölçümü kabul edilen IQ'yu ciddi şekilde düşürdüğü ortaya koyulmuş.

Birinci araştırmada yabancı insanlar tanıştırılmış. Daha sonra ayrılarak bir iş üzerinde çalışmak için iki kişiyi seçmeleri istenmiş. Sonra da kendilerine, hiçbir üye tarafından ekip üyesi olarak tercih edilmedikleri söylenmiş.

İkinci araştırmada, insanlara kişilik testi yapılmış ve onlara gelecekte yapayalnız kalacakları ya da aile ve arkadaşları tarafından sevilen insanlar olacakları söylenmiş.

Sonuçlara göre, reddedilmek IQ'yu aniden % 25 oranında azaltırken, analitik düşünme yeteneğini de % 30 azaltıyormuş.

Makalenin orijinali (İngilizce): http://www.newscientist.com/article/dn2051

Çocuklar arkadaşları tarafından neden reddedilir?

posted on 12 Kasım 2009 Perşembe 14:23:19 UTC  #    Yorumlar [3]

Normal isteyip sezaryen olmak zorunda kalanlar istisnasız olarak rahatsızdırlar sezaryen olmuş olmaktan. Keşke üzmeseler kendilerini, şanslarını denemişler sonuçta.

Ben sezaryen kararının çok artmasında, özellikle bir kuşak öncemizde yapılan normal doğum hikayelerinin efsaneleştirilmesinin etkili olduğuna inanıyorum. Günümüzde o zaman zorlukla doğurtulan bir sürü durumda zaten hemen sezaryene dönülüyor. Zor doğum riski çok büyük değil aslında. Keşke daha fazla anne şansını denese.

Bugün annesinin meleği 'nde Zeynep'in doğum şeklini sorguladığı yazısını okurken kendi rızası ile sezaryen olanlardan pişman olana çok rastlamadığımı farkettim. Bulmuşken henüz doğum yapmamışlar için paylaşayım dedim.

bu bir pişmanlık yazısıdır

Güncelleme: Bir ek yapayım dedim. Geçenlerde Bursa'ya gittiğimizde kebap yedim ve ertesi akşam hafif ishal oldum ama çok fena mide krampları oldu. Akşam 6 civarında başladı, saat 9'da yattım, sağa dön sola dön 12'ye doğru ancak uyudum. Sabaha kadar uykudan uyandırarak sıklıkla kramp girdi. Hani hep deniyor ya 24 saate kadar sürüyor falan. Sonra 3 gün daha aralıklarla yemek yedikçe mide krampı çektim. Doktora gittim, endoskopi yaptırdım, mikrobik gastrit çıktı. Belki zehirlenmiştim de. Yemin ederim, doğumun son 1 saatine kadar, doğum sancılarını o mide sancılarına 10 kez tercih ederim. Doktorum geldikten sonra epidurali verebilmeye başladılar ki, bu doğumdan 1 saat öncesiydi. Son 1 saatteki de çıkacak çocuğun yüz suyu hürmetine çekilir. Bir daha doğurursam hiç epidural yaptırmasam mı acaba, bakalım ne kadar acıtabiliyor?

posted on 12 Kasım 2009 Perşembe 07:44:59 UTC  #    Yorumlar [14]
# 10 Kasım 2009 Salı

Nurturia açılalı 10 gün oldu. Avatarlar yüklenmeye, çocuklar eklenmeye, sorular sorulup yanıtlar verilmeye, gruplar kurulmaya başlandı.

2,5 yıllık Kitubi tecrübesinden sonra benim için Nurturia'nın bambaşka bir anlamı var. Nurturia'ya arkadaşlarıma ekleyebildiğim, yüzlerini tanıyabildiğim, dahası tatlı çocuklarını görebildiğim bir sürü gerçek insan geliyor hergün. Heyecanla karıştırıyorum sayfaları ve neşeleniyorum.

Eğer beni arkadaşlarınıza eklemek isterseniz, giriş yaptıktan sonra, sağ üst köşede Kişi Ara'ya "damla" yazarak profilime ulaşabilirsiniz.

Nurturia'yı deneme fırsatı bulabildiyseniz, ilk izlenimlerinizi bu form aracılığı ile iletebilirsiniz.

 

posted on 10 Kasım 2009 Salı 07:08:54 UTC  #    Yorumlar [0]