# 27 Kasım 2008 Perşembe

Bebeğinizi sütten kesmeyi, ya da diğer deyişle memeden kesmeyi planlıyorsunuz. Emzirmeme düşüncesi sanki senelerden beri emziriyormuşsunuz gibi garip gelebilir. Bebeğinizin plasentadan sonra sizden ikinci kopuşunu ve artık bağımsız bir birey olduğunu kabullenmeniz gerekir.

Öte yandan, onun artık büyümüş olması mutluluk vericidir ve her yediğinize dikkat etmek zorunda olmamanın da artık hakkınız olduğunu düşünmelisiniz. Aşırı duygusallığın hiçbir anneye yararı yok. Eğer emzirmeyi bırakma zamanı geldiyse, öncelikle bunun bebeğiniz için hangi ihtiyaçları ne ölçüde karşıladığını değerlendirin:

1 - Beslenme: Bebeklerin 6 aylık olana kadar yalnızca anne sütüyle beslenmesi öneriliyor. Aslında buna ortalama 6 ay demek daha doğru. Bazı doktorlar bebeğin kilo alımına göre daha erken de ek besin önerebiliyor. Bebeğin büyüme hızına göre sütün miktarı bir yana, içindekilerin bebek için yetersiz kaldığı bir dönem bu ve artık yavaş yavaş dünyevi yiyeceklerden yararlanması gerekiyor. 6 aydan sonra, her geçen gün miktarı ve çeşidi arttırılarak, anne sütü ya da formül miktarı azaltılıyor, öğün zamanında önce ek besin verilip, midede boş yer kaldıysa sütle destekleniyor. 1 yaş civarında bebek neredeyse her şeyden yiyebilir hale geliyor. Yavaş yavaş inek sütüne geçiliyor.1 yaşından sonra kalsiyum demiri tuttuğu için kansızlığa yol açmaması ve bebeği tok tutarak diğer yemekleri reddetmesini önlemek için günde 500 ml'den fazla süt ürünü önerilmiyor. Biz oğluma istisnai durumlar dışında yalnızca sabah kahvaltıda ve akşam yatmadan önce süt veriyoruz, öğün aralarında süt vermiyoruz. Peynir, yoğurt ve ayranla takviye ediyoruz.

2 - Susama: Bebeğiniz susadığı için de meme istiyor olabilir, sütten kesme döneminde ona tercihen bardakla bol bol su verin. Şekerli içeceklerin daha çok susatacağını unutmayın.

3 - Uykuya dalma: Eğer bebeğiniz uykuya dalmak için emiyorsa, ona kendi kendine uyumayı öğretmelisiniz. Bunun için ne kadar erken başlarsanız o kadar iyidir ama hiçbir zaman geç değildir. Uyku ile ilgili konular için tıklayın.

4 - Sakinleşme, rahatlama: Bebek küçükken emzirebilmek özellikle kriz anları için büyük kolaylıktır. Kuzenim Somer, buna "bebeyi resetlemek" der. Bebek kriz halinde mavi ekran durumuna geçmiştir. Emme pozisyonu aldığı anda "yeniden başlat"a basmış gibi olursunuz. Emme esnasında "safe mode"da çalışır, siz o sırada durumu toparlarsınız. Ancak bebeğinizi her ağladığında emzirdiğiniz ilk haftalarda artık aranızdaki bağ kurulmuştur. Bebek büyüdükçe, bulunduğu aya göre farklı yaklaşımlarla sakinleştirilebilir. Bazen sesinizi biraz yumuşarak ya da sertleştirerek konuşmak, ona sarılmak, bazen kokunuz bile yetecektir. Önemli olan bebeği dinlemek, dinlediğinizi ona belli etmek ve yanında olduğunuzu göstermektir, emzirmek şart değildir. Bebek büyüdükçe gerçekleşen sorunları meme "yangın söndürücüsü" ile söndürmeye çalışmak, bebeğinizin hayatın güçlükleri ile başa çıkma becerilerini geliştirmesini yavaşlatacaktır. Gerçekten sıkıntılı durumlarda da emzirmenin bile işe yaramadığına rastlamışsınızdır. Diş çıkarma dönemlerinde bebeğinizi gece boyunca yarım saatte bir emzirmeniz gerekmiş olabilir. Emzirmediğinizde durum daha kötüleşmeyecektir.

Sütten kesme yöntemi

1 - İhtiyaçları karşılayın: Öncelikle yukarıdaki 4 ihtiyacı alternatifleri ile karşılamaya çalışın. Hiçbir zaman birebir karşılığı olmayacaktır. Örneğin katı gıdalara geçmiş bir bebeği hala gündüz uykusundan önce de emziriyorsanız, bunun yerine inek sütü vermeyin, bir sonraki öğününü etkileyecek ve düzeni bozulacaktır. Ilık su veya şekersiz bitki çayı verebilirsiniz (tercihen bardakla). Ama bu emmesinin aslında beslenme değil, uykuya dalma ihtiyacından olduğunun farkında olun ve uyku düzenini sağlamak için gerekli aksiyonları düzenlemeye çalışın.

2 - Dikkatini dağıtın: Bundan sonra bana göre emzirmeyi bırakmak yavaş bir süreç olmalıdır. Bebeği saatine göre farklı şekillerde oyalayıp, unutturmaya, ertelemeye çalışın. Gündüzleri bebeği oyalamak daha kolaydır. Sabırlı olun. Oyun arasında sinirlendiği için emmek isteyen çocuğun dikkatini oyunla, uykuya dalmak için meme isteyenin dikkatini masalla ninniyle dağıtabilirsiniz.

3 - Emme sıklıklarını ve sürelerini azaltın: Tek bir emme talebini bile atlayabilmeyi başarmanın yararı vardır. Normalde emzirdiğiniz saatte emzirmezseniz, muhtemelen göğsünüzde şişlik oluşacak, bu da metabolizmanızı ihtiyaçtan fazla üretiyorum şeklinde uyaracaktır. Süt vücutta arz talep dengesine göre üretilir. Sütünüzün miktarı azalacak, bu sayede bebeğin de memeye ilgisi azalacaktır.

4 - Geceleri eşinizden destek alın: Emzirmeyi kesmeden önce bebeği eşinizle dönüşümlü yatırmak bir kaçış noktası olabilir. Uykuya dalana kadar beklemek yerine siz kısa süre emzirir eşinize verirsiniz, uykuya dalmadan önce o sakinleştirir. Bu duruma alıştıktan sonra onun yatırdığı geceler, emzirme kısmını unutturmaya çalışabilirsiniz. Bebeği dönüşümlü yatırmak bebeğin "anneci" olmaması için de çok iyidir.

5 - Onu yorun: Yoğun bir program yapın, çalışmıyorsanız gündüzleri dışarı çıkın, hem gündüz oyalanır, hem gece daha rahat uyur. Rahatlaması için uzun, oyuncaklı banyolar yaptırabilirsiniz.

6- Bebeği memeden soğutmak için mucizevi radikal yöntemler denemeyin: Karabiber gibi tadı kötüleştirecek, ya da koyu renkli kötü görüntüye neden olacak maddeler kullanmayın. Bebekler için ani değişimlerdense yavaş geçişler her zaman daha iyi sonuç verir. Bir yakınım bu tür bir yöntem denemişti. Bebeği ne yapmaya çalıştığını anlayarak ona fena halde darıldı, o gün annesine sarılmadı onu itti. Annesi de endişe ile sütten kesme konusunu birkaç ay ertelemek zorunda kaldı. Bir başka tanıdığım, bak göğsüm emzirmekten yara oldu emzirmeyeyim artık olur mu diye yara sargı bezi yapıştırdı, çocuk annemi yara yaptım diye üzüntüyle ağlamaktan helak oldu.

Ne zamana kadar emzirmeliyim?

Eğer zorunluluk yoksa 1 yaşına kadar emzirmeye devam etmenizi öneririm. Az gelişmiş ülkelerde, eğer fakirlikten besleyememe gibi bir durum varsa ve anne sütündeki koruyucu antikorlar sayesinde bebeği salgın hastalıklardan korumak için 2 yaşına kadar emzirilmesi öneriliyor. Bir arkadaşımın pedagogu (çocuk psikoloğu) çok fazla bilinçlendiğinde daha zor olacağından 16 ayı geçirmemesini önermiş. Ben inek sütü içebilir yaşa geldikten sonra ama beni görünce "Memeee" diye bağıracak çağa da gelmeden önce bu güzel süreci sonlandırmak istedim.

Oğlumu 12,5 ay emzirdim. 6 ay boyunca gündüzleri iki saati hiçbir şekilde geçirmeyen oğlum, katı gıdalara geçiş ve çevreye olan ilgilisini aşırı artmasıyla gündüzleri emmeye olan ilgisini kaybetmeye başladı. 9 ay civarında gündüzleri emmeyi bıraktı. Bu durum benim sütümün de azalmasına neden oldu. 9,5 aylıktan itibaren gece yatırmadan önce sütüm azaldığı için ek besin (formül mama) vermeye başladım. Önce emziriyordum, üstüne biberon veriyordum, 50-80 ml arası içiyordu. 12 aylıkken yavaş yavaş inek sütüne geçtik. İnek sütüne alerjisi olmadığından ve tadını sevdiğinden emin olduktan sonra emzirmeyi kesmeye karar verdim. Birkaç gece eskiden yaptığımın tersine önce biberon verdim, üstüne emzirdim. Emzirme süresini kısa tutmaya çalıştım. İyice yorduğum bir gece yalnızca biberon verip yatırdım, sorun çıkarmadı. Ertesi gün emmek istedi, tek göğsümü verdim. Sonraki iki gece aklına gelmedi, 3. gece tekrar istedi. Yine tek göğsümü verdim ve o gece Sarıkız görevim sona erdi. Ama bunun yerine onu yatırmadan önce bol bol sarıldım, güzel sözler söyledim.

Siz de kendi tecrübelerinizi paylaşabilir, yazmış olduğunuz yazı varsa linkini verebilirsiniz.

Not: Bu yazıyı Nilgün Hanım'ın 1.5 yaşındaki kızını sütten kesmesine yardımcı olmak için yazdım. Umarım faydası dokunur. Kendisine bana konu seçiminde yardımcı olduğu için çok teşekkür ederim. İlgilendiğiniz konular varsa siz de istek yapın :)

Güncelleme: Çocuk bakımı ile ilgili farklı ekoller olduğunu hatırlatmak istedim. Ne kadar süre emzirmeniz gerektiği ve sütten kesme yöntemleri ile ilgili kendi doktorunuza danışın. Lütfen sitenin Kullanım Şartları'na bakın.

Doktorların görüş ayrılıkları ile ilgili yazılar:

Çocuk doktoru seçerken

Misafir Yazı - Nereye Kadar Hijyen ve Çocuk Doktorları

 

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

posted on 27 Kasım 2008 Perşembe 06:48:18 UTC  #    Yorumlar [11]
# 26 Kasım 2008 Çarşamba

Berna Hanım'dan melamin konusuyla ilgili bazı bilgiler ulaştı. Bunları da sizlerle paylaşmak istedim. Berna Hanım'a bir arkadaşından Türkiye'de Çin'den 11.000 ton süt tozu geldiği ve bunların tüm süt ürünlerinde kullanıldığı ile ilgili bir mail gelmiş. Kendisi oğlunun kahvaltılarına Neocate (Milupa) ve Golden Goat mama ekliyormuş. Bu şirketlere sözkonusu ürünlerde melamine içeren Çin menşeli süt ürünü "melamin-tainted chinese product" kullanıp kullanmadıklarını sormuş, her iki şirket yetkilileri de Çin menşeli ürünler kullanmadıklarını; Milupa Hollanda ve İrlanda menşeli ürün kullandığını, Golden Goat üretici kooperatifi de Yeni Zelanda'da büyütülen keçilerin taze sütünü kullandıklarını cevaben bildirmişler. Kendisi şimdi içinin daha rahat olduğunu yazmış.

Sık kullandığımız ürünlerle ilgili üreticileri arayıp görüşmek, onların da bu konudaki hassasiyetini artıracaktır. Berna Hanım'a tekrar çok teşekkür ederim.

 

posted on 26 Kasım 2008 Çarşamba 10:13:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 23 Kasım 2008 Pazar
Melamin konusunu Berna Hanım sayesinde araştırma fırsatı buldum. Yakın zamanda Çin'de gerçekleşen çocuk ölümleri üzerine bütün dünya ayağa kalkmış bu madde yüzünden.

Melamin bildiğimiz melamin. Normalde tabak çanak yapımında, plastik üretiminde falan kullanılıyor. Melamin düşük dozlarda zehirli değilken, siyanürik asit (cyanuric acid) ile birleştiğinde ölümcül böbrek taşlarına yol açabiliyor. Melamin "ağızdan alındığında, solunduğunda ve ciltten emilmesi halinde zararlı" olarak tarif ediliyor. Düzenli olarak melamine mazur kalmak kansere, kısırlığa yol açabiliyor. Göz, deri ve akciğerlerde tahrişe neden olabiliyor. Melamin ve siyanürik asit birleşterek kan dolaşımına karıştığı zaman, üre ile dolu olan böbrek kanallarında konsantre olarak etkileşime giriyor ve çok sayıda yuvarlak sarı kristale dönüşüyor. Bu kristaller böbrek kanallarını tıkayarak zarar veriyor ve böbreklerin çalışamaz hale gelmesine neden oluyor.

Peki hangi akıllı, ne diye gıdalara bu maddeyi ekliyor? Paketli satılan ürünlerin protein, yağ, enerji gibi değerleri yetkili kurumlarca ölçülüp, paketin üzerinde belirtilmesi zorunlu. Süt ürünlerine su kattığınız zaman doğal olarak protein miktarı düşük çıkıyor. Bu sulu süte melamin eklediğinizde, testleri sanki sütte olduğundan fazla protein varmış gibi kandırıyor. Velhasıl bir üçkağıtçılığın kamuflajı için kullanılıyor.

Amerika FDA'sı 2007'de evcil hayvan mamalarında ortaya çıkması, 2008'de Çin'de birkaç çocuğun ölmesine ve bir sürü insanın hastaneye yatmasına yol açması üzerine Ekim 2008'de gıdalarla melamin testlerinin hangi metotlarla yapılacağını belirlemiş. Ülkemizde henüz melamini ölçecek teknoloji bulunmuyor, bu nedenle yerli üretim ürünlerin durumunu bilmek mümkün değil. Yabancı ürünler, Avrupa markası olsa bile birçok ülkede üretim yaptırıyor olabileceğinden, marketten alınan ürünlerin üretim yerine bakarak Çin malı olanları almamak bir önlem olabilir. Özellikle süt ürünleri içerenlere dikkat etmek gerekiyor, mamalar, süt tozları, sütlü bisküviler, sütlü çikolatalar, sütlü ve bol proteinli olduğunu iddia eden ne varsa.

Berna Hanım bahsettiğiniz markaların bazı ürünleri ile ilgili çeşitli haberlere rastladım, Nestle'nin Çin'de üretilen bir kutu sütünde düşük dozda melamine rastlanmış, bunun dışında Çin'de üretilen birçok ürünü testleri geçmiş, Starbucks Çin'den aldığı soya sütlerini riske girmemek için başka ülkeden almaya karar vermiş, Pizza Hut Tayvan'da melamin içerdiği tespit edilen peynir tozu paketlerini toplatmış (eve siparişte gönderiliyormuş). Büyük markaların bu kadar riskli bir madde saptanan ürünlerini herhangi bir ülkede bile bile satacaklarını düşünmüyorum (umuyorum diyelim). Ülkeye özellikle kaçak yollardan girmiş olma ihtimali bulunan gıdalara dikkat etmek lazım sanırım.

Acaba yine de eskisi gibi mahalle sütçüsünden Sarıkız'ın sütünden alıp, kaynatarak mı tüketmeliyiz?





posted on 23 Kasım 2008 Pazar 21:04:01 UTC  #    Yorumlar [3]
# 20 Kasım 2008 Perşembe

Doğduğundan beri Ilgaz'ı Yoda'ya (Star Wars) benzetip eğlenirdik. Bu resimle yazın sevgili tatil arkadaşlarımız Mesut-Nihal ve Ayşe-Kuzey çiftlerine göndermek için oynamıştım. Ilgaz tüm tatil Mesut ve Ayşe diyerek gezmişti, hala da tatildekileri sayıklıyor, tatil deyince Mesut vardı, Ayşe vardı, Kuzey vardı, Nihal vardı diye anlatıyor. Kitubi'ye koymayı unutmuşum. Bu resmi Befunky'nin Cartoonizer'i ile kolayca ve eğlenerek yaptım. Befunky resimler ve video'larla oynayarak nefis şeyler yapabildiğiniz, bir seviyeye kadar ücretsiz servis sunan bir Türk girişimi. Bloglara resim ayarlarken çok işe yarar ve çok güzel hediyelere malzeme olur.

Karşınızda Masterr Ilgaz!

Resmin orijinali Bozcaada'da Pelazzi çiftliğinde çekildi.

Bu arada çok konu birikti, ne yazacağımı şaşırmış bulunmaktayım. Konu seçiminde bana yardımcı olun. Bu aralar nelerle ilgileniyorsunuz? Araştırdığınız konular varsa eğer tecrübe ettiğim şeylerse ben de bildiklerimi yazarım.

posted on 20 Kasım 2008 Perşembe 10:52:29 UTC  #    Yorumlar [3]
# 17 Kasım 2008 Pazartesi

Hassas kalitesiz cildim yüzünden doğum sonrasında çekeceğim sızılar kaçınılmazdı. İmdadıma hastaneden verdikleri Lansinoh Çatlak Önleyici Krem ve Medela Anatomik Göğüs Koruyucu yetişti. Her ikisini de 10 gün kadar kullandıktan sonra, göğüslerim yeni durumlarına alışmışlardı. Daha sonra da dönem dönem, hassasiyet oldukça kullandım. Bendeki, emzirirken değil, emzirmeden sonra göğüs ucunun hava alması ve ıslak kalmaması için kullanılanlardandı. Zira sızlayan göğüs uçlarının üzerine göğüs pedi kullanmak, çatlayan kılcal damarların pede yapışıp, pedi çekerken beter olmasına yol açıyor.

Medela'nın göğüs koruyucusunu doğumdan önce ablama gönderdim. Gerçi neyse ki onda hiç böyle bir sorun olmadı. Saf lanolin kremi de azar azar kullandığım için yarısından çoğu duruyordu. Bu kadar zaman durunca enfekte olmuştur, çocuk hastalanır diye göndermedim. Bu kadar pahalı bir malzemeyi nasıl değerlendireyim diye düşünürken, dudaklarımın çatladığı bir gün dudağıma süreyim dedim. A, bir de baktım nefis ve gayet kalıcı bir dudak parlatıcısı oldu. Kalemsiz kullanınca naturel, kenarına kalem çekince de daha rüküş oluyor :) En güzel tarafı, ruj yerine Lansinoh sürünce Ilgaz'ı şapır şupur öperken kimyasallar için endişelenmeme gerek kalmıyor.

Dolapta yıllanmaya bıraktığınız Lansinoh'larınız varsa çıkartın hanımlar, rüzgarlı kış günleri geldi, eski Lansinoh'lar dudak parlatıcısı oldu!

posted on 17 Kasım 2008 Pazartesi 21:40:45 UTC  #    Yorumlar [7]
# 16 Kasım 2008 Pazar

Bugün Ilgaz'la birlikte Yapıncak'ın girişimi olan Music Together İstanbul'un deneme dersine katıldık. Ilgaz'ı bilmem ama ben çok eğlendim:) Music Together bizim ülkemiz haricinde hemen her ülkede olan bir etkinlikmiş. Karma yaş gurubundan küçük çocuklar, aileleri ile birlikte 45 dakika müzik odaklı bir etkinlikte bulunuyorlar. Yapıncak Tükiye için lisansını almış.

Eksik saymadıysam, Ilgaz'ın dışında 5 tane tatlı çocuk daha vardı. Aileleri yanlarında olmasa hepsini çıtır çıtır yerdim :) İlk ders olduğundan bütün çocuklar ekseriyetle şaşkın şaşkın bakınıyorlardı. 1-2 dersten sonra daha fazla katılacaklarını düşünüyorum. Ilgaz dersin ilk yarısında kucağımdan ayrılmazken, sonlara doğru ortalığı gezinip, bi tane daha diye malzemelerden istemeye başlamıştı. Bu aralar çıkartmalara taktığı için isimlerimizin yazılı olduğu etiketlerle epeyce uğraştı (kendi isim etiketine yukarıdan bakıp, ters ters diye düzeltmeye çalıştı, çok şaşırdım, yazıların tersini düzünü öğrenmiş galiba kitaplara baka baka).  Bugün Ilgaz en büyük çocuktan bir küçüğüydü. Çocuklar yetişkinlere göre diğer çocukları taklit etmeye daha eğilimli olduğundan, grupta 3-5 yaş aralığında 1-2 çocuk olsa, çocukların katılım performansı artar diye düşünüyorum.

Music Together, gayet sade, sakin bir mekanda yapılıyor. Bizim eve biraz ters düşse de, aslında çok merkezi bir yerde yapılıyor aktiviteler. Göztepe parkının dibinde. Hava da çok güzeldi, bu vesileyle ben de bir pazar günü adam gibi bir parka götürmüş oldum Ilgaz'ı. Akşam yattığında ağzı kulaklarındaydı.

Bu kadar çok çocuğun olduğu bir ülkede, çocuklar için daha fazla aktivite olmalı. Her semtte, her bütçeye göre bir şeyler olmalı. Belediyelerimiz her köşe başına kimsenin kullanmadığı spor aletleri dizmek yerine kaldırımları düzeltmekle başlayabilirler ki, anneler hiç olmazsa bebek arabalarıyla bari bakkala gidip gelebilsinler.

Yapıncak'a düşüncesi, girişimciliği ve emeği için teşekkürler, tebrikler...

posted on 16 Kasım 2008 Pazar 22:07:24 UTC  #    Yorumlar [5]
# 14 Kasım 2008 Cuma

Ilgaz 1 yaşını geçtikten sonra (tam ne zaman hatırlamıyorum), bebek televizyonunun sınırlı süre ile zararlı olmayacağına kanaat getirip, dil gelişimi için günde yarım saati geçmemek, hergün olmamak, yemek saatleri dışında ve uykudan önce olmamak kaydıyla izletmeye başlamıştık. Ilgaz 18 aylıkken, Amerikan hastanesinin rutin kontrolünde onu gören pedagog Güzide Soyak'a Baby TV'yi sorduğumuzda, kesin bir ses tonuyla "2 yaşına kadar yasak" yanıtını aldık. Yasaklamamızın ilk günü bebeğimiz Baby, baby diyerek televizyonu açtırmaya çalıştı, televizyon açılmayınca bağır çağır ağlamaya başladı. Biz de televizyondan güzelce soğumuş olduk.

Tanrı kararımızı perçinlemek istemiş olmalı ki, bir hafta sonra, Fransa'da 3 yaşından küçükler için program yapılması ve yayınlatılmasının yasaklandığına dair haberler çıktı. Birkaç hafta sonra, fonda açık olan televizyonun bile çocuğun konsantrasyonunu nasıl düşürdüğünü gösteren bir araştırma izledik. Yani siz dizi izliyorsunuz, o oyun oynuyor, nasıl olsa izlemiyor diyorsunuz, ama çocuğun oyununa (işine) konsantre olmasını güçleştiriyorsunuz aslında.

Bu arada eğer halen izlemesine izin veriyor olsaydık boş yere, renkler, türlü çeşit hayvanlar, şekiller gibi birçok şeyi televizyondan öğrendiğini zannedecektik.

Habere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

Çocuklarımızı televizyondan koruyalım

"...Amerika"da yapılan diğer bir araştırma da ekrandan yayılan aşırı görsel uyarıların beyinde zarara yol açması ve epilepsi gibi hastalıkların, TV seyretme alışkanlığıyla ilintili olduğunu somut bir şekilde ortaya çıkarıyor. CNN International, Aralık 1997"de 700 epilepsi hastası üzerinde yapılan bir araştırmayı yayımladı. Araştırmanın sonucu dikkat çekiciydi. Gözlem altında tutulan hastalar, izledikleri "Pokemon" isimli çizgi filmde, "Pikachu"nun gözlerinin 8 saniye yanıp sönmesinin hemen ardından (20 dakika içinde) epilepsi nöbetine girmişti..."

Güncelleme: Eğitim DVD'leri de zararlıymış

Bebeğinize eğitim DVD’si alırken iki kere düşünün

"...Bir başka araştırma, söz konusu DVD’leri seyreden 7 ila 16 aylık bebeklerin, akranlarından daha az kelime bildiklerini gösterdi. DVD başında geçirilen her bir saatin 6 kelime daha az öğrenilmesine yol açtığı kaydedildi..."

 

posted on 14 Kasım 2008 Cuma 21:27:00 UTC  #    Yorumlar [11]
# 13 Kasım 2008 Perşembe

Bizim evde ansiklopedi, sözlük, rehber türü şeylerin yerine de internet kullanılır. İnternet kesikse, elektrik, su kesikmiş gibi sıkıntı yaratır. Dün akşam, Gökhan biz Ilgaz'la sofraya oturduktan sonra eve vardı. Ilgaz da iki dakika önce "doy-dum, doyy-dumm, kalk, içeri" buyururken, Gökhan'dan görerek pilav yemeye karar vermişti. Onlar yemeklerini bitirirken, ben de bir şeye bakmak için dizüstü bilgisayarımı açtım. Sonra bilgisayar önümde açıkken, Atatürk'le ilgili konuşmaya başladık. Her zaman akşam yemeklerinde Atatürk'ten konuştuğumuzdan değil de, konu bir şekilde oraya geldi işte. Bizi duyan Ilgaz, ben onu biliyorum edasıyla, heyecanla "Atatürk, A-ta-türk, Ata-türk" diye tekrar etmeye başladı.

Geçen hafta yuvadan (3 gün 2'şer saat oyun grubu için gidiyor, daha sonra anlatırım), toz şeker yapıştırılarak kabartma yapılmış bir Atatürk resmiyle gelmişti. Sanırım 10 Kasım nedeni ile Atatürk'ü öğrettiler ve Atatürk'le ilgili aktiviteler yaptılar. Biz de bunu hatırladık ve "Aa, Atatürk'ü biliyor" diye çok heyecanlandık. Hemen aklıma "Google Images"de (Türkçede Görseller, Google arama sayfasında sol üstte) Atatürk resmi arayıp Ilgaz'a göstermek geldi.

Atatürk resminden sonra başka ne resmi bulmak istersin diye sormaya başladık. İlk birkaç ipucunu biz verdik, köpek, kedi, bebek, elma (ağacı dedi, bunun üzerine elma ağacı diye aradık), fenerbahçe (etrafta olan değişik şeyleri bulabileceğini anlasın diyeymiş, ben de inanmış gibi yaptım). Sonra kendisi yaban domuzu ve ceylanı istedi, herhalde bu hayvanları da okulda öğrendi, ben bizim kitaplarda olduklarını hatırlamıyorum.

Tesadüf eseri gelişti ama bilgisayar ve internetin aradığımız şeyleri bulma konusunda hizmet verdiğini öğretmek için güzel bir yol olduğunu düşünüyorum. Tabi eğer güvenlik paketiniz yoksa her türlü resim gelebiliyor, dikkat etmek lazım. Belki önce ona göstermeden arayıp, gerekirse filtreleyip, sonra ona göstermek daha doğru olabilir.

Ilgaz'ın sayesinde ben de hiç görmediğim bu nefis Atatürk resimlerini bulmuş oldum.

posted on 13 Kasım 2008 Perşembe 19:55:53 UTC  #    Yorumlar [0]
# 12 Kasım 2008 Çarşamba

Zeki Çocuk Dizisideki Tüm Yazılar:

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (2)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (3)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (4)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (5 - son)

Çocuğunuzun Zeki Olmasını mı İstiyorsunuz? - Brainology'den yanıt geldi

...................................................................

Brainology'den mail'ime yarı jenerik, yarı kişiselleştirilmiş bir yanıt gelmiş. Artık nasıl bir İngilizce ile sorduysam, onlarla iş ortaklığı yapmak istediğimi düşünmüşler. Neden olmasın değil mi? İspanyolca'ya ve birkaç dile daha tercüme etmeyi düşünüyorlarmış, ama hemen olmaz diyorlar. Umarım her şey gibi bu da en son bizzim dilimize çevirilmez. Lütfen en son Türkçe olmasın. Atatürk de bu makaleyi okumuş olsaydı sanırım, "Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir" yerine, "Türk milleti çalışkandır, Türk milleti çok çalışkandır" derdi.

Programın demosuna baktım çok güzel. Belki okul çağında İngilizce bilen çocukları olan aileler almayı düşünebilirler programı.

Aldığım mail'in orijinali aşağıda:

"Hi Damla,
We're very excited to hear of your interest in partnering with us to bring BrainologyTM to Turkey.  We're happy to hear that your child will learn the growth mindset from such a young age.
We do have a demo of the program available and you can access it via the following link:
http://www.brainology.us/webnav/demo.aspx
As far as translating the program we do have plans to release the program in Spanish and other languages in the future, but these won't be ready for some time.
You may be interested in the following resources to learn more about the BrainologyTM program:
-      a summary of the research that led to BrainologyTM:
http://www.brainology.us/websitemedia/info/brainology_intro_pres.pdf and a Scientific American article that also summarizes this research: http://www.sciam.com/article.cfm?id=the-secret-to-raising-smart-kids
-      a BrainologyTM introduction brochure (http://www.brainology.us/websitemedia/brainology_introduction.pdf) and the User Guide (http://www.brainology.us/websitemedia/userguide.pdf)
  As a parent, you may also be interested in the following resources:
-      a New York Magazine cover article on praise & parenting:
http://nymag.com/news/features/27840/
-      Dr. Carol Dweck's book Mindset: The New Psychology of Success, which includes a chapter on Parents, Teachers and Coaches. The book's website, which is at http://mindsetonline.com/, includes a section relating to parenting: http://www.mindsetonline.com/howmindsetaffects/parentsteacherscoaches/
If you have any other questions please don't hesitate to contact us at anytime.  We appreciate any feedback you may have as we're always striving to improve everything we do.
We're excited to work collaboratively with you and your organization in the future."

İlgili yazılar:

Disiplin, Övgü, Ödül, Ceza Dizisi:

Demokratik ilişkiler hayat kalitemizi nasıl yükseltir

Ödül, Övgü, Ceza, Güç, Öz-Disiplin

Çocuklar için Alternatif Disiplin Yöntemleri

Çocuklara Kendi Sorunlarını Çözmeyi Öğretmek

 

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 12 Kasım 2008 Çarşamba 21:41:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 10 Kasım 2008 Pazartesi
Fikir Atölyesinde Tunç Kılıç'ın yazdığı son yazı. Çok güzel, okumanızı tavsiye ederim.

"...Genç yaşlarında severek aldığı üstü açık bir arabası oluyor Randy’nin. Hafta sonları ufak kuzenlerini alıp gezmeye de bayılıyor. Bir gün kuzenlerin annesi “amcanızın yeni arabasını sakın kirletmeyin” dediği noktada o, bir kutu kolayı açıp herkesin gözü önünde koltuklara döküyor. Bak diyor, “bu sadece bir araba, bir materyal. Kuzenlerimin arabaya çekinerek binmesine neden olma. Onların keyif alması bu arabadan çok daha değerli.” (Nitekim 1 hafta sonra ufaklıklardan biri koltuğa kustuğunda hiçbiri suçluluk hissetmemiş. Kısa bir temizlikten sonra aynen yollarına devam etmişler.)..."

posted on 10 Kasım 2008 Pazartesi 22:14:55 UTC  #    Yorumlar [7]
7 yaşında babasını kaybetmiş. Büyük kardeşleri (Fatma, Ahmet, Ömer) difteriden ölmüşler, Atatürk onları hatırlamıyormuş. En küçük kardeşi Naciye 12 yaşında öldüğünde 20 yaşında olan Atatürk çok üzülmüş.

Pek "şans-ı yaver"lerden olmadığımı düşünürüm. Bazen "kısmet" der geçerim. Son günlerde bu kısmet işinden sıkıldım. Tanrı beni "Gerilla" gibi yetiştirmeye çalışıyor diye havaya sokmaya çalışıyorum kendimi.

Bugün işyerimin düzenlediği törende bunu düşündüm. Tanrı Atatürk'ü gerçekten gerilla gibi yetiştirmişti. Senin bu millete yapacakların var, seni şımartacak, oyalayacak hiçbir şey yapmıyorum. Al sana hayatın gerçekleri küçük yaştan, arada da hatırlatırım. Çalış, çabala ve imkansızı başar. "Kill Bill"deki ustanın "Uma Thurman"a yaptığı gibi (evet tamam tam olarak değil, olsun).

Emin olduğum bir şey var, o da Zübeyde Hanım ile çocuğunun yalnızca ilk 7 yılında yanında olabilmiş babası Ali Rıza Efendi'nin bir biçimde, tüm bu şartlara rağmen, çocuklarına özgüven aşılayabilmiş oldukları. Çünkü özgüvenle, sevilmeden büyümüş bir çocuktan asla Atatürk olamaz. Ne kadar hırslı olursa olsun, bir yerde çuvallar. Belki Adolf Hitler olur, ama Mustafa Kemal Atatürk değil. Peki biz tuvalet eğitimi için bile aman kendine güvenini kaybetmesin diye her lafı, her hareketi hesaplarken, 6 çocuklu, üstelik 4'ünü kaybetmiş, üstüne kocasını kaybetmiş bu kadın, genç yaşta ölen bu adam, bunu nasıl başarabildiler? İkisinin de yattığı yer cennet olsun.
posted on 10 Kasım 2008 Pazartesi 20:59:24 UTC  #    Yorumlar [0]
# 07 Kasım 2008 Cuma

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum.

Zeki Çocuk Dizisideki Tüm Yazılar:

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (2)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (3)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (4)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (5 - son)

Çocuğunuzun Zeki Olmasını mı İstiyorsunuz? - Brainology'den yanıt geldi

.....................................................

Brainology'nin test versiyonunu deneyen New York'taki 7. sınıf öğrencileri programın öğrenmeye olan bakış açılarını değiştirdiğini söylediler. Öğrencilerden biri "Brainology'nin en sevdiğim kısmı bir şey öğrenildiğinde bağlantılar kurulması ve bu bağlantıların çoğalması, okulda da hep bunu gözümün önüne getiriyorum." yazdı. Bir öğretmen programı kullanan öğrencilerin, bağlantıların kurulduğundan emin olmak için, pratik yaptıklarını, çalıştıklarını, notlar aldıklarını iletti.

Öğrencileri bu bilgi ile donatmak yalnızca, onları çalışmaya sevketmek için bir taktik olarak görülmemeli. Araştırmalar, dehanın bile yıllarca tutku ile çalışma ve dedikasyon sonucu ortaya çıktığını, öyle doğumla verilen bir armağan olmadığını gösteriyor. Mozart, Edison, Curie, Darwin ve Cézanne basit bir şekilde yetenekli doğmuş kişiler değildi. Onlar yeteneklerini yoğun ve istikrarlı çabaları ile ürettiler. Benzer şekilde, sıkı çalışma ve disiplinin okul başarısına etkisi IQ'dan çok daha fazladır.

Bu dersler hemen her tür çalışma için geçerli. Örneğin bazı atletler yeteneği çalışmadan daha değerli görürler ve eğitilmeleri olanaksız hale gelir. Benzer şekilde, birçok kişi iş yerlerinde sürekli takdir ve yüreklendirme olmadan iş bitirmekte zorlanırlar. Eğer evlerimizde ve okullarımızda gelişime odaklı kafa yapısını teşvik edersek, çocularımıza başarılı olmaları, sorumluluk sahibi çalışanlar ve vatandaşlar olabilmeleri için gerekli araçları sağlamış oluruz.

Yazar Hakkında: CAROL S. DWECK, Standford Üniversitesinde psikoloji profesörüdür (Lewis ve Virginia Eaton). Kolombiya, Illinois ve Harvard Üniversitelerinden profesör ünvanlarına sahiptir ve Amerikan Sanat ve Bilim Akademisi üyesidir. Son kitabı 2006'da Random House tarafından "Mindset" ismi ile yayınlanmıştır.

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Not: Bitti... sonunda :)

Bu arada kitabın türkçeye tercümesi var mı acaba diye ararken konu ile ilgili bir makale daha buldum. Örnekler süper.


Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun


posted on 07 Kasım 2008 Cuma 20:12:49 UTC  #    Yorumlar [1]
# 06 Kasım 2008 Perşembe

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum.

Zeki Çocuk Dizisideki Tüm Yazılar:

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (2)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (3)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (4)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (5 - son)

Çocuğunuzun Zeki Olmasını mı İstiyorsunuz? - Brainology'den yanıt geldi

.....................................................

1998'de Colombiya'lı psikolog Claudia M. Mueller ve ben birkaç yüz 5. sınıf öğrencisi üzerinde bir araştırma yaptık. Öğrencilere sözel olmayan bir zeka (IQ) testi verdik. Çoğu öğrencinin başarıyla tamamladığı ilk 10 soruyu çözdüklerinde onları pohpohladık. Kiminin zekasını överek, "Oo bu çok iyi bir sonuç...Sen çok zeki olmalısın" şeklinde yorum yaptık. Diğerlerini çabaları için övdük; "Oo, bu çok iyi bir sonuç...Çok çalışmış olmalısın"

Zekanın met edilmesinin, çalışma için sırt sıvazlamaya göre sabit kafa yapısını daha fazla teşvik ettiğini gördük. Örneğin, öğrencilere zor ve kolay soru setleri için seçme hakkı verildiğinde, zekaları için tebrik alanlar çoğunlukla kolay soruları tercih ettiler. Herkese zor sorular verildiğinde ise zekaları övülenler demotive olarak yeteneklerinden şüphe duymaya başladılar.  Bu sorulardan sonra verilen testin başındakilere eşdeğer kolay sorulardaki başarılarında düşüş gözledik. Çalışmaları için yüreklendirilen öğrenciler ise zor sorulardaki özgüvenlerini korudular ve takip eden kolay sorulardaki performanslarında belirgin şekilde artış oldu.

Akıl Yapımızı Düzeltmek
Aileler ve öğretmenler gelişime açık bir kafa yapısı oluşturmak için çabayı teşvik etmenin yanında, aklı bir öğrenme makinesi olarak tanıtma yoluna gidebilirler. Blackwell, Trzesniewski ile birlikte lisenin ilk sınıfında matematik notları düşmekte olan 91 öğrenci için 8 seanslık seminerler düzenledik. Öğrencilerin 48'ine yalnızca çalışma metodları anlatıldı. Diğer 48 öğrenci çalışma becerileri ile birlikte gelişime odaklı kafa yapısı ve bu yaklaşımın derslerinde nasıl uygulanacağı konusunda dersler aldılar.

Bu derslerde öğrenciler "Beynini geliştirebilirsin" isimli bir makale okuyarak, üzerinde tartıştılar. Onlara beynin kaslara benzediği, kullanıldıkça geliştiği ve öğrenmenin beyinde yeni bağlantılar kuracak nöronlar oluşturduğu öğretildi.  Bu öğretinin sonucunda, birçok öğrenci kendilerini kendi beyin gelişimelerinden sorumlu ajanlar gibi görmeye başladılar. İdare edilmesi güç olarak bilinen bir çocuk tartışmanın ortasında durdu ve " Aptal olmak zorunda olmadığımı mı söylemeye çalışıyorsunuz?" dedi.

Dönem ilerledikçe, yalnızca çalışma metotlarını öğrenen çocukların notları düşmeye devam ederken, diğer öğrencilerin notlarındaki düşme durdu ve dönem başındaki seviyesine yükselmeye başladı. İki grubun ğğretmenleri(iki tip seminer düzenlediğimizden habersiz olarak) gelişime açık beyin yapısı eğitimlerini alan çocuklardan % 27'sinde, almayan çocuklardan % 9'unda gözle görülür motivasyon farkı olduğunu bildirdiler. Öğretmenlerden biri "Seminerleriniz şimdiden işe yaradı. L (yukarıda bahsi geçen çocuk) normalde hiçbir ekstra çaba sarfetmez ve ödevlerini zamanında teslim etmez. Geçenlerde düzeltme yapabilmek için ödevini erkenden getirip göz atmamı istedi, bunun için okuldan geç çıktı. Bir B+ aldı (önceden C ve altı alırdı)." dedi.

Daha sonra başka psikologlar da aynı sonuçlara ulaştılar. 2003'te Catherine Good Kolombiya'da, Joshua Aronson ve Michael Inzlicht New York Universitesinde 7. sınıf öğrencilerine verilen gelişim odaklı seminerlerin, matematik ve İngilizce testlerindeki başarılarını arttırdığını raporladılar. Aronson ve Good bu tür seminerler sayesinde öğrencilerin okulu daha çok sevdiklerini, daha fazla değer verdiklerini ve daha iyi notlar aldıklarını gözlemlediler.

Artık bu eğitimleri "Brain-ology" isminde interaktif bir bilgisayar programında toparladık (2008'in ortalarında yaygın olarak dağıtılacak). Bu programın 6 modülü öğrencilere beynin ne yaptığını ve onu nasıl daha iyi çalıştırabileceğimizi öğretecek. Kullanıcılar, sanal bir beyin laboratuvarında, beynin bölümlerine tıklayarak ne iş yaptığını belirleyecek, sinir uçlarına tıklayarak insanlar öğrendikçe bağlantıların nasıl kurulduğunu izleyecek. Kullanıcılar sanal öğrencilere okul sorunları ile başa çıkma konusunda tavsiyeler verebilecekler ve çalışmalarının kaydını tutabilecekler.

Not: Makaleyi okuduktan sonra "Brainology"yi aradım. Program şu anda satın alınabilir durumda. Araştırma ve metodoloji ile ilgili detay bilgiler de sayfada mevcut. http://www.brainology.us/

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Not: Makaleyi okuduktan sonra google'da "Brainology"yi aradım. Online program şu anda satın alınabilir durumda. Tek çocuğun online dersi alması için 99 USD istiyorlar. Kardeşler ve okullar için özel indirimler var. Araştırma ve metodoloji ile ilgili detay bilgiler de sayfada mevcut. http://www.brainology.us/. Şimdi programın başka dillere tercümesi konusunda ne düşündükleri ile ilgili bir mail atıyorum. Bakalım geri dönecekler mi.

posted on 06 Kasım 2008 Perşembe 21:51:49 UTC  #    Yorumlar [1]
# 05 Kasım 2008 Çarşamba

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum. Makalenin ilk yazısı için Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

Zeki Çocuk Dizisideki Tüm Yazılar:

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (2)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (3)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (4)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (5 - son)

Çocuğunuzun Zeki Olmasını mı İstiyorsunuz? - Brainology'den yanıt geldi

.....................................................


2003'te Kolombiya'lı psikolog Heidi Grant ile birlikte, zorlu bir kimya dersini almakta olan 128 Kolombiya'lı taze tıp öğrencisi üzerinde yaptığımız araştırmada düşünce yapısı ve başarı arasında benzer bir ilişki bulduk. Öğrencilerin tamamı iyi not alma kaygısını taşıyordu. Buna rağmen, en yüksek notları kimyaya yetenekli olduklarını düşünenler değil, öğrenmeye önem veren öğrenciler aldılar. Öğrenme stratejilerine odaklanan, istikrarla çaba sarfeden bu öğrenciler emeklerinin karşılıklarını aldılar.

Zayıf Yönleri Gidermek
Zekanın sabit olduğuna inanmak, hataların kabullenilmesini, okul, iş ve sosyal ilişkilerdeki zayıflıkların giderilmesini güçleştiriyor. Hong Kong'lu 3 meslektaşım, 1999'da Hong Kong'da İngilizce eğitim veren bir üniversitenin hazırlık sınıfındaki 168 üniversite öğrencisi üzerinde bir çalışma yaptılar. Bu çalışmada, İngilizce derslerinden kötü not alan öğrencilerden, gelişim odaklı olanlar, sabit kafa yapısında olanlara göre İngilizce telafi derslerini alma konusuna daha sıcak bakıyorlardı. Zeka ile ilgili katı fikirleri olan öğrenciler hatalarını kabullenmekte zorlanırken, bunu giderme fırsatını kaçırmaktaydılar.

Benzer şekilde sabit kafa yapısı, yönetici ve çalışanların yapıcı eleştiri ve tavsiyede bulunma konusunda cesaretlerini kırarak, iş ortamındaki iletişim ve ilerlemeyi geriletmektedir. Psikologlar Peter Heslin, Don VandeWalle (Kuzey Metodist Üniversitesi) ve Gary Latham (Toronto Üniversitesi) tarafından yürütülen çalışmada sabit kafa yapısındaki yöneticilerin, diğer gruba göre, çalışanlarından geri bildirim bekleme ve yapılan geribildirimden memnun olma ihtimallerinin daha az olduğunu göstermiştir. Gelişim odaklı yöneticiler kendilerini sürekli gelişim içinde görürken, zekanın sabit olduğunu düşünen yöneticiler eleştirileri kendi kapasite seviyelerinin yansıması olarak görmektedir. Ancak, Heslin, VandeWalle ve Latham yöneticilere gelişim kafa yapısının prensiplerini anlattıktan itibaren, bu yöneticiler çalışanlarını daha fazla yararlı tavsiye vermeleri konusunda yönlendirmeye başladılar.

Kişinin zorluklarla mücadele konusundaki istekliliği üzerinden kişisel ilişkilerin kalitesini ve sürekliliğini de etkiler kafa yapısı. Ontario Üniversitesinden Lara Kammrath ile 2006 yılında yaptığımız çalışmaya göre sabit kafa-yapısındakiler ilişkilerindeki sorunları çözmeye diğer gruba nazaran daha isteksiz. Sonuçta insan kişiliğini belirleyen özelliklerinin önemli kısmının değişmez olduğunu varsayarsanız, ilişkinin onarılması pek olanaklı gözükmez. Diğer yandan insanların değişip gelişebileceğine inanan kişiler ilişkilerindeki sıkıntılarla yüzyüze gelme konusuna özgüvenle yaklaşarak çözümlere ulaşacaktır.

Uygun Övgü
Çocuklarımıza gelişim odaklı düşünmeyi nasıl aşılarız. Bunun bir yolu çok çalışma sonucu elde edilmiş başarı hikayeleri anlatmaktır. Örneğin, doğuştan matematik dehası olan kişiler yerine, matematik aşkıyla çalışarak müthiş beceriler geliştirmiş matematikçilerden söz etmenin bunu geliştireceği araştırmalarımızla sabit. Ayrıca övgüler yoluyla kafa-yapılarını aktarılabilir. Çoğunluk değilse bile birçok aile çocuklarının ne kadar zeki ve yetenekli olduğunu söyleyerek büyütmelerinin uygun olacağına inanmaktadır. Çalışmalarımız bunun yanlış olduğunu göstermektedir.
 
1998'de Colombiya'lı psikolog Claudia M. Mueller ve ben birkaç yüz 5. sınıf öğrencisi üzerinde bir araştırma yaptık. Öğrencilere sözel olmayan bir zeka (IQ) testi verdik.  Çoğu öğrencinin başarıyla tamamladığı ilk 10 soruyu çözdüklerinde onları pohpohladık. Kiminin zekasını överek, "Oo bu çok iyi bir sonuç...Sen çok zeki olmalısın" şeklinde yorum yaptık. Diğerlerini çabaları için övdük; "oo, bu çok iyi bir sonuç...Çok çalışmış olmalısın"

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun
posted on 05 Kasım 2008 Çarşamba 22:47:26 UTC  #    Yorumlar [1]
# 03 Kasım 2008 Pazartesi

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümeye devam ediyorum.

Zeki Çocuk Dizisideki Tüm Yazılar:

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (2)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (3)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (4)

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (5 - son)

Çocuğunuzun Zeki Olmasını mı İstiyorsunuz? - Brainology'den yanıt geldi

.....................................................

İpucu: Çocuklarınıza zeki olduklarını söylemeyin. 30 yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; okulda ve hayatta başarının sırrı zeka ya da yetenek yerine, çalışmaya odaklanmaktır.
"Carol S. Dweck"

Takip eden çalışmalar gösterdi ki, kararlı öğrencilerin çoğu hata yaptıklarında, kendilerini başarısız olarak düşünmek yerine, hatalarını çözülecek problemler olarak görüyorlar. 1970'lerde Illinois Üniversitesinde, ben ve o zamanki master öğrencisi asistanım Carol Diener, 60 5. sınıf öğrencisine, zorluk derecesi yüksek genel yetenek problemlerini çözdükleri sırada sesli düşünmelerini istedik.  Bazı öğrenciler hata yaptıklarında "zaten hafızam iyi değildir" şeklinde yorumlarla yeteneklerini eleştirerek kendilerini korumaya alan bir davranış sergilediler.

Bu öğrencilerin dışındakiler ise hatalarını düzeltmeye ve yeteneklerini keskinleştirmeye konsantre oldular. İçlerinden biri: "Daha yavaş düşünmeli ve bunu nasıl çözebileceğimi bulmalıyım" dedi. İki öğrencinin yaklaşımı gerçekten ilham vericiydi. Biri, sandalyesine yerleşti, ellerini ovuşturdu ve "Zorluklarla başa çıkmayı seviyorum" dedi. Diğeri,zor soruları kastederek araştırmacıya onaylar bir ifadeyle baktı ve, "Bunun eğitici olmasını umuyordum!" dedi. Tahmin edildiği üzere, bu davranış biçimine sahip öğrenciler, bu araştırmada kendi gruplarının üzerinde bir başarı sergilediler.

Zekaya iki farklı bakış
Birkaç yıl sonra, "öğrenme-isteksizler" ve "gelişim-odaklı" gruplarının temel farkı üzerine daha geniş bir teori geliştirdim. Farkına vardım ki, bu iki tip öğrenci, hatalarına farklı açıklamalar getirmekle kalmıyor, aynı zamanda zeka ile ilgili farklı "teori"lere inanıyorlar. İsteksiz olanlar, zekanın sabit bir özelllik olduğunu düşünüyor; belirli bir zeka seviyen vardır, değişmez. Ben bunu "sabitçi kafa-yapısı" olarak ifade ediyorum. Hatalarını bir yetenek eksikliğine bağlıyorlar, kendilerinde bunu değiştirme gücünü göremediklerinden, özgüvenleri kırılıyor. Zorluklara meydan okumak hata yapma risklerini arttırıyor ve onların daha az zeki gözükmesine yol açıyor, bu nedenle zorluklardan kaçıyorlar. Jonathan gibi çocuklar çok çalışmanın aptal oldukları anlamına geleceğini düşünüyorlar, bu yüzden çalışmak istemiyorlar.

Diğer yandan, gelişim odaklı çocuklar zekanın esnek olduğuna, eğitim ve sıkı çalışma ile geliştirilebileceğine inanıyorlar. Öğrenmeyi her şeyin üzerinde tutuyorlar. Sonuçta, aklın geliştirilebileceğine inanırsanız, onu mutlaka geliştirmek istersiniz. Sorunlar çalışma eksikliğinden kaynaklandığından daha fazla çalışarak çözülebilirler. Çözüm bekleyen güçlükler, korkutucu değil, enerji verici öğrenme fırsatlarıdır. Gelişime odaklı öğrencilerin, daha iyi akademik performans göstereceklerini ve yüksek ihtimalle akranlarının üzerinde başarı elde edeceklerini öngörmüştük.

2007'nin başlarında yayınladığımız çalışma ile bu öngörümüzü kanıtlamış olduk. Psikologlar  Lisa Blackwell (Kolombiya Üni.), Kali H. Trzes­niewski (Stanford Üni.) ve ben ilköğretimden liseye geçmek üzere olan 373 çocuğu derslerin zorlaştığı dönemde düşünce yapılarının matematik notlarını nasıl etkilediğini izlemek üzere 2 yıl süresince takip ettik.  7. sınıfın başlarında düşünce yapılarını değerlendirmek üzere, "Zeka temel bir özelliğimizdir, değiştirilemez" benzeri sorulara katılıp katılmadıklarını sorduk. Daha sonra öğrenmekle ilgili diğer yaklaşımlarımını saptadık ve notlarını değerlendirdik.

Tahmin ettiğimiz üzere, gelişim-düşünce (kafa) yapısına sahip öğrenciler okulda öğrenmenin, iyi notlar almaktan daha önemli olduğunu düşünüyorlardı. Hatta, sıkı çalışmaya saygı duyarak, bir konuda ne kadar pratik yaparsan, o kadar iyi olursun kanısına sahiptiler. Dehaların bile başarıya ulaşmak için çok çalışmaları gerektiğini düşünüyorlardı. Bir testten kötü not almak gibi hayal kırıklığına uğratıcı bir engelle karşılaştıklarında, daha çok çalıştılar ve farklı stratejiler denediler.

Sabit kafa-yapısına sahip öğrencilerse zeki görünmek kaygısındaydılar ve öğrenmeye fazla saygı duymuyorlardı. Çalışmaya bakışları negatifti ve onlar için fazla çalışmak ihtiyacı yetenek eksikliği demekti. Yetenekli ve zeki kişilerin, çok çalışmaları gerekmemeliydi. Kötü notları yeteneksizlikle ilişkilendirerek, bu konuya daha fazla çalışmayacaklarını, bir daha bu konuda ders almayacaklarını, gerekirse kopya çekeceklerini söylüyorlardı.

Bu farklı bakış açıları notları dramatik bir şekilde etkilemişti. Gelişim-kafa yapısındaki öğrencilerin lisenin ilk yıllarındaki matematik test notları, diğer grubunkine yakın durumdaydı. Fakat dersler zorlaştıkça, gelişime açık öğrenciler daha iyi kararlılık gösterdi. Sonuç olarak, bu öğrencilerin notları diğer öğrencilerinkini geçti ve onları izlediğimiz 2 yıl boyunca aradaki fark giderek arttı.

devamı var .................................................

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 03 Kasım 2008 Pazartesi 21:41:05 UTC  #    Yorumlar [3]