Saturday, January 26, 2008
Yuvarlanarak ya da emekleyerek hareket yeteneği kazanan bebeğinizi hazır oyun parklarında hapsetmek yerine, güvenli bir şekilde oynayabileceği (gözetiminiz altındayken) ev tipi oyun parkları hazırlayabilirsiniz. Bu parklar bebeğin becerileri geliştikçe aşabileceği şekilde sınırlanmış, ama içindekiler nedeni ile içeride kalmayı tercih edeceği bir alan olacaktır. Ona keşfetmesi, eğlenmesi, öğrenmesi ve oyalanması için evdeki malzemeleri sunabilirsiniz. Aşağıdakiler bizim çok yararlandığımız bazı materyaller:

Minderler, yastıklar, koltuk kenarları, puflar:
Emekleme çağındaki bebeğiniz için ilk zamanlarda doğal sınırlar oluşturacaktır. Bir süre sonra alçaklı yüksekli mobilya aksesuarlarından destek alarak tırmanmayı, ayağa kalkmayı deneyecektir. Evinizde deriden ya da kumaştan sert köşesi olmayan pufunuz varsa, bu altın değerinde bir mobilyadır.

Şişme havuzlar: Yazın bahçede, balkonda serinlesin diye kullandığınız bebek havuzlarınızı, kışın da oyun için kullanabilirsiniz. Havuzunun içinde oturup uslu uslu oynayan bebekler duydum. Ilgaz havuzunu daha çok ters çevirerek kaplumbağa gibi sırtına geçirir, onunla beraber emekler, evin içinde hayalet havuz şeklinde dolaşırdı. Arada sırada altından kafasını uzatıp bizimle "cee" oynardı.

Kutular:
Yukarıdaki resimde Ilgaz'ın dayandığı hasır kutu onun için uzun süre hem keşif alanı hem de sehpa oldu. Kapağını açıp kapatıyor, içine oyuncaklarını doldurup boşaltıyor. Kutuyu yan çevirip dik koyduğumuzda, üzerine oyuncaklarını koyup ayakta yaslanarak oynuyor. Bacak kasları ve motor becerileri gelişiyor. Son zamanlarda boyu uzadığından kutu alçak kalmaya başladı. Geçtiğimiz hafta bu iş için aşağıda tarif ettiğim karton pufu yaptım. Eve alınan eşyaların kutularını atmadan önce temizleyip Ilgaz'ın beğenisine sunuyoruz. Kutu büyüdükçe, açılıp kapatılacak kapak sayısı arttıkça, heyecanı da artıyor.

Plastik dolap:
Balkonda tozlanmaya terkedilmiş kaliteli plastikten dolabımızı temizleyip Ilgaz'ın odasına aldım ve oyuncaklarını yerleştirdim. Şimdi aylardır o dolabın balkonda beklediğine çok hayıflanıyorum. Dolabı her gördüğünde sevinçle tutunup ayağa kalkıyor, kapaklarını açıp kapatıyor, içindekileri boşlatıyor, oynuyor, tekrar dolduruyor. Eğer hafif kapaklı, parmak arada kalırsa canını yakmayacak türden bir dolabınız varsa bunu da bebeğe tahsis edebilirsiniz. Mutfakta plastik kap kacakla doldurulmuş bir dolap bile olabilir.

Çamaşır sepeti, kova:
Ilgaz iterek yürüsün, kasları güçlensin diye aşağıda, sağdaki resimde kanepenin üzerinde duran tahta arabayı almıştık. Bir gün tesadüfen çamaşır sepeti ortadayken, evde zaten böyle bir oyuncağımız olduğunu farkettim. Ilgaz sepeti tepetaklak etmiş, güzelce itekleyip yürümeye başlamıştı bile. Plastik kova da yine aynı amaç ve doldurup boşaltma, yerde yuvarlama oyunları için güzel malzeme oluyor.

Kartondan bebek sehpası yapımı


Aslında amacımız evdeki hasır kutunun sehpa görevini daha yüksekçe bir karton kutuya devretmekti. Temiz olsun, düzgün gözüksün diye duvar kağıdı kaplarız diye düşünüyorduk. Resimdeki koca kutuyu eve getirdiğimde Ilgaz'ın ne kadar eğlendiğini görünce bu kutuyu değerlendirmeye karar verdim. Koca kutu evde aylarca çirkin çirkin durmasın, kumaşla örteyim bari dedim. Sonra aklıma poşet çantasını epeydir işgal eden, lazım olur diye atamadığım izolasyon malzemesi geldi. Önce kutunun kapaklarını koli bandıyla güzelce sabitledim, sonra bu malzemeyi kutuya bantladım. Eğer ince bir süngerim olsa daha iyi olurmuş. Sonra da evde pek kullanılmayan ama iyi gözüken keten bir çarşafı kutuya sarıp gelişigüzel teyelledim. 45 dakikalık bir çalışmadan sonra resimde gördüğünüz puf çıktı ortaya. Puf, IKEA açılmadan önce Modoko'dan alınmış mobilyalarımız gibi, "mağazada teşhir edilenle teslim edilen birbirini tutmamış, şirret satıcıyla muhattap olmamak için ilgili lanet okunup parası ödenmiş" hissi vererek geziyor odadan odaya. Ama neyseki bedava. Kafa çarpınca şişirmeyecek şekilde yumuşak, kolayca taşınacak şekilde hafif, işi bitince sökülüp atılmak üzere hazır bekleyen bebek sehpamız tam amacına uygun oldu.

 
del.icio.us | Digg This :: posted on Saturday, January 26, 2008 11:50:40 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Friday, January 11, 2008
Ilgaz'ın boyu uzayıp da, arabada ana kucağında ayaklarını uzatarak oturamaz hale gelince, oto koltuğu araştırmaya başladık. Baktık ki oto koltuklarının alt ağırlık sınırları 9 kilogramdan başlıyor, boş yere sıkıştırıp, arka koltuğun döşemesini seyrettiriyoruz çocuğa diye hayıflandık. Kuzenim en güvenli yerin arka koltuğun ortası olduğunu söylemişti. Bunun nedenini merak edip araştırırken, tesadüfen başka önemli bir konuyu atladığımızı farkettim.

Bebek araba koltukları, en az 1 yaşına kadar (1 yaşını geçtikten sonra da arkaya da bakabilen oto koltukları, koltuğun sınırı elverdiği müddetçe) ve başı koltuğun sırtının tepesini geçmediği sürece, yani olabildiğince uzun süre, arkaya bakacak şekilde yerleştirilmeliymiş (linkte resimle gösterilmiş). Birçok kaynak bu süreyi 4 yaş olarak öneriyor.

 Bebeklerin arkaya bakması 4-5 kat daha fazla güvenliymiş. Bunun nedenleri şöyle açıklanıyor:

* Veriler, yandan alınan darbelerde(en ölümcül olanıymış), arkaya dönük yerleştirilmiş koltuklarda oturan bebeklerin 4 kat daha fazla korunduğunu gösteriyormuş.
* Önden çarpmalarda her şey öne doğru fırlar. Yetişkin vücudunu emniyet kemeri tutarken başı öne doğru gider ve geri gelir. Bebeklerde de aynı durum oluşmakla birlikte, yetişkinlerinkine kıyasla, başları vücutlarına göre daha büyük (bebeklerin vücudunun %25'i baş, yetişkinlerinkinin sadece %6'sı) ve ağır olduğundan 4 kat daha kuvvetli olarak fırlarmış. Üstelik omurgalarındaki kemik ve bağları henüz esnek kıkırdak yapıdayken, omurilik aynı esnekliğe sahip değilmiş. Omurga esnerken, içindeki omurilik esneyemeyince, bu tarz bir çarpmada bebeğin felç riski ciddi şekilde artıyormuş. Eğer emniyet kemeri bağlı ise, kazalarda ağır ve ölümcül darbeler genelde baş ve boyun bölgesi ile sınırlı kalıyormuş. Bebeğin başı koltuğun koruması içinde kaldığından, yabancı cisimler tarafından zarar görme riski de önemli ölçüde azalıyormuş.
* Arkadan gelen çarpmalar, kazaların sadece %4'ünü oluştururken, genelde daha hafif kazalar olurmuş (Ön ve yandan olan kazalarda genelde araçlar ters istikametlerden geldiğinden çarpışma kuvveti çok daha yüksek, arkadan çarpılan araç öne doğru itilerek yolcu üzerindeki kuvveti azaltıyor).
* Ayakların arka koltuğa değmesinin ise hiçbir tehlikesi yokmuş ve bebeğe rahatsızlık vermezmiş (yetişkinlerden çok daha esnekler). Varsayalım ki bacağında kırık oluştu. Bu kırık boyundaki gibi kalıcı bir hasar vermeden iyileşebilir.

Öyle anlaşılıyor ki, biz yetişkinler de geriye dönük seyahat etsek daha güvende olacağız.  İngilizce okuyabiliyorsanız, bu linkte konu çok güzel açıklanmış.

Siz de bizim gibi, aman boşuna sıkışmasın çocuk, yolu seyrede seyrede seyahat etsin, nasıl olsa alacağız diye koltuğu öne çevirivermeyi planlıyorsanız, aşağıdaki test videolarına bir göz atın.

Arkaya bakan bebek çarpışma testi


Öne bakan bebek çarpışma testi


Kucakta bebek çarpışma testi


Norveççe bir forumda anne babalar çocuklarının arkaya dönük araba koltuklarında fotoğraflarını yayınlamışlar. İsveç, Norveç ve Amerika'da birçok ailenin çocukları kocaman olana kadar geriye dönük seyahat ediyor. Maxi-Cosi'nin İsveç sayfasında 9-18 kg aralığında tek bir koltuk tanıtılıyor (Mobi), bu koltuk iki yönlü (convertible) bile değil, sadece arkaya dönük monte edilebiliyor. Tüm Avrupa ülkelerinde durum böyle değil. Bu bilgileri verdikten sonra, keşke Türkiye'de satılan arkaya dönük monte edilebilen koltuk modellerini de yazıp bitirebilseydim. Hummalı arayıştan sonra bu koltuklardan Türkiye'ye hemen hemen hiç getirilmediği üzücü sonucuna ulaştık. Britax Römer'in distribitörü ile görüştüğümde, Avrupa standartlarında öne bakarak seyahat önerildiğini ve Türkiye'de de Avrupa standartları baz alındığından arkaya bakan koltuk getirmediklerini ilettiler. Hangi standardı seçeceğinize karar vermeden önce İsveç ve İngiltere'de yaşanan kazalardaki çocuk ölüm oranlarını inceleyebilirsiniz (Kırmızılar İngiltere, maviler İsveç).

Aramaktan vazgeçmiş değiliz. Eğer böyle bir koltuğu nereden edinebileceğimizi biliyorsanız lütfen yazın. Ben de edindiğim bilgileri tekrar paylaşacağım. 

Sağlık ve güvenlikle ilgili tavsiyelerim için sitenin Kullanım Şartlarını tekrar hatırlatmak isterim.

del.icio.us | Digg This :: posted on Friday, January 11, 2008 11:26:03 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [2]
 

 
 Sunday, January 06, 2008
Elif Şafak'ın yeni kitabı "Siyah Süt"ü bitirdim. Roman 30. sayfada başlıyor, öncesinde iki bölümlü bir girişi var. Son derece dokunaklı ve güzel yazılmış bu bölümü okuduktan sonra, doğum sonrasında neler yaşadığını, nasıl atlattığını merak ettim. Açıkçası biraz da korktum, tekrar oturup ağlamaya başlamayayım diye.

Sonra kitabı okumaya başladım. Kendisinin anne olup olmama konusunda kararsız olduğu dönemlerden başlıyor anlatmaya. Elbette doğumla başlamayacaktı, bir geçmişi, hamileliği olacak, altyapısını anlatacak diye düşündüm. Belki de ileri geri sıçramalarla anlatan kurgulardandır. Gayet yavaş ve doğal seyrinde ilerliyordu romanda zaman, sıçramasız. Ha doğurdu, ha doğuracak diye hızlı hızlı okudum. Kitabın yarısına geldiğimde, bırakın hamile kalmayı, baba adayıyla tanışamamıştı. Kaçıncı sayfada gerçekleşti dersiniz mucizevi doğum? 232. Kitap zaten 303 sayfa. Yani girişin iki katından biraz fazla bir bölüm yazmış Elif Şafak postpartum depresyonu üzerine. Girişteki duygu yükü, güzel dil kullanımı ve akıcılıktan da yoksun bana göre bu 70 sayfa.

300 sayfalık bir kitap dolusu doğum sonrası depresyonu okumak istediğimden değil şikayetim. Uzun süredir kitap okuyamadıktan sonra ilaç gibi geldi hızlı hızlı okumak. Kadın yazarların kitaplarını okumayı seviyorum ve kitabın çoğunda anlatılan kadın yazar olmak ve annelik konuları ise gayet ilgimi çekiyor. Yine de kendimi biraz aldatılmış hissettim. Bu eleştiriyi yazmadan önce, belki ben algıda seçicilik yapmışımdır, kitap zaten doğum sonrası depresyonu değil, yazarın tabiriyle "anneliğin karanlıkta kalan yüzü" hakkındadır diye, girişi yeniden okudum. Okuyan arkadaşlarımla konuştum. Bir arkadaşım, şimdi depresyon okuyup bunalmak istemiyorum diye girişini okuyup kitabı bırakmış. Hayır yanlış anlamamışım. Zaten "Siyah Süt, Yeni Başlayanlar için Postpartum Depresyon" demiş kitabın girişinde.

Acaba Elif Şafak önce kitabı mı yazdı, yoksa girişi mi merak ettim. Önce girişi yazdıysa, belki lohusa depresyonunu pekiştiren nedene biraz fazla kaptırmıştır kendisini. Ya da güzel bir giriş yaptı, gerisini getiremedi, vazgeçmek de istemedi. Ya da önce kitabı yazdı,  annelik ve yazarlık sorunlarını herkesin öğrenmesini şiddetle istiyordu. Öyle bir giriş yaptı ki kitabın okuyucu kitlesi aniden bütün kadınları kapsayıverdi, ve belki bazı erkekleri de.

Keşke okumaya 29. sayfadaki "BİR" le başlayan bölümden başlayıp, kitabı bitirdiktan sonra kalan 28 sayfayı okusaymışım, o zaman hayal kırıklığına uğramazmışım diye düşünüyorum.

del.icio.us | Digg This :: posted on Sunday, January 06, 2008 5:10:30 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]
 

 
 Thursday, January 03, 2008
Önceki yazı..Lohusa depresyonu - çeşitli duygular

Yaz yaz bitmedi. Her kez farklı sürelerde, farklı hislerle geçiriyor doğum sonrası sıkıntılarını. Lohusa melankolisi tanımındaki gibi kısa sürede atlatan, hatta hiç yaşamayan anneler de var. Belki Elif Şafak'ın Siyah Süt'te anlattığı gibi her annenin bir süresi vardır. Ben doğru yaklaşımla bu sürenin kısaltılabileceği, ve kesinlikle daha hafif geçirilebileceği kanısındayım. Benimki aylarca sürmekle beraber, gelip giden, günlük hayatımı ve bebeğimi çok fazla etkilemeyen bir durumdu. Kendimi her gün kötü hissetmiyordum. Özellikle yalnızken ve uzun süre evde kapalı kaldığımda ortaya çıkıyordu. Eğer tıbbi yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız, mutlaka bir doktora danışın. Bir profesyonelle sadece konuşmanın bile büyük yardımı olabilir.

İnternette postpartum (doğum sonrası) depresyonunu araştırdığımda, özetle "melankoliyse üzülmeyin geçer, depresyona mı dönüştü o zaman doktora gidin"in fazla ötesine geçemeyen, birkaç paragraflık yazılar bulabilmiştim önce. Sonra Ilgaz 3.5 aylıkken ve melankolim geçti diye düşünürken, havanın kapalı olduğu bir sabah biraz ağlamaklı olunca, kendimi tekrar soktum aynı modun içine, "yine mi? yine mi? niye? niye?" diye. Ilgaz uyusun da ağlayayım diye beklerken biraz daha araştırayım dedim ve sonunda olayı mantıkla ele alıp, çözüm öneren bir materyale rastlayabildim. Döküman İngiltere'nin sağlık sistemi NHS(National Health System) tarafından hazırlanmış, multikulti tarafından Türkçeye tercüme edilmiş.

Doğum sonrası depresyonu - Kendi kendine yardım rehberi


Dökümanın girişinde şöyle bir paragraf var:

"Eğer depresyondaysanız büyük bir olasılıkla, bu kitapcığı okurken bile, konsantre olmakta zorluk çekeceksinizdir. Belkide size çok uzun ve karışık görünüyordur? Lütfen endişelenmeyin. Burada çok fazla bilgi var, yavaş yavaş okuyun. Eğer, bu bilgilerden bazılarını anlamakta zorluk çekiyorsanız, bunları aile doktorunuz veya sağlık ziyaretçinizle tartışabilir veya kendinizi daha iyi hissettiğiniz zaman tekrar okuyabilirsiniz. Eğer, kitapcığı size terapistiniz veya rehberiniz verdiyse, bilgileri onların yardımıyla gözden geçirebilirsiniz."

Bu paragrafı okudum. Okuduklarımı gayet iyi anlayabilecek durumdaydım. Ancak yine de okumaya devam etmeden önce ara verip biraz ağladım. Çok nazikler, ne kadar ince düşünmüşler diye çok duygulandım ve minnet duydum :) Belirtilerin birçoğu bana uymuyordu, önerileri birebir uygulamadım, tablolar, listeler yapmadım. Ama kendi durumumda nasıl iyileşebileceğim için bana çok iyi fikirler verdi. Hayıflanıp, endişelenmeyi bir kenara bırakarak kafayı çalıştırdım. Kendi durumumu ve nasıl yaklaşmam gerektiğini gözden geçirdim. Artık kendimi bunu yaşayan tek kişi olarak hissetmiyor, mantıkla yaklaşıp kararlı olursam, yavaş yavaş iyileşeceğimi düşünüyordum. Öyle de oldu.

Eğer doğumdan sonraki ilk ayda biraz bunalmış hissediyor, benim gibi niye oldu bu, ya uzun sürerse diye panik yapıyorsanız, veya benimki gibi uzatmalı bir lohusa melankolisi içindeyseniz, aşağıdakilerin size de yardımı dokunabilir.

Ağla ağla da, açılıyor musun gerçekten? Şu perdeyi arala artık!
İçi sıkılmış insanlara ağla ağla açılırsın derler. Ben de öyle yapmayı denedim başlarda. Sonra göz contalarım yalama oldu, muslukları kapatamadım, tamir etmeye fırsat da bulamadım. Şunu unutmamak gerekiyor, doğum sonrasının zor bir dönem olduğu kuşkusuz, zorlukları arttıran farklı sorunlarınız da olabilir. Belki duygusal yapıda biri, hatta hüzün sevenlerden olabilirsiniz. Yine de hiç kimse bebeğinin minik zamanlarını, hem sevinecek bu kadar şey, hem de yapacak bu kadar iş varken, ağlayarak geçirmek istemez. Ancak unutmayın, bu duruma isteyerek düşmediniz ve kurtulmak için de kendini salıvermek bir işe yaramıyor. Ben bu durumu kalın bir perde olarak görmeye çalıştım. Günlük yaşamınızı karanlıklaştırıp, olan biteni daha loş ve sıkıcı görmenize neden oluyor. Aklıma melankoli her geldiğinde derin bir nefes aldım ve kendimi iyi hissettiğim bir anı hatırlayıp, kendime o modu yüklemeye çalıştım. Bana kötü hisleri hatırlatan durumlara, objelere yeni anlamlar, misyonlar yükledim. Bunu istemiyorum, yeter artık dedim. Melankoli geldikçe, ben kovdukça, o da gitgide daha az uğramaya başladı bana, eli boş dönmektense.

Neden aramak, gerçek sorunlarla ilişkilendirmek
Hayatınızda sorunlar olabilir. Bunlar gerçekten de postpartum depresyonunuzu güçlendiriyor olabilir. Ancak, gerçek sorunlarınızla bu karabasanı birbirinden ayırmak sizin elinizde. Sorunlarınıza melankolik bir psikoloji içinde bakmak yerine mantıkla yaklaşmaya çalışın. Depresyona hayatınızdan somut nedenler aramak, hele de bağlayacak bir şeyler bulabilirseniz, havadan gelen ve giden bir sıkıntının somutlaşmasına ve yerleşmesine neden oluyor. Ayrıca düşünmenizi güçleştirdiğinden sorunlarınıza çözüm bulmanızı da zorlaştırıyor. Kısa vadede çözmeniz gereken bir sorununuz varsa kendinizi iyi hissettiğiniz bir anda sakin kafayla düşünmeye çalışın. Dışarı çıkın, eş dostla konuşun. Hiç fırsatınız yoksa balkona çıkın, o da yoksa kafanızı camdan çıkartıp temiz hava alarak düşünseniz bile sonucu değiştirecektir.

Rutini kırmak
Sürekli aynı şeylerle uğraşıp, aynı yerde vakit geçirdiğinizde durum kötüleşiyor, ağır hava yerleşiyor. Dışarı çıkmak çok iyi geliyor. Güvenebileceğiniz birileri varsa bebeği kısa süreli bırakarak, bakkal, kuaför gibi yerlere gidebilirsiniz. Ancak, bebekle birlikte çıkmak insanın özgüvenini daha bir yerine getiriyor. Aklınız evde kalmıyor ve bebeğinizle farklı şeyler paylaşmış oluyorsunuz. Güne farklı başlamak için kahvaltıya misafir davet etmek de iyi olabilir. Küçük bir bebekle sofra donatmanızı kimse beklemeyecektir. Peynirleri biraz nizamlı dilimlemeye çalışmak bile insana normal hayatı hatırlatarak iyi geliyor. Hazırlanması zor olsa ve düzeniniz bozulsa bile bebeğinizle birkaç gece akraba ya da yakın arkadaşlarınızda kalmak da iyi gelebilir. Günün özellikle belirli saatlerinde kötüleşiyorsanız, bu saatler için değişiklik yapmaya çalışın.

Sınırlı süre
Bebeğiniz küçük ve gündüzleri uyurken bile işlerinizi yetiştiremiyorsanız, bu bebeğin uyku ihtiyacı azalınca ben ne yapacağım diye telaşlanıyor olabilirsiniz. Bebeğiniz büyüdükçe bakımının kolaylaşacağını, onun büyümesi ile beraber sizin annelik becerilerinizin gelişip, endişelerinizin azalacağını unutmayın. Bebek her 3 aylık dönemi tamamlandığında farklı bir evreye geçiliyor ve her şey gitgide kolaylaşıp güzelleşiyor. Kendinizi boş yere üzüp, telaşa kapılmayın. Yaşadığınız ana konsantre olup elinizden geldiğince tadını çıkartmaya çalışın.

Kendine bakmak
Özel bakımlar yapmaya fırsat bulamıyor olabilirsiniz. Bir süreliğine manikür yaptırmamak, fön çektirmemekle hiçbir kadın çirkin olmaz. Ancak düzenli duş alıp saçlarınızı düzgünce toplamak, temiz ve rahat giysiler giymek, belki canınız istiyorsa eşiniz gelmeden bir allık sürmek, hatta bir ziyaret öncesi renkli bir oje sürmek gibi basit, fazla vakit almayan bakımlar moralinize iyi gelebilir. Ben doğum sonrasında fena halde terlediğim için hergün duş almak zorunda kalıyordum. Bu zorunluluğun kendimi bırakmamamda çok yararı oldu. Başlarda ağlama işlerini de genelde duşta yapıyordum bebek hissetmesin diye :)

Plan yapmak
Çok yüksek hedefler koymadan, esnek bir plan yapıp buna uymaya çalışmanın çok yardımı dokunuyor. Plan yapmaya çalışırken, Ilgaz'ın sıkıntılarının öğleden sonraları arttığını farkettim. Zorunlu işlerimi en iyi uyuduğu sabah saatlerine alıp, kalan saatlerde de fırsat bulduğumca kendime vakit ayırarak, epeyce stresin üzerimden kalktığını farkettim. Alışverişleri önceden Gökhan'a sipariş ederken, bunları bahane ederek, Ilgaz'ı alıp dışarı çıkmaya başladım. Güzel havalarda bebek arabasıyla yürüyüşler, fiziksel aktivitenin de sağladığı mutluluk hormonuyla ilaç gibi geliyor. Çantamı ufak tefek ihtiyaçları ekleyerek her an dışarı çıkabilecek şekilde hazırladım. Böylece önceden plan yapamamış olsam bile, bunaldığımı farkedince hızlıca hazırlanabiliyordum.

Kendinizi rahat bırakın
Doğum sonrası depresyonu birçok kadının yaşadığı bir sorun. Kendinize karşı şefkatli olun. Bu başınıza geldiği için kendinize kusurlar bulmayın. Kötü hissettiğiniz zamanlar için geri dönüp hayıflanmayın. Ben çocuğumun bebekliğini  hatırlayınca bu ruh halini de hatırlayacağım, belki yine hüzünleneceğim diye çok üzülürdüm. Hiç de öyle olmuyormuş. Her şeye rağmen hatırlayabildiğim her anını çok mutlulukla hatırlıyorum. Siz de kendinizi boş yere üzmeyin.


del.icio.us | Digg This :: posted on Thursday, January 03, 2008 5:53:13 PM (GTB Standard Time, UTC+02:00)  #    Comments [0]