# 28 Şubat 2009 Cumartesi

Ayk, çocuk tiyatrosu izlerken duygulanıp ağlamaktır!

Bir insanın her şeye mi gözü dolar? Her şeye ağlayan duygusal kadınlardan değildim ben. Bugün Ilgaz'ı Küçük Kara Balık'a götürdüm. Ilgaz uslu uslu oturdu kucağıma, parmaklarım, saatim ve alyansımla oynayarak heyecanla oyunu bekliyor. "Uslu oğlum benim" dedim, içimden de "oğlumu tiyatroya getirdim ben, o kadar büyüdü mü, vay be" diye geçirdim. Tam o sırada oyun başlayıp duygusal bir müzik girmesin mi fondan. Küçük Kara Balık'ı izlerken ağladım. Çocuk tiyatrosu izlerken ağlayan ilk yetişkin miyim yoksa herkesin durumu aynı mı bilmek istiyorum bunu. Bir de geçecek mi yoksa ömür boyu saçma sapan şeylere ağlayacak mıyım? Yoksa bu lohusa melankolisi kronikleşiyor mu?

posted on 28 Şubat 2009 Cumartesi 20:01:00 UTC  #    Yorumlar [7]
# 27 Şubat 2009 Cuma

Cinsiyet ayrımcılığı ile hayatımız boyunca karşılaşıyoruz, sokakta, okulda, iş hayatında, hepimiz için geçerli olmasa da bazılarımızın evlerinde. Ben bu ülkede yaşayan bir insan olarak, koyabildiğim yerde tepkimi koyarak, toplumdan gelen ayrımcılıkla birlikte yaşamaya alıştım. Hiç tahammül edemediğim iki şey var, birincisi, kendi kendilerine ve hemcinslerine karşı ayrımcılık uygulayan kadınlar, ikincisi oğullarını itina ile potansiyel bir kadın ezicisi olarak yetiştiren anneler.

Bu yazımda bu iki radikal gruba çok değinmeden, anne-baba olarak farkında olmadan düşebileceğimiz hataları hatırlatmak istedim. Bazı davranış biçimleri toplumda o kadar oturmuş ki, bunları sorgulamadan yapıyoruz, sonuçlarını çok düşünmeden:

Erkek çocuğu olan aileler:

  • Bebeğinizin pipisi ortada fotoğraflarını çekip konu-komşuya gösterirken şunu sorun kendinize, eğer bu bebek kız olsaydı da bu rahatlıkta olacak mıydım? Cevabınız "Hayır"sa çekmeyin o fotoğrafları. Ne var canım, bebek bu, aradan çıkmış işte, doğal bu, diyorsanız başımın üstünde yeriniz var.
  • Çocuk, sokakta bir kız çocuğa ilgi gösterdiğinde, komşu teyzenin bacağına sarıldığında, gazetede güzel bir kadın fotoğrafına bakmak istediğinde, "çapkın olacak" yorumu yapıyor musunuz? Kızınız olduğunu düşünün, ilk cümledeki kadınları erkeklerle değiştirin. Çok çapkın kızım olacak der miydiniz? Cevap "evet"se bile bence ertelenebilir bu konular.
  • Emmeyi bırakmak istemiyorsa bunu cinsellikle yorumlamayın.
  • Çocuk büyüdükçe kendi işini görmesini öğretin. Temizlik, mutfakla ilgili oyunlar kız çocuk oyunları değildir. Bir insanın kendisine yemek pişirebilmesi, kirlettiklerini temizleyebilmesi kadınsılığını değil, medeniliğini gösterir. Bir erkeğin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesinin pratikte büyük yararları vardır. Hayatının bir döneminde kendi başına yaşaması gerekirse aç kalıp abuk sabuk şeylerle beslenmez, evi pislikten kokmaz. Ev işlerini yapsın diye erken yaşta sevip sevmediğinden emin olmadığı karşısına çıkan ilk kızla evlenmeye kalkmaz. Kadını temizlikçisi olarak değil, eşi olarak görür.

Kız çocuğu olan aileler:

  • Özellikle yaramazlık türü konularda "kızlar yapmaz" türü ifadeler kullanmayın.
  • Bir erkek çocuk kadar bayılmasa da ona da araba, otomobil, gibi oyuncaklar alın. Arabanın bir ulaşım aracı olduğunu öğrensin. 18 yaşına gelince araç kullanmayı öğretin ve ehliyet almasını sağlayın. İleride sırf kendisini alıp bırakması için abuk sabuk erkeklerle arkadaşlık etmesin. Eşini şoför olarak kullanmak zorunda kalmasın.
  • Kız çocuğu diye evin bütün işini yaptırmayın. Ama okusun diye elini sıcak sudan soğuk suya sokmamazlık da etmeyin, kendi işleri ile ilgili ve yaşına göre evdeki iş bölümü için sorumluluklar verin.
  • Büyüdüğü zaman tornavida, çekiç nedir bunları tanıtın, musluk contası değiştirmek gibi basit işler için eve usta getirmek zorunda kalmasın.
  • Bu konuda ailenin etkisi nedir bilemiyorum ama, erkeklerden onun için araba kapılarını açmaları, eşyalarını taşımaları, tuvalete giderken eşlik etmeleri gibi beklentileri olmasın.
  • Her şeyi pembe ve fiyonklu almayın, her zaman süslü olmak zorunda olduğunu zannetmesin, rahat giysi, rahat eşya diye bir şey var (ama sürekli erkek çocuk gibi de giydirmeyin, sonra ergenlik çağına gelince daha fena kokoş olur :))

Hem kızı hem oğlu olan aileler:

  • Bu ailelerin yukarıdaki konularda çok çok dikkatli olması gerekiyor.
  • Kız çocuğa hangi yaşta ne için izin veriliyorsa ya da yasaklanıyorsa, erkek için şartların değişmemesi gerekiyor.
  • Çocuklara birbirlerini kollamalarının ve birbirlerine yardım etmelerinin öğretilmesi gerekiyor. Oğlana kızı kollaması, kıza oğlanın işlerini yapması değil.

Şarkılara, oyunlara dikkat:

Bizim evde Küçük Ayşe, küçük asker yasak.

Şöyle bir şarkı öğrendim:           

  • Öğrenmek mi istiyorsun,  Bir küçük kız ne yapar?       O sallar bebek, o sallar bebek,  Bebekler hep fır döner.
  • Öğrenmek mi istiyorsun,  Bir küçük bay ne yapar?      Kamçı şaklatır, kamçı şaklatır,   Kamçıları hep fır döner.
  • Öğrenmek mi istiyorsun,  Bir anne hep ne yapar?       O sökük diker, o sökük diker,    Çocuklar hep fır döner.
  • Öğrenmek mi istiyorsun,   Bir yorgun baba ne yapar?  O kahve içer, o kahve içer,      Dumanı hep fır döner.

örnekler çok korkunç.

Hayali oyun oynarken, rol modellere yaptırdığınız işlere dikkat edin. Mesela annem geçenlerde Ilgaz'ın oyuncak astronotlarından birine Merve, öbürüne Ömer ismini vermişti, Ilgaz'la birlikte ikisini aya çıkartıyorlardı. Çok gururlandım ikisiyle de (Ömer ve Merve ile :)).

Bu yazı da hoşunuza gidebilir:
Çocuk Giysileri Nasıl Olmalı?

posted on 27 Şubat 2009 Cuma 22:40:34 UTC  #    Yorumlar [7]
# 25 Şubat 2009 Çarşamba

Bir süre önce Amrop Hever'den GAP'taki bir projeye destek verdikleri ile ilgili bir bilgi aldım. Yardım etmek için ihtiyacı olan kişilere ulaşma arayışı içinde olanlar olabilir düşüncesi ile sizleri de projeden haberdar etmek istedim.

Proje, 2002 yılından bu yana GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı Bölge Müdürlüğü Sosyal Gelişim Birimi (SGB) tarafından uygulanmaktaymış. GAP Çatom yetkilisinin ilettiği diğer bilgiler aşağıdaki gibi:

Amaç :
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan yoksul ve başarılı kız öğrencilerin burs desteği almasına aracılık ederek,

• Eğitimde  cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına kaktı yapmak.
• Kızları eğitim sürecine dahil etmek ve bu süreç içinde mümkün olduğunca kalabilmelerini sağlamak.
• Okur-yazar kadın oranının yükseltilmesine katkı yapmak.
• Kadınların yaşam düzeyinin iyileşmesine katkıda bulunmak.

Hedef Grup:
Sosyal ve ekonomik engeller nedeniyle, okulu bırakma riski olan başarılı ve yoksul güneydoğulu kız öğrenciler.

Uygulama Alanı:
Güney Doğu Anadolu Bölgesindeki 9 İl (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak) ve bu İllere bağlı İlçelerde faaliyet gösteren Çok Amaçlı Toplum Merkezlerinin  (ÇATOM) bulunduğu yerleşim alanları.

İşleyiş:
ÇATOM sorumluları, faaliyet gösterdikleri mahallelerdeki okullarla işbirliği içinde ve hane ziyaretleri yoluyla bursa ihtiyacı olan kız öğrencileri tespit etmektedirler. Tespit edilen öğrenciler için, GAP-ÇATOM Burs Bilgi Formu doldurup, formu SGB’ye göndermektedirler.

SGB, ÇATOM’lardan gelen aday bursiyerlere ait bilgilerden yola çıkarak sponsor aramaktadır. Sponsor arayışı, burs projesinin gazetelerde haberinin çıkması; projenin, GAP’ın ve eğitimle ilgili kuruluşların web sayfalarında yayımlanması ve e-posta ile duyurulması yoluyla yapılmaktadır.
Sponsor olmak isteyen kişiler, SGB ile iletişime geçmektedir. SGB, öğrenci eşleştirmesi yaparak burs ödeme sürecini başlatmakta; sponsor, ilgili ÇATOM, öğrenci ve ailesinin iletişimini sağlamaktadır.

Sponsorlar, Eylül – Haziran (10 ay) ayları arasındaki dönemde, her ayın ilk haftası, her yıl belirlenen aylık burs bedelini öğrenci annesi adına açılan hesaba yatırmaktadır. İstedikleri takdirde yaz tatillerinde de burs ödemesi yapmaktadır. Veya GAP BKİ Bölge Müdürlüğü hesabına yıllık burs miktarını yatırmakta, bu miktar GAP hesabından tespiti yapılmış öğrencinin annesi adına açılan hesaba her ay aktarılmakta olup banka dekontu burs verene iletilmektedir.

İzleme ve Değerlendirme:
SGB; ÇATOM, okul ve aile ile işbirliği içinde, öğrencinin takibini yapmakta ve sponsora, burslu öğrencisi hakkında bilgi vermektedir.

Proje, SGB tarafından hazırlanan 3’er aylık izleme raporları ve yıl sonu değerlendirme raporu yoluyla izlenmektedir. Ayrıca, ÇATOM’lar, birim ÇATOM bazında aylık izleme yapmaktadır.

Bütçe:
GAP’ın proje için tahsis ettiği herhangi bir bütçe yoktur. Proje, sponsorlar desteğiyle uygulanmaktadır.

Sponsorlar:
• Şahıslar,
• Şirketler,
• Holdingler

Hedefler:
• 2008-2009 Eğitim-Öğretim Yılında burslu öğrenci sayısını 1.200’e,
• 2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılında burslu öğrenci sayısını 1.350’ye,
• 2010-2011 Eğitim-Öğretim Yılında burslu öğrenci sayısını 1.500’e çıkarılması.

2008-2009 Burs Miktarları:
• İlköğretim Öğrencileri : 65 YTL
• Lise Öğrencileri       : 85 YTL
• Üniversite Öğrencileri : 130 YTL

Detay bilgiler ve iletişim bilgileri için aşağıdaki dökümanlara göz atabilirsiniz:

GAP_Catom_Burs_Bilgi_Notu_Aralik_2008[1].doc (57 KB)

Amrop_GAP-CATOM_Burs_Projesi.pdf (125.28 KB)

posted on 25 Şubat 2009 Çarşamba 20:31:14 UTC  #    Yorumlar [2]
# 20 Şubat 2009 Cuma

Ayk, çocuğunu eğlendirmek için utanmadan her türlü soytarılığı yapmaktır!

Yer, bizim ev, fotoğrafı çeken Ilgaz'ın ablası, evde oyun grubumuz var, annelerden biriyle dördüncü buluşmam, diğeriyle ilk kez tanışıyorum. Başımdaki gül desenli Selpak peçeteden mamül şapka, papyonum Ikea'nın beyaz ekonomik peçetelerinden. Ilgaz'la birlikte diğer iki çocuğu mu eğlendiriyorum yoksa kendimi mi yoruma açık.

 

posted on 20 Şubat 2009 Cuma 20:44:40 UTC  #    Yorumlar [3]

Kitubi'yi yazmaya başlamadan önce blog takip etme alışkanlığına sahip değildim. Blog takip etmek derken, ilgilendiğim blogları ara sıra açıp bakmaktan söz etmiyorum. RSS gibi araçları kullanarak, yayınlanan her yazıdan haberdar olmaktan söz ediyorum. Bloglara genellikle bir derdim olduğunda, google'dan search ederek ulaşır, hoşuma giden bir siteye ulaştığımda da arada gidip yeni yazıları kontrol ederdim. Sonra Google'ın RSS Reader'ını (okuyucusunu) kullanmaya başladım. Şimdi özel ilgi alanlarımla ve işimle ilgili birçok blogu bayılarak izliyorum. İlgimi çekmiyorsa başlığa bakıp geçiyorum, çekiyorsa detaya inip okuyorum, siteye giderek yorum yazıyorum. Eğer vaktim sıkışıksa reader'ımda birikiyorlar, bir vaktim olduğunda hızlıca tarayıp yetişiyorum sevgili blog'larıma.

Altı Üstü Tasarım'da RSS hakında kısa bilgi mevcut, temelde bir RSS okuyucu kuruyorsunuz, takip edeceğiniz sitedeki turuncu butona  tıkladığınızda o sitenin RSS adresi çıkıyor, bunu kurduğunuz okuyucudaki abonelik ekleme kısmına yazıp ekliyorsunuz, sonra takip ettiğiniz blog yazıları birer mail havasında sizin onları okumanızı bekliyorlar. Bazı sitelerde RSS dışında E-mail üyelikleri de bulunuyor. Ben RSS okuyucu kullanmayan ya da E-mail tercih edenler için Feedburner'ın servisinden yararlanıyorum. Türkçesi olmaması dışında iyi çalışıyor (burada bir sıkıntım da e-mail adresi yazıldıktan sonra, sistemden gönderilen mail'deki onay linkine tıklanmaması nedeniyle aboneliğin tamamlanamaması, belki arada spam'e düşüyor olabilir)

Konuyu fena halde dağıttım, 2 yıllık blogum Kitubi'de ilk defa hem sevinçli hem de stresli bir sobe durumu gerçekleşti. Kitubi'yi yazmaya başladığımdan beri takip ettiğim sevgili Pratik Anne beni en sevdiği 7 blog arasına koymuş, benim de şimdi sizinle güzel siteler paylaşmam gerekiyor.

Ilgaz ilk doğduğunda olsa idi bu durum ebevenylik blogları bulmak için kendimi zorlamam gerekirdi, şimdi  beslenmesinden, bebek aktivitelerine kadar o kadar geniş bir aralıkta nefis bloglar yazılıyor ki, içlerinden nasıl seçeceğimi şaşırmış bulunmaktayım. Ben de en sevdiğim listesi yapmak yerine, yakın zamanda keşfettiğim ve çok sevdiğim iki bloğun linkini vermek istiyorum. Bu iki blogun da ana teması aile değil, ama her ikisi de anne olduklarından arada çocuk teması da yazıyorlar. Basit bir yaşamda'ki gibi hayatımı basitleştirmek, doğallaştırmak istiyorum ama acıdır ki basitleştirmeye bile vakit bulamıyorum, Ege Esintisindeki gibi şahane malzemelerden nefis yemekler pişirmek, süper fotoğraflar çekmek istiyorum, yumurta kırmakta bile zorlanıyorum son günlerde. Bunlar benim özlem sitelerim, daha fazla vakit yaratacak bir hayat kurmak için motive ediyorlar beni:

Burada yine yeri gelmişken bir alışkanlığın altını çizmek istiyorum. Yabancı blogların tersine, Türk bloglarında sitelerden veya yazılardan söz edildiğinde çok fazla link verilmediği dikkatimi çekiyor. Bir siteye verilen linklerin, insanların arama motorları ile faydalı sitelere ulaşabilmeleri için üstün yararı var. Eğer Google'dasevdiğiniz blogların yalan yanlış sitelerin üzerinde çıkmasını istiyorsanız, onlardan ya da yazdıkları konulardan söz ederken, sitelerine link vermeyi ihmal etmeyin. Ben yazılarımda elimden geldiğince buna dikkat etmeye çalışıyorum.

Siz hangi siteleri izliyorsunuz?

posted on 20 Şubat 2009 Cuma 08:53:45 UTC  #    Yorumlar [2]
# 16 Şubat 2009 Pazartesi

2 yaşındaki çocuklara ilacını nasıl içiriyorsunuz?

Fena halde ateşi çıkıyor. Daha önce hiç böyle olmamıştı. Dün akşam antibiyotiğe başladık. Doktor antibiyotiğin olayı devralması 48-72 saat sürer, tahminen bu gece ateşi daha da çok çıkacak dedi, haklıymış. 5-6 kez titrete titrete banyo yaptırdık. Akşam ve sabah sorun yoktu, bu akşam ateşin de verdiği halsizlikle antibiyotiği içirmeye çalışırken uykudan gözleri kapanıyordu. Ne söylediysek ikna edemedik. Kaşık seçenekleri, minik suluklar, sonra sütüne karıştırdık sütü de içmedi. Enjektör ile (iğnesi olmadan) zorla içirmeye çalıştık, bir kısmını içirebildik, nasıl üzücü ve sinir bozucu bir şey olduğunu anlatamam. Koca çocuk artık karşı koymayı da çok iyi biliyor.

Yatırdıktan 1.5 saat sonra ateş 40'a çıktı (kulaktan). Calpol'den sonra sıra İbufen'deydi, içer mi antibiyotik tecrübesinden sonra? Siz olsanız içer miydiniz? Aklıma daha küçükken kullandığım biberon taktiği geldi. Biberonun ucunu, kapağı da takılıyken ters çevirip içine ilacı dolduruyorum, sonra halen tersken, biberonun şişesini de takıp içiriyorum (direk biberona koyunca yoğun ilaç yapışık kalıyor plastiğe). Olayın başı yine zorlamayla oldu ama gerisini içti, içiremediğimiz antibiyotiği de ekledik. Şimdi ateşi düşmüş.

Bu arada sanırım İbufen daha etkili ateş düşürmede, Calpol gündüzden beri öyle 36'lı seviyelere düşüremiyor ve etkisi de 3 saatten fazla sürmüyor.

Siz nasıl içiriyorsunuz ilaçları? Yarın bizi epey yaratıcılığın beklediğini tahmin ediyorum.

posted on 16 Şubat 2009 Pazartesi 21:56:29 UTC  #    Yorumlar [21]
# 09 Şubat 2009 Pazartesi

Bugünlerde her işte bir "hayır" var. Ilgaz'ın iki yaşını doldurmasına 3 gün kaldı ve sanırım artık 2 yaş sendromu denen çağ da başladı. Pazar günü her ikimiz de hasta ve de yorgunken, üstüne bir de işler eklenince kendisiyle papaz olduk. Bu akşam durumumuz daha iyiyse de ana trend devam ediyor.

Durumu özetlemek gerekirse, kafasına bir şey koyduğunda ne söylersek söyleyelim onu yapıyor. Daha kötüsü, ne tonda ne söylersek söyleyelim duymazdan gelerek işine devam ediyor. Bazen defalarca seslendikten sonra yanına gidip omzuna pıt pıt yapıp "Ilgaz duymuyor musun?" diye soruyorum, "duyuyorum" diyor.

Uykusuz kalırsa daha kötü oluyor, bir şey istiyor, mesela "anneciğim kelebeği istiyorum, kelebeği verir misin? istiyorum, istiyorum..." saniyesinde vermezsem ağlar tonda devam ediyor, "istiyorum kelebeği istiyorum", sonra veriyorum, "istemiyorum, istemiyorum, kelebeği istemiyorum, kelebeği alır mısın, kelebeği al..."

Seçenekler sunmak bazen işe yarıyor ama her zaman değil, ya da her zaman yemiyor diyelim. İşe yarayan bir iki şey tespit ettim (tam bir çözüm değil sadece birkaç şey :) )

  • Eğer bir aşırı ilgi isteği durumu varsa, bu özellikle sizi özlediğinde gerçekleşiyorsa, işi gücü bırakın, bir yarım saat ilgiye boğun, sonra biraz daha kendi halinde oyalanabilir hale gelebiliyor. Sabah uyandınız, baktınız nane-molla, plan sıkı bir pazar kahvaltısıydı, boşverin, herkes ekmek arası yesin. Bizim dünkü halimiz gibi kısır döngüye girerse o nane-mollalıkta akşamı bulma ihtimaliniz yüksek.
  • Şarkılar, çocuk şarkıları, büyük şarkıları, uyduruk şarkılar. Büyümesi ile birlikte artık ilgilendiği şeye öyle iyi konsantre oluyor ki dikkatini başka bir şeye çekerek tehlikeden uzaklaştırmak imkansız hale geliyor. Ama şarkılar hala işe yarıyor, iki saniye önce altını değiştirirtmemek için (yatma vakti yaklaşmasın diye oyalamak için) sizi tekmeliyorken, iki saniye sonra sizinle birlikte tavşanım, tavşanım şarkısını söylemeye başlayabiliyor.
  • Erken yatın, iyi beslenin, siz yorgun olunca işler daha fena sarpa sarıyor.
  • Örnek masal: Gerçekten işe yarıyor, çok yapınca etkisi azalır korkusuna önemli şeyler için saklıyorum. Uydurmasyon bir çocuğun problemli konulardaki davranış gelişimini anlatıp, mutlu sonla bağlıyorsunuz. "..Bülent annesini babasının ne yaptığını merak ettiği için sürekli yatağından kalkıp salona gidiyormuş, ama bu sırada ayakları üşüyormuş, sonra çocukların uykuda büyüdüklerini öğrenmiş, bir daha yatağından kalkmamaya karar vermiş, bir gece hiç kalkmadan uyumuş, annesi babası çok sevinmişler.."
  • Sözünüzü dinlemese de çok sık kızmamaya çalışın. Morali bozulunca daha da söz dinlemez hale geliyor.

2 yaş kontrolünde doktoruna danışacağım, oğlumla külahları değişmeyi hiç istemiyorum. Önerileriniz var mı?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

posted on 09 Şubat 2009 Pazartesi 20:16:18 UTC  #    Yorumlar [16]
# 07 Şubat 2009 Cumartesi

Sabah uyanıp da iki göz kapağı yeşil yeşil yapışık, iki burun deliğini de yeşil yeşil tıkanık karşısında görünce insan biraz panik oluyor. Ben olsam oturur yatağımda ağlarım, "anne gel karanlık, göremiyorum, gözüm yapıştı" diye. O haliyle kalkmış yatağından, "anne'ciğim siler misin (hızlanıyor buradan itibaren), nanne'ciim silermisin (yavaşlıyor) lüt-fen gözü-mü?,  luttffen (hızlı) silermisin  ". Pamuk biraz sıcak gelince de (hassas diye herhalde) "annecim, silmeannecim silmeannecim (çok hızlı)". Bu annelik çok fena. Her iki gözünde kurumuş yeşil çapakların dışında, gözlerinde şişlik ve kızarıklık da vardı, anladığım kadarı ile hastalık akut bakteriyel konjoktivit'miş, başka bir deyişle, bir çeşit bakteriyel göz enfeksiyonu.

Çarşamba akşamı servisten indiğim yere karşılamaya gelmişler ablasıyla, sürpriz olsun diye. Yolda tek gözünden yaş aktığını farketmiştim. Sanırım rüzgardan oldu dedi ablası. Ben de toz kaçmıştır diye üzerinde durmadım. Perşembe sabah bir şeyi yoktu (ya da farketmedim), perşembe gündüz ablası yaşaran gözde çok çapak biriktiğini haber verdi. Akşam eve geldiğimde gözünde sarı-yeşil akıntı vardı, yatırırken hafif şişme başlamıştı. Doktorunu aradım, günde 3 kez kaynamış ılış su ile silip, damla damlatın dedi (antibiyotikli bir damla).

Cuma sabahı ilk paragraftaki vaziyette kalktı. İki gözü de şişti, halbuki diğer göz gayet iyi görünüyordu önceki gece. Biraz panik yapıp, doktoru aradım, size mi göz doktoruna mı götürmeliyiz diye, o da aynı tedaviyi verip biraz bekleyeceğiz, sabah böyle kötü görünür, öğleden sonraya hafifler dedi. Gerçekten de hastalandığı kadar hızlı bir şekilde iyileşti gözü. Bu akşam yatırırken neredeyse tamamen iyileşmişti. Sonra öğrendim ki, bu tür göz enfeksiyonu kendi kendine bile 2-3 günde geçermiş ama tehlikeli türler de olduğundan, tedaviye cevap verip vermediğinin hızla anlaşılması için, antibiyotikli damla kullanılırmış.

Notlar:

  • Hastalık bulaşıcı, başkalarını korumak için okula gönderilmemesi ve ailede herkese ayrı havlu, mümkünse kağıt havlu kullanımı öneriliyor.
  • Hem rahatlama, hem hızlı iyileşme için gözlerdeki çapağın kaynatılmış ılıtılmış su ve steril ped yardımı ile temizlenmesi öneriliyor. Sadece dışarıdan temizlenmesi, korneaya zarar vermemek için, gözün içinin temizlenmemesi öneriliyor. İki göz için ayrı, yeni ped kullanımı öneriliyor.

Bebeğin gözüne daha kolay damla damlatmak için:

Geçen sene de bu zamanlarda göz doktorunun şalazyon (hala sanki arpacıkmış gibi geliyor ama neyse) teşhisi koyduğu şeyle uğraşıyorduk. Peşpeşe belki 10-20 tane minik şişlik çıktı gözünde. O zamanlar damla damlatmak gerçekten kabustu, elini kolunu sıkı tutup, zorla üzerine eğilip damlatmak gerekiyordu. Ne zaman damla damlatıp yatırsak, ağalayarak uyanıyordu, kabus görüyordu sanırım.

Bu defa, ben sırt üstü yatıp, omuzuma onu yatırarak sıktığımda, hem hareketini çok daha rahat, canını yakmadan kısıtlayabildiğimi, hem de üzerinde eğilip onu bunaltmak yerine tavandan sarkan uçakla dikkatini dağıtarak sıkabildiğimi keşfettim. Bu akşam ilk gözüne damlatmamıza izin verdi, ikinciye birazcık kaba kuvvet kullandık :(

Gözüne kompres yapmak için:

Gözüne kompres yapmanız gerekiyorsa, hiç onun gözüne dokunmadan önce, iki set ped edinin. Birini ıslatıp sıkıp kendi gözünüze koyun, o da sizi taklit etmek isteyince onunkini kendi eli ile gözüne koymasını sağlayın. Sonrasında hadi sen benimkini tut, ben seninkini diye değiş tokuş yapılabilir. Daha uzun süreli ılık kompres için kaynatılmış doğal bebek süngeri kullanabilirsiniz.

Burada çabuk iyileşmesinden söz ettim ama, çocuğunuzun gözünde bir sorun olduysa mutlaka doktorunuzu arayın, asla sormadan ilaç kullanmayın. Bakteriyel konjunktivit basit bir enfeksiyon olsa da, bazı göz enfeksiyonlarının, çok nadir de olsa körlüğe kadar giden sonuçları olabiliyormuş. Sitenin kullanım şartlarına bakın.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

posted on 07 Şubat 2009 Cumartesi 22:08:36 UTC  #    Yorumlar [12]
# 04 Şubat 2009 Çarşamba

Senelerce bir an önce kurtulunması gereken çöpler olarak görülen birçok malzemeye hazine gözüyle bakmaktır.

posted on 04 Şubat 2009 Çarşamba 09:46:45 UTC  #    Yorumlar [0]
# 03 Şubat 2009 Salı

Şirket sırlarıyla oynuyoruz :)

Kış için kum havuzu yerine, öğütülmüş "çok gizli evrak" havuzu yaptık. Söylenecek fazla bir şey yok, resim anlatıyor. Fikir birkaç yabancı siteden toplama, malzeme işyerindeki kağıt öğütücüden. Kimse boşaltmadığı için genelde ağzına kadar dolu olduğundan, bir büyük poşet ile tek öğütücü kovasındakileri toparlamak yeterli oldu. Uzay gemisi için gerekli kolilerin peşine, kıyılmış kağıtları da toparlayınca, artık işyerinde atılacak şeyleri önce bana bir soruyorlar, Ilgaz'a lazım mı diye :). 

Birkaç not:

* Küçük yuvarlak lekelerin fotoğrafın netliğini bozduğunu farkedebilirsiniz, bunlar kağıt tozu. Benim gibi eğlence fikriyle sabırsızlanıp alelacele düzeneği kurmak yerine, önce eski bir tülü çuval gibi kullanıp içine doldurarak balkondan silkeleyerek havalandırmanızı tavsiye ederim. Yoksa, ilk oyunda çok fena toz çıkıyor, burnu ve ciğerleri için de bu toz iyi olmayabilir.

* Oynanmadığında gayet güzel sıkıştırılarak dar bir alanda saklanabiliyor.

* Havuzun altına büyük bir çarşaf, örtü serin.

* Sonuçta kağıt olduğu için temizlenemez bir pislik çıkartmıyor. Yine de temizlikten önceki günü seçmekte yarar var. Bizimki gibi üzerine yapışan kağıtlara aldırmadan havuzdan hızla fırlayıp, koşarak odasından kovalarını almaya giderse evde bomba patlamış gibi bir görüntü ortaya çıkabiliyor.

Bu yazıyı sevdiyseniz:

Ev içi oyun parkları

18-24 Aylık Bebek Bakımı - Oyun Zamanları

posted on 03 Şubat 2009 Salı 08:00:02 UTC  #    Yorumlar [7]