# 27 Ocak 2010 Çarşamba

Bugün üye olduğum bir mail grubunda bir arkadaşımız, çocuğunun yuvasına bir şey bırakmak için gittiğinde, mutfağında sigara içildiğini yakaladığını yazdı. AYDO'da öyle şey olmaz. Bu vesile ile bir kez daha Ilgaz'ın Ekimden beri devam ettiği AYDO çocukevinden söz etmek istedim. Böyle bir anaokulu bulabildiğimiz için çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum.

  • AYDO anadolu yakası için gayet merkezi bir yer olan E5'in dibinde merdivenköyde, Göztepe köprüsünden geçince, Halis Kurtça Kültür merkezinin olduğu sokakta. Çamlıca, Göztepe, Bostancı, Acıbadem gibi bir sürü semte ve minibüs yoluna çok yakın.
  • AYDO'nun iki kolay bulunmaz cevheri Atanur ve Aydanur Hanım kardeşler. Atanur Hanım Viyana Üniversitesinden mezun pedagog okulu yönetiyor.
  • Akademi ile pratiği birleştirmiş Atanur Hanım öğretmenlerini titizlikle seçip, çocuklara nasıl davranmaları gerektiği konusunda duruşlarından, ses tonlarına kadar yetiştiriyor. Bununla kalmayıp, ailelere de yardımcı oluyor. İstediğiniz sıklıkla danışma görüşmesi yapabiliyorsunuz. Sorunlara ürettiği çözümler ancak 20 yıllık okul yönetimi tecrübesi ve akademinin birleşimi ile elde edilebilir.
  • Okul AYDO ismini Aydanur Hanım'dan alıyor. Aydanur Hanım sürekli gencecik, pırıl pırıl öğretmenlerinin ve çocuklarının başında. Çocuklar uyurken onların yanında kitabını okuyor, Ilgaz Aydo teyzesinin hangi tür kitapları sevdiğini bize kitapçıda gösterebiliyor. O bizim kedimiz olduğu gibi Aydo teyzesinin de kedisi.
  • Kendisinin de 3 yaşında bir oğlu olan Banu öğretmen grup öğretmenleri, o da tüm gün tüm öğretmenler ve çocuklar ile birlikte, kendisinden de söz etmeden geçmemek lazım.
  • AYDO yıl sonu gösterisi yapmıyor. Bu tek başına Aydo'ya vermek için bir neden. Buradan çocuklar için doğru olduğunu düşündükleri şeyi uygulama konusundaki kararlılıklarını kestirebilirsiniz.
  • AYDO İstanbul'un ağır çalışma şartlarına uyumlu. Servis imkanı var. İdari izinlerde de çalışıyorlar. Akşam üzeri nöbetçi öğretmenleri bile gittikten sonra çocuklar Aydo ve Atanur teyzeleri ile oynayarak anne-babalarını bekliyorlar.

Hayatımın bu en yoğun döneminde, Ilgaz'ın AYDO'da emin ellerde olduğu iç rahatlığının, herkese kısmet olmasını dilerim. Domuz gribi korkularını bir kenara bırakıp artık çocuğunuzu sosyalleştime noktasına geldiyseniz, AYDO ile bir görüşün. AYDO ile ilgili daha birçok şey için:
AYDO'nun facebook grubu
AYDO'nun facebook hayran sayfası
Aydo mezunu çocuğu olan Ekmekçi Kız'un blogundaki yazı

posted on 27 Ocak 2010 Çarşamba 15:30:50 UTC  #    Yorumlar [5]

Psikoloji İstanbul, Nurturia üyelerinin "Olumlu Ebeveynlik Becerilerini" geliştirmeye yardımcı olmak üzere bir seminer düzenliyor (Anne-baba adayları da katılabilir). Seminer ücretsiz. Nurturia üyesiyseniz hemen kaydınızı yaptırın, dışarıdan katılıma kapalı ve 20 kişiyle sınırlı.
 
Seminer soru-cevaplarla tartışma ortamında olacak.

Olumlu Ebeveynlik Becerileri
Psk. Sevilay Kahveci ve Psk.Tolga Erdoğan
Tarih: 13 Şubat 2010 Cumartesi
Saat: 13:00-15:00
Yer: Psikoloji İstanbul Danışanlık Eğitim ve Araştırma Merkezi

Olumlu ebeveynlik, yanlış davranışları önlemek ve kendi kurallarınızı çocuğunuza en net ve anlaşılır şekilde öğretmek için ihtiyacınız olan yöntemleri sağlar. Bu workshop'ta olumlu iletişim yöntemlerini kullanmayı öğrenerek çocuğunuzun huzurlu bir ortamda yaratıcı gücünü geliştirme ve çocuğunuz için sağlıklı bir gelişim fırsatı bulacaksınız.

Psikoloji İstanbul Nurturia Grubu aracılığıyla da Psikoloji İstanbul'la temasa geçebilirsiniz.

posted on 27 Ocak 2010 Çarşamba 07:39:40 UTC  #    Yorumlar [8]
# 24 Ocak 2010 Pazar

Blogcu Anne'den Atta Çantası Mim'i gelmiş, kolaymış hemen yazayım dedim. Çantada bir şey yok.

Atta çantası dönemini kapandı. Öyle hazır duran bir çantamız yok artık. Akşam yemeğe dışarı çıktık, Gökhan arabanın buzlarını çözerken, sırt çantama Gökhan'ın cüzdanını, ev anahtarını, biz yemeğin üstüne kahve içersek de Ilgaz sıkılırsa diye bir ince kitap, bir takım kıyafet, bir de benim cep telefonumu koydum (toplam bir cüzdan, bir telefon). Ben bunları hazırlarken Ilgaz salondaki tüm koltukların minderlerini indirmiş tüm kitapları yerlere yaymış keyifle oynuyordu. Yeni topladığım odaya bomba atılmış gibi olmuştu, fazla oyalanmak istemedim, apar topar çıktım, ıslak mendili unutmuştum.

Tüm gün sokaklarda olma gibi uzun bir plan varsa, biraz kuru meyve, elma gibi yiyecekler, belki bir takım daha giysi, belki bir de ince battaniye alırım, peçete niyetine de bir rulo tuvalet kağıdı.

posted on 24 Ocak 2010 Pazar 20:33:16 UTC  #    Yorumlar [8]

Ilgaz 3 yaşında yaklaşırken üçüncü 2 yaş sendromumuzu aşmak üzereyiz. Umarım bu son olur. Nurturia'daki güncellemeler sayesinde bir sürü arkadaşımızın bu bataklığa düşmek üzere (mübalağa) olduğunu fark etmem beni bu vakit darlığında böyle zorlu bir konuyu yazmaya öncelik vermeye itiyor. Hem yazarken belki benim kafamda da oturur, böylece belki bu da bizim son 2 yaş sendromumuz olur?

2 Yaş Sendromu Nedir?

2 yaş sendromu, bebek arkadaşımız sizin bir uydunuz olmaktan çıkıp ayrı bir birey olma yolunda çabalarken çeşitli konularda size toslaması sonucu, sizin paniklemeniz, kontrolü elinizde tutma kaygılarınızla şefkat duygularınızın birbirine karışması, bunun sonucu olarak çocuğun da hala çok ihtiyaç duyduğu kontrolün sizin elinizde olduğunu hissedememesi (güvensizlik hissi) ile size garip gelen davranışlar göstermesi, sizin bu garip davranışları nasıl toparlayacağınızı bilememeniz sonucu bir öyle bir böyle davranmanız yüzünden çocuğun neler olacağını bilme (rutin) ihtiyacının karşılanamaması, bütün bunların sonucu olarak birlikte geçirilen kaliteli zamanların azalması bunun yerini yedirme, içirme, tuvalete götürme  (özbakım) gibi günlük işler geçirilen zamanların çekişmesinin alması, çocuğa yöneltilen olumsuz ifadelerin çoğalması, öncesinde çocuk beyninde kendisini alkış toplayan bir varlık olarak tanımladığı için bunların yerini kötü olanlar almasın diye sizi duymazdan gelmeye çalışması (pişkinlik) , sizin kendinizi daha da çaresiz hissetmeniz...

Çok açıklayıcı oldu değil mi? Araya başka yazıların da gireceği 2 yaş sendromuna bir giriş yapmak istedim sadece. Bir taahhüt olsun ve gerisini getireyim diye. Özetle, çocuklarda 2 yaş sendromu diye bir şey yoktur. Çocuğun büyümesine adapte olamayan ebeveynler vardır. 2 yaş sendromu bir ebeveyn sendromudur ve bence önlenebilir, geçirilebilir. Evet,lütfen geçsin artık.

Not: Lütfen 2 yaş sendromu ile ilgili yazılarınızı yorumlara yazın, ben de ekleyeyim yazıların linklerine.

posted on 24 Ocak 2010 Pazar 13:26:34 UTC  #    Yorumlar [9]
# 22 Ocak 2010 Cuma

Aranızda izleyenler vardır, BBC'nin televizyon ve obezite ilişkisi üzerine bir belgeseli vardı. Televizyon izlediğimiz zamanlarda bir kanalda rastlamıştık.

Yemeklerin televizyon karşısında yenildiğinde tokluk hissinin gelmediği için daha fazla yemek yenilerek obezite riskinin sağlam şekilde arttığını ortaya koyan araştırmaları sunuyordu belgesel. Bir masada sakin sakin 2 dilim pizzayla doyan ergenlik çağındaki kızımız, annesi ile birlikte televizyonun karşısında aynı büyüklükteki pizzanın tamamını yiyiveriyordu bu belgeselde.

Bu akşam bu deneyi Ilgaz üzerinde yaptım, onayladım, TV kesinlikle obezite riskini arttırıyor.

Ilgaz normal kiloda bir çocuktur, hiç tombiş olmadı. En son kontrolünde doktoru göbeğine iltifat ederek, "oo yemeklerimizi güzel yiyoruz" şeklinde Ilgaz'a, kilosunun da yaşına ve boyuna göre çok iyi olduğunu bize ayrı ayrı belirtmişti. Yani fazlası da, eksiği de yoktur. Demek ki Ilgaz bu yediğinden fazla yese şişmanlayacak öyle değil mi? Ilgaz genel olarak akşam yemeklerinde fazla bir şey yemez. Bazen bir yemeği çok beğenir, çok da aç olur, oturur yer, bu durumları ayrı tutuyorum. Ama iki çeşit yemeğin ikisini de bitirecek kadar uzun süre sabredip sofrada oturamaz zaten. Oturduğu süre boyunca da genelde çöplenme şeklinde yer, biraz yemekten yer, salatanın suyunu içer, içinden bir şeyler seçer yer, öbür yemekten isteyip ondan biraz yer, birkaç kaşık yoğurt atar ağzına, hani rakı sofrasındaki mezelerden yer gibi.

Bu aralar "değişiklikler" çok hoşuna gidiyor. O gün her zamankinden farklı ayakkabı giymek gibi. Ben de artık büyüdü, bir "değişiklik" yapalım, DVD izlerken birlikte yemek yiyelim dedim. Bugün Aydo'yla tiyatroya gittiler ve öğlen uykusu uyuyamadı. Böyle günlerde akşam yemekleri pek eğlenceli geçmiyor. Televizyonun karşısına çilingir sofrasını kurdum ve Susam Sokağı DVD'sini açtım.

Ilgaz benim hayret dolu bakışlarımı da fark etmeden, kaşık kaşık çorbasını bitirdi, kasenin dibini sıyırdı. Sonra patates yemeğine geçti, kıymalarını falan da seçmeden tıkır tıkır hepsini yiyordu ki, DVD bitiverdi. Kalktı televizyonu kapattı ve tabaktaki yemeği bitirmedi. Tabakta az patates kalmıştı, eminim DVD bitmemiş olsaydı kalanını da yemiş olacaktı.

Hipnotize olarak yemiş olamaz, çünkü yemeğini kendisi yedi, ben ağzına yedirmedim. Yemeğin tadını mutlaka beğendi, beğenmediği yemeği yemeyecektir. Ama resmen doyduğunu anlayamadı işte. Ilgaz hayatında ilk kez bir şey izleyerek yemek yemiş oldu. Bu değişikliği pek sık yapmayacağız gibi duruyor.

Eğer sizin de veremediğiniz doğum kilolarınız ve televizyon karşısında yeme alışkanlığınız varsa, acil bırakmanızı öneririm. Güzel bir müzik eşliğinde mütevazi bir sofra gibisi yok, döke saça yiyen, sandalyeye inip çıkıp sizi huzursuz eden bir minik arkadaş eşlik etse bile.

posted on 22 Ocak 2010 Cuma 21:00:58 UTC  #    Yorumlar [6]
# 19 Ocak 2010 Salı

Yeni eve taşınınca, Ilgaz'ın odasına yeni bir kanepe ihtiyacı doğdu. Çocukla birlikte oturup kitap okuyabilmek, yanına oturtup giydirebilmek, kabus gördüğünde onun düzenini bozmadan odasında kıvrılıp uyuyabilmek için çocuk odasında kanepe çok kullanışlı oluyor.

Hem ekonomik hem de ufak olduğu için Ikea'daki Klobo kanepeyi seçtik, Ilgaz'ın kanepesi olarak. Ama Ikea'daki kanepelerin çoğunun tersine Klobo'nun kılıfı çıkartılıp yıkanmıyor. Ben de hem yıkanabilmesi için hem de odasına renk katabilmek için kılıf diktirmeye karar verdim. Benim niyetim, kumaşları alıp, evde annemle birlikte biçip teyelleyip terziye sadece dikişlerini çektirmekti. Ama annem ölçü alarak terzide diktirebileceğini iddia etti. Ben de yapma etme, oturtamazlar dedimse de gitmiş terziyle konuşmuş, terzi yaparım demiş, aralarında anlaşmışlar. Ölçüleri koltuğun kurulum talimatındaki resminin üzerine almış. Ortaya gayet başarılı bir sonuç çıktı. Aylardır yeni yıkanmış ütülenmişken bir fotoğraf çekeyim diye beklettikten sonra en sonunda olduğu haliyle yayınlamaya karar verdim.

Kumaşlar da Ikea. Aşağıdaki fotoğrafı Ilgaz çekti (konu mankeni ünlü kedimiz Sabri):

Sonra kanepeyi ters çevirerek arkasındaki iki yandaki cırtlı bölümü göstermek istedim. Gökhan'a arkasını çevirelim dedim. Ilgaz, "ben çevireceğim, ben çevireceğim" diye koştu. Aşağıdaki tablo ortaya çıktı:

Bu da cırtlı bölüm:

Bunlar da annemin aldığı, terzinin başarıyla diktiği ölçüler, diktirmek isterseniz:

posted on 19 Ocak 2010 Salı 14:35:41 UTC  #    Yorumlar [13]