# 31 Ağustos 2007 Cuma
Her insanoğlu bir hamilelik sonucu dünyaya geliyor (en azından günümüz tıp şartlarında). Bir de dünyaya gelemeyenler var. Hal böyle olunca toplumda hamilelik tecrübesi ve nasihat de bol oluyor. Göbek hafiften gözükmeye başladığı andan itibaren insanlar bu durumdan söz etmek zorunluymuş gibi hissediyor. Konu güzel tabi ama asıl sorun konuyu her açanın bir tavsiye de bulunması. Sizi ve bebeğinizi düşünerek verilen bu iyi niyetli nasihatlerin maalesef hepsi yerini bulmuyor. Bir kısmı aşırı evhamdan ortaya çıkmış, bir kısmı yanlış halk inanışı, bir kısmı da tıbbın çabuk eskimesinden kaynaklı birçok yanlış öneri getiriyor insanlar. Ben sıklıkla duyduğum klasik yanlışları ve hurafeleri aşağıda sıraladım. Emzirme ve bebek bakımı ile ilgili seri de sonraki yazıların konusu.

Yanlışları sıralamadan önce sitenin kullanım şartlarını hatırlatmak istiyorum. Buradakiler de dahil duyduğunuz, okuduğunuz hiçbir şeyi doktorunuza sormadan yanlış ya da doğru kabul etmeyin.


Düşükler
"İlki düşerse bir daha tutmazmış" , halk arasında böyle tabir ediliyor. Fena halde yanlış. Doktorlar gebeliklerin % 50'sinin düşükle sonuçlandığını ve çok erken dönemde olduğu için birçok kadının düşük yaptığını bile farketmediğini belirtiyor. Bir kadın üstüste tekrarlayan düşük yaparsa, ancak o zaman "bir sorun mu var" diye araştırıyorlar. Gebeliğin ilk üç ayında (son adet tarihinden itibaren) olan düşükleri çok doğal ve doğanın kendini koruması olarak karşılıyorlar, çünkü bu süreçte çoğunlukla genetik sorunlu gebelikler düşükle sonlanıyormuş.

"İlk üç ayda uzanma, perde asma, düşük yaparsın." İlk üç ay için doktorumun önermediği tek hareket hoplayıp zıplamak oldu (halay çekmek gibi). Yalnız, hamilelikte vücudu kontrolsüz bir şekilde germek annede eklem ve kas zedelenmelerine neden olabiliyormuş (hamile iken katıldığım bir eğitimde fizyoterapi uzmanı doktor anlatmıştı).

"Jinekolojik muayene veya ultrason düşüğe yol açar." Zaten düşükle sonuçlanacak gebelikler için suçu tıbba atma durumu.  Bu kontroller sayesinde pekçok sorun önceden tespit edilip, önlem alınabiliyor. En azından şimdilik zararlı olduklarına dair hiçbir bilimsel veri yokmuş, yeterki ehli kişilerce yapılsın. (gebelik takiplerinde yapılan incelemeler,ultrason güvenli mi? )

Hamilelik
"Ye ekşiyi doğur Ayşe'yi, ye tatlıyı doğur atlıyı (Hakkı'yı versiyonu da var). Artık inanan kaldı mı bilmiyorum, biraz espri gibi söyleniyor. Sperm X yada Y cinsiyet genini taşıyarak, yumurtayı döllediği anda cinsiyet kesinleşiyor. Sadece bizim öğrenmemiz biraz zaman alıyor.

"Denize havuza girme, bebeğin mikrop kapar" Özellikle ilk aylarda bebek gayet korunaklı bir durumda.  Kirli bir denize girmek hamile olmayan bir insana da önerilmiyor, koli basili vs. risklerinden dolayı. Hamile annelerin de deniz veya havuz temiz olduğu sürece ve doktorları bir sakınca görmüyorsa yüzmeleri sakıncalı değil. Hatta yüzme gebelikte önerilen sporlardan.

"Hamilesin iki kişilik yemen lazım" Gebelikte normal bir kadına göre yalnızca 300 ekstra kalori gerekiyor (örneğin 100 gr pirinç pilavı). Fazladan alınan kilolar başta doğumu zorlaştırmak olmak üzere yarar değil zarara yol açıyor.

"Hamileler tuz yerse ödem oluşur." Tuz eskiden hamilelere yasaklanırmış. Şimdi kararınca olmak kaydıyla tuz (iyotlu) kullanılması öneriliyor. Hamile annenin sodyum ve iyoda da ihtiyacı var. Doktorunuzun yasakladığı özel durumlar hariç elbette.

"Bebek saçlanınca miden yanmaya başlar." Reflünün ne olduğu biliniyor artık. Yine de bir blogda, gayet de güncel bir yazıda hanımlar bu hurafenin doğruluğunda ısrar etmişler. Kendi saçlı bebeklerini ve mide  yanmalarını da örnek göstererek. Oysaki reflü hemen her hamilede görülen bir sıkıntı.

"Süt içmez, yoğurt yemezsen dişlerin dökülür." Eğer anne bebeğinin ihtiyacı olan kalsiyumu yedikleriyle karşılayamazsa kemikleri bundan nasibini alıyor. Ama bildiğim kadarı ile dişler buna dahil değil. Hamilelikte diş kayıplarının en önemli nedeni diş etlerinde sişlik, kanamalara neden olabilen hamilelik gingivitisi ve dişlere bakılmazsa buna bağlı oluşabilecek iltihaplanmalar (enfeksiyon).

"Göbeğin küçükse bebek küçüktür."

Doğum

"Kalçan küçükse çatın dardır, normal doğum yapamazsın." Doktorlar son haftada bebeğin kafa çevresini ve annenin leğen kemiğini ölçüyorlar (basen genişliğini değil), bu kafa bu kemikten geçer mi diye. Doktorumun bana söylediğine göre de %90 gebelikte sorun çıkmazmış. Okuduğum başka bir araştırmada da, bebeklerin anneleri ile doğru orantılı doğduklarını yazıyordu. Bebeğin 2 metre boyunda olacak genetiği ve minyon bir annesi varsa, doğumda annesini üzmemek için büyüme işini doğum sonrasına saklıyormuş. Tombul kalçaların doğuma faydası yok maalesef.

Bir de cinsiyet tahmini yapmayı çok seviyor insanlar. Biz bir ara bahis için para toplamayı bile düşünmüştük. Ama sadece 2 ihtimali olan bir bahis hiç de heyecanlı olmuyor. Sanırım anne babalar da biraz fazlaca önem veriyor bu konuya. Bir doktor arkadaşım söylemişti, pembe-mavi hazırlık meselesi yüzünden korkuyormuş aileler, ya doktorun tahmini yanlış çıkarsa diye. Bebek doğar doğmaz ilk önce cinsiyetine bakıyorlarmış rahatlamak için :)

devamı var...

posted on 31 Ağustos 2007 Cuma 22:00:55 UTC  #    Yorumlar [2]
# 07 Ağustos 2007 Salı
Bebeğinizin bakımını kim üstlenecek ve bebek iyi bakılabilecek mi? İşe başlayacak her bebekli annenin en büyük derdi olsa gerek.

Doğum izniniz bitiyor. Ya da bebeğiniz için verdiğiniz mola süresi doldu. Haftanın en az 5 günü, günde en az 10 saat bebeğinize başkası/ları bakacak.

Biraz dramatize bir giriş oldu, kusura bakmayın. İlerleyen paragraflarda toparlayıp yararlı bilgilerle bağlayacağım. Duygular biraz karışık olsa bile, karılı-kocalı çalışmayı seçen bir aile için kaçınılmaz son bebeğinizi 3. bir kişiye emanet etmek. Bu zaman zarfında Ilgaz'a gayet güzel bakabildiğim için gurur duyuyorum. Bebeğimin minik hallerinin tadını doya doya çıkartabildiğim için de mutluyum (ilk aylardaki hormonal saçmalamalara - loğusa melankolisi - rağmen). Ilgaz ben işe başladıktan sonra çalışan bir annesi olmasının maddi, manevi avantaj-dezavantajları ile büyüyecek.



İş ararken bir yandan aşağıdaki düzenlemeleri yapıyorum:

- Ilgaz'a bakacak kişinin bulunması ve alıştırılması
- Evin düzenlenmesi
- Kişisel ve evsel alışverişler
- İlk aylarda bizde kalarak yardımcı ve denetleyici olmaları için anneanne babanne ikilisi
- Ilgaz bakım el kitabı


Bakıcı bulmak:
En zorlusu bakacak kişiyi belirlemek. Aylardır bakıp büyüttüğünüz bebeğinizi bir yabancıya teslim etme düşüncesi insana ilk anda dehşet veriyor. Daha önce yaşayanlar zamanla alışırsın diyorlar. Kreş kavramını daha çok benimsememize rağmen bu opsiyonu değerlendiremedik bile. Çünkü maalesef Türkiye'de 6 aylık bir bebeğe gerektiği gibi bakabilecek bir kreş yok (varsa da biz bulamadık, bulsak da eve uzak kalırdı) . Aile büyüklerinin kurulu düzenleri de İstanbul dışında olunca, tek seçeneğimiz bakıcı / ev öğretmeni / bebek eğitmeni / bakıcı anne oldu (ünvanlar çeşit çeşit, sonuçta yapılan iş bebek bakımı).  Aile yapısı olarak yatılı değil gündüzlü bir bakıcıyı tercih ettik. Tanıdıklarımız ve onların tavsiye ettiği şirketler kanalıyla yaptığımız görüşmelerle Zülfiye Hanım'da karar kıldık. Şimdilik Ilgaz, Zülfiye teyzesi, annem ve ben hep birlikteyiz. Umarım işler düzene girdikten sonra da, ben ve Gökhan evde yokken, Ilgaz ve Zülfiye Teyzesi mutlu mesut bir hayat sürerler. (Güncelleme: Zülfiye Hanım'la geçirdiğimiz 1-2 hafta sonra, bizim için yatılı bir bakıcının daha uygun olduğunu anladık. Ilgaz 2,5 yaşına yaklaşırken, ilk yatılı bakıcımızla devam ediyoruz.)

Evin Düzenlenmesi:
Evin düzenlenmesi önemli bir konu. Çünkü ev bir anda bir insanın iş yeri haline geliyor. Hem de bu işyerindeki iş yegane varlığınızın bakımı. Bakıcının gün içinde işleri kolayca halledebileceği düzenlemeleri yapmak önemli. Anneanne ve babaannenin dönüşümlü yatılı kalma ihtiyacı ve benim de akşamları evde çalışmam gerekebileceği durumu oda düzenini değiştirme ihtiyacını doğurdu. Bir de güvenliği arttırıcı önlemler almak lazım. Ortalıktaki eşyalar ve bakıcının eşyaları için ekstra dolaplar, önlük ve bezlerin mutfağa taşınması, alt değiştirme masasının duvar dibine alınması, yakın çevrede güvendiğiniz birine anahtar bırakılması, vb.

Alışveriş:
Neyseki hamilelik öncesi iş kıyafetlerimin çoğu üzerime oluyor. Yine de tazelenmek için birkaç parça yeni eşya iyi gelir. Bebeğe gün içinde sağılmış süt verileceğinden süt depolama, ekstra biberonlar gibi malzemeleri düşünmek gerekli. Tchibo ve Ikea sağolsun, yoğurt makinesi, balkon rafları gibi şeyler de hem bana hem de Zülfiye Hanım'a ekstra kolaylık sağlayacak.

Sevgili annelerimiz:

Her sıkıntıda olduğu gibi burada da imdada anneler yetişiyor. Bakıcı ayarlansa da bir süre aileden birinin yardımına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bakıcının değişmesi/ayrılması ya da zorunlu bir süre bakamaması hallerinde  bebeğe annelerden birinin bakması gerekecek. Ilgaz küçükken sürekli İstanbul'da olmadıklarından onların da düzene alışmaları gerekli.

Bebek bakım el kitabı (pdf formatı):
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Bebek bakımı insanlığın varoluşundan beri, her milletten, her kültürden insan tarafından yapılıyor. Ancak, her anne-baba bebeğini kendine göre bakıp büyütüyor. Çocuk doktorları birbirinden farklı önerilerde bulunuyor. Anlaştığınız bakıcı tecrübeli olsa bile, sizin neyi ne şekilde tercih ettiğinizi öğrenmesi gerekiyor. Ben de bakacaklara benim istediğim şekilde bakabilmeleri konusunda yardımcı olmak için, söz uçar yazı kalır diyerek bir el kitapçığı hazırladım. Gün içinde yapılan her şeyi yazmak mümkün değil. Yalnızca çok önemli gördüğüm şeyleri olabildiğince kısa yazmaya çalıştım. Okunur olsun ve akılda kalsın.

Benim gibi okumayı, yazmayı ve kontrolü seven annelere, babalara yardımcı olması dileğiyle!

6 aylik bebek bakimi dosyasını indirmek için tıklayın (pdf formatında)
posted on 07 Ağustos 2007 Salı 21:28:28 UTC  #    Yorumlar [0]