# 07 Şubat 2010 Pazar

Çocuğun 2 yaş döneminde bireyselleşip, benmerkezcilleşmesinden kaynaklı 2 yaş sendromu denilen değişimler:

  • Her şeye "benim" demesi, paylaşmaması
  • Her şeyi "ben" yapacağım demesi
  • Sınırları daha fazla zorlaması, sizi daha az dinlemesi

Bir de aslında her yaş döneminde görülebilen ve belki 2 yaş döneminde sadece daha kolay ortaya çıkabilen bazı durumlar var:

  • Başka çocukları ya da büyükleri ısırması, onlara vurması (en çok eşya paylaşımı sırasında yaşandığından, paylaşma sorunu ile karışabiliyor)
  • Çeşitli vesilelerle sorun çıkarması, özellikle özbakım dedikleri, anne-babanın önemsediği konularda. Üstünü giymeme, yemeğini yememe, tuvaletini söylememe ya da götürmek istediğinizde gitmeme.
  • Genel halinin hasta ya da uykusuz dönemlerde olduğu gibi olması huysuzluk yapması.
  • Her şeye itiraz etmesi, örneğin sizden henüz istememiş olduğu bir şey için bile "bu bardağı istememiştim" şeklinde içli içli ağlaması.
  • Duymazdan gelmesi, sizi umursamıyor gözükmesi.

Özellikle hayatınızda fazladan strese yol açan bir takım gelişmeler yaşanıyorsa hemen 2 yaş sendromu deyip geçmeyin. Hayatınızı ve davranışlarınızı etkileyen faktörleri, çocuğunuzun davranışlarını ve sizin ona karşı tutumunuzu gözden geçirin.

"2 yaş sendromu bu mu acaba?" diye düşündüğümüz ilk iki sıkıntılı dönemini ufak tefek tavır değişiklikleriyle "kolay geçirdik" şeklinde atlatmıştık. İlki 20 ay civarında, ikincisi tam yaş günü dönemindeydi. Sonuncu ve esaslı sendromumuz şöyle ortaya çıktı:

Taşınma aslında onu değil bizi etkilemişti
Taşınmadan önce Ilgaz bir okulda oyun grubuna giderdi. Yatılı bakıcımız vardı. Akşam işten dönünce Ilgaz yatana kadar onunla meşguldük. Hafta sonları Gökhan'ın zaman zaman çalışması gerekse de Ilgaz odaklı yaşar, bir yere gitmemiz gerekiyorsa onu da paket gibi her yere taşırdık. Taşınmadan yaklaşık 1 ay önce tuvalet eğitimine başladık (taşınmanın daha geç ve aynı semt içinde olmasını planlıyorduk). Son bir-iki hafta kazalar azalmıştı. Taşınma öncesi biraz ani şekilde yatılı bakıcımızla yolları ayırdık.

Taşınma sonrası 2 ay kadar babannesi ve dedesi baktı. Bu sürede anaokuluna gitmedi. İlk taşındığımızda çişini söylemeyi bıraktı, sonra biz sadece ıslattıklarını değiştirip, konunun takibini yapmayı bıraktık ve 2-3 gün içinde yeniden söylemeye başladı. Yoğun bir şekilde uğraştığımız projemizin açılışını hızlandırmaya çalışıyorduk bir yandan. Gökhan hafta sonları bölünmeden çalışabilmek için evden uzaklaşıyordu. Taşınmadan sonra haftalarca alışveriş ve yerleşme ile uğraştık. Ilgaz bir gün "tatilde İkea'ya mı gideceğiz anne" diye sordu.

Uzun görüşmeler sonrası bulduğumuz okul taşınıyordu
Ben öğle aralarında bölgedeki yuvaları geziyordum. Bir yuvada karar kıldık. Ilgaz'ı başlattık. Sabah babası bırakıyordu okula, yolunun üstündeydi, akşam benim çıkış saatimde servis getiriyordu. İkimiz de fiziksel ve zihinsel olarak oldukça yorgunduk. Gökhan hafta sonları evde yokken Ilgaz'la tek başıma ilgilenmek, alışveriş ve evle ilgili her şeyi halletmek zordu. Ilgaz'a karşı daha sabırsızdım. Okula ilk başladığında çiş kazaları oldu. Okuldan normal olduğunu söylüyorlardı. Sonra bir kaka kazası oldu. Ben bunun normal olmadığını düşündüm çünkü Ilgaz kakasını 18 aylıktan beri çok doğal bir şekilde tuvalete yapıyordu. Okuldan görüşme için randevu istedim. Biz görüşmeyi ayarlayana kadar kaza durumu ortadan kalktı (belki de sadece daha sıkı takip ediyorlardı). Okula başlayalı 1,5 ay olmuştu. Genel durumu görüşmek için randevu istediğimde biz de sizi arayacaktık dediler. Meğer okulun taşınma durumu ortaya çıkmış, yakında başka bir okul tutulmuş, bunu görüşeceklermiş. İster çekmeköydeki şubemizde, ister yeni okulda devam edin, bulunduğumuz okula dönme ihtimalimiz de var dediler. Gökhan da ben de beynimizden vurulmuşa dönmüştük. Neyseki okul seçerken görüştüğümüz ve iyi referans aldığımız bir okul daha vardı. Seçim yapmakta da zorlanmıştık başta. Bu okulu özellikle konumu ve kocaman bahçesi için tercih etmiştik. Bu avantaj ortadan kalkarsa taşınma gibi bir telaş içinde olmayan diğer okula geçirmek çok daha uygun olacaktı.

Yeni okulu ve tekrarlayan tuvalet kazaları
Ilgaz yeni okuluna başladı. İlk 2-3 hafta okulda her şey yolunda görünüyordu, sanki bu değişiklik daha iyi olmuştu. Islak çamaşır sayısı çoktu ama yeni ortam, bozulması normal, düzelir diye düşünüyorduk. Sonra bir gün okul yöneticisi telefonda, "yalnız çişini sorulmadan söylemiyor" dedi. Kaka kazası da olunca görüşmeye gittik. Bize bu tür durumların çocuğun duygusal sıkıntılarından kaynaklandığını söyledi (kendisi pedagog). Evde bir sorun tetiklermiş. Ben taşınma sonrası yaşadığımızı ve nasıl çözdüğümüzü anlattım. Ilgaz'ın genel olarak iyi olmakla birlikte, bazen hırçın davranabildiğini ve zaman zaman düşünceli olduğunu söyledi. Tüm bu değişiklikler olsa bile, Ilgaz'ın tuvalet eğitimi almış bir çocuk olduğunu, bu yüzden tuvalet konusunun vurgulanmaması gerektiğini, çişini uzun süre tutmasının uygun olmadığı için takip edilmesi gerektiğini söyledi. "Projenizden yoğunluğunuzdan kaynaklı olabilir, sorun ortadan kalkınca, çişini yeniden söylemeye başlar, altında yatan sorunu bulun" dedi. 

Ilgaz'ımıza ne oldu?
Ilgaz'la ilgili bir sorun vardı. Bu iyi verilememiş bir tuvalet eğitimi sorunu değil de, çocuğun mutsuz ve stresli olduğunun göstergesi ise çok önemli bir sorundu. Bu gerçek anlamda ilk kez başımıza geliyordu. Daha önceki okullarda da, bakıcımızın gözünde de Ilgaz, "her şeye süper hızlı adapte olan, neşeli, uslu, sorun çıkarmayan" bir "minik adam" dı (bir önceki okuldan kendi telaşları da işin içine girince yeterli bilgi akmadı belki diye düşünüyorum). Şimdi uslu oğlumuz tanımadığımız çocukların, insanların yanında okula sorunlu bir çocuk olarak başlamıştı. Biz o ana kadar bu tür durumların, ya ciddi sorunlardan, ya da ebeveynlerin yanlış davranışlarından ortaya çıktığını düşünürdük (hala da öyle düşünüyoruz).  Bizim moral bozukluğumuzla Ilgaz'ın genel tutumu da hızla bozuldu. Artık hafta içi birlikte oynamaya bile vakit kalmıyordu. Çıkardığı zorluklarla ancak günlük bakımını halledebiliyorduk. Bu yazdıklarımı o zaman bu bilinçle farkında değildik.

Işıldayan Anne-Babalar
Kaka kazaları sıklaştı. Sanırım internette alt ıslatma ve tuvalet eğitimi ile ilgili tüm türkçe ve ingilizce içeriği okudum. Ertesi gün doğum öncesi eğitimlerimizden beri tanıdığımız bir pedagoga gittik. Pedagoga yukarıdakileri okul yöneticisinin görüşü ile birlikte anlattık. O da bize bir başarı çizelgesi önerdi. Sadece evdeki zamanlar için Ilgaz'ın tüm gün yaptığı olumlu şeyler için çıkartmalar verecektik. Önerisi benim internette bulabildiklerimle örtüşüyordu. Ilgaz da çıkartmalara bayılırdı. Hepimiz moralimiz iyi bir şekilde oradan çıktık. Hemen çıkartmaları ayarlayıp ne yapacağımızı ona anlattık. İlk gün çok iyiydi, 2-3 kez çişini söyledi. Akşama doğru söylediği halde yetişemedi, buna çok morali bozuldu. Hafta sonunun kalanında kelimenin tam anlamıyla dağıttı. Hırçınlıkları devam ediyordu. Akşam okuldan almaya gittiğimde o gün kakasını yapmış olduğuyla ilgili olarak görüşürken kendimi önceki gece çok alkol almış ve ayılamamış gibi hissediyordum. Uzun bir konuşmanın özeti, "bırakın bu işleri, çocuğun derdini bulun" dedi. Bir de anne-baba olarak bizim "ışıldamamızdan" söz etti. Bu sorunlardan önceki halimi ve sonraki halimi düşündüm. Eskiden parlak bir yıldızsam, en son sönmüş volkan gibiydim. İşin kötüsü altında yatan en önemli neden de, "Ilgaz'ın bizim yüzümüzden mutsuz olduğu düşüncesi" gibi duruyordu. O akşam ben okul yöneticisiyle konuşurken Ilgaz da okuldan en son ayrılan ve o gün kakasını yaptığını gayet iyi bilen bir çocuk olarak dağılmış görünüyordu. Muhtemelen o da benim için aynı şeyi düşünüyordu. O akşam sonuncu 2 yaş sendromumuzun dip noktasıydı.

Gökhan'la kendi davranışlarımızı gözden geçirmeye başladık. Hem kendimize, hem birbirimize karşı çok ağır konuştuk. Bünyeyi suçluluk duygusu sardı (çocuğuna karşı duyulan suçluluk duygusundan daha ağır bir duygu yok sanırım, büyük konuşmayayım). Çocuğa karşı davranışlarımız hiç uygun değildi. Kendimizi çok zorlamaya, otomatik tepkilerimizi sorgulamaya ve değiştirmeye çalışmaya başladık.

Bir dönem fazladan ilgiye ihtiyaç duyması sonucu, Ilgaz bir süre uygunsuz davranmıştı. Bizim anne-baba davranışlarımız Ilgaz uygun davranışlar gösterdiği zamanlarda çok uygunken, uygunsuz davrandığı zamanlarda hangi davranışın uygun olduğunu bilmiyorduk. Buna bir de kontrolünü kaybetmenin paniği eklenince işler iyice beter olmuştu.

Okuyanları strese sokmamak için son durumu özetlemem gerekirse, çişini artık okulda da evde de takip etmeyi bıraktık. Kaka kazası olmadı uzun zamandır. Çişini eğer bir işe çok konsantre olduysa, ya da akşama doğru yoruldukça geciktiriyor. Bu da zamanla azalacak diye düşünüyorum ve dert etmek istemiyorum. Çünkü zaten baştan dert etmemeyi başarabilseydim, çıkış yolunu görebilseydim böyle olmayacaktı. Son durumda biz oğlumla artık çok güzel vakit geçirebiliyoruz, bu sorunların öncesindeki durumumuzdan daha iyi iletişim kurabiliyoruz. Hala gün içinde babasından ya da benden ekstra ilgi bekler gözüktüğünde ya da bir şey için mızırdandığında hafif stres hissedip, bir an önce daha az yoğun bir hayata kavuşmak için alternatif yollar düşünürken buluyorum kendimi. Ya da birbirimizin davranışlarını eleştiriyoruz o yattıktan sonra. Okulla görüşmelere devam ediyoruz.

Sizi daha fazla hikayeyle boğmamak için takip eden yazılarda hem kendi öz-eleştirilerimiz, hem de okul yöneticisinin yönlendirmeleriyle iyileşme döneminde öğrendiklerimizi kronolojik sıraya sokmadan yazacağım. Çocuğun çeşitli davranışlarının farklı anlamları, demokratik, ödül-ceza, molalar gibi farklı disiplin yaklaşımlarının pratikte sorun çıkartan yanları, yoğun zamanlara dair öneriler, tuvalet eğitimi ve alt ıslatma ile ilgili görüşlerim gibi konuları elimden geldiğince kısa ve derli toplu paylaşmaya çalışacağım bu kategori altında.

Önerilerinizi ve tecrübelerinizi yorum ve yazılarınızda bekliyorum.

Hatırlatma: Doktor, pedagog değilim. 2 yaş sendromu ya da çocuk disiplini üzerine uzun araştırmalar yapmadım. Yazdıklarım tamamen kişisel görüşlerim ve tecrübelerimden ibarettir. Farklı sorunlarda farklı yaklaşımlar gerekebilir.

posted on 07 Şubat 2010 Pazar 14:27:04 UTC  #    Yorumlar [14]
# 04 Şubat 2010 Perşembe

Şuna bakın hele,  bu bebeler 10 dakika içinde parçalarına ayıracaklar!

posted on 04 Şubat 2010 Perşembe 15:27:16 UTC  #    Yorumlar [6]
# 03 Şubat 2010 Çarşamba

Çocuklarda reddedilmenin IQ'yu düşürdüğünü ortaya koyan bir araştırma ile ilgili yazmıştım: Çocuklarda reddedilmek IQ'yu düşürüyor

Yeni bir araştırma ile çocuklarının yaşıtları tarafından reddedilebiliyor olabileceği ortaya konmuş. Reddedilen çocuklar, karşılarındaki kişilerin sözsüz ifadelerini (mimik, vücut dili gibi) okumakta zorlanıyor ya da okuyabilseler bile bunlara uygun şekilde tepki veremiyorlarmış.

"İnsanların bir numaralı ihtiyacı diğer insanlar tarafından beğenilmektir,"  "Fakat çocuklarımız kendi mahallelerinde birer yabancı gibiler." Toplum içinde nasıl davranmak gerektiğini anlamıyorlar ve hataları genellikle bilinçli değil," demiş Richard Lavoie isimli çocuk sosyal davranış uzmanı.

Çocuklar uygunsuz davranış gösterdiğinde onları azarlamak yerine, aynı hijyen ya da benzer konulardaki yaklaşımımızla eğitici olmamız öneriliyor.

Araştırmada incelenen sosyal sorunlu çocukların en az bir sözsüz iletişim alanında sorunları olduğu görülmüş: sözsüz ifadeleri okuyabilme, bunların sosyal anlamlarını anlayabilme ve bir anlaşmazlığın çözümü için alternatif çözümler üretebilme.

 

Makalenin tamamını (ingilizce) buradan okuyabilirsiniz: http://www.livescience.com/culture/children-social-rejection-100202.html

Makaleyi bahsi geçen uzman Lavoie'nin bir kitabından önerilerle bitirmişler. Bu önerilerin çocukta öğrenme güçlüğü olup olmadığına bakılmaksızın yararlı olacağını belirtmişler ( "It's So Much Work to Be Your Friend: Helping the Child with Learning Disabilities Find Social Success", Arkadaşın olmak zor iş: Öğrenme güçlüğü olan çocukların sosyal başarıyı yakalamaları için yardımcı olmak (Touchstone, 2006) )

  1. Çocuğa ne olduğunu sorun ve onu yargılamadan dinleyin.

  2. Çocuktan kendi hatasını bulmasını isteyin (Çocuklar genelde birinin sinirlendiğini anlarlar, ama buna kendilerinin yol açtıklarını anlayamayabilirler) .

  3. Çocuğun kaçırdığı işareti anlamasına yardım edin. "Emma senin sıranı alsaydı ne hissederdin?". "Yapmalısın" yerine "yapabilirdin" dilini kullanarak seçenekleri öğretin, "Emma'ya birlikte binmenizi önerebilir, ya da sen bindikten sonra salıncağa Emma'nın da binmesine izin verebilirdin".

  4. Çocuğun doğru seçimi yapabileceği hayali benzer bir senaryo uydurun. Örneğin, "Sen kum havuzunda kovayla oynadığın sırada Aiden da onu kullanmak istese ne yapardın?" 

  5. Son olarak, çocuğa "sosyal ödev" vererek bu yeni öğrendiği beceriyi uygulamasını sağlayın. "Şimdi paylaşmanın önemini öğrendin, yarın bir şey paylaşır ve bunu nasıl yaptığını bana anlatırsın."

posted on 03 Şubat 2010 Çarşamba 13:03:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 02 Şubat 2010 Salı

Ayk hızlı düşünmektir.

Küçükken işler daha basitti. Büyüdükçe çok fazla parametre girdi işin içine. Beklemediğim bir soru sorduğunda ya da bir şey istediğinde hızlı düşünmek zorundayım. Yanlış bir cevap, fazladan iki cümle, ses tonundaki bir tereddüt, bir sürü iş çıkartabilir başımıza.

Geçtiğimiz günlerde burnuna okyanus suyu sıkmak için davrandığımda, kaçmaya başladı. Bana da burnu da çok aşırı tıkalı gibi gelmemişti, biraz tedbir gibi sıkacaktım. Ben ısrarcı olurken Gökhan "bırak sıkma istemiyorsa" şeklinde müdahele etti. O anda burun spreyinin ilaçla eşdeğer olduğunu düşündüğüm için ve Gökhan'ın ısrarı ile bırakırsam daha sonra örneğin ilaç içmemek, aşı olmamak gibi konular için babasından medet ummasın diye zorla sıktım. Daha doğrusu sıkıca tutup, sıkmak zorundayız dedim, o da kuzu kuzu durdu ama sonra iş bitince biraz yaygara yaptı.

Kulak enfeksiyonu olunca sıkma iş ciddiye bindi. Sabah işe gitmeden önce sıkmak istedim itiraz etti. Ilgaz bunu sıkmak zorundayım dedim, "anne zorla sıkma" diye cevap verdi. Öyle de bir yetişkin tonunda, öyle ağırbaşlı söyledi ki, birden durakladım. "Ilgaz'cığım zorla sıkmam ki" derken birkaç gün önceki sahne geldi gözümün önüne. Cümlenin son kelimesini söyler söylemez "gerekirse zorla sıkmak zorundayım ama gerek yok çünkü sen bunun senin için yararlı olduğunu biliyorsun ve bana izin vermelisin" diye ekledim. İkna tonunda "hmm" dedi ve başını geriye doğru yatırıp işaret parmağıyla önce sıkılmasını tercih ettiği burun deliğini işaret etti.

posted on 02 Şubat 2010 Salı 19:53:49 UTC  #    Yorumlar [8]
# 01 Şubat 2010 Pazartesi

Ilgaz cumartesi gecesi, yine biz bu gribi de hafif geçirdi diye düşünürken, "kulağım ağrıyor" yakınmasıyla acile götürüldü ve bu kış ikinci kez orta kulak enfeksiyonu teşhisi kondu.

Orta kulak iltihabının belirtileri:

  • Öncesindeki 3-4 gündür öksürük ve burun akıntısı vardı.
  • Burun akıntısı artık koyu hale gelmişti, daha çok sabah öksürük ve kıvamlı burun akıntısı oluyor, gün içinde çok burnu akmıyordu.
  • Hapşırmıyordu
  • Ateşi yoktu (genelde oluyor sanırım)
  • Geceleri özellikle başı terliyordu (tabi ya burun tıkanıklığından, jetonum şimdi düştü)
  • Cumartesi uykudan uyandığında huysuzmuş (benim işim vardı, uyku saati öncesinde çıkmıştım, babasıyla kalmıştı). Sonra uzanıp başını koltuğa, yere koymaya başlamış. Sonra da babasının dizine koyup, kulağım ağrıyor demiş. Bunu söylediği noktaya kadar da epey sıkıntısı olduğunu ve konuşamayan çocuklarda başını bir yerlere yaslayıp huysuzlanma durumundan tahmin edilebileceğini düşünüyorum.

Orta kulak iltihabı neden oldu, nasıl önlenebilir?

Geçen yıl çok daha ağır gripler olduğu halde böyle bir şey olmamıştı. Bu yıl sadece iki kez hafif nezle şeklinde hastalanıp, ikisinin de peşine kulağına vurunca, doktorunu arayıp acaba bir Kulak Burun Boğaz doktoruna mı götürsek diye sordum. O da burnunu açamamışsınızdır, nezle olduğunda bol deniz suyu spreyi, zorunda kalınırsa çocuk otrivine'i sıkarak (doktor reçetesi ile ve belirli bir süre) burnunun açılması lazım dedi. Düşündüm, geçen yıl sadece oyun grubuna gidiyordu ve daha çok evde bakılıyordu. Hastalandığı zaman burnu da minik olduğundan hemen tıkanıyordu ve uyuyamıyordu. Biz resmen burnunu bütün gün okyanus suyu spreyi ile yıkıyorduk. Akşamları buharla doldurulmuş banyoda banyo yaptırıyor, bol bol sümkürmesini sağlıyorduk. Ihlamur içiriyorduk tüm gün. Bu sene okyanus suyunu sadece evde sıktık ve spreyi okula göndermedik, gerekli gibi gelmemişti. Uykusu da daha ağır olduğu için tıkalı olduğunu fark edemedik belki de. Çocuğa bakamadık özetle. Demek ki, hasta olduğunda kreşte de gün içinde sıkılması için tembihlenecek ve evde buharlı banyolara devam edilecek.

Orta kulak iltihabı ile ilgili bilgi: http://www.kbbhastanesi.com/egitimkonulari/otitismedia.htm

posted on 01 Şubat 2010 Pazartesi 09:25:33 UTC  #    Yorumlar [5]
# 30 Ocak 2010 Cumartesi

Olayın siyasi boyutuna girmeden yazmaya çalıştım bu yazıyı.

Hepimiz basından takip ediyoruz, Tekel işçileri özlük haklarına kavuşmak istedikleri için başlattıkları eylemi, 47 gündür sürdürüyor. Gece gündüz Ankara'nın soğuğunda eylemlerine büyük bir sabırla devam ediyorlar. Türkiye'de uzun zamandır direnişin bu kadar uzun sürdürüldüğü bir işçi eylemi olmamıştı sanırım.

Günler geçtikçe eyleme katılanların özel hayatları da evlerimize dahil oluyor, insanın içini burkuyor. Hele bir tanesi var ki dayanabilmek gerçekten olanaklı değil. Türk-İş Genel Merkezi önünde süren eyleme katılan Hüseyin Arslan, talasemi (Akdeniz anemisi) hastası olan kızını kaybetti, cenazesini Batman'da defnetti ve Ankara'ya eylemine kaldığı yerden devam etmek için geri döndü. Kendisine büyük bir saygı duyuyorum, aynı şeyi kendim yapabilir miydim bilmiyorum. Gazetelerdeki fotoğraflarına bakıyorum, gözlerde büyük bir acı, ama onurlu duruş sürüyor.

Ne yazık ki Arslan ailesi maddi olanaksızlıklar yüzünden oğulları Osman'ı da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Tekel işçileri Osman Arslan'ı yaşatmak için kampanya başlattı. Yardım etmek isteyenler bağışlarını Vakıfbank'ın Batman şubesinde açılan ''00158007282394151'' no'lu hesaba yatırabiliyor.

posted on 30 Ocak 2010 Cumartesi 19:38:06 UTC  #    Yorumlar [1]