Wednesday, October 31, 2007
Çocuk doktoru seçimi bir süredir yazmayı planladığım bir konu. Dilek Hanım'ın sorusu üzerine öncelik vermeye karar verdim.

Hamileliğim süresince, diğer hamile ve doğurmuş arkadaşlarımla doktorlarımızın önerilerini konuştuğumuzda, "aman canım, bir doktorun dediği öbürününkini tutmuyor" şeklinde bir sonuca varmıştık. Bizim çocuk doğup da çocuk doktorlarımızın önerilerini konuşmaya başladıktan sonra görüyoruz ki, jinekolojistlerin görüş ayrılıkları, pediatristlerin görüş ayrılıkları yanında devede kulakmış. İki bebek için aynı aylarda gidilen kontrollerde emzik kullanımı sorulduğunda bir doktor emziğe karşı iken, diğeri şiddetle öneriyor. Yenidoğan bebek için bir doktor "ne kadar emmek isterse emzirin" derken, bir diğeri "15 dk ile sınırlayın fazlası oyundur, orası oyun yeri değil" diyor.

Tıpta farklı ekoller olduğunu ve  doktorun ekolüne göre hareket ettiğini duymuştum. Tıbbın çocuk sağlığı konusunda hızlı ilerlemesi ve değişmesi de belirleyici bir nokta . Bunların yanında doktorların dünya görüşleri ve çocuk yetiştirme tecrübelerinin de önemli rol oynadığı görüşündeyim. Bu nedenle, doktor seçerken, tıbbi bilgisi ve deneyimi yanında, dünya görüşü ve karakterine, literatürü takip edip etmediğine dikkat etmek iyi olur.

Karar verilmesi gereken bir başka ayrım, hastane (büyük ve yoğun olanları kastediyorum) ve muayenehane (aşırı yoğun olmayanlar) doktoru ayrımı. Bir arkadaşımın benzetmesi ile, büyük bir mağazadan alışveriş etmek ile küçük ama tanıdık bir dükkandan alışveriş etmek gibi bir fark var arada. Birincisinde genel için üretilmiş kalite standartlarından yararlanırsınız, ikincisinde özel muamele bulabilirsiniz.

Hastaneye gittiğinizde rutin kontollerinizde ve acil olmayan telefon görüşmelerinizde zamanınızın sınırlı olduğunu hissedersiniz. Bir kontrolde, ya da telefon açarak sorduğunuz bir konuyu, doktorunuzun hatırlayamaması doğaldır. Çünkü gün içinde birçok çocuk görüyor ve telefon konuşması yapıyordur. Ancak, diğer yandan hastanenin tüm hastaları için hazırlanmış materyallerden faydalanma imkanı bulursunuz. Doktorunuz fazla vaka gördüğünden olağandışı durumlarda daha hazırlıklı olur. Bunun yanında, hastane imkanları ile daha güncel bilgi ve tedaviye ulaşma imkanınız da olabilir. Doktorunuza ulaşamazsanız, doktorunuzla aynı ekipten bir başka doktor sizinle ilgili bilgilere ulaşıp yardımcı olabilir. Acil durumlarda da alışık olduğunuz standartlarla karşılaşırsınız. İkinci seçenekte ise, doktorunuz çok yoğun olmayan bir doktorsa ve eğer bir ekiple çalışmıyorsa, bilgi ve deneyimi kendi kişisel araştırma ve hasta tecrübeleri ile sınırlı olacaktır. Ancak, bu durumda da size daha fazla vakit ayırabilecek, çocuğunuzla ilgili detayları hatırlayacak ve daha fazla yakınlık gösterebilecektir. Sağlam hafızasıyla her şeyi hatırlayabilen yoğun doktorlar, tek tabanca çalıştığı halde çok sıkı araştırma yapan doktorlar da olabilir elbette. İstisnalar kaideyi bozmaz.


del.icio.us | Digg This :: posted on Wednesday, October 31, 2007 12:02:28 AM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, October 26, 2007
Gökhan'ın takip ettiği bloglardan birinin yazarı Mike Stall, eski yazılarından birinde yazmış, "Bebeğim bir sonlu durum makinesi"***.

Mike Stall'un .NET debugging blog'undan aynen (naçizane) tercüme ediyorum:

"19 aylık kızım, bugün adeta bir sonlu durum makinesiydi.

İlk kapı arasına parmak sıkıştırmasını yakın zamanda kazandığı mobilizasyon yeteneği ile başarmış oldu. Bu deneyim ona bir kan baloncuğu ve çok çok uzun süre ağlayabilmesi için de ilham sağladı. Eşim ve ben onu susturabilmek için her yolu denedik. Sonunda eşim onu yatağına bıraktı. Yatağından aldığında ise kızımız susuverdi.

Ben bu durumu şöyle açıklıyorum: Kızımız normalde onu yatağına bıraktığımızda ağlar, ve yataktan aldığımızda susar. Bu hareket şu durum geçişini tetikliyor ("beşikteyim diye ağlıyorum" --> "ağlamıyorum"). Eşim kızımızı beşiğe bırakarak, ("ağlıyorum çünkü kendimi yeni bir biçimde yaraladım") bilinmeyen durumundan, ("beşikteyim diye ağlıyorum") bilinen durumuna geçirmiş oldu. Bilinen bir durum oluştuktan sonra, tercih edilen bir durum olan ("ağlamıyorum") durumuna geçiş için bilinen geçişleri izleyebildi.

Anne-baba eğitimlerinde böyle bir şey öğretmemişlerdi ama işe yaradığına göre, başarısı tartışılmaz."

Bebek ağlaması ile ilgili yazılarda, bebeğin durmadan ağladığı ve her şey denendiği halde susturulamadığı durumlarda, bir süre yatağına bırakılması önerilir. Mike Stall 'un yazısı bu öneriye dahiyane bir açıklama gibi olmuş :)

Bebekler gerçekten de bilgisayar gibiler, büyüdükçe insanlaşıyorlar.

***Sonlu durum makinesi (finite state machine), wikipedia'daki ingilizce tanımdan tercüme ile, "belli sayıdaki durum, bu durumlar arasındaki geçişler ve hareketlerden oluşan davranış modeli". Ya da ekşi sözlükteki tanımlardan birine göre, "türkçesi sonlu durum makinası olan veri işleme sistemi. sistem, girişin o anki değerine ve kendi durumuna göre yeni bir duruma geçer. bu sistemin özelliği, hep belirli durumlarda belirli işler yapmasıdır. bir bilgisayar programı, bir tür finite state machine'dir, denebilir."

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, October 26, 2007 10:59:39 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Tuesday, October 23, 2007
Bir kadının hayatının en mutlu günlerine karabasan gibi çöken duygu çıkmazı lohusa melankolisi. Daha uzun süreli ve ağır olanına da lohusa depresyonu deniyor. Melankoli tadında olanı ara sıra yarım günlüğüne uğruyorlar bana 8 aydan beri. Bendeki kombinasyonun ayrıca bir adı var mı tıp literatüründe bilmiyorum.

Hamileliğimde beni uyaran arkadaşlarım olmuştu bu konuda. Fazla duygusal olmadığımdan ve iyi günle kötü günün ayrımını iyi yaptığımı düşündüğümden pek ciddiye almamıştım. Tadından yenmeyecek mutluluktaki günlerde ne işi var sonbahar hüznünün, yeter ki bebek sağlıklı olsun. Ukalalık etmişim. Doğumdan sonraki 8. günde ani bir ağlama krizi ile geldiğinden beri sorgulayıp duruyorum. Neden, neden?

Her şeyin hemen hemen tastamam yerine oturduğu, her cefanın bir amacı olduğu bu mucize süreçte, işlerin yoluna girdiği sırada ne gereği vardı bu çomağın. Eğer ulvi bir amacı varsa, rahatlayacağım ve kabulleneceğim. Evet, sonunda bu amacı buldum :)

Parents dergisinin, alıp da ancak okuyabildiğim ağustos sayısında "Mutluluk yaratıcılığın kaynağı" başlıklı yazısından alıntı yapıyorum:

"Kanada'da yapılan bir araştırmada, mutluluğun yaratıcılığı arttırdığı ancak konsantrasyonu azalttığı, mutsuzluğun ise daha dikkatli ve zor görevlerde daha başarılı olmayı sağladığı ortaya çıktı....Mutsuz insanların ise dış etkenlere karşı daha kapalı olduğunu, bu nedenle de dikkatini daha kolay bir noktada toplayabildiği ifade edildi."

Tabi ya, neden daha önce düşünemedim :) Başında kavak yelleri esen bir anne nasıl halletsin bu kadar işi bir arada. Uykusuzluk bir yandan, yorgunluk diğer yandan, 7/24, beslenmesi, uykusu, sağlığı, altı, üstü, hijyeni, ağlaması, suskunluğu. Doğanın taze annenin ayaklarını yere bastırmak formülü olsa gerek lohusa melankolisi / depresyonu.



del.icio.us | Digg This :: posted on Tuesday, October 23, 2007 10:54:26 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Thursday, October 18, 2007
Demir damlasını vermenin acısız ve temiz bir yolunu buldum!
Çocuk doktorumuz katı gıdalara geçişle beraber demir damlası takviyesi verdi. Kabızlığa yol açabileceğinden doğru düzgün sebze yemeye başladığında başlarsınız demişti. Ilgaz'ı sebzelere alıştırmak ancak et ve yoğurt eklemekle mümkün olabildiği için demire de epey sonra başlayabildik. Başlamamızla, bu ilaçtan nefret etmemiz de bir oldu.

Demir damlasının tadı iğrenç. Öncelikle böyle kötü tada sahip bir şeyi bebeğe vermek istemiyorsunuz. Hadi sağlığı için verdik diyelim. Çocuk tadını aldığı anda ağzından çıkartmak istiyor. Çıkartırsa ve çıkanları da kontrol edemezseniz üzerine bulaşıyor. Ve bu damla öyle bir leke yapıyor ki çamaşır suyu bile çıkartamıyor. Çok titiz bir anne olduğumdan değil, ama pas lekesi de bir bebeğin giysilerine fazla artık.

Bu damlayı bebek tadını fazla almadan vermenin bir yolunu bulmak gerekiyordu. Aklıma damlalık geldi, ama evde yoktu. Ilgaz'ın burun tıkanıklığı için damlalık şeklinde serum fizyolojik tüpleri kullanıyorduk, evde bunlardan vardı. Doktorumuzun reçete ettiği miktarda demiri kaşığa damlatıp boş tüpe çektim ve tüpte nereye kadar geldiğine baktım. Şimdi hergün o kadar miktarı tüple çekip bebeğin ağzında çabuk yutabileceği kadar içeride bir yere yavaşça sıkıyorum. Sonra da çenesini 3-5 saniye kapalı tutup öpüyorum onu. Ne olduğunu anlayamadan demirler midesine inmiş oluyor. Sonra da bir kağıt peçete ile tüpü güzelce silip ilacın kutusuna kaldırıyorum.

Demir damlasını akşam saatlerine bırakmayın
Demirin veriliş zamanı ile ilgili de bir bilgi iletmek istiyorum. İlacın içinde bebeklerin mamalarına karıştırılması ve kalsiyum içermeyen yiyecekler ile verilmesi öneriliyor. Ancak, bebeklerin kalsiyum içermeyen öğünü yok gibi. Yani bizimki gibi yoğurtseverler için özellikle. Hal böyle olunca ben de çareyi meyvesiyle yoğurt vermemekte ve demiri bu öğünde (akşamüstü) vermekte buldum. Demire başladıktan sonra Ilgaz geceleri ağlayarak uyanmaya başladı. Türlü çabalarla güçlükle geri uyutabiliyorduk. Aklımıza hemen demir gelmedi tabi. Her şeyin günah keçisi dişler ya, suçu önce dişlere attık. Baktık alt iki dişten sonra çıkan bir şey yok. Sonra durumu arkadaşım Özlem'le konuşurken, onların doktorunun 7. aydan sonra gece uyanmaları başlar dediğini aktardı. İnternette araştırdım, özellikle ayrılık korkusu başladığı dönemde bebek gece uyanıp yalnız olduğunu farkettiğinde ağlamaya başlıyormuş. Ancak, bizimkinde anlatılanlardan farklı olarak, gaz sıkıntısına benzer bir hal de vardı. Bir şey dokunuyor olabilir mi diye düşünürken demir ilacının yan etkisi olabilir mi diye düşündüm. Doktorunu aradım. Hiçbir katkı maddesini akşam saatlerine bırakmayın dedi. İçinde yazanları ve menü sıkıntımızı aktarınca, siz içinde yazana bakmayın, ben size izah etmiştim, yemekle vermenize gerek yok, ne aç ne de tok olsun bebek dedi. Ben hatırlamıyorum, ama kafamız katı gıdalara geçişle karışıkken, bir de aşı sonrası ağlaması ile dinlediysek atlamış olabiliriz diye düşündüm. Şimdi kahvaltısını yedikten yarım saat kadar sonra vermeye çalışıyoruz. Şimdilik takip ediyoruz bakalım.
del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, October 18, 2007 11:23:38 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Sunday, October 14, 2007
Evet, Ilgaz rakibini sol tekme ile yavaşlatırken, sağına doğru bir hamle yaptı. Masanın kenarına tutunarak hızla yüzüstü döndü. Avantajı yakaladı ancak rakibi de çetin ceviz. Onu kuvvetle ayaklarından yakaladı, omzuna bastırarak geri çevirdi. Evet sayın seyirciler, çok heyecanlı bir müsabaka, tüm ev ahalisi nefesini tuttu. Son bir debelenme, süre doldu, hakem bitiş düdüğünü çaldı. Ilgaz'ın altı bağlandı, giydirildi ve kucaklandı.

Bu akşam Gökhan, bir yandan, Ilgaz'ı banyo sonrası giydirmeye çalışırken bir yandan da maçlarını sunuyordu. Bebeğimiz 3 aylıkken alt değiştirme ile ilgili genel bilgiler ve 9 püf noktası hakkında yazmıştım. Şimdi 8 aylık bir bebeğin altını değiştirirken nefes nefese kalıyoruz. Alt değiştirme cennetimiz bir müsabaka alanına dönüştü. Ben de alt değiştirme ile ilgili bilgileri güncellemeye karar verdim.

Bebek hareketlenip, vücudunu iyi kullanmaya başladıkça işiniz bir yandan kolaylaşırken, diğer yandan zorlaşıyor. Ilgaz dönmeye başladıktan sonra alt değiştirme masasını güvenlik amacı ile dip köşe bir yere almıştık zaten. Şimdi acaba alt değiştirme işini yerde mi yapsak diye düşünmeye başladık. Elimizden kaçırırsak en kötü ihtimalle yerde peşinden kovalarız diye :)

Bebek büyüyünce ilk probleminiz altı açıldığı zaman bez bölgesine dokunmasını önlemek oluyor. Toplam iki elinizde hamsi balığı gibi kıpır kıpır oynaşan 2 bacak 2 de kolu aynı anda kontrol altında tutmak zor oluyor. Bu nedenle alt değiştirme sepetinde kolay yıkanabilen oyuncaklar bulundurmak gerekiyor. Her iki ele de birer oyuncak tutturursanız bunları birbirine vurarak bir süre oyalanabiliyor.

Ancak yavrular bir süre sonra oyuncak olmayanlar şeylerle (nasıl ayırt ediyorlar bilmiyorum) oynamayı tercih etmeye başlıyorlar. Bizimki son zamanlarda verdiğim oyuncakları atıp, balıklama alt değiştirme sepetine dalmaya başladı. Sepette de onun için en tehlikeli şeyleri yakalamada da üstüne yok. Bir hafta önce sepete girmesine izin vermediğim için avaz avaz ağlamaya başladı. Tüm sabrımla ağlamasına dayandım ve ona engel olarak işimi çabucak bitirdim ki ağlayarak elde etmeyi öğrenmesin. Kucağıma alıp oyuncaklarının yanına götürür götürmez susup oynamaya başladı. Neyseki aynı şeyi bir daha tekrarlamadı.

Şimdi oynaması güvenli şeyleri sepette kolay ulaşabileceği noktalara, oyuncak değilmiş süsü vererek serpiştiriyorum. Bir tanesini yakalayıp sevinerek geri yatıp onu dişlemeye başlıyor. Bakalım bu numaramı daha ne zamana kadar yutturabileceğim. Umarım geceleri ben yattıktan sonra gizlice Kitubi'yi okumuyordur.

Birçok kişi alt değiştime işini yarış yapar gibi çabucak bitirmeye çalışır. Ben buna pek anlam veremezdim. Çünkü bebeklerin altları sürekli kapalı kalıyor ve rahatlamaları için alt değiştirme işini ağırdan almak gerekiyor. Ancak, yavaş yavaş biz de bu yarış havasına girmeye başladık.

Alt değiştirme ile ilgili ek notlar
Bebek ishalse: Bebeğin ishal olduğunu farkederseniz altını kuru tutmak konusunda çok titiz davranın. İshal bebeğin poposunu çok fena tahriş edebiliyor ve pişiğe yol açabiliyor. Bebek ishalken mutlaka bolca pişik kremi kullanın. Yumuşak malzemelerle nazikçe temizleyin ve ara sıra ılık su ve yumuşak temizleyici ile yıkayıp kurulayın. Alt değiştirme sırasında biraz açık tutarak hava almasını sağlamak da yararlı olabilir.

Bebek bezleri: Bu arada farklı markaları deneme fırsatım oldu. Yerli markalardan Evy Baby ve Can Bebe'nin jellerinin minik parçalar halinde dışarı çıkabildiğini farkettim, bu hoşuma gitmedi. Oturmaya başladıktan sonra Huggies'in bel kısmı göbeğini kızartmaya başladı. O zamandan beri Molfix'in Dynamic Baby'sini kullanmaya başladık ve çok memnunuz. Bir ara geceleri bezi sızdırıyordu. Evy Baby'nin gece bezini denedik ve memnun kaldık. Biraz kalın olmakta beraber iyi tutuyordu ve tahriş de etmedi. Bir büyük beze geçince (4+) bu sorun da ortadan kalktı. 1 aydan uzun süredir bu boyu kullanıyoruz. Eğer ucuz bez bulduysanız birkaç paket  4+ (ya da maxi plus) stoklanabilir diye düşünüyorum.
del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, October 14, 2007 10:59:08 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]