# 30 Ocak 2010 Cumartesi

Olayın siyasi boyutuna girmeden yazmaya çalıştım bu yazıyı.

Hepimiz basından takip ediyoruz, Tekel işçileri özlük haklarına kavuşmak istedikleri için başlattıkları eylemi, 47 gündür sürdürüyor. Gece gündüz Ankara'nın soğuğunda eylemlerine büyük bir sabırla devam ediyorlar. Türkiye'de uzun zamandır direnişin bu kadar uzun sürdürüldüğü bir işçi eylemi olmamıştı sanırım.

Günler geçtikçe eyleme katılanların özel hayatları da evlerimize dahil oluyor, insanın içini burkuyor. Hele bir tanesi var ki dayanabilmek gerçekten olanaklı değil. Türk-İş Genel Merkezi önünde süren eyleme katılan Hüseyin Arslan, talasemi (Akdeniz anemisi) hastası olan kızını kaybetti, cenazesini Batman'da defnetti ve Ankara'ya eylemine kaldığı yerden devam etmek için geri döndü. Kendisine büyük bir saygı duyuyorum, aynı şeyi kendim yapabilir miydim bilmiyorum. Gazetelerdeki fotoğraflarına bakıyorum, gözlerde büyük bir acı, ama onurlu duruş sürüyor.

Ne yazık ki Arslan ailesi maddi olanaksızlıklar yüzünden oğulları Osman'ı da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Tekel işçileri Osman Arslan'ı yaşatmak için kampanya başlattı. Yardım etmek isteyenler bağışlarını Vakıfbank'ın Batman şubesinde açılan ''00158007282394151'' no'lu hesaba yatırabiliyor.

posted on 30 Ocak 2010 Cumartesi 19:38:06 UTC  #    Yorumlar [1]
# 29 Ocak 2010 Cuma

Ilgaz bugün itibariyle kendi başına mouse kullanabilir hale geldi. Ben de epeydir yazmak istediğim bilgisayar ve televizyon karşılaştırmasını yapmanın zamanı geldi dedim. Eğitimlerde, kitaplarda, hatta sorularda televizyon ve bilgisayar hep aynı konu başlığında değerlendiriliyor. Oysa bana göre televizyon ve bilgisayar çok farklı iki şey.

Televizyon ve Bilgisayarın Benzer Yönleri:

  1. İkisinin de ekranları var. En temel benzerlikleri bu sanırım. Gündelik hayatımızda ufak gösterge ekranları dışında ekran kullanımı yaygın olan bir tek cep telefonları geliyor aklıma.
  2. İkisi de hareketsiz aktiviteler, kitap okumak gibi (Nintendo Wii sayılmaz).
  3. İkisi de kapalı ortamlarda kullanılıyor (Yazın balkona küçük televizyonu çıkartıp izlemek, parkta laptop'la oynamak sayılmaz), evde resim yapmak gibi.
  4. İkisi de elektrikle çalışıyor ve belirli bir seviyede radyasyon yayıyorlar, mikrodalga fırın ve elektrikli ısıtıcılar gibi.
  5. İkisine de başlayınca bırakmak zor.

Televizyon ve Bilgisayarın Farklı Yönleri:

  1. Televizyonun bir kumandası vardır. Bundan sesini kısıp açmayı ve kanal değiştirmeyi öğrenirsiniz. Bilgisayar kullanmayı öğrenmek hiçbir zaman bitmez. Sürekli karşınıza yeni programlar çıkar, işletim sistemleri yenilenir, sürümler değişir, sizin becerileriniz de onunla birlikte gelişir. Bilgisayar kullanmak bana göre aynı enstrüman çalmak gibi, fazladan bir dil konuşmak gibi beyinde kendine özgü prosesleri olan bir beceridir. Bence ne kadar erken tanışılırsa beyinde oluşturulacak prosesler açısından o kadar iyi olur. Televizyon bir şey değildir. Çocuğunuz ilk kez 60 yaşında televizyonla karşılaşsa, özel bir şey yapmasına gerek olmadan, zorlanmadan oturup izleyebilir.
  2. Televizyon tek yönlüdür. Size bir şeyler sunarlar, en fazla aralarında seçim yaparsınız. Bilgisayar bir dünyadır. Hele de sosyal web'in gelişimi ile bazen gerçek hayattan daha fazla ve daha hızlı interaktif ve sosyal olabilirsiniz.
  3. Televizyon düşüş trendindeki bir teknolojidir, dijitalleşme çabasında olsa bile, medya ve telekomünikasyon gibi tekel (hadi bilemediniz 5-10 el olsun) sektörlerin elinde olduğundan gerçek anlamda kişiselleştirilmesi ve sosyalleşmesi güçtür. Bilgisayar keşfinden itibaren aynı elektrik gibi her geçen gün biraz daha fazla işe yarar hale gelmektedir, hayatımıza yerleşmektedir, yükselen teknolojidir.
  4. Televizyon televizyondur. Bilgisayar para çekme makinesidir, yol bulma cihazıdır, hırsızlara karşı güvenlik önlemidir, tanı koyma aletidir...
  5. Televizyonda size sunulanlar her geçen gün çoğalmaktadır. Bilgisayarda (internette desek daha doğru olur) sizin sunabildikleriniz her geçen gün çoğalmaktadır.
  6. Televizyon eşinize dostunuza ulaşma bakımından en fazla düğün TV olabilir. Bilgisayar Gmail'dir, MSN'dir, Skype'tır, facebook'tur, twitter'dır ve hatta Nurturia'dır. Amerika'daki amca oğlu, ortaokuldan arkadaşınız, anneannenizdir (biz konuşuyuruz vallahi İzmir'deki anneannemle, dayımlar sağolsun).
  7. Televizyonda arama yoluyla bulabileceğiniz şey kaliteli şansınız yaverse bir BBC belgeselidir. Bilgisayarda arama yoluyla benim gibi wikipedi doktoru olabilirsiniz :P .

3 yaşındaki bir çocuğun bilgisayar karşısında geçireceği vakit elbette kısıtlanmalıdır ama televizyonla aynı klasmanda değerlendirilmemesi gerekir.

posted on 29 Ocak 2010 Cuma 12:14:59 UTC  #    Yorumlar [5]
# 27 Ocak 2010 Çarşamba

Bugün üye olduğum bir mail grubunda bir arkadaşımız, çocuğunun yuvasına bir şey bırakmak için gittiğinde, mutfağında sigara içildiğini yakaladığını yazdı. AYDO'da öyle şey olmaz. Bu vesile ile bir kez daha Ilgaz'ın Ekimden beri devam ettiği AYDO çocukevinden söz etmek istedim. Böyle bir anaokulu bulabildiğimiz için çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum.

  • AYDO anadolu yakası için gayet merkezi bir yer olan E5'in dibinde merdivenköyde, Göztepe köprüsünden geçince, Halis Kurtça Kültür merkezinin olduğu sokakta. Çamlıca, Göztepe, Bostancı, Acıbadem gibi bir sürü semte ve minibüs yoluna çok yakın.
  • AYDO'nun iki kolay bulunmaz cevheri Atanur ve Aydanur Hanım kardeşler. Atanur Hanım Viyana Üniversitesinden mezun pedagog okulu yönetiyor.
  • Akademi ile pratiği birleştirmiş Atanur Hanım öğretmenlerini titizlikle seçip, çocuklara nasıl davranmaları gerektiği konusunda duruşlarından, ses tonlarına kadar yetiştiriyor. Bununla kalmayıp, ailelere de yardımcı oluyor. İstediğiniz sıklıkla danışma görüşmesi yapabiliyorsunuz. Sorunlara ürettiği çözümler ancak 20 yıllık okul yönetimi tecrübesi ve akademinin birleşimi ile elde edilebilir.
  • Okul AYDO ismini Aydanur Hanım'dan alıyor. Aydanur Hanım sürekli gencecik, pırıl pırıl öğretmenlerinin ve çocuklarının başında. Çocuklar uyurken onların yanında kitabını okuyor, Ilgaz Aydo teyzesinin hangi tür kitapları sevdiğini bize kitapçıda gösterebiliyor. O bizim kedimiz olduğu gibi Aydo teyzesinin de kedisi.
  • Kendisinin de 3 yaşında bir oğlu olan Banu öğretmen grup öğretmenleri, o da tüm gün tüm öğretmenler ve çocuklar ile birlikte, kendisinden de söz etmeden geçmemek lazım.
  • AYDO yıl sonu gösterisi yapmıyor. Bu tek başına Aydo'ya vermek için bir neden. Buradan çocuklar için doğru olduğunu düşündükleri şeyi uygulama konusundaki kararlılıklarını kestirebilirsiniz.
  • AYDO İstanbul'un ağır çalışma şartlarına uyumlu. Servis imkanı var. İdari izinlerde de çalışıyorlar. Akşam üzeri nöbetçi öğretmenleri bile gittikten sonra çocuklar Aydo ve Atanur teyzeleri ile oynayarak anne-babalarını bekliyorlar.

Hayatımın bu en yoğun döneminde, Ilgaz'ın AYDO'da emin ellerde olduğu iç rahatlığının, herkese kısmet olmasını dilerim. Domuz gribi korkularını bir kenara bırakıp artık çocuğunuzu sosyalleştime noktasına geldiyseniz, AYDO ile bir görüşün. AYDO ile ilgili daha birçok şey için:
AYDO'nun facebook grubu
AYDO'nun facebook hayran sayfası
Aydo mezunu çocuğu olan Ekmekçi Kız'un blogundaki yazı

posted on 27 Ocak 2010 Çarşamba 15:30:50 UTC  #    Yorumlar [5]

Psikoloji İstanbul, Nurturia üyelerinin "Olumlu Ebeveynlik Becerilerini" geliştirmeye yardımcı olmak üzere bir seminer düzenliyor (Anne-baba adayları da katılabilir). Seminer ücretsiz. Nurturia üyesiyseniz hemen kaydınızı yaptırın, dışarıdan katılıma kapalı ve 20 kişiyle sınırlı.
 
Seminer soru-cevaplarla tartışma ortamında olacak.

Olumlu Ebeveynlik Becerileri
Psk. Sevilay Kahveci ve Psk.Tolga Erdoğan
Tarih: 13 Şubat 2010 Cumartesi
Saat: 13:00-15:00
Yer: Psikoloji İstanbul Danışanlık Eğitim ve Araştırma Merkezi

Olumlu ebeveynlik, yanlış davranışları önlemek ve kendi kurallarınızı çocuğunuza en net ve anlaşılır şekilde öğretmek için ihtiyacınız olan yöntemleri sağlar. Bu workshop'ta olumlu iletişim yöntemlerini kullanmayı öğrenerek çocuğunuzun huzurlu bir ortamda yaratıcı gücünü geliştirme ve çocuğunuz için sağlıklı bir gelişim fırsatı bulacaksınız.

Psikoloji İstanbul Nurturia Grubu aracılığıyla da Psikoloji İstanbul'la temasa geçebilirsiniz.

posted on 27 Ocak 2010 Çarşamba 07:39:40 UTC  #    Yorumlar [8]
# 24 Ocak 2010 Pazar

Blogcu Anne'den Atta Çantası Mim'i gelmiş, kolaymış hemen yazayım dedim. Çantada bir şey yok.

Atta çantası dönemini kapandı. Öyle hazır duran bir çantamız yok artık. Akşam yemeğe dışarı çıktık, Gökhan arabanın buzlarını çözerken, sırt çantama Gökhan'ın cüzdanını, ev anahtarını, biz yemeğin üstüne kahve içersek de Ilgaz sıkılırsa diye bir ince kitap, bir takım kıyafet, bir de benim cep telefonumu koydum (toplam bir cüzdan, bir telefon). Ben bunları hazırlarken Ilgaz salondaki tüm koltukların minderlerini indirmiş tüm kitapları yerlere yaymış keyifle oynuyordu. Yeni topladığım odaya bomba atılmış gibi olmuştu, fazla oyalanmak istemedim, apar topar çıktım, ıslak mendili unutmuştum.

Tüm gün sokaklarda olma gibi uzun bir plan varsa, biraz kuru meyve, elma gibi yiyecekler, belki bir takım daha giysi, belki bir de ince battaniye alırım, peçete niyetine de bir rulo tuvalet kağıdı.

posted on 24 Ocak 2010 Pazar 20:33:16 UTC  #    Yorumlar [8]

Ilgaz 3 yaşında yaklaşırken üçüncü 2 yaş sendromumuzu aşmak üzereyiz. Umarım bu son olur. Nurturia'daki güncellemeler sayesinde bir sürü arkadaşımızın bu bataklığa düşmek üzere (mübalağa) olduğunu fark etmem beni bu vakit darlığında böyle zorlu bir konuyu yazmaya öncelik vermeye itiyor. Hem yazarken belki benim kafamda da oturur, böylece belki bu da bizim son 2 yaş sendromumuz olur?

2 Yaş Sendromu Nedir?

2 yaş sendromu, bebek arkadaşımız sizin bir uydunuz olmaktan çıkıp ayrı bir birey olma yolunda çabalarken çeşitli konularda size toslaması sonucu, sizin paniklemeniz, kontrolü elinizde tutma kaygılarınızla şefkat duygularınızın birbirine karışması, bunun sonucu olarak çocuğun da hala çok ihtiyaç duyduğu kontrolün sizin elinizde olduğunu hissedememesi (güvensizlik hissi) ile size garip gelen davranışlar göstermesi, sizin bu garip davranışları nasıl toparlayacağınızı bilememeniz sonucu bir öyle bir böyle davranmanız yüzünden çocuğun neler olacağını bilme (rutin) ihtiyacının karşılanamaması, bütün bunların sonucu olarak birlikte geçirilen kaliteli zamanların azalması bunun yerini yedirme, içirme, tuvalete götürme  (özbakım) gibi günlük işler geçirilen zamanların çekişmesinin alması, çocuğa yöneltilen olumsuz ifadelerin çoğalması, öncesinde çocuk beyninde kendisini alkış toplayan bir varlık olarak tanımladığı için bunların yerini kötü olanlar almasın diye sizi duymazdan gelmeye çalışması (pişkinlik) , sizin kendinizi daha da çaresiz hissetmeniz...

Çok açıklayıcı oldu değil mi? Araya başka yazıların da gireceği 2 yaş sendromuna bir giriş yapmak istedim sadece. Bir taahhüt olsun ve gerisini getireyim diye. Özetle, çocuklarda 2 yaş sendromu diye bir şey yoktur. Çocuğun büyümesine adapte olamayan ebeveynler vardır. 2 yaş sendromu bir ebeveyn sendromudur ve bence önlenebilir, geçirilebilir. Evet,lütfen geçsin artık.

Not: Lütfen 2 yaş sendromu ile ilgili yazılarınızı yorumlara yazın, ben de ekleyeyim yazıların linklerine.

posted on 24 Ocak 2010 Pazar 13:26:34 UTC  #    Yorumlar [9]