# 25 Kasım 2009 Çarşamba

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Hayat Var mı?

Çevrenizde bebekler gitgide çoğalmıştır. Yeğenler, arkadaş çocukları derken, sıranın size yaklaştığını hissedersiniz. Hastane ziyaretlerinde sükunet ve şaşkınlık hakimdir. Mışıl mışıl uyuyan bir avuç bebek, yorgun ve şaşkın anne, heyecanlı, neşeli baba, gururlu babaanne olabilir karşınıza çıkan karakterler. Bebekler daha yakınınıza düştükçe, ev ziyaretleri ya da birlikte gezmeler seviyesine gelindiğinde kaosu biraz hissetmeye başlarsınız. Daha ileri gidip, bebekli bir arkadaşınıza yardım etmeye kalkışırsanız, önünüzdeki tabloda kendinizi hayal etmek artık zorlaşır. Şu evi biraz toparlasalar daha iyi olmaz mı, bu bebek neden bu kadar ağlıyor hasta mı, bu kadar malzemeye ihtiyaç var mı, çocuktan başka konu konuşulmaz mı, ben çocuk yapmayayım, ya da benim çocuğum uslu olur gibi uyduruk düşünceler üretir beyniniz. Hormonlarınız fazla korkmamanız için sizi derinlemesine düşünmemeye sevk eder. İnsan türü üremeye devam etmelidir.

Bebekler süper canlılardır, pozitif enerji yumağı gibidirler. Bebek sevmeye gittiğinizde, dönüşünde meditasyon yapmış gibi rahatladığınızı hissedersiniz. Kısa süreli bebek ziyaretlerinde, sever ve ayrılırsınız. Eğer özellikle bebek seven biriyseniz, aklınızın bir bölümü ayrıldıktan sonra bir süre daha bebekte kalır. Çocuklu tanıdıklarınız da sizi sürekli bebek yapmaya teşvik etmektedirler:

Dünyanın en güzel şeyi!
Çocuksuz hayat olur mu!
Olunca anlarsın!

Buradan sonrasını biraz hızlı anlatayım. Bir şekilde o kararı alırsınız, ya da doğa size kararını bildirir. Kimileri için kolayca, kimileri için yıllarca süren emeğin meyvesi olarak gerçekleşir hamilelik. Daha şimdiden sizin hatırınızdan çok, bebeğin cinsiyeti, planlanan ismi sorulmaya başlanmıştır. Herkes size yardımcıdır, herkes size sempatiyle yaklaşır, kendinizi prenses gibi hissedersiniz. Ta ki, karnınızın büyüklüğünün karşınızdakinin gözlerindeki bakışına yansıması "aa ne sevimli"den, "ay çok kocaman"a doğru dönmeye başlayıncaya kadar. İşittiklerinizin de rengi değişmiştir:

Uykusuz gecelere hazır mısın? Uyuyabiliyorken uyu!
Doğum sonrası için alışverişlerini şimdiden yap!
Kim yardım edecek?
Bebek bakımını öğren!

Kafanız karışmıştır. Hamilelikte bölük pörçük uyuduğunuz uykudan daha ne kadar kötü olabilir? Türlü çeşit üründen size lazımlar nasıl seçilebilir? Eşiniz de yardımcı olursa, daha ne kadar yardım gerekebilir? Bebek bakımı mı?

Bu dizide size buz dağının görünmeyen yüzünü anlatmaya çalışacağım (e, evet biraz iddialı oldu, neyse yazılarda yardım edersiniz, MİM yani). Henüz hamile olanlar için koca göbek inince başlarına neler geleceği ile ilgili fikir vermeye, kendilerini hazırlamalarına yardımcı olmaya çalışacağım (tamam canım ben tek başıma nasıl anlatayım hepsini, MİM işte, yazın siz de bayram tatili var önümüzde, yorumlara linkini eklemeyi unutmayın :))

Yorumlardan ve MİM'lerden Linkler:
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html

posted on 25 Kasım 2009 Çarşamba 14:45:36 UTC  #    Yorumlar [16]
# 24 Kasım 2009 Salı

Ayk, senin sevindiğine sevinmesine sevinmektir.

Sabah 6:25'te geldi bizim odaya. Bir süre sonra tuvalete gitmek istedi. Dönünce, erken oğlum uyuyalım sen yüzüstü dön dedim. Baktım dönüyor, uyuyacak herhalde diye ben de rahat yanıma döndüm. Ona arkamı dönmüş oldum. Anne öbür tarafa dön yüzünü göreyim dedi. Hemen döndüm, sırıtıyor olmalıyım. Gözümü açtım ona baktım. O da benim sırıttığımı görmüş sırıtıyordu. Sevindiğimi görünce sevinmesine daha da sevindim.

posted on 24 Kasım 2009 Salı 21:09:50 UTC  #    Yorumlar [2]
# 20 Kasım 2009 Cuma

Haftaya çok yorgun başladım. Aşı olmanın mantıklı olduğu kafama yatmışken doktorumuzun hayır demiş olması beni huzursuz ediyordu. Salı sabahı bir arkadaşım arayarak, onların doktorunun "durum değişti, hastalığın seyri değişiyor acil aşı yaptırın" demek için aradığını iletti. Ben de hemen bizim doktorumuzu aradım. Hemşiresi doktorumuzun yurt dışına çıktığını, "durumun değiştiği, aşı yaptırmamız gerektiği" ile ilgili not bıraktığını söyledi. Birden bir rahatlama hissettim. Diğer yandan bu fikir değişikliğinin sebebini merak ettim. Başladım yine telefon görüşmelerine (domuz gribinden ölmem belki ama radyasyondan öleceğim kesin). Aynı zamanda doktor olan ve çocuklarını bizimle aynı doktora götüren arkadaşlarımı aradım. İstanbul’da çocuk doktoru olan bir arkadaşımı aradım, 5–10 civarı başka doktor arkadaşlarını ve yakınlarını da aramadım değil :) Aldığım cevaplar ve vardığım sonuç şöyle:

Neden önceden Hayır'dı da şimdi Evet oldu?
İlk önce hayır denmesinin nedeni, hastalığın seyrinin oldukça hafif geçiyor olması ve salgın olma riskinden henüz emin olunmaması ve henüz aşı ortada yokken insanları bir telaşa düşürmektense aşı gelene kadar hastalığın seyrine bakıp sonra net karar vermekmiş.

Havalar Soğudukça Virüsün İşi Kolaylaşıyor
Domuz gribinin özelliği soğukta çok daha aktif olmasıymış. Şu anda hastalık geçiren insanların daha hafif geçirmesi ve ailenin diğer üyelerine yayılmayış nedeni bundanmış. Fakat hava şartları soğudukça özellikle Ocak-Şubat ayı gibi virüs en etkili halini alacakmış. Bir salgın kaçınılmaz görünüyormuş.

Neden Küçükler Risk Grubunda?
Şu ana kadar gözlemlenen de genelde küçük çocuklarda 2–3 misli daha ağır seyrediyor olmasıymış. Bunun nedeni de 10 yaş üstü insanların bugüne kadar birçok virüs ve bakteriyle karşılaştıklarından hemen antikor üretiyor olmasına karşın 10 yaş altının en az 2 defa bu virüsle etkileşmeden vücutlarının bir bağışıklık kazanamamasından dolayı üst üste hastalanma risklerinin yüksek oluşu ve ağır geçirme durumları söz konusuymuş. Küçüklere 2 doz halinde aşının vurulmasının nedeni de buymuş. Ve çocukların gerçek antikor oluşturmaları 2. dozdan yaklaşık 10 gün sonra yani şu anda aşı vurulan bir çocuk ancak Ocak başında gerçek korumaya geçecektir ki bu da hastalığın en etkin tarihine denk gelmektedir. Aşı olunacaksa acilen olunmalıymış yoksa aşı olmanın pek değeri kalmayacakmış.

Aşının içindeki maddeler
Hepatit B aşısının içinde olan maddelerden daha farklı değilmiş. Bazı doktorların karar sizin demesinin nedeni ise, her ilacın, her iğnenin ve her aşının milyonda bir bile olsa riskler taşıdığının bilinmesi. Milyonlarca kişi aşı olurken elbette (maalesef) bu yan etkilerden etkilenen insanlar olmaktadır. Ama sadece bir ateş düşürücünün bile prospektüsünü okusanız yan etkileri içinde çocuğun havale geçirmesinden, felcine 2 sayfa yan etki yazmaktadır ve bunlar yaşanmıştır. Peki, çocuğu 39 derece ateşliyken ateş düşürücü vermeyeniniz var mı?

Bu kadar hızlı aşı üretilmesi
Evet bu firmalar çok uzun yıllardır, çocuklarımıza vurdurduğumuz aşıları üretenlerdir. Ellerinde zaten gereken maddeler mevcuttur. Tek dışardan yeni eklenen yeni virüstür. Acil ve çok hızlı aşı üretmek zorundalar çünkü bir salgın söz konusu. Evet, bunun sonucunda çok para kazanmayacaklar mı, evet kazanacaklar. Ne yapalım bu da onların işi.

Dün oğlumu da aldım ve sağlık ocağına gittik. İkimiz de aşı olduk.

Bu arada Aşı esnasında ayılıp bayılan ve günlerce kendine gelemeyen insanlardan bahsedilmişti. Kendisi de aşı olan bir insan olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, Can'da veya bende en ufacık bir yan etki olmadı. Kolumuz bile acımadı.

Bu neye benziyor biliyor musunuz? Geçen sene aşılı karpuzlar için genetiği değiştirilmiş diye söylentiler çıktı ve çiftçilerimiz karpuzlarını satamadılar. Kimse karpuz yemedi. Karpuzlar tarlalarda çürümeye terk edildi. Aşılı karpuz üreten bir firmanın üretim müdürü olarak bütün işletme bayıla bayıla karpuz yedik tüm yaz. O güzelim karpuzlara yazık oldu. Niye mi yedik? Bizim onların genetiğini falan değiştirdiğimiz yok. Biz kimiz ki genetik değiştireceğiz. Nerede bizde o teknoloji? Ayrıca niye yapalım??

Herkese bol sağlık diliyorum!

Domuz Gribi Aşısını Olmaya Nasıl Karar Verdik (Damla versiyonu)

posted on 20 Kasım 2009 Cuma 11:22:54 UTC  #    Yorumlar [13]

Nurturia, domuz gribi derken yazıların arasına çok zaman girmiş. Bekleyen okuyucularımız lütfen kusura bakmasın lütfen.

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

O artık minik bir insan. Ortamı onun boyuna uygun şekilde düzenleyerek, daha fazla işi kendisinin başarabilmesini sağlayabiliriz. Böylece kendine güveni artacak ve daha huzurlu bir insancık olacaktır.

18-24 ay gelişim döneminde en çok kullandığımız 5 ürün:

Lazımlık: Mothercare'in minik lazımlığı (resimde). Bazı uzmanlar 24 aylıktan önce tuvalet eğitimine başlanmasını önermese de, gözü alışsın diyorsanız, minik ergonomik bir lazımlık.

Portatif Yatak: Ikea sünger bebek yatağı. Park yatak almamıştık. Ilgaz'a yaylı yatak aldıktan sonra, tatile giderken sünger yatağı rulo yaparak yanımıza almaya başladık. Gittiğimiz yerde yer yatağı şeklinde kullandık.

Basamak: Ikea tahta basamak (Bekvam). Halen çok sık kullanıyoruz. Mutfakta üst dolaplar için bizim de işimize yarıyor.

Banyo kaydırmazı: Tchibo'dan almıştık. Bu yazıdaki banyo oturağına sığmaz hale gelince küvetin içinde almıştık. Hala kullanıyoruz.

Atkı-Bere: Yine Tchibo'nun bir temasından aldığımız atkı bere takımını bütün kış kullandık (resimde beresi görünüyor). Atkı dediğim, arkası çırtlı minicik fular gibi bir şey. Her ikisi de hava alan incecik penye kumaştan, rüzgarın vereceği rahatsızlığı keserken, nefes almasını engelleyip bunaltmaması için. Daha kalın bir şeye(resimdeki atkı gibi), ancak resimdeki gibi buzlu bir günde ihtiyaç duymuşuzdur.

posted on 20 Kasım 2009 Cuma 10:02:53 UTC  #    Yorumlar [3]
# 19 Kasım 2009 Perşembe

Dün Ilgaz'a domuz gribi aşısının ilk dozunu yaptırdık. Sağlık ocağında ortam gayet sakindi. Çocuklardan çok büyüklerin aşılanması için talep olduğunu öğrendik.

Biz aşıya gitmeden önce bize temizlik konusunda yardımcı olan hanım, dönüşte de bina görevlimiz sordu (oldukça tereddütlü ve kafaları karışmış şekilde). Aşı, olacak mı, oldu mu? Her ikisinin de yüzünde de şöyle düşünür gibi bir ifade vardı, "zaten kafamız karışık, tam çocuğu aşılatmamanın doğru olduğuna kanaat getirmiştik, şimdi sizin yaptırdığınızı duyunca iyice kafamız karıştı, işgüzarlar!". Sadece, "biz de ne yapacağımızı şaşırdık, yaptırmayalım diyorduk" çıktı ağızlarından. Temizliğe gelen hanımın çocuğunda zaten gelişme geriliği olduğundan, göründükleri bir doktor var, ona sormalarını önerdim. Diğer kişiye kafasındaki karışıklığı gidermek için nasıl yardımcı olacağımı bilemedim.

Aşıyı yaptırmak istemediğini ifade edenlere nedenini sorduğumda genel geçer yanıt, "güvenmiyorum", "olası yan etkilerinden korkuyorum" oluyor. Bunun riskini değerlendirirken de, genelde "hafif geçiriliyor", "bağışıklığı güçlü", "iyi beslerim" türü rahatlatıcı etmenler belirtiliyor. Çevremdeki kişilerin çoğu çocuklarını özel doktora götürüyorlar.

Bu iki örnekte olayın başka bir boyutu daha olduğunu farkettim. Her  anne-baba, şimdi okuduğunuz bu yazı ya da çocuğunu aşılatmayacağını gerekçeleri ile ifade eden bir yazıya ulaşıp, tanıdıkları birden fazla doktora sorup, düşünüp taşınıp bir karar verecek özgür iradeye sahip mi? Varoşlardaki çocuklarımızın, bağışıklıkları da güçlü mü, iyi beslenebiliyorlar mı, gribi hafif geçirebiliyorlar mı? Sağlık ocaklarında aşı ücretsiz yapılıyor ama, hastalığı ağır geçirmeleri durumunda gerekebilecek sağlık hizmetlerine de bu kolaylıkta erişebilecekler mi?

Düşündüm de, başbakanımız, o aşıyı daha Türkiye'ye aşılar bile ulaşmadan, Obama hangisinden olacaksa ben de ondan olacağım diye Amerika'dan getirtip, ilk olarak kendisine ve ailesine vurdurmuş diye bir haber yaysam, döner dolaşır benim yaydığım haber de benim e-mail'ime düşer mi acaba?

Velhasıl, bizim cephede bir sonraki emre kadar konu kapandı. Doktorlarımız fakir vatandaşı neyin doğru olduğu konusunda doğru düzgün bilgilendirmek üzere seferberlik başlatmalı.

posted on 19 Kasım 2009 Perşembe 07:20:26 UTC  #    Yorumlar [2]
# 17 Kasım 2009 Salı

Boş gebelik konusu da hep yazmak isteyip fırsat bulamadıklarımdan. Ilgaz'dan önce hamile kalmaya çalışırken, silik bir ikinci çizgi ile doktorumu aramıştım. Muhtemelen daha erkendir, istersen kan testi yaptır, şu tarihe de randevu al demişti. Polikistik over sendromu yüzünden, test yaptırmaktan bezdiğim için beklemek daha işime gelmişti. Bir-iki gün sonra bir test daha yaptım, çizgi daha koyuydu, biraz daha havaya girdim.

Randevu tarihine 2-3 gün kala bir kanama başladı. Hemen acile gittik. Muayene eden doktor son adet tarihime göre kocaman bir gebelik kesesi olması gerekirken, benim rahmimin adet dönemi öncesi görünümünde olduğunu söyledi. Boş gebelik muhtemelen ama bir dış gebelik olmasın diye test yapalım dedi. İki gün ara ile yapılan kan testlerinde beta HCG seviyesinin hızla düşmekte olduğu görülünce dış gebelik olmadığına karar verildi.

Doktoruma göre olumsuz hiçbir şey yoktu. İstatistiki olarak gebeliklerin %50'si 12 haftadan önce kendiliğinden sonlanırmış ve çoğunlukla kadınlar, "yoğun bir adet dönemiydi" deyip geçer, farkına bile varmazlarmış. Bu bir anlamda bu hamile kalabildiğimin göstergesi olarak olumlu bile yorumlanabilirmiş.

Buna sevindim ama üzüldüm de tabi. Sonuçta havaya girmiştim. Ilgaz'a hamile kaldıktan sonra da, belli belirsiz bir kanamam olmuştu (impalantasyon kanaması). Acile giderken nasıl bir ruh durumunda olduğumu anlatamam. Bunun üzerine  haftalarca havaya girmemeye çalıştım. Doktorum bir gün, "bak sana beyaz dosya açtım, hamile dosyası, rahatla artık" dedi. Ancak ondan sonra rahatlayabildim.

Blogcu Anne boş gebelikle ilgili çok güzel bir yazı hazırlamış. Eline sağlık.

Bu arada hamile kalma, hamilelik, bebek bakımı ile ilgili sorularınızı Nurturia'daki tecrübeli annelerimize de sormayı ihmal etmeyin.

 

posted on 17 Kasım 2009 Salı 09:25:29 UTC  #    Yorumlar [3]