# 28 Mart 2009 Cumartesi

Güneşli havayı görünce arkadaşım Trish, oğlu Brin Emir, Ilgaz ve ben Kanlıca'dan vapura binip Anadolu Kavağı'na gittik. Çok güzel bir gün geçirdik. Bugün ilk kez Ilgaz'ın kavga etmeden bir çocukla boğuştuğuna tanık oldum, Brin Emir'le birbirlerine sarılıp bütün güçleriyle sıkıyorlar,itişiyorlar, biri altta öbürü üstte düşüyorlar, sonra gülüyorlar. Bir yandan güreşçiler gibi sesler çıkartıyorlar. Önce ağlıyorlar zannettim, sonra baktım eğleniyorlar. Erkekleri anlayamıyorum.

Neyse başka bir şey anlatacaktım. Gemi boğaz gezisi gemisi olunca, vapurda bir sürü turist, özellikle de Çinli vardı. Vapurun kenarından denize bakarken, çok sevimli bir Çinli kadın da yanımızdan denizi izliyor, çocuklarla ilgileniyor, benim boş denize ekmek atmak suretiyle başarısız martı çağırma çabalarıma gülüyordu. Ilgaz da bir noktada, "bu kim bu kim, bunun adı ne, adı neymiş annecim" diye ısrarla sormaya başladı. Bunun üzerine kadıncağıza "Do you speak English" (İngilizce bilip bilmediğini) diye sordum, "No, Chinese" dedi. Bunun üzerine Ilgaz aramızdaki diyaloğu anlayamayıp, ismini öğrendiğimi sanarak ısrar etmeye başladı, "neymiş neymiş.." diye. El işaretleriyle kendimizi gösterip, isimlerimizi saydım, onu gösterdim. Fotoğrafımızı çekmesini istediğimizi sanarak çıkır çıkır çekmeye, çektiği fotoğrafları Ilgaz'a göstermeye başladı. Ilgaz'a sorunun ne olduğunu Çince, Türkçe, İngilizce meselesini anlatmaya çalıştım ama ikna olmadı. Etrafıma bakındım, hem Çince hem İngilizce bilen birini bulayım da tercüme desteği alayım diye. Tam yanımızda arkası dönük yaşlıca bir Çinli gördüm, yanındaki genç Avrupa'lı görünümlü adama "Do you speak English" dedim, " a little" (biraz) dedi. Heh dedim, biraz İngilizce biliyorsa anlar derdimi, hemen peşine "Do you speak Chinese?" diye sordum. Bu soruyu sorduğum anda adamların yüzleri soru işareti şeklini aldı, ne diyor bu be şeklinde ve Çin'li yaşlı amca da soran gözlerle arkasını dönüp baktı ki meğersem Çinli falan değilmiş.

Düşünsenize yabancı bir ülkeye gidiyorsunuz, yabancı çoluklu çocuklu bir kadın size çaresiz bir ifade ile İngilizce biliyor musun diye soruyor, biraz biliyorum diyorsunuz, sonra hemen peşine Japonca da biliyor musun diye soruyor. :P

Dönüşte de Trish Kanlıca iskelesini geçmek üzere olduğumuzu farketmese, gelin birlikte gezelim diye insanları toparlayıp, iki yorgunluktan şaşırmış çocukla bir Trish'i Eminönüne kadar götürecektim. Bu akşam saat 12'yi geçmeden yatmak niyetindeyim :) Good night and Wan An! Ilgaz da dil nedir, ne işe yarar öğrenmiş oldu böylece.

posted on 28 Mart 2009 Cumartesi 21:06:24 UTC  #    Yorumlar [0]
# 26 Mart 2009 Perşembe

Ayk, valizden, minderin altından, bagajdan, her yerden, olmadık anlarda din diring din ding şeklinde müzikler çalmasıdır!

Bilirsiniz işte, öten oyuncaklar, müzikli oyuncaklar, her yerde.

posted on 26 Mart 2009 Perşembe 20:07:30 UTC  #    Yorumlar [0]
# 25 Mart 2009 Çarşamba

Bu Ankara'nın taşı toprağı altın ondan mıdır, yoksa Ankara'lıların yollarda İstanbul'lular kadar sefil olmadıklarından mıdır bilinmez, tanıdığım çoğu Ankara'lılar pek etkin oldukları halde, sıklıkla Ankara'da yapılacak bir şey olmadığından şikayet ederler. Sen eskiden Ankara'lı değil miydin, ne çabuk Ankara'lılar diye söz eder oldun demeyin. Ben Ankara'da yaşarken ya İstanbul'u bilmediğimden, ya da üniversitenin verdiği imkanlar sayesinde, aktivitesizlikten şikayet ettiğimi pek anımsamıyorum. Gerçekten de Ankara'da yaşarken, hiç değilse eşimizi dostumuz görmeye, iş çıkışı arkadaşlarla birkaç saat geçirmeye vaktimiz kalırdı. Böyle hayırsız oluşumuz bu iki kıtalı şehre taşındıktan sonra oldu. 

Neyse, amacım sizi kızdırmak değil. Yeni keşfettiğim bloglardan birini Ankara'lı gezme-sever aile-eş dosta mail'le gönderecektim ki, baktım aktivitelerin önemli bir bölümü çocuklu aktiviteler. Kitubi'nin okuyucuları arasında da birçok Ankara'lı var. İyisi mi burada yazayım da herkesin haberi olsun dedim.

Söz ettiğim aktivite blog'u Ankara Etkinlikleri . Gerisine de blog'un kendisinden bakın.

posted on 25 Mart 2009 Çarşamba 12:45:23 UTC  #    Yorumlar [2]
# 24 Mart 2009 Salı

Ayk, işten eve geldiğinde, çabucak çocuğunun yanına gidebilmek için, telaş içinde üstünü başını değiştirmektir!

Bu "Ayk Budur!" da eşim Gökhan'dan. Ilgaz doğduğundan beri, mecbur olmadıkça, işten geldikten sonra o yatana kadar başka bir şeyle ilgilenmiyoruz. Birlikte yapabileceğimiz şeyler dışında. Üstümüzden çıkarttığımız iş kıyafetlerini bile o yattıktan sonra kaldırıyoruz yerlerine. Her dakikamız değerli.

posted on 24 Mart 2009 Salı 12:35:53 UTC  #    Yorumlar [6]
# 23 Mart 2009 Pazartesi

Bu Kitubi'nin sırtı yere gelmez. Bu yazı da gazeteci eniştem ve Tan'ın babası Osman'dan.

--------------

Anne Sütü Tam Bir Mucize

Anne sütü tam bir mucize. Hele "ağız" da denilen ilk süt mucize ötesi. Tan'ın doğduğu Hacettepe "bebek dostu" ve bunun gereğini duvarlarındaki anne sütünün önemini anlatan uyarı ve bilgilendirme afişleriyle yerine getiriyor. Ancak, sanırım personelin eğitimi ve sorumlu davranmalarını sağlama konusunda yaptırım yetersizliği söz konusu. İnsanımızın genel zaaflarından biri olan "durumu kurtarma" hali burada da mevcut. Anne sütünün hele doğum sonrası ilk sütün önemi konusunda teorik eğitim alan "bilinçli" personel, ağlayan, annesinin de yakınmalarına yolaçan yenidoğanı susturmanın yolu olarak yapmaması gereken şeye, yani mama hatta şekerli suya sarılıyor. Hem de sırf o an için yaşanan ağlama sorunundan ve buna bağlı yakınmalardan kurtalmak için. Kurumlar bir yana sonuçta işi yapan insan. Eğitim vermek, afiş asmak yetmiyor, personelin bilinçli ve sorumlu davranmasını da sağlamak lazım. En ummadık hastanede karşımıza çıkan bu sorumsuz davranış, zor durumdaki pek çok annenin yanılmasına ve dünyaya gözlerini açmaya çalışan bebeciklerin o mucizevi anne sütünden mahrum kalmasına neden olabiliyor.
Anne sütü mucize deniyor ya. Bu "mucize" sözcüğü biraz klişe gibi görünebilir ancak gerçekten henüz izah edilemeyen, tıbbın kodlarını çözmeye çalıştığı büyük bir mucize söz konusu. İşte bu konuda sadece 2 dakikalık bir araştırmayla bulunan bazı gazete haberleri:
 
Anne sütünde mucize

Anne sütüyle bir ay ve daha uzun süreli beslenmenin hem gıda alerjileri hem de solunum yolunda ortaya çıkan alerjilere karşı koruyucu olduğu bildirildi.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve beslenme uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, yaptığı açıklamada, doğumdan hemen sonra annenin bebeğine verdiği ilk sütün birçok yönden faydası olduğunu söyledi.

Her bebek için en ideal besinin anne sütü olduğunu, bebeğe ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğini belirten Elmacıoğlu, anne sütünün bağışıklık sistemini koruyucu etkisi olduğunu bildirdi.

Anne sütünün içerdiği bazı enzimlerle bebeğin daha kolay hazmetmesini sağladığı gibi birçok hastalığı engellediğini belirten Elmacıoğlu, şöyle konuştu:
“Anne sütü bebeklerin koruyucu kalkanıdır. Bu nedenle ilk süt bebeğe mutlaka verilmelidir. Mamalarda bağışıklık sistemine ait hiçbir madde bulunmaz. Ama anne sütü birçok ilaçtan daha güçlüdür. Çünkü içerdiği bazı enzimlerle bebeğin daha kolay hazmetmesini sağlar, birçok hastalığı da engeller. Bu kapsamda anne sütüyle bir ay ve daha uzun süreli beslenme hem gıda alerjileri hem de solunum yolunda ortaya çıkan alerjilere karşı koruyucudur.”   

Anne sütüyle beslenmenin bebeğin sağlığı açısından yararlarının yanı sıra aile bütçesine katkı sağladığının bilindiğini ifade eden Elmacıoğlu, “Endonezya'da yapılan bir çalışmaya göre, anne sütüyle beslenme oranının yüzde 25 azalması halinde bütçeye yaklaşık 50 milyon dolar düzeyinde ek yük biniyor. Önüne geçtiği hastalıklar da hesaplandığında anne sütünün bu anlamda da son derece önemli olduğu görülmektedir” dedi. Doç. Dr. Elmacıoğlu, anne sütünün özellikle hasta bebekler için en ideal besin kaynağı olduğunu sözlerine ekledi.
 
Süt gelmiyor diye hemen mama

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, kolon kanserinin, Türkiye'de öldüren 3-4 kanser çeşidinden biri olduğunu söyledi.
Tuncer, “Bu tip sindirim sistemi kanserlerinin ilk taşı, daha doğarken konuluyor. Maalesef özellikle özel hastanelerde doğan çocukların yüzde 100'ü, o ilk kanseri önleyici sindirim sistemindeki bağışıklığı hemen kuran annenin ilk sütünü alamıyor. Çünkü annenin sütü gelmiyor diye hemen çocuğa mama veriliyor” dedi.

Prof. Dr. Tuncer, çocuklarda “Kolik” denilen yaygın görülen karın ağrısına karşı piyasada tamamı Sağlık Bakanlığı'ndan ruhsatsız, sadece Tarım ve Köyişleri Bakanlığı onaylı çok sayıda ilaç bulunduğuna dikkat çekerek, ailelerin bu tür ilaçları kullanmaması gerektiğini belirtti.

Ağrının nedeni ve rahatsızlığın gerçekten “Kolik” olup olmadığının araştırılması gerektiğini kaydeden Tuncer, şöyle devam etti:
“Bu ilaçların kullanımı ile sindirim sistemi kanserlerinin ilk riski verilmiş oluyor. Çünkü bu ilaçların çoğu barsak gerilmelerini durdurmak ve yavaşlatmak üzere kurgulanmış. Bu ilaçlar bir süre sonra kronik kabızlık nedeni oluyor. Türkiye'de sadece kabızlık nedeniyle kakasını kaçıran bu derece ağır kabızlık çeken 50 bin çocuğumuz var. Sadece kabız olan hastaların ömür boyunca hem kalın barsak, hem sindirim sistemi kanserine yakalanma riski çok yüksek. Yani çocuğu kanser riskinden korumak için anne sütünden azami yararlanmasını sağlamak ve olur olmaz ilaçları kullanmamak gerekir.”
 
Anne sütü kanseri önlüyor

İsveç’in Lundh Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, anne sütünün içerisinde bulunan "Provades" kodlu proteinin kanserli hücreleri iyileştirirken, yan dokulara da hiç bir şekilde zarar vermediğini ortaya koydu.

Araştırmanın cilt kanseri olan 40 hasta üzerinde uygulandığı 2 yıl sonra hastalıktan eser kalmadığı tespit edildi. Aynı araştırma çerçevesinde sidik torbasında kanser hücreleri olan hastalardaki araştırmada da aynı olumlu sonuçların alındığı bildirildi.

İsveçli araştırmacılar, anne sütündeki "Provades" adlı protein sayesinde kanser ile mücadelede yeni bir çıkış yolu bulduklarını belirttiler. Araştırmacı Catharina Svanberg, "Hamlet" adını verdikleri araştırmalarının hayvanlar üzerindeki beyin kanserinde de başarılı sonuçlar verdiklerini kaydettiler. Araştırmacılar, anne sütünde elde ettikleri ve "Hamlet" adını verdikleri proteinin beyin, cilt ve boğaz kanserinde etkili sonuçlar verdiğini tespit ettiklerini açıkladılar.

-------------------

Sevgili Aydoğan ailesine teşekkürlerimi sunuyorum :)

Anne Sütü ile ilgili Bilgiler

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 23 Mart 2009 Pazartesi 11:07:41 UTC  #    Yorumlar [3]
# 21 Mart 2009 Cumartesi

Son Ayk Budur!'daki yorumların üzerine bir kitap tavsiyesi yazayım dedim. Bu serinin gönlümüzdeki yeri ayrı. Kitapları Tansaş'ın indirim sepetinden büyüyünce okurum düşüncesiyle almıştım. Bir gün tesadüfen, karton ve bez kitaplara göre bile çok daha uzun süre ilgi ile dinlediğini keşfettim. 3-4 aylıktı sanırım, daha oturtmuyorduk, ikimiz birlikte yere uzanmıştık, 3 tanesini heyecanla okuyup bitirdiğimde (anlatıyordum diyelim), o da hala heyecanla gözlerini kırpıştırıp Au yapıyordu.

Üzerinde yazan yaşa hiç aldırmayın. Bence şu sebeplerden diğer kitaplara göre daha iyi konsantre olabiliyordu bu kitaplara:

  • Resimleri büyük
  • Çizimleri basit
  • Renkler canlı ana renklerden oluşuyor
  • Farklı renkler net çizgilerle ayrılıyor, belirgin
  • Her sayfada ayrı hayvan var ama, format aynı, takibi kolay
  • Her sayfada hayvanın tek bir özelliği anlatılıyor, yazıların içinde de resimler var

Bu kitaptan, Ilgaz'ın çıkartma aşkı ortaya çıkıp, üstüne bir de başka bir kitap yüzünden hayvanları yerlerinden oyması gerektiği yanılgısı oluşunca, tam 3 set parçaladık. En sonuncuda o yırttıkça ben alacağım sanmasın diye yırtık parçaları önüne yığdım, bak yırtık zürafaya, artık okuyamayacağız onu şeklinde biraz üzülmesini sağladım ve sonra törenle yırtık sayfaları çöpe attık. Bir süredir kitaplarını yırtmıyor, belki bulursam bir set daha alırım :)

Doğumdan itibaren irili ufaklı tüm bebeklere, çocuklara okunması üzere tavsiye ederim!

Çiçek Yayıncılık için Not: Bu kitaplardan hala basıyorsunuz değil mi? Seviyoruz onları! Ayk içinde domuzların çamur banyosundan söz eden kitapları sevmektir işte!

Bu yazıyı sevdiyseniz:

Çocuklarımız için daha çok kitap

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 21 Mart 2009 Cumartesi 20:11:33 UTC  #    Yorumlar [3]
# 20 Mart 2009 Cuma

Şimdi ne demek bu demeyin,anlatacağım. Tan'ı doğurmadan kısa bir süre önce emzirme konusunu o kadar kafama takmış, o kadar çok yazı okumuştum ki bir süre sonra rüyalarımda sürekli bebeğimi emziremediğimi görmeye başladım.  Rüyam, Hacettepe Üniversitesi Hastanesinin kadın doğum bölümündeki birkaç hemşire sayesinde neredeyse gerçek olacaktı.

"Bebek Dostu" bir hastanede doğum yapmak hem anne hem de bebek için son derece önemli. Bebek, doğduktan çok kısa bir süre sonra annenin yanına getiriliyor ve bir daha da hastaneden çıkana kadar tabiki önemli bir sağlık sorunu oluşmamışsa alınmıyor. En birinci hedef, bebeğin anneyi emmesini sağlamak, mümkün olduğunca mama verilmesinin önüne geçmek. Hacettepe Üniversitesi hastanesi de bebek dostu bir hastane. Kadın doğum bölümünün duvarlarında emzirmenin önemini anlatan yazılar var, bunların hepsi çok güzel de peki ama bana denk gelen hemşiler niye "bebek dostu" değil anlayamadım.

Hala sadede gelemedim biliyorum, toparlayacağım.  Tan'ı 14 Eylül sabahı Hacettepe'de doğurdum. Sezaryen olduğum için ben ayıldıktan 2 saat sonra yanıma getirildi ve oğlum mememe konur konmaz sanki kırk yıldır emiyormuş gibi hemen memeyi çekmeye başladı. Ameliyatlı olmama karşın, Tan'ı her ağladığında emzirmek için çok uğraştım. Fakat yanıma gelen hemşireler daha ilk günden "Aç bu bebek, kan şekeri düşebilir. İsterseniz mama verelim" diye sık sık  ikna etmeye çalıştılar. Cahil biri olsanız, ya da bilmiyorum çok endişeli bir anne iseniz, ya da yeni doğum yapmanın heyecanı ile, hemşilere kanıp bebeğinize mama verilmesine izin verebilirsiniz. Oysa, ne kadar çok emzirirseniz o kadar çok artırıyor anne sütü bebek yeni doğduğunda. Onun sık ağlamasının da amacı bu bence.

Ben de baktımki olmuyor, 2. gün Tan'ı kontrole gelen çocuk doktoruna hemşireleri şikayet ettim. Doktor çok şaşırdı. "Emzirmeniz gayet iyi, hangi hemşire size bunu önerdi" dedi ve böylece "bebek acıktı mama verelim" önerilerinin arkası kesildi.

Yeni doğum yapacak annelere önerim, hastanede bebeklerini sık sık emzirmeleri ve bu tür önerilere aldırış etmemeleri. Sık emzirmek ayrıca bebeği sarılıktan da koruyor.  Tabi süt olmayabilir de. Bebeklerini mamayla büyüten  bir sürü anne var. Olmayınca yapacak  bir şey yok ama ilk bir kaç gün emzirmek için çabalamak, hem sizi hem de bebeği bu duruma alıştırmak yapılabileceklerin en iyisi...

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

Bu yazıyı beğendiyseniz:

Yanlış bilinenler (2) - emzirme

 
 

posted on 20 Mart 2009 Cuma 07:50:15 UTC  #    Yorumlar [7]
# 18 Mart 2009 Çarşamba

Ayk durup durmaksızın çocuk kitapları almaktır!

Ben kendim sıkıldım sürekli aynı kitapları tekrar tekrar okumaktan (neyseki resimli) , biraz kitap alayım, kendim için bari dedim. Öyle denk geldi ki, ben Kipitap'tan biraz kitap sipariş etmiştim. Migros'ta indirim sepeti varmış, Gökhan oradan biraz almış ucuz ucuz. Üstüne cumartesi Rahmi Koç müzesine gittik, Tübitak yayınlarının bir sürü kitabı vardı bulmuşken biraz da oradan aldık. Çocuk öyle bir duruma geldi ki, sabah bizim yatakta hayali kitap okuturken bile, "Anne'ciğim, çok çok kitap var arkamda, al sana birini veriyim, oku" diyor. Kitabın fazlasından zarar gelmez dedik ama abarttık mı biraz nedir?

posted on 18 Mart 2009 Çarşamba 20:20:49 UTC  #    Yorumlar [8]
# 13 Mart 2009 Cuma

Uyku uykunun mayasıdır demiş büyüklerimiz. Ama ben Tan'ı bir türlü gündüzleri mayalandıramadım.  Bebeğini emziren her anne gibi oğlumun memede uyumasını engelleyemiyorum son bir aydır. Mememi bırakıp kucağımda güzel güzel uyurken, yatağa sırtı değdiği anda uyanıveriyor ve tekrardan uyutmak mümkün olmuyor.
Gündüz 3 saatte bir yarım saat en fazla 45 dakika süren uykuları da  böylece bitiverdi son günlerde.

Aslında bu duruma gelmemizde hem doktorumuzun önerilerinin, hem de itiraf etmem gerekirse benim kolaycılığımın etkisi var. Tan daha 3 aylıkken belirtilerini vermeye başlamıştı aslında bu alışkanlığın. Kaygımı çocuk doktorumuza ilettiğimde katı bir uyku eğitimi vermek için erken olduğunu, bu konuda verimin 6. aydan başlayarak alındığını söyledi.

Ben de çocuk zaten gündüzleri toplamda bir buçuk saat uyuyor, çok zorlamayayım diye saldım gitti ipin ucunu.

Veeee sonuç ıstırap ve küçük oğlumun gözyaşlarıyla geçen zorlu bir dönemeç. Yaklaşık 10 gündür Tan'ı emzirmeden yatağında uyutmak için çeşitli yöntemler deniyorum. Bu da ikimiz için  hayli yorucu oluyor. Gerçi onun fazla yorulduğunu söyleyemem, her uyutma çabasının ardından ben kucağımda pes etmiş bir şekillde kendisiyle odadan çıkarken, daha odanın kapısından adımımı atar atmaz az önce nefesi kesilircesine ağlayan arkadaş, etrafa gülücükler atmaya başlayıveriyor.

Annem de  bizim eve yerleşti bana destek olmak için. Yemeğimizi suyumuzu veriyor, biz bu işin altından başarıyla kalkalım diye.  Ama bugün sabah ve öğleden sonraki iki denememde  de başarılı sonuç aldım, 15 dakika içerisinde Tan'ı yatağında kucağıma almadan ve çok fazla ağlatmadan uyutmayı başardım.

Umarım ikimizde çok fazla hırpalanmadan, bu işin altından başarıyla kalkarız. Kim daha inatçıymış göreceğiz bakalım. Bu arada kendisinin sıkı ağladığını da ifade edeyim. Yeni doğduğunun 2. günü hastanede gece uykudan uyanıp, emmek için tüm eforuyla ağlamaya başlayınca, nöbetçi doktorları toplamıştı etrafına, bu bebek niye bu kadar ağlıyor diye...

posted on 13 Mart 2009 Cuma 19:37:25 UTC  #    Yorumlar [7]

Dil gelişimin bir çocuk ve ailesi için ne kadar önemli ve yararlı olduğunu birkaç yazı önce anlatmıştım. Bazı çocuklar daha erken, bazıları daha geç konuşur, eğer çocuğunuz çevrenizdeki çocuklara göre daha yavaş ilerliyorsa bunun için endişelenmenize gerek yok. Muhtemelen içinde bulunduğunuz dönemde başka bir konuya daha yoğun konsantre olmasından kaynaklanıyordur. Yine de daha iyi konuşabilmesi için çaba sarfetmenin emeklerinizin (ve onun emeklerinin) karşılığını ödeyeceğine inanıyorum.

Aşağıda, bir erkek çocuğuna göre hiç fena konuşmayan Ilgaz sayesinde işe yaradığını tespit ettiğim bazı dil geliştirme taktiklerini sıraladım:

  1. Okuyun, okuyun, okuyun. Okurken parmağınızla okuduğunuz objeleri gösterin. Vurgulayın, heyecan katın. Eğer özellikle ilgilendiği bir bölüm varsa, fazladan hikayeler uydurun.
  2. Yemekleri ailecek hep birlikte yiyin. En azından bir öğünü, genellikle kültürümüzde akşam yemekleri daha sohbetli geçer, sofrada, başka işlerle ilgilenmeden ve televizyonu açmadan yemeye çalışın.
  3. Televizyona dikkat edin. Televizyon tek yönlü iletişimi teşvik ediyor. Özellikle dil gelişiminin yavaş olduğunu düşünüyorsanız, televizyonu tamamen yasaklayın derim.
  4. Özellikle tek tek kelimeleri söyleyebilen çocuğu cümle kurma aşamasına geçirebilmek için işe yaran bir yöntem keşfettim. Akşam uyku saatine yakın çocuğunuzla birlikte kısa bir gezi planlayın. Örneğin bakkala gidip, ekmek alıp eve dönün. Kapıyı açtığınız andan itibaren her attığınız adımı basit cümlelerle onun ağzından dillendirin. "Kapıyı açtım, kapattım. Merdivenleri teker teker iniyorum. Bir, iki, üç.. Dikkatli iniyorum. Ayağım takıldı, yaşasın düşmedim...". Sonra akşam yatırırken sana bir hikaye anlatacağım deyin. "Ali adında bir çocuk varmış. Acıkmış, yemek yemek istemiş. Ama evde ekmek yokmuş. Ekmek bitmiş. Anne'ciğim, ekmek almaya gidelim demiş. Annesiyle birlikte ekmek alıp gelmişler. Akşam babası, Ali ne yaptın bugün, diye sormuş. Baba'cığım annemle ekmek almaya gittik, demiş. Kapıyı açtık, evden çıktık. Kapıyı kapattım sonra. Merdivenleri teker teker indim. Ayağım takıldı, ama düşmedim... Bakkal amca, ne kadar, diye sordum. 2 lira dedi. Parayı verdim. Ekmekleri aldım...." Özellikle konuşmak için çaba sarfettiği bir dönemse nasıl ilgiyle dinlediğine şaşıracaksınız. Ben bunu bir akşam denedim. Henüz cümle kurmuyordu. Kulak kesildiğini farkedince uzattımi detaylandırdım. Ertesi gün tekrar olsun diye yine bakkala gittik. Ben ekmekleri alır almaz, "ne kadar, ne kadar?" diye heyecanla sordu. Sanırım öğrendikleri uykuda yerlerine yerleşiyor.
  5. Eve misafir davet edin. Yatılı daha iyi olur. Sizin gezmeniz de iyidir, ama kendi evinizde farklı insanlarla karşılaştığında, etraftaki objeler, ortam zaten tanıdık olduğu için insanların konuşmalarına, mimik ve beden diline dikkat eder. Onlardan yeni kelimeler, ifade biçimleri öğrenir. İnsanların birbirleri ile konuşmalarını izleyerek çok şey öğrenir.
  6. Her şeyi leb demeden anlamayın. Diyelim ki süt istiyor, siz de bunun farkındasınız. Süt mü istiyorsun, su mu? Bardağa mı koyayım, suluğuna mı? şeklinde teşvik edebilirsiniz. Ağzından yarım yamalak çıkan şeyleri onun arkasından sevinçle tekrar edin. Diyelim ki, kuşu gösterdi, "dut" dedi. Ah evet tatlım, kuş dedin değil mi, ne tatlı kuş, hadi kuş uç" falan diye abartın, sevinin :)
  7. Yanında hiçbir şekilde olumsuz konuşmayın. Doktoruna onun yanındayken, daha iyi konuşmasına nasıl yardımcı olabiliriz diye sorup, doktorun verdiği yanıtları onunla konuşarak teşvik edebilirsiniz. Ama sakın konuşamadığı için sizi anlayamadığını yanılgısına kapılarak, yanında 3. kişilerle yerici  ya da endişeli konuşmalar yapmayın.
  8. Eğer bir şeye bir ad taktıysa, örneğin "su"ya "bu" demesi gibi, hiçbir zaman "bu" vereyim mi gibi bir şey söylemeyin. Siz olması gerekeni kullanın, o kendininkini zamanla düzeltecektir.
  9. Onunla bir şey konuşurken göz teması kuracak şekilde, boyunun seviyesine inerek konuşun. Çok hızlı konuşmayın, anlaşılır ve vurgulu konuşun.

Sizin bildiğiniz işe yarayan konuşturma taktikleri var mı? Muhabbet kuşu öptürmek dışında :)

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Quick Tips for Boosting Language Development

posted on 13 Mart 2009 Cuma 10:44:57 UTC  #    Yorumlar [3]
# 11 Mart 2009 Çarşamba

Kitubi'ye selam.  Aslen Damla'nın ablası, cumartesi  günü de tam 6 aylık olacak Tan'ın annesiyim.

Damla'nın uzun ısrarları sonucu Kitubi'ye iki kalem bir şeyler yazıyorum sonunda. Evet küçük bir bebekle  boğuşmak zor ama kabul ediyorum biraz da tembelim.  Mail'lerime bakmak bile aylarımı aldı. Kabahati de hep benim küçük kuzuma attım.

Neyse gelelim sadede. Tan çok problemli bir bebek değil. Gaz sorunumuz da dahil olmak üzere öyle çok ciddi bir problem yaşamadık, hep kısa sürede atlattık. Ama Tan doğduğundan beri halledemediğimiz tek sorun cildinin fazla allerjik olması. Yüzündeki ve  alnındaki kızarıklıklar bazan egzama görüntüsüne kadar vardı, bir kayboldu bir geçti. Son bir aydır da bu kızarıklıklar bacaklarında ve kollarında da görülmeye başladı.

Belki  başka bir öneri getirir diye gittiğimiz 2. bir doktor, kortizonlu krem ve atopik ciltler için nemlendirici önerdi. Kortizonlu kremi daha önce de 2 gün kullanmıştık ama, yeni doktor 5 gün kullanmamızı önerdi. Gerçekten de kızarıklıklar bir kaç günde geçti ama dün yeniden başladı. Doktoru yeniden aradık, bir süre kortizon kullanamayacağımızı  nemlendirici ile devam etmemizi söyledi. Bu arada, kafasında da konak benzeri bir görüntü vardı ve aylarca geçmedi. Kullandığımız konak önleyici şampuanı  bırakarak atopik ciltler için saç-vücut şampuanı aldık ve hemen etkisini gördük.

Ben de oldukça allerjik olduğumdan Tan'ın allerjisinin ilerlemesinden korkuyorum. Haftaya katı gıdalara başlayacağız. Benim gibi astım-bronşitli diğer annelerin katı gıdalarla ilgili tecrübelerini merak ediyorum. Umarım çok ciddi bir sorun yaşamayız.

Damla'dan Not: Dil gelişimi ile ilgili yazıyı unutmadım, ilk fırsatta devamını yazacağım.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 11 Mart 2009 Çarşamba 20:23:53 UTC  #    Yorumlar [8]

Ayk, hem anne, hem de teyze olmaktır!

Bu resimde Ilgaz tam 2 yaşında, Tan tam 5 aylık. Ilgaz biraz ateşli, sonradan ortaya çıktı ki Tan da şifayı kapmış da annesinin sütü koruyormuş. İkisine de bayılıyorum :)

posted on 11 Mart 2009 Çarşamba 20:07:18 UTC  #    Yorumlar [2]
# 08 Mart 2009 Pazar

Çocuk gelişim aşamalarından en sevdiğim dil gelişimi. Çocuğun konuşmasının yararları:

  1. Derdini anlatabildiği için huysuzluğu ciddi şekilde azalır.
  2. Ağladığında, bir sıkıntısı olduğunda medyumluk yapmanıza gerek kalmaz. Derdini söyler. Örneğin, geçenlerde 40 ateşle yanarken, gece yarısı ağlayarak "korktum, annecim, tuk sesinden korktum" dedi. Bu cümleyi kuramayacak olsa, ağlamasını otomatik olarak hastalığına bağlayıp acile götürürdüm tahminen çocuğu.
  3. Sizin dışında bakımıyla ilgilenen birileri varsa, konuştuktan sonra daha az aklınız kalır, konuşturarak olan biteni iyi-kötü anlayabilirsiniz. Çocuğun anlattıklarından ona ne öğretildiğini, nelere tanık olduğunu anlayabilirsiniz. Burada televizyon izlettirmemenin pratik bir yararı vardır. Size ters gelen bir şeyler anlattığında, "televizyondan öğrenmiş" gibi bir yanıt almazsınız. Durumdan kimin sorumlu olduğunu bulmak daha kolay olur.
  4. Yemeklerde, onu istiyorum, bunu istemiyorum, dolaptan yoğurt ver, çorbama limon koy gibi yönlendirmeleriyle daha iyi yer, yemek saatleri daha keyifli bir hale gelir.
  5. Çocuk konuştuğu zaman, onun ne kadar çok şeyi anladığını daha iyi anlayacağınızdan, yanında konuşurken daha dikkatli olursunuz.
  6. Çok belirgin bir şekilde görünmeyen ama çok önemli bir yararı vardır. Çocuk konuştuğunda, ona ne verdiğinizi daha iyi görürsünüz. Bu da hatalı ebeveyn davranışlarınız varsa çok daha çabuk toparlanmanızı sağlar.
  7. Çocuğunuzla yaptığınız tatlı sohbetin verdiği keyfi hiçbir sohbet veremez.

Ilgaz'ın tatlı sözlerinden bazıları, bir kısmını kaybettik (düzeltti :)). Çoğunu da unuttuk :(

* Çok uzun süre kendisine sen, karşısındakilere ben dedi.

* - Ilgaz gel çorabını giydireyim

   - Haaayıır

   - O zaman baban giydirsin

   - Giydirmesinn, babann

   - Kim giydirsin, teyzen giydirsin mi?

   - Anne, baba, teyze, annane, Tan (5 aylık kuzeni)  giydirrmesiiiinn (kafayı iki yana sallıyor)

   - Ilgaz'cım bu tür durumlarda hiçkimse giydirmesin diyoruz, gel, ayağın üşüyecek!

* Sanırım özledim'le seviyorum'un aynı anlama geldiğini sanıyor.

* -Ilgaz senin soyadın ne?

   - Altı-ören

   - Peki benim adım ne?

   - Anne Altınören

   - Ablanınki? (bakıcısı)

   - Abla Doğan Altınnörrenn

* Hapur = vapur

* Benziniyor = benziyor

* A, be, ce, de, e, fe, efe gel

* Kendisi sıcak gelen içecekler için soğuk soğuk yap diye bir şey uydurdu. Bir gün ıhlamuru için soğuk soğuk yap dedi. Ben de onun bardağı ile büyük cam bir bardak arasında aktarmaya başladım soğutmak için. Her bir bardaktan diğerine geçerken, belki 20'şer kez, 1'er saniye ara ile hızlı hızlı:

   -sook sook yap, ılgazın bardaana, anncim sook sook yap, ılgazın bardağına, sook sook, ılgazın, sohohohok (ağlıyor)

* Nasıl başardık bilmiyorum ama şaka = sandwiç sanıyor.

Sonraki yazıda: Dil gelişimini hızlandırmak için yapılabilecekler.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 08 Mart 2009 Pazar 17:15:27 UTC  #    Yorumlar [9]
# 06 Mart 2009 Cuma

Çocukluğunda katlanmış kağıttan kesilerek yapılmış halay çeken çocukları sevmeyen yoktur sanırım. Geçenlerde takip ettiğim sitelerden birinde çok güzel şablonlar buldum. Aşağıdaki resme tıklarsanız şablonun pdf halini açıp basabilirsiniz ama tarifin orijinaline de mutlaka bakın, güzel süslenmiş örnekler var. Şablonları önce tek parça kağıttan kestim. Ilgaz içlerinden canavar olanı beğendi, A4 kağıdı güzelce katlayıp, elele tutuşup horon tepen canavarlarımızı kestim kendisi de elinde plastik makası ile önündeki kağıtları dürtüklerken.

Sonra evdeki hububatlardan seçtik birlikte. Ilgaz'ın eline bir küçük ölçek verdim, bir de boş buzluk aldık elimize, bakliyatlardan birer ölçek doldurdu Ilgaz elleriyle buzluk gözlerine. Aktivitenin en çok bu bölümünde eğlendi desem yalan olmaz. Sonra dikiş kutusundan kurdele, düğme, yün, vs. topladık birkaç parça.

Daha sonra bakliyatları Ilgaz'ın ulaşamayacağını düşündüğüm, kitaplığının üzerine koyarak, odadan bir malzeme almaya gittim. 5 saniye sonra bir ses, peşine Ilgaz'ın "annee"si ve hemen peşine de kendisi geldi. Döküldü, kelimesi, ağzından hızlı şekilde döküldü :) Ayağıyla raflardan birine basmış olmalı, ilgisini çekecek şeyleri gözünün önünde ulaşamayacağı yerlere kaldırmamak lazım. Güvenlik önlemleri bir kademe daha arttırıla!

Derin bir nefes alıp, temizliği sonraya bırakmayı kabullendim ve elimizle toplayabildiklerimiz toplayıp işe koyulduk. Tüm çalışma sırasında kaşla göz arasında hatırı sayılır bir miktar çiğ fasulye, çiğ mercimek, çiğ makarna yedi. İlk ağzına attığında yalnızca çiğ oğlum onlar pişmeden yenmez dedim, tadını alamayınca daha yemez diye düşünmüştüm ama çok yanlış düşünmüşüm. "Hımm, çoğk gü-zel-miş an-neciğm, mğmm". Her başımı eğdiğimde kulağıma katır kutur sesler gelmekteydi. Canavarlar bittikten sonra bir süreliğine hububatlı aktiviteleri ertelemeye karar verdim.

Ortaya bu şebelek arkadaşlar çıktı, pek kimseyi korkutacağa benzemezler değil mi?

Malzemeleri yapıştırmak için ev yapımı yapıştırıcıyı kullandım. Makarnaları bile tutuyor başarıyla. Resimde yapıştırıcı belirgin görünüyor ama kuruduktan sonra kayboluyor.

Sonraki Yazı: En sevdiğim - Dil Gelişimi

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

 

posted on 06 Mart 2009 Cuma 22:12:10 UTC  #    Yorumlar [3]
# 02 Mart 2009 Pazartesi

Antalya'dan Hande'nin Çocuklarımız için daha çok etkinlik  yazısındaki yorumu sayesinde Kendi Köşk - Yamaha Müzik Okulu'ndan haberdar olmuştum. Kendisine çok teşekkür ederim. Bloglarına üye oldum ve sahipleri ile müzikle çok ilgili olmayan Ilgaz'ın bu tür bir aktiviteye katılmasının ne derece mantıklı olacağı ile ilgili görüşlerini sormuştum. Bana deneme derslerine katılmamı önermişlerdi. Haftalardan sonra dün ancak fırsat bulup Ilgaz ile deneme dersine gidebildik.

Kendi Köşk Fenerbahçe stadının hemen yanındaki sokakta, yeri çok kolay. Derste Ilgaz'ın dışında 6 çocuk daha vardı. Sınıflar genelde 9 kişilikmiş. Dersin başında Kraki (oyuncak ahtapot) Deniz öğretmenin yönetiminde bize hoşgeldin şarkısı söyledi, hepimizle teker teker merhabalaştı.  Sonra dersin resimli şarkı kitabından şarkıları önce lay, lay şeklinde, sonra sözleriyle söyledik. Arada hızlı, yavaş egzersizleri için tekerlemeler de vardı. Bazı şarkılarda tahta çubuklar, çıngırak yumurtalarla şarkılara eşlik ettik. Daha büyük çocuklar için Kraki plus'ta bazı bölümlerde nota bilgisi de veriliyormuş. Çok sıkıştırma bir özet oldu, daha detay bilgiyi Yamaha Müzik Okulu'ndan alabilirsiniz. Ilgaz şarkılara katılmasa da kurallara uyma konusunda sorun çıkartmadı, özellikle yumurtaları saklama (müzik sustuğunda, grupla birlikte) ve çubukları vurma konusunda daha hevesliydi. Evde bazı şarkıların bazı bölümlerini, bildiği diğer şarkılarla harmanlayarak söyledi, çok komikti.

Programın müfradatını, şarkıları, öğretmenin yaklaşımını ve ortamı çok beğendim. Fiyatlar benim şu ana kadar fiyat aldığım etkinlik programlarına göre daha uygun (kriz nedeni ile genel bir ucuzlama vardır belki epeydir fiyat almadım).

Ilgaz şu ana kadar yaşıtlarına göre müzik ve dansla süper ilgili bir çocuk değil. Bu nedenle böyle bir aktiviteye katılıp katılmama konusunda kararsızım. Öğretmen Deniz Hanım'a bunu danıştığımda müzik kulağı olmayan çocuk yoktur, ne kadar eğitilirse o kadar gelişir. İyi bir dinleyici olmak için bile temiz şeyler duyması önemlidir dedi. Bu bilgi benim gelişimle ilgili bilgim ve inancımla örtüşüyor (ileride Ilgaz müzisyen falan olursa bu yazılar gelişim kafa yapısının süper bir ispatı olacak :)).

Biz kendi adımıza her hafta sonu katılmamız gerekecek bu program konusunda karar vermek için dönem başı olan eylülü beklemeye karar verdik. O zamana kadar Ilgaz'ın devam ettiği kreşte daha fazla müzik dersine denk gelmesine çalışacağım. İlgilendiği konular arasında seçim yapma ve hafta sonu ekstra ve rutin bir aktivitenin gerekliliği konusu da daha belirginleşmiş olur.

Ancak özellikle çocuğu halihazırda kreşe ya da oyun grubuna devam etmeyen, özellikle hafta içi de vakti olan ailelere programa bir göz atmalarını şiddetle tavsiye ederim.

Bu yazılara da bir göz atabilirsiniz:

Çocuklarımız için daha çok kitap

Çocuklarımız için daha çok etkinlik

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 02 Mart 2009 Pazartesi 11:18:40 UTC  #    Yorumlar [4]