# 30 Nisan 2009 Perşembe

"Seveceğin bir iş seç, hayatında bir gün bile çalışmayacaksın" (“Choose a job you love and you will never have to work a day in your life.” Confucius )

Sonuna kadar katıldığım  bir felsefe ve Ilgaz'ın da sevdiği işi bulması için elimden geleni ardına koymayacağım. Eğer genel akıma kapılıp da yok daha çok para var diye, yok daha prestijli diye, ya da ben olamadım o olsun diye, çocuğu gönlüne uygun olmayan işlere kanalize edersem dövün beni.

Öte yandan insan hayatının her döneminde sevdiği bir işle uğraşacak kadar şanslı olmayabilir. Sevdiğiniz bir işle uğraşacak imkanı yaratabilmek için bile sevmediğiniz bir işi yapmak zorunda kalabilirsiniz bir süreliğine. İşini sevmek çok önemlidir, ama genel olarak çalışmayı sevmek daha da önemlidir. Her ne kadar bulabildiği ile idare eden bir yapıya sahip olmasam da, yine de çalışabilir durumda olduğum ve çalışılacak ortam bulabildiğim için şükretmeye çalışanlardanım.

Çocuğun çalışmayı seven bir zihniyetle yetişmesi için bazı pratik ipuçları:

  1. Çalışmayı bir zorunluluk olarak lanse etmekten sakının. Bunu bir karar olarak algılaması daha iyi.
     - Anne işe gitme
     - (yanlış) Ne yapayım yavrum, ben de işe gitmek istemiyorum ama mecburum.
  2. Çalışmayı maddiyatla ilişkilendirme işini abartmayın.
    - Anne işe gitme
    - (yanlış) İşe gideceğim, para kazanamacağım, sana oyuncak alacağım
  3. İmkanınız varsa onu ara sıra işyerinize götürün, iş arkadaşlarınızla tanıştırın, size özensin.
  4. Çalışan yorulur. Bunda bir sıkıntı yok. Yorulduğunuzu ona söyleyebilirsiniz. Ama yorulmak aynı zamanda mutluluk hormonu salgılatır, yani bir insan hem yorgun, hem de mutlu olabilir. Ama yorulduğunuzu söylerken, ses tonunuzdan ve mimiklerinizden bezginlik akarsa, yorgunluk = çalışmak = kötü bir şey çıkarımında bulunacaktır. 
  5. Hafta içi - hafta sonu. Hafta sonunu herkes sever. Ama her pazar akşamı, yarın iş var diye söylenerek, çocuğun yanında depresyona girmek iyi bir fikir olmayabilir. "Hafta sonu ne çabuk geçti, seninle vakit çok çabuk geçiyor. Bütün hafta seni çok özleyeceğim." daha pozitif bir hayıflanma olacaktır.
  6. Akşam yemekte eşinizle işinizin sıkıntıları ile ilgili dertleşiyor olabilirsiniz. Bunun yanında, işinizle ilgili olumlu gelişmeleri, ufak tefek de olsa başarılarınızı, bir işi bitirdiğiniz için rahatladığınızı ve mutlu olduğunuzu da anlatmayı ihmal etmeyin. Yalnızca çocuğunuza değil, size de iyi gelir.
  7. Gelişim kafa yapısına sahip bir çocuk yetiştirmeye çalışın. Bu diziyi daha önce okumadıysanız mutlaka bir göz atın: Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

Siz çocuğunuza çalışmayı sevdirmek için neler yapıyorsunuz? Aklınıza gelen öneriler var mı?

Bu yazıyı sevdiyseniz:

Çalışmak ya da çalışmamak arasındaki seçiminizi yaptınız mı?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

 

posted on 30 Nisan 2009 Perşembe 09:52:49 UTC  #    Yorumlar [1]
# 23 Nisan 2009 Perşembe

Ayk, işten eve geç geldiğinde, uyumamış olmasını ummaktır.

Normalde uyumuş olmasını umacağınız saatlerde bile. Bir kerecik sarılıp öpmek bile günün bütün saçmalıklarını silip atmaya yeter insanın beyninden.

posted on 23 Nisan 2009 Perşembe 18:41:35 UTC  #    Yorumlar [6]
# 22 Nisan 2009 Çarşamba

Ilgaz'ın 2 yaşını doldurup, kendisinin de çocuk olduğunun ayrımına varması ile birlikte, 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı da benim için bir fazladan tatil günü olmaktan çıkıp, eski anlamını yeniden kazandı. Yaşasın, yarın 23 Nisan :)

Sevinin küçükler, övünün büyükler. 23 Nisan kutlu olsun!  Yarın çocukları arayıp bayramlarını kutlamayı unutmayın.

Benim için 23 Nisan, tüm okul çocuklarının bir örnek süper kıyafetlerinin üzerine rengarenk farklı modellerle mont/hırkalarını giyerek topluca yürüyüş yapmalarıdır. Eğer öğretmen olsaydım, sınıfımın kostümünü yağmurluklu hazırlatırdım, en fiyakalı sınıf benimki olurdu. Sonuçta istisnasız her 23 nisanda yağmur yağmaz mı? Neden bayramlıkları yazlık yaptırılar sanki?

Yüzlerce rengarenk kıyafetli ilkokul çocuğunun biraraya gelip, elele tutuşup heyecanla yürümesi, küçük kardeşlerinin peşlerine takılması, büyük kardeşlerinin kortejin yanından yürüyerek onları kollamasıdır 23 Nisan. Annelerinin babalarının gururla, sulu gözlerle arkalarından bakmasıdır. Sonra stadyumda hepsinin biraraya gelip, şiirler falan okuması, Atatürk'ü anması, geçmişlerinin farkında olup, geleceklerine sahip çıkmayı öğrenmeleridir. Bir çeşit çocuk eylemidir işte, bakın biz burada üç beş değil bir sürü adamız, bizi düşünün, düzgün işler yapın bizim için demesidir.

Yarın için plan yapayım diye oturdum makinenin başına heyecanla. Tam bir saattir, aradım taradım, resmi şenlikler nerede yapılıyor bulamadım. Bu şehrin bayramında bütün okullar biraraya gelmiyor mu? Ne yapayım ben böyle şehri?

Nereye gidelim karar veremedim. Yarın çocukları yüz boyatmak ve balon şişirttirmek için sıra beklerken görmek istemiyorum. Yarın onların 23 Nisan yüzlerini görmek istiyorum. Belki önce çevre okullara bir bakarız, sonra olmadı Doğa Koleji'ne gideriz.

Siz neler yapıyorsunuz 23 Nisan'da?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

 

posted on 22 Nisan 2009 Çarşamba 21:04:55 UTC  #    Yorumlar [3]
# 20 Nisan 2009 Pazartesi

Mart: Ilgaz

Nisan: Kamuran (annem)

Ilgaz ablası ile spor yaparken (yere yatıp kolları iki yana açmak) birden kolum acıyor diye ağlamaya başlamış. Ablası aradı, incinmiştir diye üzerinde durmadım. Uyku saatinden hemen önceymiş, uyumuş, acıyor diye uykusundan uyanıp ablasının yanına gelmiş. Doktorunu aradım, hemen ortopediye götürün dedi. Gökhan işten izin alıp hastaneye götürdü. Dirsekte bir kemik varmış, 0-6 ve özellikle de 2-6 yaş arasında kolaylıkla çıkarmış. Bazen bir hareketle kendiliğinden geri takılırmış. Ilgaz'inki böyle olmuş. Ortopedi doktoru, 1 hafta dikkat edin, yeniden çıkarsa yine bize getirin demiş. Bu arada Ilgaz'ı muayene edebilmek için bir muayene eldivenin şişirip balon yapmış, dikkatini dağıtmış. Bizimki eve geldiğimde hala oynuyordu "tavşan balon" diye. Takdir ettim.

Bugün de annem banyoda düşmüş, onun da dirseği çıkmış. Yetişkinlerinki o kadar geri takılmıyor tabi yerine, biraz acılı olmuş, alçıya da almışlar, şimdi iyi. Annemin dirseğinden aklıma geldi yazayım dedim. Çocuğunuz kolum kolum diye ağlıyorsa, dirseği çıkmış olabilir, aklınızda olsun.

posted on 20 Nisan 2009 Pazartesi 20:10:20 UTC  #    Yorumlar [8]
# 19 Nisan 2009 Pazar

Çok yorucu ve yoğun bir hafta oldu, ama neyseki yine de Ilgaz'la hafta sonu birlikte bir şeyler yapmaya vakit yaratabildik. Dün akşam aşağıdakileri yaptık. Bugün de Hidiv Kasrı'na Trish ve Brin Emir'le birlikte renk renk vergilerimizi görmeye gittik. Her bir kemiğim ağrısa da mutluyum.

Bu aktiviteyi gördüğümden beri Ilgaz'la yumurta kartonundan tırtıl yapmak istiyordum. Ilgaz'la ablasının semt pazarından aldıkları yumurtaların bir tarafındaki kartonun yeşil olduğunu gördüğümde pek sevindim. Diğer tarafındaki kartonu da parmak uçlarıyla tutmayı öğrenmesi için kırdığımız pastelleri yeniden biraraya getirmek için kullandım.

Yumurta Kartonundan Tırtıl

Tarifte geçen sarı ve yeşil ponponların yerine Ilgaz'ın küçük parçalara ayırıp yuvarladığı (düzelttim ben sonra) hamurları kullandım. Gözleri ne renk olsun dedim, "kırmızı"yı düğme kutusundan kendisi seçti, "ikinci göz" için "aynı"sını kendisi buldu. Antenler şişe temizleme telinden tarif edilmişti. Ne bulsam da, tehlikeli olmasa diye bakınırken gözüme pipetler ilişti. Sıcak silikonu kartonun üstüne ben sıktım, hamurları Ilgaz yapıştırdı. Üzerine düşen görevi çok sevdiğinden birkaç kez söküp yeniden yapıştırmak zorunda kaldık.

Ne yapmaya çalıştığımızı anlaması için başlamadan önce ona resmi gösterdim. Ben malzemeleri hazırlayıp, kartonu keserken o da hamurlar ve pastellerle oynadı. Çabuk yapılabildiğinden ve ince detaylar olmadığından küçük yaş grubu ile yapmak için uygun bir aktivite olduğunu düşünüyorum.

Ilgaz'a da kolay gözükmüş olmalı ki iki gündür yine tırtıl yapacağım diye kalan yumurta kartonlarını, pipet ve plastik makaslarını toparlayıp oturuyor sandalyesine. Plastik makasla orasından burasından dürtüp de kesemeyince biraz sinirleniyor. Kağıtla biraz pratik yapması gerektiğine ikna etmeye çalışıyorum. Oğlum senin o dandik plastik makaslarla değil yumurta kartonu, krapon kağıdı bile kesilmez, büyü de gel diyeceğim ama şevkini kırmak istemiyorum çocuğun. Eskiden plastik makas mı vardı?

Pastel Bulamaçları

Muffin kaplarını kullanarak artık pastellerle modeller, karışık boyalar yapıldığına rastlamıştım bir süre önce. Düşük ısıda yapıldığından yumurta kaplarıyla da yanmadan olur diye düşündüm. Oluyormuş ama kalıbı iyice yağlamak gerek önce, yoksa pastelin bütün yağını yumurta kabı emiyor ve sonra da pasteli çıkartmak zor oluyor. Pastelleri küçük küçük parçalayıp yerleştirin. 100-120 derece fırında 5-10 dakika tutmak yeterli. Arada çıkartıp bir kürdanla karıştırabilirsiniz.

Var mı başka aklınıza gelen?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 19 Nisan 2009 Pazar 19:34:05 UTC  #    Yorumlar [8]
# 13 Nisan 2009 Pazartesi

Ilgaz'ın kronikleşen yataktan kalkıp içeri gelmesi sorununa, bir de geceleri kalkıp kalkıp bizim yatağa gelmesi sorunu eklendi. Neydim değil, ne olacağım demek lazımmış, Allah gündüz uykularını korusun. Uykusuz yüzümü kamuflaj için biraz fazla makyaj yapmış olmalıyım ki, bugün işyerinde "Nerede yandın sen, bronzlaşmışsın?" sorularına maruz kaldım :)

Gökhan'la birlikte kesin çözüm için bir plan yapmaya çalışıyoruz. "Ne yapabiliriz" diye düşünürken, geriye dönüp, "bu çocuk gayet güzel uyuyordu, ne yaptık da böyle oldu" diye sorguladım, bazı hatalarımızı tespit ettim. Oturmuş bir düzeni olanlar için, bazı koruyucu önlem önerileri paylaşayım dedim. Ben ettim, siz etmeyin:

Uyku saati sorunlarını önlemek (yataktan kalkmalar)

  • Çocuğun iletişim becerileri arttıkça, oyunlar, sohbetler daha da tatlı hale geliyor, hele de çalışıyorsanız, birlikte geçirdiğiniz vakit yetmez oluyor. Kendinizi kaptırıp da uyku saatini kaçırmayın. O da sizin gibi bu oyun saatine doyamıyor, ama daha büyüme çağında ve uykuya ihtiyacı var. Siz bu saati esnettikçe, eğlenceli aktiviteleri uzattıkça, o da esnetilebilir olduğu kanısına varıyor.
  • Uyku düzenini bir kez oturttuktan sonra, insan bozulabileceği gerçeği üzerine düşünmek istemez. Siz yine de hazırlıklı olun. Yatağından kalkıp gelirse, ve siz yatırdığınızda tekrar tekrar gelirse nasıl tavır almanızın doğru olacağını eşinizle önceden kararlaştırıp, evdeki diğer fertlerle paylaşın. Aranızda fikir ayrılıkları olmaması ve özellikle yanında konu ile ilgili tartışmamanız çok önemli.
  • Hangi yöntemi seçerseniz seçin, yataktan kalkarsa bunu büyütmeden, fazla tepki vermeyin. Bunu yapmalarındaki en önemli amaç ilgi çekmek. Ona kızmak ya da yumuşak bile olsa yatırırken ikna etmek için uzun konuşmalar yapmak hacıyatmazlığa davetiye açmak demek.
  • Eğer yataktan kalkmak için tuvalet, burun akması gibi sebepler öne sürüyorsa, hızlı şekilde ihtiyacını karşılayın, bu sırada onunla fazla iletişim kurmayın, oynamayın, uzatmasına izin vermeyin.
  • Bu yataktan kalkma konusunu fazla açmayın, ertesi akşam hatırlatmayın.
  • Evinize gelen misafirlerinizi, olur da çocuğunuz yatağından kalkıp gelirse, hiç tepki vermemeleri, onunla olumlu ya da olumsuz konuşmamaları konusunda uyarın. Onu görmezden gelmeleri gerekiyor. En son ihtiyacınız olan şey, gülümsemeler ve gülüşmelerdir. Ona her zaman siz müdahele edin, rutininizi korumaya çalışın.
  • Gürültüsüz bir ortam yaratmanıza gerek yok. Ama onu yatağında bırakışınızdan, uykuya dalacağı süre zarfında (yarım saat kadar) çok ilgi çekici gürültü üretmemeye çalışın. Yüksek sesle film izleme, kahkalar, gürültülü bilgisayar oyunu, vs. Her ortamda uyumaya alışması önemli ama özellikle benim bir geçiş dönemi olarak gördüğüm 18 ay - 3 yaş aralığında, çocuğun merakını da çok fazla uyandırmamak gerekiyor.

Yatağınızı küçük canavarlardan korumak (gece yatağınıza gelirse)

  • Eskiden her sabah uyandığında biraz bizim yatakta bir süre takılırdık. Hatta hafta sonları biraz uyusak hep birlikte diye ümitlenirdik ama asla böyle bir şey olmazdı. Sonra yatağın parmaklığını açmak zorunda kaldık. İlk başlarda gece uyanırsa karanlıkta yatağından inmeyip bize sesleniyordu. Arazi becerileri geliştikçe, yatağından kalkıp odamıza gelmeye başladı. Gece, gündüz, sabahın körü. Başlarda birkaç kez uykusuzluğa yenik düşüp aldık onu. Tekmeler, döner uyutmaz. Şimdilerde direk gelip yatağa tırmanıyor. Bazen uyku arasında birimiz farkında olmadan, ya da uykuya yenik düşüp alıyoruz onu. Götürüp yatırıyoruz, geri yatağımıza dönüyoruz. Sonra tam biz tatlı uykuya dalmışken geri geliyor. Tekrar, ve tekrar ve tekrar. Ertesi gün o da biz de uykusuzluktan sürünüyoruz, huysuz oluyoruz.
  • Ben çocukların anne ve baba ile sağlıklı bir şekilde uyuyamayacaklarını düşünüyorum. Ya da Ilgaz için böyle olduğuna eminim diyelim, çünkü bizim yatakta ne kendisi doğru düzgün uyuyor, ne de bizi uyutuyor. Siz de benim gibi düşünüyorsanız, kuralları iyi koyun. Çünkü çocuklar istisnaları yetişkinler kadar iyi algılayamıyorlar.
  • Genelde gece çocuğu yatağa alma, başta kendi uyku ihtiyacınıza yenik düşmenizden ileri geliyor (benim için en azından). "Korkmuş, yanıma alayım da o da uyusun ben de" gibi. Bu tür durumlarda kendinizi zorlayıp, siz onun odasında uykuya dalana kadar beklemeniz uzun vadede daha iyi olacaktır.

Sizin saflarda uyku durumları ne alemde. Bize ve diğer ailelere önerileriniz var mı?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

 

posted on 13 Nisan 2009 Pazartesi 14:05:35 UTC  #    Yorumlar [10]
# 11 Nisan 2009 Cumartesi

BÖ'de oylama başladı. Kitubi'yi aile kategorisinde oylayabilirsiniz.

Ayrıca Ayk, sadece ve sadece çocuğunun fotoğraflarını çekmek, kendine ait Gravatar yapacak efendi gibi bir fotoğrafını bulamamak, South Park karakterlerinden bozma resimleri kullanmaktır. Güzel çıkmışız ama değil mi?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 11 Nisan 2009 Cumartesi 20:35:01 UTC  #    Yorumlar [2]

Ayk, anı olsun diye durmadan ve usanmadan çocuk fotoğrafları çekmektir.

Eimizde toplam 5 tane basılı fotoğraf olmaması, hepsinin dijital ortamlarda durması. Lazım olunca hemen ulaşılamayacak şekilde olması. Seneler önce paralı Flickr hesabı satın alınmış olmasına rağmen fotoğrafların Flickr'a atılmaması da cabasıdır.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

posted on 11 Nisan 2009 Cumartesi 20:24:41 UTC  #    Yorumlar [0]
# 05 Nisan 2009 Pazar

Ayk, pikniklerin eski anlamını yeniden kazanmasıdır!

Oğlum Tan'la hafta sonunda eşimin motosiklet kulübünün hazırladığı "Bahara Merhaba" pikniğine katıldık. Tan, hayatının ilk baharında oldukça mutlu ve keyifliydi. Herkesin kucağında dolaştı ve etrafa gülücükler saçtı. Açık havada yaptığı şekerlemeler sırasında yanakları al al oldu, bol oksijen aldı. Ben ise uzun bir kıştan sonra evden çıkmanın verdiği sarhoşlukla ne yapacağımı bilemez bir haldeydim! 

posted on 05 Nisan 2009 Pazar 18:37:21 UTC  #    Yorumlar [4]
# 04 Nisan 2009 Cumartesi

Atopik ciltli bebekler konulu yazımda Tan'ın cildindeki sorunları yazmıştım. Yaklaşık 10 gün önce Tan'ın yüzündeki ve kafasındaki kızarıklıklar vücudunun her yerine yayıldı. Kafasını sürekli kaşımaktan alnı ve başının tepesi bayağı bir kedi tırmalamış görüntüsü almıştı son günlerde. Her gün babasıyla birlikte oğlumuzun bu haline bir yandan üzülüyor, bir yandan da  "Oğlum dün gece de kediler mi girdi odana" diye şaka yapıyorduk.

Sorun artık kaşınmaktan geceleri uykulardan uyanmaya ve 5-6 kez kalkmaya varınca, tekrar doktorumuzun yolunu tuttuk. Kendisinin önerisiyle gittiğimiz dermatoloğun verdiği antihistaminiğin büyük faydasını gördük. Neredeyse 3 aydır yok diş, yok gaz, yok grip gibi nedenlerle uyandığını sandığımız küçük oğlumuz kaşınmaktan uyuyamazmış meğerse. Düşününce çok üzülüyor insan. Tamam kafayı kaşıyabilirsin ama ya sırtı, bacağı, kolu....

Yüzündeki ve vücudunun bazı yerlerinde oldukça yoğunlaşan atopik döküntüler için steroidli kreme bu sefer de başvurmak zorunda kaldık ne yazıkki. Bundan sonra  oluşacak yeni kızarıklıklar için steroid içermeyen yeni bir kremi deneyeceğiz. Her gün yatmadan önce banyonun ardından cildi iyice kurulamadan nemli bırakıp, yoğun bir nemlendirici ile sorunu hafifletmeye çalışacağız.

Tabi benim de bu aralar keyfime diyecek yok. 7 aydan beri  yaklaşık bir haftadır geceleri sadece bir kez emzirmek için kalkıyorum ve oğlumu yatırdıktan sonra başım yastığa değer değmez uyuduğum için sabahları melekler gibi kalkıyorum.

Uyku ile ilgili diğer yazılar

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun 

 

posted on 04 Nisan 2009 Cumartesi 21:42:39 UTC  #    Yorumlar [3]