# 31 Ağustos 2009 Pazartesi

Ayk, 9. katta karınca beslemektir.

Çengelköy'ün karıncaları daha siyah daha iriydi, ya da bu evde 9. kata çıkarken zayıflıyorlar bilmiyorum ama, kesinlikle aynı karıncalar değil. Bu kadar yüksekte karınca olmaz artık diyordum ama Ilgaz olduğu sürece sanırım 39. kata bile çıkacaklar. Sanırım Hansel ve Gratel gibi asansöre kırıntılar bırakıyor karıncaları onu bulsunlar diye.

 

Karınca'nın Ilgaz'a manisi

Sen doğmadan evvel, zayıftık bebek
Dolap köşelerinden şeker taşırdık
Evde yemek yenmezse biz aç kalırdık
Bayat ekmek poşetlerinde delik arardık Ilgaz

İyi ki doğdun Ilgaz!

Bebek sen süt emme, katı gıda ye
Çorbayı, yoğurdu boşver, kuru ekmek iste
Mama sandalyenden aşağıya kırıntı üfle
Kenardan usul usul taşırız, kimselere görünmeyiz Ilgaz

Ilgaz tatile gitme!

Bebek annen yedirmesin, sen kendin ye
Alerji riski geçtiyse, beyazından da besle
Büyük lokmaları yut, küçükleri cimcikle
Büyük büyük atarsan annen farkediyor, temizliyor Ilgaz

Ilgaz sen  büyüdün de
Abi mi oldun?
Okula başladın
Bizi boşladın
9. kata taşındın
Karıncayı dışladın
Olsun biz senin peşinden geliriz Ilgaz

Karınca dediğin yazın çalışır, kışın uyur
Ilgaz hem kendi yer, hem bizi doyurur
Doldurma mısradır, yubudu rubur
Kabarama kel tamba, karınca budur

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 31 Ağustos 2009 Pazartesi 20:05:09 UTC  #    Yorumlar [5]
# 30 Ağustos 2009 Pazar

Daha önce GAP ÇATOM'un başarılı ve yoksul kız çocuklarını okutmak için aracılık ettiği projeyi duyurmuştum. Bu duyuruyu yaptıktan sonra biz sponsor aile olmak istediğimizi GAP ÇATOM'a bildirdik ve bize Midyat Mardin'den tatlı mı tatlı, çalışkan mı çalışkan bir kız öğrenci buldular.

Çorbada tuzumuz olduğu için seviniyoruz. Kızımız ve ailesi ile düzenli telefonlaşıyoruz, mektuplaşıyoruz. Fotoğraflarımızı göndererek, uzaktan da olsa birbirimizi tanıyoruz. Çok iyi bir ailesi var. 7 kardeşin içinde okul çağında olan 4 kardeş okuyorlar, en büyük ablası lise 1'i bitirdi. Bu imkanlarla çocuklarını okutmak için verdikleri çabayı gördükçe, bize de anne-baba olarak Ilgaz'ı en iyi şekilde yetiştirmek için gayret güç geliyor.

Okulların açılması yakınken, niyeti, bütçesi olup da nasıl destek olacağını bilemeyenler için yeniden duyurmak istedim.

http://www.gap.gov.tr/turkish/catom-urun/cburs.html

 

posted on 30 Ağustos 2009 Pazar 19:03:38 UTC  #    Yorumlar [3]

Geçen yaz Ilgaz'la Yamaha Müzik okuluna giderek birlikte Kraki deneme dersine katılmıştık. Biz gittiğimizde dönem ilerlemişti, yine de Ilgaz da ben de memnun kalmıştık. Ama o zaman Ilgaz küçüktü ve evimize de uzaktı. Şimdi 10-15 dakikalık mesafeye taşındık. Acaba masrafa ve zahmete girip, gitmeye başlasak mı?

Yamaha Müzik okulu yeni dönemi 5-6 eylülde açılıyormuş ve bu iki gün ücretsiz deneme dersleri yapacaklarmış. Ayrıca 4 ders deneme sadece 59 TL diyor gelen davetiye mail'inde.

İlgilenenler perşembe ve cuma günleri 14-16 arasında 0216 338 72 90 ve 0216 338 13 79 numaralı telefonlardan arayabilirmiş.

posted on 30 Ağustos 2009 Pazar 18:48:58 UTC  #    Yorumlar [1]
# 26 Ağustos 2009 Çarşamba

Ayk, oyuncakları öpüp koklamaktır.

Gece yatmadan önce odasına "kontrol" amaçlı girilir. "Sabri Kedi"ye sıkı sıkı sarılıp, yumulmuştur. Sabri Kedi de (Kötü Kedi Şerafettin tipli, koca gözlü sarı oyuncak bir kedi), Ilgaz Kedi de terlemiş, ısınmış, "hamur" olmuşlardır. Mis kokusunun sinmiş olduğu Sabri Kedi, son koku zerresine kadar koklanır. Böylece "annesinin kedisi" uyandırılmadan, dolaylı olarak Sabri üzerinden sevilip koklanmış olunur.

posted on 26 Ağustos 2009 Çarşamba 22:42:16 UTC  #    Yorumlar [5]

Kefir son günlerde anneler arasında çok gündemde. Kefirin yararlarını duyanlar, aralarında maya ve tarif değiş-tokuşu yapıyorlar. Ben de kefirin hazır olanlarını değil de, evde yapılmış olanını seviyorum. Normalde ekşi seven biri olmama rağmen, kefiri çok uzun mayalamadan, ekşimeden dolaba kaldırmayı tercih ediyorum.

Bildiğim kadarı ile kefirin içinde çok az bir oranda da olsa alkol ürüyor. 1 yaşından küçük bebeklere kefir verirken doktora danışmakta yarar var. Bebeğinizin süt ve yoğurt yakışacak çorbalarına, sebze pürelerine, soğuttuktan sonra kefir ekleyebilirsiniz. Mesela domates çorbasını pişirdikten sonra, servis yapmadan önce kefir eklenebilir. Hiç denemedim ama patates püresine süper olur diye düşündüm şimdi, deneyeceğim. Kefiri gıdalarla karıştırırken, pişirmemeye dikkat etmek gerekiyor. Fazla ısınınca, içindeki sağlığa yararlı bakteriler ölüyor.

Kefirle cacık yapıldığını çok duydum. Ama aslında kefirin tadını da tuzlulardan çok tatlılara yakıştırıyorum. Benim denediğim kefirli birkaç tarifi sizlerle de paylaşmak istedim.

Meyveli kefir:

Çilek ya da muz

Kefir

Bal, pekmez ya da şeker

Meyve, şeker ve kefiri blender'dan geçirin. Tercihe göre kıvam ve soğukluğu arttırmak için buz veya dondurma ekleyebilirsiniz. Küçükse biberonla, bardak kullanıyorsa bardakla, hatta seviyorsa pipetle verin. Şapır şupur içsin.

Kefir soslu çilek:

Kefiri keşfetmeden önce (Ilgaz'dan da önce) yoğurtla da yapardım. Kefirin daha iyi gittiğini farkettim. Bu tarifte çilek büyüklüğü ve kıvamını, şekerini bebeğin yaşına göre değiştirmek gerekecek.

1 kilo çilek

1 bardak kefir

Pudra şekeri (damak zevkine göre)

Tercihe göre vanilya

Çilekleri yıkayın, ortadan bölün (büyükse 4'e). Bir avuç çileği blender'dan geçirin (çok uzun değil, çok sulanmasın), kefir ve pudra şekerini, isteğe göre vanilyayı ekleyin. Karışımı servis kabına aldığınız çileklerin üzerine dökün. Kapak kapatarak buzdolabında 1 yarım saat dinlendirin, çilekler kefiri ve şekeri çeksin. Kasede çilekleri ve sosu birlikte servis yapın.

Kefirli Sütlaç:

750 ml süt

2 su bardağı kefir

1 su bardağı şeker

1/2 su bardağı pirinç

1 paket vanilya

2 çorba kaşığı nişasta (mısır, patates, buğday karışık kullanıyorum)

Pirinçleri 1 su bardağı ılık suda yarım saat ıslatın. Suyunu süzdükten sonra kısık ateşte 1 su bardağı su ile haşlayın. Süt, şeker ve vanilya ekleyip kaynatın. Nişastayı 2 çorba kaşığı soğuk su ile karıştırın, karıştırmakta olduğunuz tencereye akıtarak ekleyin. Buraya kadar bildiğiniz sütlaç, ama süt miktarı azaltıldığı için daha koyu olmalı. Altını kapatın, ara sıra karıştırarak soğutun. Oda sıcaklığına geldiğinde kefiri ekleyip iyice karıştırın. Kaselere boşaltıp soğutun.

Bu şekilde süt azaltılıp kefirle tamamlayarak her çeşit pudingte kefir kullanabilirsiniz. Aynı süte mayalanır gibi, meyve suyu ile de mayalanabileceğini okumuştum ama hiç denemedim. Ayrıca internette dolaşırken, ekmek yapımında su ve maya karışımı yerine kefir kullananlara, kefirden peynir yapanlara falan da rastladım ki bunları denemeye bu yazıdaki durumumu göz önünde bulundurarak niyetlenmemeye çalışmaktayım. Tamam belki bir ara bir ekmek denerim bari, canım ne kadar vaktimi alabilir ki :P

Siz çocuğunuza kefir veriyor musunuz? Bildiğiniz tarifler var mı?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 26 Ağustos 2009 Çarşamba 07:40:04 UTC  #    Yorumlar [2]
# 21 Ağustos 2009 Cuma

Hande'nin isteği üzerine, uyarı ve hatırlatıcı olması açısından Hangi bebek mobilyasını almalıyım? - Yatak ve beşiklere ek ve yatak bariyerleri (parmaklıklar) yazısına yazdığı yorumu, ayrıca yayınlıyorum. Benim bile, tecrübe etmiş hatta yazıyı yazmış olmama rağmen, 20-24 ay dönemindeki yataktan kalkma sorunlarını düzeltmek için yorucu uğraşlarımızın sonucu, atlamıyorsa bırakın dursun beşikte yorumu yaptığım olmuştu. Varsın kalksın gelsin, geri götürür yatırırsınız. Montessori metodunda önerilen yer yatakları da güzel bir alternatif.

Hande'nin yorumundan aktarıyorum:

Bile bile lades buna denir herhalde. Bu yazıyı ilk okuduğımda Can yanılmıyorsam 11-12 aylıktı daha vaktimiz var ama dikkat etmeliyim diye düşünmüştüm. Can 15 aylık olduğunda dikkatimi arttırdım, hatta bir an önce yatağı değiştirsek mi diye endişelerim başladı. Ama henüz Can şempanze durumuna geçmemişti herkes de acele etme çocuklar 3 yaşına kadar yatıyor bunlarda diyorlardı. Can 16 aylıkkken şempanze oldu ama yataktan atlamaması gerektiğine ikna ettik uyanınca bize sesleniyor "indiirr" diye bağrıyordu. Bu arada ben de 2 aydır artık bir yatak mı alsak acaba, yoksa parmaklıkların bir kısmını söksek mi diye düşünürken olanlar oldu. Geçen gece Can uyuduktan sonra su içmeye diye alt kata indim. Sözde hemen çıkacağım ya güvenlik tedbirlerimi de almadım. O sırada eşim seslendi salona girdim oturdum. Televizyon da açık, 5dk'nın içinde oturur vaziyette uyumuşum (sabah 7de iş başı yapıyoruz son günlerde herhalde onun yorgunluğuda olsa gerek). Gözlerimi Can'ın anne demesiyle açtım ki Can merdivenlerden iniyor ve en aşağı inmesine son 3 basamak ve parmaklıkların arasından bana bakıp sesleniyor. Aklımı oynatacağım sandım. Fırladım aldım kucağıma "Sen nasıl indin buraya düştün mü Can" dedim "düştüm" dedi. Baktım alnında koca bir şişlik ama ilginç bir şekilde pek ağlamıyor sadece homurdanıyor. Bu arada ben ağlıyorum tabi "ben ne kadar kötü bir anneyim, özür dilerim oğlum" diye. Soydum bütün vücuduna baktım başka bir şey yok, yataktan atlarken kafayı vurmuş anlaşılan ama neyse ki merdivenlerden yuvarlanmamış.

Neyseki çok ucuz atlattık. Çok hafif küçük bir morluk vardı ertesi sabah alnında. Ben 2 gündür hala kendime gelemedim kahroldum resmen. Tam da benden iyi anne olacağına ikna olmaya başlamışken 1,5 yılı sıfırladım kendi gözümde hala aklıma geldikçe gözlerim doluyor.

Hiç bir şeyi ertelememek gerektiğini birkez daha görmüş oldum. İnsanlara bu bebek yataklarını 3 yaşına kadar kullanılabilir diye satmamaları gerekiyor. Hatta insanların bu yatakların 15 aylıktan itibaren çok tehlikeli oldukları konusunda da uyarılması gerektiğini düşünüyorum. Ben Damla'dan bunları öğrendiğim halde bakın neler yaptım. Aman dikkatli olun!!

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 21 Ağustos 2009 Cuma 07:35:00 UTC  #    Yorumlar [12]
# 20 Ağustos 2009 Perşembe

Bakıcımızla yolları ayırdıktan sonra, birkaç aylık babaanne-anneanne sınırsız mutfak desteğinden sonra işler yeniden başa düştü. Planlı programlı olmaya, teferrüatlı, oyuncaklı, çok bulaşıklı işlere kalkışmamaya, yeniden beş dakikada beşiktaş yemekler pişirir çabukluğa erişmeye kararlıyım. Evin yakınında pazar olmayınca, sebze-meyve kalitesi ve fiyatlarında Migros'a teslim olmak yerine, Nazilli'den Pınar Hanım'dan yüklü miktarda sebze getirttim. 2,5 kişilik ailemizde 1 kilo fasulye, rahatlıkla 3 akşamın kıymalı fasulye yemeğini çıkartır. Böylece getirttiğim 100 TL'lik meyve-sebze paketindeki (erişte, zeytinyağ, un falan da dahil) - meyveler 1 haftada tükecenek olsa da - donduracağım sebzelerin 1 ay kadar götüreceğini düşünüyorum. Ilgaz da okula gittiğine göre, öğlen yemekleri de yenmiyor nasıl olsa.

Üniversitedeyken, gıda mühendisliğinden seçmeli bir ders almış ve neden Gıda'yı kazanmamışım ki diye pek hayıflanmıştım. Bu süper eğlenceli derste, dondurulmuş gıdanın ne kadar şahane bir şey olduğunu öğrenerek büyülenmiştim. Eğer taze olarak dondurulursa, hallerde bekleyen sebzelere nazaran çok daha az vitamin kaybına uğruyor. Sonra dondurma pişirme süresini de kısaltıyor, bir de oradan kazanıyor. Böylece, pazardan marketten alınan sebzeye açık ara fark atıyor.

Başta annem, sonra Ilgaz'ın yardımlarıyla, patlıcan, patates ve çiğ yenecekler hariç tüm sebzeleri dondurduk. Bir tek soğanları da doğrayıp atacaktım, vakit yetmedi. Hafta sonu taze kıyma alıp, bir kısmını kıyması ile kavurup hazır olarak donduracağım, tıpkı eski günlerdeki gibi.

Ilgaz barbunya ayıklama işine bayıldı, 1 kiloyu bitirdik, daha isterim diye ağladı. Fasulyelere geçtik, ben çöplerini, kılçıklarını aldım, o kafasına göre kısalı uzunlu kırıp kabın içine attı. Sıkılınca fasulyeleri kurutacağım diye bir avuç kaptığı gibi balkona koştu. Vay be, sebze kurutma işini hangi kitaptan öğrendi acaba diye düşünerek peşinden gittim ki, ne göreyim, fasulyeleri balkondaki çamaşır kurutma makinesine güzelce yerleştirmiş, kapağı kapatmak için arasına sıkışanları kurtarmaya çalışıyor. Kuru fasulye olmaları için makineyi çalıştırmam için ısrarcı ağlamasını, Gökhan'ın gelişi ile susturabildik.

İşte bu ay sonuna kadarki menümüz:

20.08 Domatesli börülce, et

21.08 Yoğurtlu patlıcan, et

22.08 Mantı

23.08 Balık, haşlama patates, salata

24.08 Kuru fasulye, pilav

25.08 Şehriye çorbası, tavuk

26.08 Taze fasulye, cacık

27.08 Erişteli bi şeyler

28.08 Türlü, hoşaf

29.08 Balık,...

30.08 Bamya, bulgur pilavı

31.08 Tavuk, dible pilav (fasulyeli karadeniz pilavı, isteyen olursa tarifini yazarım)

Gerekirse pilav, çorba eklemesi yapılabilir, nasıl olsa önceden hazırlık gerekmiyor bunlar için. Turşu, yoğurt, söğüş de gününe göre sofra hazırlanırken ayarlanır. Çok'u hedefleyip becerememektense azla yetinmek daha iyi değil mi?

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

Bu yazıyı beğendiyseniz:

Ne Pişireyim Derdine Son - Çoktan Seçmeli Haftalık Menü

Pratikanne'nin bu yazısına bakmanızı öneririm: http://www.pratikanne.com/2009/08/her-pratik-annenin-buzlugunda-olmas.html

posted on 20 Ağustos 2009 Perşembe 20:35:37 UTC  #    Yorumlar [1]

Bütün temizlik malzemeleri göz yakar (karbonatı denemedim). Çünkü gözler hassastır, kendi kendilerini temizlerler. Bu bebek şampuanlarından oldum olası rahatsızım. Şekilli şişeler, uzunca bir "içindekiler" listesi. Peki nasıl oluyor da göz yakmıyorlar? Foşur foşur köpüren her malzeme göz yakar. Yani basitçe iyi oldukları için mi yakmıyorlar, yoksa daha karmaşık bir durum mu var? Üstelik artık ucuz olanlar da göz yakmıyor. O zaman neden büyüklerin şampuanları hala göz yakıyor? Madem daha iyi bir madde buldular, hem pahalı da değil, neden tüm şampuanlarda kullanmıyorlar?

İşte böyle zaman zaman, Ilgaz'ın şampuanı ve duş jelinin parfümü burnuma çalındıkça, inceden inceden sorgulardım bunları, rahatsız olurdum.

Son günlerde ne zaman Ilgaz'ın başını, yüzünü yıkasak, gözüm acıyor diyor. Şampuanın yakmaması lazım ama nedenini de anlayamadık. Bunun üzerine konu iyice takıldı aklıma, yakmalı mı yakmamalı mı? Bir araştırayım dedim, bir yerde iyonik, noniyonik gibi bir şeyler okudum, ikna olmadım. Başka bir yerde çok daha basit ve vurucu bir cümle gözüme çarptı:

"Şampuan göz yakmıyor olabilir, ama yine de gözü için serttir. Şampuanı gözüne kaçırmamaya çalışın."

Düşündüm ki bu çocuk tam 30 aydır, faşır fuşur gözlerinden şampuanlar köpükler akarak yıkanıyor. Peki nasıl sağlayacağız gözüne kaçmamasını? Normalde nasıl sağlanıyorsa öyle. Gözlerini yakmasını sağlayarak. Milyonlarca yıldır evrimleşerek gelen şahane gözlerimizi, bu gibi şeylerin yakmasının da bir nedeni vardır değil mi? Elbette, gözleri korumak. Demek ki göz yakmayan ürün kullanılmayacak.

Artık bebek olmadığı için, başı yıkanırken gözlerini açmamasının öğretilebileceğine karar verdim. Gökhan'a konuyu açtım, aklına yattı. Defne sabununun kötü kokmayacağına ikna olması biraz zaman aldı.

İki akşamdır banyoda, yum Ilgaz gözünü, başını yıkayacağız diyoruz, hemen sıkı sıkı yumuyor gözlerini. Biz de böylece kafasını hızlıca yıkayıp duruluyoruz. Gözlerine ise olması gerektiği gibi, sabunu neredeyse değdirmeden geçiyoruz. Nasıl olsa onlar kendi kendilerini tertemiz yıkayacak kadar gözyaşı akıtıyorlar her gün. Vücudunu da defne sabunlu süngerle köpük köpük yıkıyoruz. Cildi pamuk gibi, saçları yumuşacık oluyor. Minik bebekleri bilemem, ama palazlanmış laftan anlayan kıvama gelmiş arkadaşlar için tavsiye olunur.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 20 Ağustos 2009 Perşembe 20:09:34 UTC  #    Yorumlar [1]
# 19 Ağustos 2009 Çarşamba

Ilgaz emeklemeye başladığından beri yerleri sıvı arap sabunuyla siliyoruz. Ahşaplara çok yarıyor arap sabunu. Ancak fayansları bir süre sonra yapış yapış yapıyor. 2,5'tan 25'e :) çıplak ayakla gezen bir aile olduğumuzdan, yerlerin yapışkan olması pek hoş olmuyor. Doğala alışmışken, tekrar kimyasala dönecek de değiliz. Kimyasal düşmanı annemin de teşviğiyle, epeydir planladığım bu deneme başarıyla sonuçlanınca sizlerle de paylaşayım dedim.

Doğal Fayans Temizleyici

Ilık suyun içine birkaç kaşık karbonat koyup, vileda ile siliverin. Fayanslar temiz, içiniz ferah olsun.

Şimdilik gayet güzel beyazlamış görünüyorlar. Çıplak ayakla basıldığında güzel bir his veriyor. Karbonatın koku emici özelliğinden dolayı, özel olarak güzel bir koku vermese bile, kötü kokuları aldığından kesinlikle temiz hissi veriyor. Zamanla temizliği yetersiz gelirse ara sıra daha güçlü bir şeylerle sileriz ne olacak. Kendi yaşadığımız ev sonuçta, ne kadar kirleniyor olabilir ki?

Böylelikle ahşap ve ıslak zemin temizliği gibi iki temel temizlik ihtiyacını süper doğal ve de kolay birer malzeme ile halletmiş olduk. Sırada bekleyen başka denemelerim de var. Denedikçe paylaşırım.

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 19 Ağustos 2009 Çarşamba 12:45:35 UTC  #    Yorumlar [6]
# 14 Ağustos 2009 Cuma

Ayk, emzirmek uğruna anestesi olmadan hortum yutmaktır!

Kendimi bildim bileli midemle ilgili sıkıntılar yaşıyorum. Tan doğduktan sonra da zaman zaman sinyal veren midemi "geçer geçer" diye önemsemedim. En sonunda çarşamba gecesi inanılmaz bir mide ağrısıyla uyandım, ertesi gün soluğu hemen doktorda aldım.

Doktor, gastroskopi-özofagoskopi (türkçesi mideye hortumla bakılması) yapılmasını istedi. Anestesi ile yapıldığını, bir sıkıntı yaratmayacağını söyledi. İyi de dedim doktorcuğum, ben bebek emziriyorum. Kaç aylık diye sordu, "11 aylık" dedim. Şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra, "Ben de küçük sandım, 4-5 saat ya da bir gün emmese hiç bir şey olmaz. Ama sen bilirsin" dedi.

Gastroskopiyi yaptırmamak için türlü bahaneler uydursam da midemin ağrısı geçmeyince dün güzelce teslim oldum. İşlem başlamadan önce hemşireye "Ben bebek emziriyorum" deyince, "Ben olsam anestesi yaptırmam. 10 dakikalık bir şey için iki-üç defa sütünüzü sağmanız gerekir. Bir gece de emzirmemelisiniz" dedi.

Sağma işi güzel ama benim göğsümden sağınca süt çıkmıyor ki. Bir yiğitlik yapmaya ve hemşireyi dinlemeye karar verdim. Üniversiteye başladığımda Ankara'da özel bir  muayenede çok ilkel koşullarda anestesi olmadan gastroskopi yaptırmıştım. Bu kötü tecrübeye rağmen, hemşilerin de desteğiyle 10 dakikada bir kez daha hortumu ayık olarak yuttum.

"Anne olmasan ve emzirmesen böyle bir şey yapmaz, şimdi mışıl mışıl uyurdun değil mi" dediler. Ne diyeyim, "Ayk Budur" dedim :)

posted on 14 Ağustos 2009 Cuma 12:09:53 UTC  #    Yorumlar [5]
# 13 Ağustos 2009 Perşembe

Evren bir yazı göndermiş, sizlerle de ana fikrini paylaşayım dedim. Daha önce de birkaç kez benzer içerikli yazıya rastladım.

"Bebekler işi biliyor: Biraz pislik en sağlıklısı"

"Annelere sorun, bebekler neden sürekli yerden bir şeyler toplayıp ağızlarına atarlar? Ekseriyetle, "içgüdüsel, objeleri tanımak için, bu onların dünyayı tanıma şekli" diyeceklerdir. Peki hiç düşündünüz mi, görme, duyma, dokunma ve hatta koku nesneleri tanımada çok daha iyi değil midir?

Küçük oğullarım Brooklyn'in caddelerini keşfederlerken, ezilmiş patatesleri düzenli olarak reddediyorlar, peki bu parçalanmış taş ya da kurumuş köpek atıklarının tadı nasıl olabilir acaba diye düşünürdüm."

Yazıda böyle bir giriş yapıldıktan sonra araştırmaların vücut için biraz "kirli" yemenin daha sağlıklı olduğunu gösterdiği üzerinde duruluyor. Alerji, astım, immün sistem bozuklukları gibi bağışıklık sistemi sorunlarından korunmada bakterilerin yararlı olduğunun araştırmalar tarafından kanıtlandığından söz edilmiş. Bu araştırmaların tip 1 diyabet, MS, inflamatuar barsak hastalığı gibi hastalıkların Amerika gibi gelişmiş ülkelerde neden arttığını ortaya çıkardığından da bahsedilmiş.

Yazının içinde şöyle bir ifade geçiyor: "kirliliğin bir bedeli vardır" ama "temizliğin  de bir bedeli vardır". Bir sürü antibakteriyel ürün içeren malzemeler kullanarak, yanıltıcı bir güvenlik hissiyle yaşarken, antibiyotiklere karşı dirençli bir bakteri örtüsü de yetiştiriyor olabilirmişiz.

Dr. Elliot, çocuklarımızın çıplak ayakla kirli sokaklarda oynamasına izin vermemizi, eve geldiklerinde de ellerini sabunla yıkamamızı öneriyormuş. Bu önerilen temizlik-kirlilik seviyesi için bir örnek. Çiftlik hayvanları ile oynayarak büyüyen çocuklarda astım gibi alerjik hastalıkların daha az görüldüğünü hatırlatıyormuş bize (bunu daha önce GEO dergisinde okumuştum). Çocuklarımızın kedi-köpekle oynamalarına izin vermemiz de yararlı olurmuş.

Ben de evde daha doğal ürünler kullanma yönünde çalışmaları sürdürüyorum. Vücudumuzun bakterilerle bir şekilde baş edebilmek için bağışıklık sistemi var. Ama atılamayıp biriken kimyasallarla daha çok zorlandığını düşünüyorum. Arap sabunu zaten Ilgaz'ın emeklemeye başlamasıyla birlikte hayatımıza girmişti. Acaba gözlerini kapatmasını öğreterek onu sabunla yıkayabilir miyim diye düşünüyorum. Yakın zamanda birkaç şey daha denemeyi planlıyorum, fayansları karbonatla silmek, bulaşık makinesinin parlatıcı gözünde elma sirkesi kullanmak gibi.

Sizin temizlik için öldürmeden temizleyen, kullandığınız doğal ürünler var mı? Ne kadar titizsiniz?

Bu yazılara da bakabilirsiniz:

Kitubi'den:

Bebekler ve Alerji - Fıstıkla ilgili bir araştırma

Basit Bir Yaşam'dan:

http://basitbiryasam.blogspot.com/2008/09/doal-bir-temizlik-malzemesi-olarak.html

http://basitbiryasam.blogspot.com/2008/07/dkp-silmeyeyim-biraz-bekleyeyim-ben.html

http://basitbiryasam.blogspot.com/2009/01/karbonat-ve-elma-sirkesinin-yeni.html

http://basitbiryasam.blogspot.com/2009/01/biberiye-dezenfektan.html

http://basitbiryasam.blogspot.com/2008/07/beyaz-sirke.html

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 13 Ağustos 2009 Perşembe 14:52:58 UTC  #    Yorumlar [10]
# 11 Ağustos 2009 Salı

Ayk, en az gün aşırı hayıflanmaktır!

Öğle arasında eve uğradım (evet, yaşasın, yeni ev çok yakın). Baktım İkea'dan aldıklarımız gelmiş, şu Ilgaz'ın odasına aldığımız kanepeyi açayım bakayım dedim. O oraya, bu buraya derken yarım saatte bitiverdi. Ne çivi, ne küçük vida, yalnızca koca koca vidalar ve kelebeklerle yapılıyor montajı. Akşama kadar da hayıflandım, bu tam Ilgaz'la kurulacak şeymiş, bir tane göstersem hepsini yaparmış. Tehlikeli bir şey yokmuş, güç de istemiyormuş, hem de kendi eşyasıydı, tüh tüh tüh, vah vah vah. Gün geçmiyor ki Ilgaz'la ilgili eksik yaptığım bir şey için hayıflanmayayım. http://hulyanintunasi.blogspot.com/ 'da Hülya önermişti, ben de destekliyorum, birisi şu salakanne.com'u alsa, bir itiraf sitesi yapsa da, biraz içimizi döksek.

Sonra akşam oldu, sıra geldi içinden koca bir torba vida, çivi çıkan çekmeceliyi kurmaya. Kutuyu açtığım anda, Ilgaz bir alet çantasının üst gözünden minik tahta aldı, deliklerden birine takıp, başka bir parçaya onu monte etmeye çalışmaya başladı. Kılavuzdan takip ederek kurmaya ikna ettim onu :) Eşyaları babasıyla, dedesiyle birlikte kurmaya alışmış. Ben işten geldikten sonra yemek saatine kadar bir bölümünü bitirdik. Ilgaz'a parçayı tarif ediyorum, bu mu diyor, evet diyorum, sevine sevine getiriyor. Veriyorum vida torbasını eline, bu vidadan 3 tane diyorum çıkartıyor. Küçük deliğe diyorum takıyor. Neden fotoğraf çekmedim ki ? (hayıflanma Damla) Biz kurarken yemek saati geldi, Gökhan da o arada eve gelmiş bize katılmıştı. Yemeğe gidelim diyoruz, kavga kıyamet bırakmıyor. Dönünce devam edeceğimize ikna ederek güçlükle sofraya götürebildik. Unuttu herhalde derken, son lokmayı yuttuğu anda, "elimi sil, devam edelim" diye el bezlerinin durduğu dolaba koşmaya başladı. Sonra sofradan aniden kalkmasına kızdığımızı hatırladı herhalde, geri geldi, uslu uslu durdu, "devam edelim mi, silebilir misin?" diye gerdan kırıyor. Riske atmak istemiyor yani.

Montaj ilerledikçe işi o kadar geliştirdi ki, benim taktığım vidanın hizasına göre yandaki parçada doğru yere vidaları yerleştirmeye başladı. Arada da eline bir menteşe ya da büyük bir parça alıyor, "ben burayı billiyorum, ben, billiyorum" diyor. Sonra başka bir şey alıyor, bir yere vuruyor, "pulluyorum burayı" diyor. Sonra bir vidayı bir yere dürtüyor, "çulluyorum bu vidayı" diyor. Billeye, bullaya, pullaya, çullaya, eğlenerek kurduk dolabı. Ikea eşyaları monte etmeyi seviyorum ama şu ana kadar hiç bu kadar eğlenerek montaj yapmamıştım.

posted on 11 Ağustos 2009 Salı 06:39:25 UTC  #    Yorumlar [4]
# 05 Ağustos 2009 Çarşamba

Tatil dönüşü sabahın köründe şiş gözlerle annesinin sorularını yanıtlayan Ilgaz'ı izleyin:

Ters yone yolculuk eden minik yolcu from Kitubi on Vimeo.

http://forum.bebek.com/tm.aspx?m=995849&mpage=4#1761700 bu forumda ailelerin çocuklarının arkaya dönük bir koltukta rahat edip etmeyecekleri, midelerinin bulanıp bulanmayacakları ile ilgili endişeleri görünce, Ilgaz'ın hareket halinde bir video'sunu eklemenin iyi olacağını düşündüm.

Bu arada araştırmak isteyenler için, geriye dönük koltuklar Amerika'dan çok, çocuklara ve çocuklu ailelere sundukları imkanlarla ünlü İskandinav ülkelerinde popüler.

Geriye Dönük Koltuk Sevenler Dayanışma Grubu

posted on 05 Ağustos 2009 Çarşamba 20:19:15 UTC  #    Yorumlar [5]

Tan Besafe İzi Combi X2'sinde mutlu görünüyor değil mi? Osman, Evren ve Tan koltuktan çok memnun olduklarını belirttiler, kazasız belasız yolculuklar dileriz onlar için :)

Koltuğun satıldığı web sitesi adresini verirken gözlerimin yaşardığını belirtmeliyim, evet kanlı canlı bir web sitesinde satılıyor, fiyatı var, fotoğrafı var her şeyi var, inanılmaz, işte adresi:

http://www.ozelcan.com.tr/anne-bebek/1651-Besafe-Izi-Combi-Oto-Koltugu-Yeni-Tersten-Kullanilabilen-Oto-Koltugu.aspx

Satanları da, araştırıp bulup, alanları da, ayrı ayrı kutluyorum.

Geriye Dönük Koltuk Sevenler Dayanışma Grubu

posted on 05 Ağustos 2009 Çarşamba 19:51:40 UTC  #    Yorumlar [11]
# 03 Ağustos 2009 Pazartesi

(Hande'den)

Ayk sabahın altısında, siz "beş dakika daha uysam" diye  dualar ederken evde kendi kendine çığlık ve kahkalarla koşan oğlunuzun yanınıza gelip "taadan kaç taadı tut" (tavşan kaç tazı tut) dediğini duyunca ani bir enerji patlamasıyla yataktan fırlayıp küçük tavşanı yakalamaktır :)

posted on 03 Ağustos 2009 Pazartesi 08:31:13 UTC  #    Yorumlar [2]