# 27 Eylül 2009 Pazar

Anne ve babaların çocukları ilgili haberleri sevdikleri ile paylaşılabilmeleri ve çocuk konulu sorunları için diğer ailelerle yardımlaşabilmeleri için Nurturia üzerinde çalıştığımızı Çocuklu Hayatı Kolaylaştırıyoruz - Nurturia yazımda detaylı olarak anlatmıştım. Açıldığında haberdar olmak için mail adreslerini kaydeden arkadaşlarımıza şimdiden teşekkür ederim. Henüz kayıt olmadıysanız, http://www.nurturia.com.tr den mail adresinizle kayıt olabilirsiniz.

Nurturia'nın "kapalı beta"ya (aile içi testleri :)) açılmasına çok az kaldı. Kapalı Beta'dan yüzünün akıyla çıktığında sizlerin yorum ve isteklerine açacağız. Bu arada size bazı özelliklerini anlatmak ve birkaç ekran görüntüsü paylaşmak istedim. Bu yazımda, iki temel fonksiyonundan, anne-baba dayanışması işine yarayacak özelliklerini anlatacağım.

Sorular ve Cevaplar:

Bu bölümde, Nurturia'da ücretsiz bir hesap açan herkes, istediği gibi bir soru sorabiliyor. Soruyu gören, konuyla ufak da olsa bir yardımı dokunabileceğini düşünenler cevaplayabiliyor.

Kendinize ait soru ve cevapları, hesabınızda ayrı olarak takip edebiliyorsunuz.

Yaş İşareti: 

Nurturia'da iletişim olan her yerde ve elbette soruların, yanıtların yanında da soruyu soran, yanıtı yazan kullanıcının kaç yaşında, hangi cinsiyette, kaç çocuğu olduğunu görebiliyorsunuz. Böylece soruyu daha iyi anlayarak, ona daha kolay yardımcı olabiliyorsunuz.

Etiketler:

Soru ve cevap bölümünde etiketler çok önemli. Aynı sorunlar, tekrar tekrar başka ailelerin de karşısına çıktığı için, bir anne-baba, daha sorunla karşılaşmadan eskiden sorulmuş soru ve yanıtların arasında çok kıymetli bilgilere ulaşabilir. Gaz çıkartmaktan gaz ustası oldum diyorsa, gaz sorunları etiketini tıklayıp, sorulara yanıtlar vererek tecrübesinden başka bebeklerin de yararlanmasını sağlayabilir.

Soru ve cevaplara, hem soranlar, hem yanıtlayanlar, hem okuyanlar, yani herkes, ilgili olduğunu düşündükleri etiketleri ekleyebilecekler.

Gruplar:

İstediğiniz grubu kurabilir, yöneticiler atayabilir, üyeleri davet edebilir, organize olabilirsiniz. "Kadıköy 24-30 ay oyun grubu", "Bursa çocuklu aileler dayanışma gücü", "Cam biberon sevenler", "bu ülkede neden kaldırım yok"...

Nurturia'da her yerde olduğu gibi, yaş işaretleri ve etiketler Gruplarda da geçerli.

Kolay görünüyor değil mi? Eğer henüz yapmadıysanız, açılır açılmaz denemek ve Nurturia'nın çocuklarımızı büyütürken daha faydalı olması için katkıda bulunmak için http://www.nurturia.com.tr 'den ön kayıt olabilirsiniz.

 

posted on 27 Eylül 2009 Pazar 20:36:58 UTC  #    Yorumlar [8]

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Doğumdan sonra ilk 3 ayda en çok kullandığım 5 ürün:

Göğüs Ucu Koruyucu: Medela Anatomik Göğüs Koruyucu Diğer yazının yorumunda Münevver Hanım'ın belirttiği gibi, göğüs ucunuz hassassa, Lansinoh üstü göğüs pedi insanı mahvediyor. İlk 10 günde ve zaman zaman göğsümde şişlik olduğunda da bu kalkanlardan kullandım.

Göğüs Ucu Çatlak Kremi: Lansinoh Lanolin kremini yine ilk 10 günde yoğun olarak kullandım. Fazlasını silmek için daha çok rahatsız olmayayım diye elimde yumuşatarak azar azar kullandım. Kalanını böyle değerlendirdim.

Göğüs Pedi: Lansinoh Tek kullanımlık Göğüs Pedi. Çok marka denedim, en çok bunun fiyat performansından memnun kaldım.

Uyku Oyuncağı: Playskool Ninnili Uyku Arkadaşım. Ninni söylemeye enerjim kalmamış. Buna basar, yan yatırır yanına koyar, beşiğinde uyutmaya çalışırdık. Müzikleri bana lohusa depresyonu yapardı. Ilgaz bebekten sıkılınca Gökhan gelir, nını nıy, nını nıy diye, aynı şarkıları kendisi bıdırdanırdı.

Alt Değiştirme Pedi: Arkadaşım İdil, kızı Yasemin'in küçükken kullandığı Mothercare alt değiştirme süngerini havluları ile birlikte vermişti. Gazını da çıkartma amacıyla, altını çok açık tuttuğum için, bunun üzerinde çok vakit geçirdi. Üzerinde tepine tepine kaç senelik malzemeye son nefesini verdirdi. Ablam da ilk başta İkea'dan şişme olanlardan almıştı, Tan altını değiştirirken çok ağlıyordu. Annemin acaba sert mi geliyor düşüncesi ile buna benzer bir tane almasıyla ağlama problemi çözüldü.

Güncelleme: Balcamisis de ilk 3 ayda kullandığı ürünleri bu yazıda yazmış: http://balcamisis.blogspot.com/2009/10/ilk-3-ayda-en-sevdigim-seyler.html

Siz de yazıp yorumlara link'ini bırakabilirsiniz. Bir çeşit doğal MİM oldu.

posted on 27 Eylül 2009 Pazar 12:25:08 UTC  #    Yorumlar [1]
# 26 Eylül 2009 Cumartesi

Ilgaz doğduğundan beri hamilelik ve bebek ürün değerlendirmeleri yazmak istiyorum. Yanlış bir ürün seçtiğimde çıkıp ikincisini aramaya zaman bulamadığım bu sıkışık dönemde, araştırıp soruşturup, deneyip yanılıp, üstüne bir sürü para yatırıp aldığım malzemelerden memnun kalıp kalmadığımı yazayım da, bir faydam dokunur diyordum. Geri dönüp bakınca bu kadar yazının içinde ürün yorumları bir elin parmaklarını geçmez. Yazmaya vakit bulamamamın en temel nedeni de detaycılığım elbette. İlle de ürün fotoğrafları çekilmeli, memnun olduğum, olmadığım yönleri yazılmalı, nereden ucuza alınabileceği belirtilmeli... Böyle detaylı düşününce bir de baktım ki, ne zaman hangi marka ürünü kullanmışım unutma noktasına gelmişim. Hal böyle olunca dedim ki, bari bu konuda da bir dizi hazırlayayım, sadece en basit dille, hamilelik, 0-3 ay, 3-6 ay, 6-9 ay, 9-12 ay, 12-18 ay, 18-24 ay ve 24-36 ay gelişim dönemlerinde en sık kullandığım 5 ürünü yazayım, okuyanlar da kendi yorumlarını, kendi en sık kullandıkları anne ve bebek ürünlerini yazsınlar, böylece kısa yoldan bir sürü bilgiyi listelemiş olalım. Eğer bildiğiniz güzel ürün yorumu yazıları varsa başka bloglardan, ya da kendi yazdıklarınız, onların da linklerini ekleyebilirsiniz yorumlara.

Hamilelikte en çok kullandığım 5 ürün:

Çatlak Kremi:  Babe Çatlak Kremi (Anti-Stretch Mark Treatment)
Çatlak olmadı ama işe yarayanın bu olup olmadığını bilmiyoruz. Kolay emilen, hafif kokulu bir kremdi. Hamilelikte sivilcelerim fena azmıştı ve ne sürsem kötüleşiyordu, ama bu kremin bir zararı olmadı.

Hamile Uyku Destek Yastığı: Tchibo Hamilelik ve Emzirme Yastığı. Ve tabi başımın altına da bir-iki yastık daha.
Şaşırtıcı bir şekilde bunu yazmışım. Ürün yorumu - Çok amaçlı emzirme yastığı

Hamile Sütyeni: Gündüz bu modele benzer Marks&Spencer, gece böyle bir model (ben pazardan tanesini 3 TL'ye almıştım yalnız)
Balensiz, penye, bunaltmayan sütyen çok aradım. Genelde emzirme sütyeni önerdiler ama bana onlar henüz emzirmiyorken gereksiz ve rahatsız gözüktüler.

Hamile Pantalonu: Bunun hemen hemen aynı bir pantalonla bitirdim bütün hamileliği. Bir de gittigidiyor'dan 15 TL'ye pembe bir pantalon almıştım. Satana hediye gelmiş, küçük gelmiş değiştirememiş. Etiketi üzerindeydi.

Elevit: Hamile multivitamini. Hergün, hergün içtim. Sonra nedense eczanelerde bulamadım. Muadili başka bir vitamin aldım.

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

posted on 26 Eylül 2009 Cumartesi 19:28:40 UTC  #    Yorumlar [4]
# 24 Eylül 2009 Perşembe

Ayk, klozette kaka gördüğüne sevinmektir!

Az önce okudum ve çok güldüm: http://ardaakalin.blogspot.com/2009/09/bir-ilk.html. Arda'nın annesi ne güzel yazmış.

Bayram tatilinde gözüme Thomas tren kitabı kaçtığından sebep, gözümü acılar içinde açamaz vaziyetteyken, Ilgaz'ın kakası geldi. Teyzesi götürdü. Şöyle bir diyalog olmuş:

- Plöp (klozetten çıkan ses)
- Bir tane daha yapacağım teyzeciğim (Ilgaz, işaret parmağı havada, bitirmediğini bilgi vermek amacıyla)
- Plöp (sonrasında tuvaletten kalkar)
- Bak, iki tane kaka var

Teyzesi de ona kaka yaparken eşlik etme şerefini bahşettiğine mi sevinsin, kakalarını sayabildiğine mi, mutlu mutlu çıkmışlar tuvaletten :)

posted on 24 Eylül 2009 Perşembe 12:14:45 UTC  #    Yorumlar [4]

Bu dizide:

Ödül, Övgü, Ceza, Güç, Öz-Disiplin

Çocuklar için Alternatif Disiplin Yöntemleri

Çocuklara Kendi Sorunlarını Çözmeyi Öğretmek

Tercümeden sıkılıp yan çizmeye niyetlenmiştim ama Duygu Hanım önceki yazının yorumlarında takip ettiğini belirtince sonun getirmeye karar verdim. Başladığımız işi bitirmeliyiz zaten değil mi? :P

   e. Kabul ettiğinizi nasıl gösterebilirsiniz?
      i. Karışmamak. Niyetiniz ne olurs olsun, karıştığınız zaman, çocuğun yanlış yaptığını, ya da yeteri kadar iyi yapamadığını ima edersiniz. 
      ii. Dikkatli Pasif Dinleme. Sessizlik ve nötr ifadeleri kullanma (e.g. “I see.”). 
      iii. Aktif Dinleme. Hisleri yansıtma.
         1. Gönderilen mesajı ve mesajın ne anlama geldiğini anlamaya konsantre olun.
            a. Mesajı deşifre etmeniz gerekebilir. Bir çocuk parmağını kestiğinde "Kana bak" diyorsa, aslında "Korkuyorum" demek istiyor olabilir. 
         2. Mesajı farklı kelimelerle yeniden dile getirin ve ona geri iletin, doğru anladığınızdan emin olmak için onay tepkisini alın.
            a. İnsanlar anlaşıldıklarını hissedemezlerse, kabul gördüklerinden de emin olamazlar.
            b. Bu kullanımda, kendi hislerinizi ifade etmeyip, onun kendi hislerini ifade etmesine eşlik ettiğinizden, "Sen" mesajı vermeniz doğru olur. 
            c. Eğer varsayımınızın yanlış olduğunu farkederseniz, başka alternatifler deneyin.

9. Aktif Dinleme: Her derde deva insan becerisi
   
a. Ilımlı, empatik anlayarak ve kabul ederek iletişimkurma her türlü durum için işe yarar (araştırmalarla ispatlanmıştır) 
      i. Çocuklar arasındaki anlaşmazlıkları azaltır
      ii. Grup içi iletişimi güçlendirir
      iii. Yetişkinle çocuk arasındaki ilişkiyi yumuşatır
         1. Yetişkinler tarafından anlaşılan ve saygı gösterilen çocuklar, kendilerini daha önemli ve değerli hissederler. 
            b. Öğretmenlerin bu konularda eğitildiği, 600 öğretmen, 10.000 öğrencilik ile yapılan bir çalışmaya göre, çocuklar ortalamada 4 gün eksik okulu astılar, matematik ve okuma notları yükseldi, IQ'ları yükseldi, daha yaratıcı ve öz-güvenli oldular ve daha az disiplin sorunu yaşandı.

10. Yetişkinler neden çocukları disipline etmekten vazgeçmezler
   
a. Çoğu insan, günümüzde gençliğin yaşadığı sorunları fazla hoşgörüye bağlamaktadır. Halbuki, araştırmalara göre, otoriter, cezası yaklaşım işleri kötüleştirmektedir.  
   b. Birçok insan demokratik karar alma yaklaşımına güvenmemektedir.

11. Demokratik ilişkiler hayat kalitemizi nasıl yükseltir
   
a. Katılımcı liderlik sistemini kullanan şirketlerde verimlilik daha yüksek, personel sirkülasyonu daha düşük, memnuniyet daha yüksek, higher morale, şikayet daha az, işe devamlılık daha yüksek ve personelin fiziksel sağlığı daha iyidir. Ayrıca çalışanlar kendilerini daha iyi hissederler, işe gitmeyi severler, kendilerine özgüven ve öz-saygıları daha fazladır.  
   b. 5. ve 6. sınıf çocukları üzerinde yapılan bir araştırmada, demokratik ailelerde, zorlayıcı yalklaşım yerine mantıkla, hatta ebeveynlerin bakış açısını sorgulamaya izin verilen ailelerde yetişen çocukların kendilerine daha fazla saygı duydukları gözlenmiştir. 
   c. Aileler çocuklarına istekleri için bir sebep sunduklarında istekleri çocuklarına daha meşru geliyor ve bir seviyeye kadar seçme hakkı tanıdıklarında ve kontrolü çocuğa verdiklerinde, çocuğun öz-saygısı gelişiyor. 
   d. Bir araştırmada (longitudinal ) demokratik ailelerdeki çocukların IQ'sunu 8 puan yükselirken, hoşgörülü ailelerdeki çocukların IQ'su değişmedi, dikteci ailelerdeki çocukların IQ'larında azalma gözlendi.
   e. Demokratik ailelerin özellikleri nelerdir?
      i. Daha az yoksun bırakma ve azarlama
      ii. Daha az stres, daha az hastalık
      iii. Sorun çözme becerisi
      iv. Daha az sinir ve Less anger and muhalefet
      v. Korkudan arınmış
      vi. Daha fazla sorumluluk, kaderini daha iyi yönlendirme
         1. Milgram: “Otoriteye itaatin ulaşacağı en son nokta sorumluluk hissinin kaybedilmesidir.” 
      vii. Daha az kendine zarar verme davranışları
      viii. Daha iyi sosyal beceriler

Oh, bitirdim, teşekkürler Duygu Hanım :)

posted on 24 Eylül 2009 Perşembe 11:07:34 UTC  #    Yorumlar [6]
# 23 Eylül 2009 Çarşamba

Beynin acil durumlarda mantıklı çalışmak için eğitilebileceğini birkaç farklı yerde okudum ve çok aklıma yattı. Eğer bir şeyin fiziksel olarak pratiğini yapamıyorsam bile, üzerinde düşünerek pratik yapmaya çalışıyorum. Örneğin, deprem olursa ne yapacağım, hırsız girerse, ya da Ilgaz'ın boğazına bir şey kaçarsa neler yapacağım diye düşünüyorum. Adrenalin vücudumdaki acil durum rezervlerini açığa çıkartacak, kalbim hızlanarak daha fazla kan pompalayacak (ne yapacağıma konsantre olarak beynimi saçmalatacak kadar hızlanmasına izin vermeyeceğim), görmem gereken önemli şeyleri netleştirmek için diğerlerini bulanıklaştıracak. Ben de elimden ne geliyorsa yapacağım, sonra iş işten geçtikten sonra, şunu yapabilir miydim, bunu yapsam farklı olurdu diye hayıflanmayacağım. Plan böyle. Beynin hızlı düşünme gücünü öğrenmek için Malcolm Galdwell'in Düşünmeden Düşünebilme Gücü (Blink) kitabını okumanızı tavsiye ederim (tercüme kalitesini bilmiyorum).

Kitubi'ye yazdığım şeyleri uygulamakta çok iyi istikrar gösteriyorum. Hem yazmak için konu üzerinde daha organize düşündüğüm, hem de başkalarına tavsiye ettiğim için üzerimde hissettiğim sorumluluktan dolayı. Bunu da hem sizin için, hem de kendim için yazmış oluyorum.

Tanık olduğum kazalarda:

Çocuk işte, sürekli düşüyor, bir yerini çarpıyor, geçenlerde merdivenden bile yuvarlandı. Eğer, kaza sırasında yanındaysam, bir bölümünü bile gördüysem, beynim istemim dışında bir emir veriyor: ÇABUK

Bu emrin amacı, kazayı daha az hasarla önlemek. Mesela, Ilgaz merdivenin üst basamaklarından yuvarlanmaya başladığında, durumu gören Gökhan'ın beyni bu emri verdi: ÇABUK, DURDUR. Gökhan küt diye, 5-6 basamağı birden atladı. Ilgaz'ı tutamadı ama tutabilirdi de, çok hızlıydı.

Ama eğer Ilgaz tavşanın geçen gün Ankara'da yere dökülen havuçlarının peşinden sandalyeden uçması ile veriyorsa beynim bu emri, o zaman hiç şansı yok, çünkü müdahele için yeterli zamanım yok. O zaman çok saçma bir şey yapıyorum. Ilgaz'ı çılgınca bir hızla düştüğü yerden alıp, koşarak başka bir odaya götürüyorum. Ilgaz korkuyor ve deli gibi ağlamaya başlıyor. Vurduğu yeri saklıyor ve ben ne olduğunu göremiyorum. Canının yanması ile birlikte benim verdiğim şoktan iyice sinirleri bozulduğu için, müdahele etmek, onu bırakıp doktoru aramak mümkün olmuyor. Yarasını sımsıkı kapatıyor ve bana sımsıkı yapışıyor ve deli bir tonda ağlıyor. Ben de tam olarak ne kadar yaralandığını anlayana kadar kafayı yiyorum. Bu saçma davranışıma ışıkta bakacaktım, buz koyacaktım gibi bir bahane buluyorum. Bunu Ilgaz'ın hemen her kötü düşüşünde yapıyorum ve altında yatan nedeni daha yeni çözebildim. Beynim kazayı durdurmak için ÇABUK emrini veriyor, kazayı durduramadığını farkedemeyip saçmalıyor. Eğer ben yanında yokken acı ağlaması üzerine yanına koşarsam, gayet sakin bir şekilde olay yeri incelemesi yapıp, ona da yumuşak davranabiliyorum.

Ilgaz'ı korkutmasının yanında, aslında daha önemli bir tehlikesi var bu yaptığımın, özellikle bunun farkında olmak ve değiştirmek için aklımda tutmaya çalışıyorum. Düştüğü anda, hareket ettirilmemesi gereken bir şekilde yaralanmış olabilir. Örneğin, boynu incinmiş olabilir, ya da bir yerine bir şey saplanmış olabilir ve ben onu karga tulumba kucağıma alırken kötü sonuçlara yol açıyor olabilirim.

Siz panik halinde nasıl davrandığınıza dikkat ettiniz mi? Kendinizi kontrol etmeye çalışıyor musunuz?

posted on 23 Eylül 2009 Çarşamba 21:27:16 UTC  #    Yorumlar [3]

Bu dizide:

Ödül, Övgü, Ceza, Güç, Öz-Disiplin

Çocuklar için Alternatif Disiplin Yöntemleri

8. Çocuklara Kendi Sorunlarını Çözmeleri için Yardımcı Olmak      
   a. Çocuklar, onlara yardımcı olmayı gerçekten denediğinizi hissetmedikleri sürece, davranışları ile ilgili bir sıkıntınız olduğunu belirttiğinizde size yardımcı olmak istemezler.
   b. Çocuğunuzun kendi sorununu çözmesine olabildiğince az dahil olun ki, yetişkinlere bağımlılığı azalsın. 
      i. 6 adımlı sorun-çözme sürecinde, süreç rehberi olarak çalışın. 
         1. 1. adımdan 2. adıma: Sorunu belirleme ve tanımlama -> Alternatif Çözümler Üretme
            a. Sorunu alternatif çözümler üretebilecek kadar iyi anladığınızı düşünüyor musun?
            b. Bu sorunu çözmek için neler yapabileceğinizi düşünmeye hazır mısın? 
         2. 2. adımdan 3. adıma: Alternatif çözümleri incelemek
            a. Olası çözümler fıçısının dibine ulaştın mı?
            b. Değerlendirme için yeterli sayıda alternatif çözümün var mı?
         3. 2. adımdan 3. adıma: Karar verme
            a. Hangi çözümün en iyi olduğunu bulmuş gibisin
            b. Çözümlerden birisi senin kendi seçimin sanırım
         4. 4. adımdan 5. adıma: Kararın uygulanması
            a. en iyi çözümü bulduğuna göre, aksiyon almak için nelere ihtiyacın var?
            b. Neyi kimin ne zaman yapması gerektiği hakkında bir planın var mı? 
         5. 5. adımdan 6. adıma: Konunun takibi
            a. O zaman şimdi çözümünün doğru işleyip işlemediğini nasıl takip edeceğimizi düşünebilirsin.
            b. Şimdi, çözümünün işe yarayıp yaramadığını incelemek için bir zaman belirlemek iyi olabilir. 
         6. Unutmayın, bir çocuk tüm adımları yardım almadan ilerleyebilir. 
      ii. Ancak, eğer çocuğun problemi çözebilecek yeterliliğe sahip olmadığını düşünüyorsanız daha aktif rol alabilirsiniz. 
   c. Çoğu ebeveyn, çocuğun kabul etmemesi durumuna "düzeltme mesajları" ile yanıt verirler. Bu davranışlar "Ailem beni gerçekten dinlemiyor" diye düşünmelerine yol açabilir. 
   d. Yapıcı değişim için kabul çok önemlidir.
      i. İlginçtir, insanlar eğer kabul edildiklerini hissederlerse nasıl değişmek istediklerini düşünmekte özgür olurlar. 
   e. Kabul ettiğinizi nasıl gösterebilirsiniz?
........................

Çok sıkıldım bunu çevirmekten (hala çok işe yarayacağını düşünüyorum). Yorum da gelmedi, sizi de sarmadı mıdır nedir? Özellikle kalanını çevirmemi isteyen varsa çevireyim, biraz daha kaldı :)

Duygu Hanım'ın yorumu üzerine devamı Demokratik ilişkiler hayat kalitemizi nasıl yükseltir

posted on 23 Eylül 2009 Çarşamba 20:03:31 UTC  #    Yorumlar [4]
# 17 Eylül 2009 Perşembe

Ödül, Övgü, Ceza, Güç, Öz-Disiplin yazısına devam (önceki yazının formatını düzenleyerek daha okunur hale getirdim);

Bölüm II: Çocuklar için Alternatif Disiplin Yöntemleri

6. Çocukların davranışlarını değiştirmeleri için kontrolcü olmayan yöntemler 
   a. Çocuklar yaramazlık yapmazlar. Yetişkine bir şey yapmaya çalışmazlar, kendileri için bir şey yapmaya çalışırlar. "Kötülük" çocuğun değil, yetişkinin kafasındadır. 
   b. Sorun kime aittir? 
      i. Sorun çocuğundur: Çocuğun davranışları çocuk için problem yaratır, yetişkin için değil (yetişkin için davranış kabul edilebilirdir) 
      ii. Sorun-yok alanı: Çocuğun davranışları çocuk ya da yetişkin için problem yaratmamaktadır (yetişkin için davranış kabul edilebilirdir) 
      iii. Sorun yetişkinindir: Çocuğun davranışları yetişkin için problem yaratır (yetişkin için davranış kabul edilebilir değildir) 
   c. 1. Alternatif: Çocuğun neye ihtiyacı olduğunu bulun. 
   d. 2. Alternatif: Hadi bir anlaşma yapalım. Kabul edilmeyen davranışı, kabul edilebilir davranışla değiştir. 
   e. 3. Alternatif: Çevreyi düzenle. Sıkıntıyı gidermek için çevreyi zenginleştir, sakinleştirmek için çevreyi sadeleştir. (örn. yatma saati) 
   f. 4. Alternatif: Ben mesajı ile ifade edin e 
      i. Suçlamayan, eleştirmeyen mesajla çocuğa uygun olmayan davranışının yetişkine ne yaşattığını anlatır. 
         1. “TV'nin sesi bu kadar yüksekken, annenle konuşamıyorum.” 
      ii. Yetişkinin içsel durumunun sorumluluğunu, yetişkinde tutar 
      iii. Uygunsuz davranışı değiştirme sorumluluğunu çocukta bırakır 
      iv. 3 önemli özellik 
         1. Değişme isteğini teşvik etmesi muhtemeldir 
         2. Olumsuz eleştiriyi en düşük seviyede tutar 
         3. İlişkiyi zedelemez 
            a. Örnek: Öğretmen boyama kirlerini temizlemekten yorgun olduğu "ben" mesajını iletir. 
            b. İnsancıl ve nazik gözükün 
         4. İyi "ben mesajları" çözüm içermez. 
   g. Alternatif 5: Önleyici "Ben mesajı" 
      i. Uygunsuz davranıştan sakınarak, çocuğun gelecek davranışını etkileyin. 
      ii. İhtiyacınızı, olay vuku bulmadan önce dile getirin 
      iii. Çocukların genelde verdikleri tepkiler: 
         1. “Bilmiyorduk.” 
         2. “Sormadınız ki.” 
         3. “Söylediğiniz iyi oldu.” 
      iv. İhtiyacınızın nedenlerini söylemeyi unutmayın  
      v. Yararları 
         1. Sizin ihtiyaç ve hislerinizin kontrolünü, sorumluluk ve farkındalık sağlar 
         2. Diğerleri sizin ihtiyaçlarınızı  ve onlar hakkındaki güçlü hislerinizi öğrenirler 
         3. Açıklık, dolaysızlık, dürüstlük modeli oluşturursunuz ve benzer davranışları teşvik edersiniz 
         4. Bilinmeyen ve konuşulmamış ihtiyaçlardan doğan sürprizleri azaltarak gelecekte oluşabilecek anlaşmazlık ve gerginlik ihtimalini azaltır 
         5. Yaptığınız tüm planların sorumluluğunu üzerinize alır ve gelecek ihtiyaçları planlarsınız 
         6. İlişkileriniz karşılıklı memnuniyete dayalı olarak daha sağlıklı kalır 
         7. Çocuklar ebeveynlerinin de insan olduklarını öğrenirler ve onları mutlu etmek için fırsat yakalarlar. 
      vi. Duyguların içe atılmak yerine dışarı atılmasını sağlar 
      vii. Kendi kontrolü için çocuğa sorumluluk verir 
    h. 6. Alternatif: Direnci azaltmak için civataları gevşetmek 
      i. Dirençle karşılaşırsanız, ısrarcı tavırdan, dinleme/anlama tavrına geçin 
         1. Empati ve anlayışı gösterir  
      ii. Çocuk eğer yetişkin bunun ne kadar zor olduğunu anlarsa, değişmeyi daha kolay bulurlar    
   i. 7. Alternatif: Sorun çözme  
   j. 8. Alternatif: Sinirliyseniz, sinirlilik öncesi hissi bulun 
      i. Örnek. Utandığınızda, korktuğunuzda sinirlenirsiniz  
      ii. Kendinize sorun: 
         1. İçimde neler oluyor? 
         2. Hangi ihtiyaçların tehdit altına girdi? 
         3. Hoşuma gitmeyen önceki hissim nedir?

7. Aile ve sınıfları yönetmenin yeni yöntemleri 
   a. Katılımcı Yönetim 
      i. Corsini 4-R Sistemi (C4R) 
         1. Çocuklar kurallara uyarak sizinle hak ve zorunluluklar açısından sizinle eşit seviyede tutulur. 4 amaç vardır: 
            a. Sorumluluk 
            b. Saygı 
            c. Beceri 
            d. Çözümcülük 
         2. Kurallar: 
            a. Tehlikeli ya da zararlı hiçbir şey yapma 
            b. Her zaman gözetilen bir yerde bulun, ya da yönel 
            c. Öğretmen sana sınıftan çıkmanı işaret ederse, bunu hemen ve sessizce yap 
      ii. Grupların kurallara ihtiyacı vardır, fakat o kuralların koyulurken katılımcı olunmalıdır  
         1. Kim daha akıllıca kararlar alır—grup üyelerine başvurmayan bir lider mi, yoksa lideri de kapsayan tüm grup mu?
            a. En doğrusunu "baban bilir" yerine "baba ve çocuk" daha iyi bilir 
   b. 6 Adımlı Sorun Çözme Prosesi
      i. Sorunu belirle ve tanımla
      ii. Alternatif çözümler üret 
      iii. Alternatif çözümleri incele 
      iv. Karar verme 
      v. Kararı uygulama
      vi. Takip incelemesi 
   c. Anlaşmazlıklarda kaybeden-yok metodu
      i. Çocukla yetişkin arasında bir anlaşmazlık çıktığında, yetişkin çocuktan her iki taraf için de kabul edilebilir bir çözüm bulunması için yardımcı olmasını ister
         1. Olası çözümler önerebilir
         2. Ortak bir karar alınması en iyi çözümdür
         3. Bunun nasıl yapılacağı konusuna birlikte karar verirler 
         4. Katılımcı proses uzlaşmazlıkların çözümüne ortak bir çaba ulaşılmasına yönlendirir.
   d. Değer çarpışmaları ile başa çıkma
      i. Ona model olabilirsiniz, danışmanlık yapabilirsiniz, ancak bazen çocuğunuzu değiştiremeyeceğinizi kabul etmeniz gerekir.

Arkası yarın...

posted on 17 Eylül 2009 Perşembe 19:00:00 UTC  #    Yorumlar [0]
# 16 Eylül 2009 Çarşamba

Ilgaz 3 yaşına yaklaşırken, biz de her geçen gün daha öğrenecek çok şeyimiz olduğunu ve ondan daha hızlı büyüyüp öğrenmek zorunda olduğumuzu görüyoruz. Çocuğun karakteri ve davranış biçiminde ailede verilen eğitimin önemine inanmamak mümkün değil. Böyle bir sıralama var.

Çocuk hırçınlaşıyor
siz kendi davranışınızda bir şeyi düzeltiyorsunuz
çocuk düzeliyor
önceki davranışınız için hayıflanıyorsunuz.

Bu arada dikkat ettikçe, iş hayatında aynı gözle baktığımda farkediyorum ki, aslında sadece çocuklara değil, yetişkinlere de aynı şekilde yaklaşıldığında çok daha iyi sonuç alınır.

Teaching Children Self-Discipline (Thomas Gordon, Ph.D.) kitabının özetini çok beğendim. Kitabın tercümesi de mevcut, Çocukta Dış Disiplin mi? İç Disiplin mi? (ama okumadım). Kitabı okumadığım için tercümesinin kalitesini bilmiyorum, sizinle bu özetin tercümesini paylaşayım dedim:

Çocuklara Öz-Disiplini Öğretmek
Thomas Gordon, Ph.D.

Bölüm I: Disiplini Anlamak

1. Tanımlar 
   a. Herkes disiplin'in istenen bir şey olduğunda hemfikirdir. Fakat çocuğun disiplinli olması için en iyi yolun onu disipline etmek mi olduğu pek belirli değildir. 
      i. Araştırmalar, çocukları cezalandırmanın onları daha hırçın ve saldırgan yaptığını göstermektedir. 
   b. Çocukları kontrol etmek için güç kullanmaktan vazgeçtiğinizde daha etkili olursunuz. 
   c. Yetişkinler otoriter kontrol ve hoşgörülü yaklaşım arasında seçim yapmaya çalışmak yerine, etki yoluyla öz-disiplin oluşturmaya odaklanmalıdır. 
   d. Otoritenin birden fazla anlamı vardır 
      i. Uzmanlığa dayalı otorite (Uzmanlık Otoritesi) 
      ii. Pozisyon ya da ünvana dayalı otorite (İş Otoritesi)
         1. Karşılıklı olarak anlaşılmış ve kabul edilmiş iş tanımı    
      iii. Gayriresmi anlaşmalara bağlı otorite (Anlaşma Otoritesi) 
      iv. Güce dayalı otorite (Güç Otoritesi P) 
         1. Güç Otoritesi  irade dışıdır, diğer tüm otoriteler karşılıklı anlamaya dayalıdır 
         2. Çocuklar, uymak zorunda olsalar bile Güç Otoritesine saygı duymazlar. 
         3. İyi niyetli diktatör diye bir şey yoktur 

2. Geleneksel Ödül-Ceza yaklaşımı 
   a. Ödüller ve cezalar dış kontrollerdir; kontrolü kaldırırsanız, davranış değişikliği kaybolur

3. Ödüllerin işe yaramasına neden güvenemeyiz? 
   a. Davranış iyileştirmesi için ödül kullanımı zordur, ödülün istikrarlı bir şekilde ve hemen verilmesi gerekir 
   b. Eğer ödülün verileceği zaman sonraya kalırsa, etkisi azalır 
   c. Çocuğun hoş olmayan davranışları için başkaları tarafından ödüllendirilmesine engel olamazsınız 
   d. Çocuklar kendi ödüllerini When children can elde edebilir hale geldikten itibaren, işe yaramaz hale gelirler 
   e. Ödüller elde edilebilir olmazsa, çocuklar kazanmaya çalışmayı bırakacaktır 
   f. İstenen davranış ödüllendirilmezse, köklenmesi ve yerleşmesi uzun zaman alacaktır 
   g. Çocuklar içlerinden gelerek değil ödül kazanmak için düzgün davranacaktır. Ödüller kazanmak ve özellikle övgü, çocuğun bağımlı olmasına sebep olacak ve motivasyonunu azaltacaktır 
   h. Ödülü alamamak ceza gibi gelebilir. Fazla sık ödül almak etkisini zayıflatır.
   i. Övgü her zaman işe yaramaz, özellikle bir "Sen-mesajı" içeriyorsa 
      i. Gordon övgüyü "Kişinin, davranışının ya da özelliğinin sözel olarak olumlu değerlendirmesi" olarak tanımlamaktadır 
      ii. Övgü'nün genelde gizli bir planı vardır. Eğer sürekli kullanılırsa, samimiyetini kaybeder ya da gerçekten kazanılmış olduğundan şüpheye düşürür 
      iii. Eğer övgü çocuğun kendi değerlendirmesi ile örtüşmezse, ona basitçe "yanlış" gelecektir ve anne-babasının dürüstlüğünü sorgulayacaktır 
         1. Birisi bir sorununu paylaşıyorsa, övgü yolu tıkar. Alacağınız tepki muhtemelen "anlamıyorsun" olacaktır 
      iv. Övgü kardeş kıskançlığı ve rekabet duygusunu azdırır 
      v. Övgü özgüven ve karar-verme yeteneğini tehlikeye sokar - örneğin, ebevenyleri memnun etmek için kariyer yaparlar. 
      j. Övgünün etkili alternatifleri 
         i. Pozitif "Ben-mesajı" 
            1. Bunu yaptığında iyi hissediyorum. 
            2. Şunu yaptığında çok sevinmiştim. 
            3. Böyle yaptığında rahatlamıştım. 
            4. Şöyle yaptığında çok hoşuma gitti. 
            5. Öyle yaptığında heyecanlandım. 
            6. Yine de, bunu anlık, Still have to make it spontaneous, içten gelerek ve gizli hedeflerden arındırılmış şekilde yapmalısınız ( örnek: "saçlarının bu akşamki salınmış halini her zaman topladığından çok daha fazla seviyorum") 
         ii. Aktif dinleme 
            1. Dinleyin, anladığınızı belli edecek şekilde tepki verin  
            2. Ben-mesajları genelde daha iyidir, çünkü çocuğun konuyu değerlendirmesine ve kendi kendine çözmesine imkan verir

4. Cezanın eksiklik ve tehlikeleri 
   a. Cezanın (aynı ödül gibi) etkili bir şekilde yönetimi zordur   
   b. Cezaların etkili olabilmeleri için katı olmaları gerekir..bu onları tehlikeli hale getirir 
   c. Ceza bekçi olmadığında etkisizdir (ve diğre metodlara göre daha az etkilidir) 
   d. Ceza saldırganlık ve hırçınlığı besler 
   e. Çocuğunuz büyüdükçe, daha küçükken kullandığınız cezalar işe yaramaz hale gelir

5. Çocuklar kontrole gerçekte nasıl tepki verirler 
   a. Başa çıkma mekanizmaları
      i. Kavga 
      ii. Kaçma 
      iii. Teslim olma 
   b. Güç kullanılması ebeveynlerin hiç hoşlanmadığı davranışları ortaya çıkartır 
   c. Araştırmalar göstermiştir ki, çocuğa karşı güç kullanmanın çok olumsuz sonuçları olmaktadır 
      i. Suç 
      ii. Sinir hastalıkları 
      iii. Düşük öz-güven 
      iv. Uyuşturucu bağımlılığı 
      d. Güç kullanmak, etkinizi kaybetmenize yol açar 
      e. Güç kullanmayı bırakmak etkinizi geri kazanmanızı sağlar.

Arkası yarın...

posted on 16 Eylül 2009 Çarşamba 19:36:05 UTC  #    Yorumlar [2]
# 15 Eylül 2009 Salı

Çocuklarımız için daha fazla güvenlik!

Anadolu Seyahat otobüslerinde isteyen ailelere çocuk koltuğu tahsis ediyor. Bayram tatilinde Ilgaz'la ikimiz Ankara'ya gideceğiz. Aslında deneyip ondan sonra yazmak istemiştim ama saati uymadı. Ankara'ya yalnızca 13.00 ve 23.59'da varmış. Öğlen gidersek tüm gün ziyan olacak. Ilgaz normalde 21.00 gibi yattığı için ikinci opsiyon da hiç uyuyamaması anlamına gelecek. Bir gece uyumasın ne olacak diyeceğim, ama bu ertesi gün keyifsiz olması, bana daha çok ihtiyaç duyması ve benim dün itibariyle 1 yaşını doldurmuş tadından yenmez yeğenim Tan'la daha az oynayabilmem anlamına geleceğinden işime gelmedi. Bayram planlarını henüz yapamayanlar olabilir düşüncesiyle duyurayım dedim. Her ne kadar test etme imkanı bulamamış olsam da, yine de öncülükleri için Anadolu Seyahat firmasını tebrik ediyorum.

Bu arada otobüslerin çocuklar için özel indirim yapma gibi yasal bir zorunlulukları varmış, bilet alacak olduğunuzda mutlaka talep edin:

Otobüs bileti alırken çocuk biletleri indirimli olmak zorundadır

Ilgaz 13 Şubat 2009'da 2 yaşını doldurup da uçaklarda adamdan sayılalı beri, bize uçak biletleri pek tuzlu gelmeye başladı. Havaş'ı, indisi bindisi derken, 5 saatlik yolculuk için deymez diye bu alternatifi eledik. Benzin bir yana, bayram üzeri çocukla yalnız uzun yola çıkma düşüncesi de pek mantıklı gelmedi.

Sonra aklıma tren seçeneği geldi. Aslında önce yataklı trene heveslendim ama baktım hızlı trene göre çok pahalı. Hızlı trenle gidip dönmeye karar verdim. Ilgaz'a da tren macerası olsun. Geç saatte Eskişehir'de bir aktarma var, o sırada Ilgaz uyumuş olursa da uyanırsa da artık teyzesinin evinde tekrar uykuya dalar ne yapalım. Ben kendi adıma hem Tan'ı göreceğimiz, hem de trene bineceğimiz için heyecanlıyım.

Çuf çuf çuf çuf...

posted on 15 Eylül 2009 Salı 18:33:22 UTC  #    Yorumlar [5]
# 14 Eylül 2009 Pazartesi

Bu benim için çok özel bir yazı. Uzun zamandır, harıl harıl çalışıyoruz ve size duyurmak için her geçen gün biraz daha sabırsızlanıyorum. Nurturia'yı açmamıza az kaldı. Nurturia logosuna tıkladığınızda ulaşacağınız anasayfada site açıldığında haberdar olabilmek için talepte bulunabilirsiniz.

Nurturia da nereden çıktı?
Nurturia, bizim Ilgaz doğduktan sonraki temel ihtiyaçlarımızdan ortaya çıktı. Hiçbir uzmanlığımız olmayan bu nadide konuda okuyorduk, doktorumuza soruyorduk ama yetmiyordu. Bu iş tecrübe işiydi. Diğer yandan, internetin dibini kazıyıp, kimi zaman acı tecrübelerle edindiğimiz bilgiler başkalarına yarasın istiyorduk. Kitubi'ye de zaten öyle başladım. Diğer yandan, İstanbul'da yaşamayan ailelerimiz Ilgaz'ın hayatında olmak, onunla ilgili güzel anları paylaşmak istiyorlardı. Fotoğrafları iyi kötü mail'le gönderiyorduk, ama her şeyi, herkese ayrı ayrı anlatmak mümkün değildi. Onlar da benim emzirme ve bez değiştirme aralarında anlattıklarımdan pek tatmin olmuş görünmüyorlardı. Anne, baba, çocuk ve sevdiklerinin dertlerini birarada çözebilecek bir platforma ihtiyaç vardı.

Nurturia ne demek?
Biliyorsunuz Kitubi'nin bir anlamı yok. Başlangıçta, çıldırmış olmalıyım ki iki dilde birden yazabileceğimi sanmıştım. O yüzden iki dilde de aynı şekilde okunabilecek bir isim seçmiştim. Nurturia global bir proje. nurturia.com.tr'yi türkçe açtıktan kısa süre sonra İngilizce olarak nurturia.com'u açacağız. Yine uzunca bir süre iki dilde de güzel ve anlamlı alan adı aradıktan sonra, türkçe karakterlerimizin de azizliği ile İngilizce'ye yöneldik. Sonra Nurturia'yı bulduk ve çok beğendik. Nurturia, Nurture'dan geliyor. "Nurture" yetiştirmek, bakmak, büyütmek anlamına geliyor. Nurturia'yı da bakılan, yetiştirilen yer anlamında kullanmak istedik.

Nurturia tam olarak ne işimize yarayacak?

Çekirdek aileniz: Nurturia ile, kendinize ait bir hesap açarak, orada nasıl bir ebeveyn olduğunuzu anlatırken, aynı zamanda çocuğunuz için de kendi hesabınıza bağlı bir hesap açabileceksiniz. Eşiniz de aynı gerçek hayatta olduğu gibi, çocuğunuzun sayfasına sizinle aynı haklarla erişebilecek. Bu hesapta ikiniz de onun sevdiklerinizle paylaşmak istediğiniz fotoğraflarını, marifetlerini kolayca güncelleyebileceksiniz. Bu basit güncellemeler, çocuğunuza ve size gelecek için anı olarak kalacak.

Aileniz, arkadaşlarınız: Aile bireylerinizi ve arkadaşlarınızı, yavru insanın marifetlerini görmeye davet edebileceksiniz Nurturia'ya. Ona anlattın, bana anlatmadın diye küsmeyecek kimse. Heyecanla bekleyecekler gelişmeleri.

Tecrübe paylaşımı: Keşke herkes işe en azından ikinci çocuktan başlayabilse. Ama yine de her çocuk aynı değil. Diğer yandan dertleriniz ilk defa sizin çocuğunuzda da ortaya çıkmış değiller, daha önce tecrübe edenler var. Onlara soru sorma imkanınız olacak, kaç yaşında, kaç çocuğu olan birinin yanıtladığını da görerek rahat rahat değerlendirebileceksiniz yanıtları. Sizin de başkalarının sorularını yanıtlayarak onlara yardım etme imkanınız olacak.

Gruplar: Nurturia ile istediğiniz türde grubunuzu kurup, kafadarlarınızla e-posta'nızı şişirmeden, rahat rahat iletişim kurabileceksiniz.

www.nurturia.com.tr adresine e-posta adresinizi bırakarak site açıldığında haberdar olabilirsiniz.

posted on 14 Eylül 2009 Pazartesi 19:59:08 UTC  #    Yorumlar [15]
# 13 Eylül 2009 Pazar

Her ne kadar sağda solda söylenip dursam da kimse takmıyor, sakalım yok ki. Kitubi benden daha karizmatik, o yüzden yazarsam belki daha etkili olur dedim. Gerçi burayı okuyanlar için de iş işten geçmiştir. Olsun hep birlikte hayıflanırız.

  1. Sağlıklı beslenmeseydik keşke
    Şimdiki aklım olsa, ısmarlarım pizzayı, kızartırım hazır köfteyi. Knor domates çorbası mı? Oh, şahane. Gökhan da hiç aramaz aslında öyle sağlıklı yemek olsun, sebze olsun. Ya da belki ben o kadar bunalttım ki, sağlıklı yemekten soğuttum. Çocuk olduktan sonra hayat boyu sağlıklı yemek pişirmenin lüks değil mecburiyet olduğunu hesaba katamamışım. Rahat batmış.
  2. Vaktimin kıymetini bilemedim
    Servisten inince koştur koştur yemeğe soyunurdum. Açken de hiç çekilmem. Aç karnına hafif asabiyetle yemeği pişirirdim, yemekten sonra da serilirdim kanepeye. O zamanlar bir blog başlasam şimdi kitap olurdu. Ah akılsız kafam. Bir de yoğunluktan, yorgunluktan şikayet ederdim, aah ah.
  3. Sabahları erken kalkıp, sakin sakin hazırlansaydım
    Uyku tatlı gelirdi, 15 dakikada hazırlanırdım (mübalağa değil, duş almayacaksam 15 alacaksam 25). Sabah evinde biraz vakit geçirmenin, evde kahvaltının tadını Ilgaz doğduktan sonra keşfettim. Sabah da evde biraz vakit geçirince insan daha az tüm gün çalışıyormuş gibi hissediyor. Ama şimdi telaşsız evden çıkmanın bir yolu yok.
  4. Hafta sonları daha erken kalksaydım
    Bir sürü iş yapıyorsun, bakıyorsun hala öğlen olmamış seviniyorsun. Sen kendini sokağa atabildiğinde, eşinin dostunun yorganında pireler uçuyor. 6:30'ta kalkmazdım tabi ama 9.30'u da geçirmezdim şimdiki aklım olsa. Uyu uyu nereye kadar.
  5. En az haftada bir gün sinemaya gitseydim
    En çok özlediğim aktivite sinema. Bilgisayar başında ayık kalıyorum ama sinemada kesin uyurum diye gitmiyorum. Hafta sonları da oğlumdan ayrı geçirmeye kıyamıyorum.
posted on 13 Eylül 2009 Pazar 20:45:22 UTC  #    Yorumlar [7]

Pelvik kasları güçlendirmek için yapılan egzersizlere, Kegel Egzersizleri adı (ilk kez tanımlayan hekimin anısına) veriliyormuş. Benim anne adaylarına moral timsali kolay doğum hikayemi belki okumuşsunuzdur. Doğumdan sonra doktorum düzenli Kegel egzersizleri yapmış olmamın çok yararı olduğunu söylemişti.

Ilgaz'a hamileliğimin 36. haftasında Ilgaz fazlaca aşağı inmiş ve doktorum 2 cm açıklık tespit etmişti. Doktorum, "artık çalışma, egzersiz yapma, yatmana gerek yok ama dinlenmeye çalış, her an doğum başlayabilir" demişti. Ben ne olur ne olmaz diye Kegel'i de bırakmamın gerekip gerekmeyeceğini sormuştum, o da "devam et iyi gelir" demişti. Doğum, 38+2 de doktorumun tabiriyle "kitaplarda yazdığı şekilde" oldu bitti.

Özetle anne adaylarına tavsiye olunur. Hiçbir zorluğu yoktur, vakit almaz. Madem yararı biliniyor, yapmamak ayıp olur desek yeridir. Nasıl yapılması gerektiğini buradan okuyabilirsiniz.

posted on 13 Eylül 2009 Pazar 19:51:24 UTC  #    Yorumlar [6]
# 12 Eylül 2009 Cumartesi

Ben bir Lego-sever'im. Annemin dayımın Almanya'dan getirdiği, sanırım ailedeki tüm çocuklar oynadıktan sonra bana geçen sevgili Lego'larımı sakladığını duyunca inanamadım.

Sabah uyanınca, yeşil dikdörtgen plastik çamaşır kutusunun içinde duran Lego'larımı yatağımın altından çıkartır, tuvalete gitmeden, kimseyi uyandırmadan oynamaya başlardım. Annem uyanınca oda kapımı açar, kızım benim yavrum, sen ne zaman uyandın, neler yaptın diye sevinçle yanıma otururdu. Bazen kahvaltıyı hazırlayıp öyle gelirdi, oynarken çatal kaşık seslerini duyar, sıcak bir şey pişiyorsa kokusu ile acıkır, elimdeki işi bitirmek için hızlanırdım. Güzel günlerdi.

Tan'tuniyi (yeğenim) görmek için Ankara'ya gittiğimizde, annemin evinde Lego'ları da aldık. Eve getirip açtığımda, pek hatırladığım halde olmadıklarını gördüm. Hayatımda herhangi bir oyuncağın üzerinde bu kadar kir gördüğümü hatırlamıyorum. Bu Lego arkadaşların kaç yıllık olduklarını hesaplamaya çalışırken de ne kadar yaşlandığımı farkedip biraz moralim bozuldu. Her durumda, temizlenmeden oynanmaları mevzu bahis değildi. Ilgaz'ın görmemesi için itina ile saklayıp, internette Lego temizliği aradım.

Kapalı bir sepette bulaşık makinesine koymak, bir bez poşetle çamaşır makinesinde yıkamak gibi çeşitli seçenekler gördüm. Isı ve birbirlerine çarpmaları düşüncesi hoşuma gitmedi. Onca yıl dayandıktan sonra hafif erimiş ya da köşeleri kırık çıkmalarını görmeye yüreğim dayanmazdı. Daha hassas bir yaklaşım bana daha uygun geldi.

Lego Temizleyici:

5 litre ılık suyun içinde, 1 çorba kaşığı bulaşık makinesi deterjanını eritin. Legolarınızı bu sıvının atarak, kirleri yumuşayana kadar bekleyin. Bu işlemi yapmadan önce birbirine takılı olan Lego'ları ayırmazsanız, benim gibi ıslak deterjanlı legoları bidik bidik ayıklamak zorunda kalırsınız. Daha sonra eğer Legolarda görünen kıyıda köşede birikmiş kirler varsa, diş fırçası gibi bir fırçayla teker teker fırçalamanız gerekecek.

Lego'ları iyice yıkayıp, bol suda duruladıktan sonra, bizim sularımız kireçli olduğundan leke bırakmasın diye, biraz da sirkeli suda beklettim. Daha sonra sirkeli suyu durulamadan, legoları iyice süzüp, havlu üzerinde ara sıra karıştırarak kuruttum.

Siz daha önce Lego temizlediniz mi? Çamaşır makinesinde yıkamayı deneyen var mı?

posted on 12 Eylül 2009 Cumartesi 23:00:05 UTC  #    Yorumlar [5]

Ilgaz elektrikli aletlere çok meraklı, özellikle her dakika ortalıkta olmayan elektrik süpürgesi ve şarjlı el süpürgesinin yeri ayrı. Dedesi de geldiğinde, oynamak için temizlik günlerini beklemesin diye evdeki artık malzemelerden ona oyuncak elektrik süpürgesi ve şarjlı el süpürgesi yapmıştı. Geri dönüşüm açısından da şahane oldu. Fotoğraflarını çekmek ancak kısmet oldu, biz çekene kadar biraz eskidiler hatta:

Malzemeler:
Karton kutu, elişi kağıtları, kablo borusu, karton, havlu kağıt rulosu, ip ( uzun olmasın, boyna dolanma riskine karşı), yapıştırıcı, şeffaf koli bandı

Yapılışı aşağıdaki resimde görüldüğü gibi:

Bu da şarjlı el süpürgesi:

posted on 12 Eylül 2009 Cumartesi 22:33:38 UTC  #    Yorumlar [4]

Anaokuluna başlama yaşı, sokakta oynama şansı, komşuluk ilişkileri ve kardeş sayısının gitgide azaldığı günümüzde sık sorguladığımız bir konu (her ne kadar bunları sürekli karıştırsam da, kreş 0-3 yaş, anaokulu 3-6 yaş arasını ifade ediyor sanırım).

Ben işe başlamadan önce, Ilgaz 1 yaşındayken ilk olarak kreş alternatifini sorgulamıştık. Burada aradığımız kurum okul formunda bir kurumdan çok, bir öğretmene az sayıda çocuk düşen, çocukların eğitilmekten çok bakıldıkları bir kurum anlayışıydı. Doktorumuzdan Türkiye'de 0-3 yaşa bakılabilen kuruma rastlamadığı yorumunu aldıktan sonra, riske girmeyip evde bakım alternatifine yönelmiştik. Çeşitli kaynaklarda da 3 yaş altının uygun olmadığı belirtiyor. Burada temelde çocuğun birebir iletişim ihtiyacı üzerinde duruluyor. Çocuğun kreşe başlatılması için iki şartın sağlanması gerektiğini düşünüyorum (yazdığım konularda hemen her zaman olduğundan farklı olarak, bu konuda Gökhan benimle hemfikir değil, 2'den önce başlamasınlar der, özellikle not düşmek isterim):

1 - Aile çocuğunu kreşe vermeye hazır mı?
Çocuğun kreşe adaptasyonunda, ailenin istekli ve kararlı bir şekilde yaklaşmasının, bunu çocuğa normal bir süreç olarak hissettirmesinin çok önemi olduğu kanısındayım. Benim gözlediğim kadarı ile de, ebeveynlerden en az birinin aklına kreş düştüğü andan itibaren, çok geçmeden kreşe başlatılıyor çocuklar. Bu durum ailenin çocukla ilgili gözlemlerinden de kaynaklanıyor olabilir elbette. Yine de, çocuğu kreşe vermek için uygun yaşın, ailenin çocuğu kreşe vermek için hazır olduğu yaş olduğunu söylemek yanlış olmaz.

2 - Çocuğun yaşına uygun kreş var mı?
Birinci koşul sağlandıktan sonra, çocuğun yaşına uygun kreş bulunması gerekiyor. Benim gezdiğim yerlerin büyük çoğunluğu (10'un üzerinde) 2,5 yaşın altına uygun görünmüyordu. Ama zaman zaman 1 yaştan itibaren çocuğunu yuvaya verip, sonuçlarından çok memnun kalan aileler duyuyorum. Bazı durumlarda da, normalde kabul edilen çocuklar daha büyükken, yeni oluşturulmuş sınıfta 2-3 çocukla daha erken yaşın kabul edildiğine de rastladım. Düzgün bir kurumda, büyük çocukların yanında özellikle korunup gözetilerek bakılan bir minikler sınıfçığının da iyi bir alternatif olabileceğini düşünüyorum. İkiz, üçüz doğan çocuklar da olabildiğine göre, birebir ilgi ile tam rakamsal anlamını kastetmediklerini tahmin ediyorum.

Ilgaz'ın anaokuluna geçiş süreci şu şekilde oldu:
0-12 ay arası kadar tarafımdan evde bakıldı.
12-27 ay arası yatılı bakıcımız baktı.
bu arada 20-24 ay arasında haftada 3 gün 10-12 arasında Arı Çocukevi'nde oyun grubuna devam etti.
24 aylıktan itibaren çocukevinde oyun grubundan sonra öğle yemeğini de yemeye başladı.
26 aylıkken, sabahları tam gün okula gitti.
araya taşınmamızın girmesiyle 20 aylıkten itibaren devam ettiği çocukevinden ayrıldı.
27 aylıkken bakıcımızla yollarımızı ayırdık, 1-2 ay babaanne ve dedesi baktı.
Sonra tam gün yeni taşındığımız bölgeye yakın bir kreşe başladı. Buraya 1 ay devam ettikten sonra, okulun tadilat/taşınma gibi biraz belirsiz bir durum vardı ve her durumda çocukların bir süre mevcut binadan farklı bir okulda devam etmesi gerekiyordu. Biz de okulun uygunluğu ile ilgili kararımızı sorguladık ve değiştirmenin daha uygun olduğuna karar verdik. Ilgaz yeni okuluna (Aydo çocukevi) başlayalı 1 hafta oldu ve şimdilik yerini bulmuş gibi görünüyor. Bu kadar kısa sürede bu kadar sayıda değişiklikten sonra, ben daha kendime gelememişken, onun adaptasyon hızının önünde eğiliyorum.

3 Çok Geç
Geriye dönüp baktığımda, ilk 1 yıl Ilgaz'a kendim bakabilmiş olduğum için memnunum (9 ayda yeterdi aslında). Sonrasında bakıcımızın bizim istediğimiz gibi baktığını ve bu konuda şanslı olduğumuzu söylemek doğru olur. Daha uzun süre çocuğuna bakabilmek için işine ara veren anneler var. Benim gibi biri için 2-3 yıl sonunda iş garantisi, ve bu 2-3 yılda Ilgaz'ı yine en azından oyun grubuna gönderecek ve genel temizlik için de yardım alabilecek gelir şartlarını sürdüremediğim sürece çalışan anne olmak daha iyi bir alternatif gibi duruyor. Oyun grubuna başlama yaşı olarak da 15 aylıktan itibaren verebilirmişiz diye düşünüyorum. 18 aylıktan itibaren okulda yemek yemeye başlayabilirmiş, 24 aylıktan itibaren yarım gün okulu rahatlıkla kaldırabilirmiş. Tam güne de yaz başından itibaren geçebilirmişiz (27 aylıkken). Eğer oyun grubuna da göndermeden, 3 yaşına kadar evde oturtsaymışız biraz yazık olurmuş diye düşünüyorum.

Oyun grubu ve yarım gün alternatiflerinin çocukların adaptasyonun anlamak ve arttırmak için iyi bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Ancak çok pahalı bir alternatif, çünkü hem fiyatları saate vurulunca tam güne göre oldukça pahalı, hem de bakıcınızı almaya devam etmek zorundasınız. Keşke bu ülkede part-time iş ve/veya part-time bakıcılar bulunsa.

Okula başlama mevsimi olarak da, eğer yazın da çalışan (iyi çalışan diyelim) bir kurumsa bence yazın başlatmak iyi bir alternatif. Hastalık mevsimi gelmeden ve okul çok kalabalıklaşmadan, çocuğun okula alışması sağlanmış olur. Aileler çocuğun hastalanmasından çok endişe ediyor. Çocuğun ilk okul kışında evdekine göre daha sık hastalanacağı bir gerçek olsa da, anaokulu yaşı gelmiş bir çocuğu kış geldi diye, üstelik kışın dışarıda oyun alternatifi de fazla bulunmazken, yaza kadar bekletmenin mantıklı olmadığını düşünüyorum.

Siz ne düşünüyorsunuz? Hangi yaşta verilmeli? Sizin çocuğunuz gidiyorsa hangi okula gidiyor ve memnun musunuz?

Geçen yazıda söz ettiğim GEO dergisinin çeşitli ülkelerdeki anaokulları ile ilgili sayfalarını aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz (dergi 2006 ekim'ine ait)

geo_gelecege_ilk_adimlar_64.JPG (405,69 KB)
geo_anaokulu_amerika_68.JPG (836,25 KB)
geo_anaokulu_gana_70.JPG (906,23 KB)
geo_anaokulu_cin_72.JPG (793,55 KB)
geo_anaokulu_fransa_74.JPG (700,05 KB)
geo_anaokulu_japonya_76.JPG (725,78 KB)
geo_anaokulu_norvec_78.JPG (604,49 KB)
geo_anaokulu_rusya_80.JPG (740,93 KB)
geo_anaokulu_turkiye_82.JPG (726,41 KB)

posted on 12 Eylül 2009 Cumartesi 20:35:49 UTC  #    Yorumlar [15]
# 10 Eylül 2009 Perşembe

Global dünyada ailelerin çok sorguladıkları bir konu, ikinci dil meselesi. Acaba çocuğuma ingilizce öğretmeli miyim? Hangi yaşta başlanmalı? Hangi yöntemle öğretilmeli? Gördüğüm kadarı ile doğal olarak çok-dil konuşulan ailelerde bu konu sorun teşkil etmiyor. Ama özellikle bizimki gibi herkesin öz Türk olduğu ortamlarda önemli bir konu yabancı dilin ne zaman ve nasıl öğretileceği.

GEO dergisini pek severim. En karışık konuları bile günlük, nefis bir dille, araştırmalarla, dünya bilgileriyle destekleyerek anlatır. Kapak konusu ilgilendiğim bir konu ise alır, sakin bir köşede her cümlesini sindirerek okur, bitirince boşlukta hissederim. 2006 ekimde Ilgaz'a 6 aylık hamileyken okuduğum "Kendi Küçük Aklı Büyük" kapak konulu sayısı ebeveynlik stilimi belirlememde çok yardımcı olan bir sayı olmuştu. Çocukların akıllarının nasıl geliştiği ile ilgili bölümü buradan okuyabilirsiniz. Makale dil konusunun yanı sıra, sayı sayma, matematik öğrenimi, bilgisayarla destek gibi konulara da değiniyor, doğumdan 18 yaşa kadar sosyal davranış, dil ve akıl konularındaki gelişim basamaklarını gösteren bir de çizelge sunuyor. Tamamını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Bu arada GEO'dan bu makaleleri yayınlamak için çok uzun zaman önce izin istedim ama olumlu/olumsuz geri dönmediler. Link verebileceğim bir arşiv de bulamadım. Aslında keşke GEO dijital dergi olarak da sunulsa, ben ücretli abonesi olurum. Kaynağını sunmuş olduğum için yayınlamamın sorun yaratmayacağını umuyorum. Sayfaları ikişer ikişer taradım:

geo_kendikucukaklibuyuk_84[1].JPG (1,17 MB)
geo_kendikucukaklibuyuk_86[1].JPG (890,45 KB)
geo_kendikucukaklibuyuk_88[1].JPG (772,69 KB)
geo_kendikucukaklibuyuk_90[1].JPG (792,35 KB)
geo_gelisim_basamaklari_0_ay_18_yas_92[1].JPG (667,6 KB)
geogeo_gelisim_basamaklari_0_ay_18_yas_94[1].JPG (687,07 KB)

Bu sayıyı okuduktan sonra çocuklara mutlaka 5 yaşından önce ikinci bir dil öğretilmesi gerektiğine kanaat getirmiştim. Daha sonra, farklı kaynaklarda okuduklarım, gördüğüm çok-dilli aile çocukları (yetişkin yaşa gelmiş olanlar da dahil), bizim Ilgaz'la olan tecrübelerimiz hep bu kanıyı pekiştirdi.

Aşağıda ikinci dilin nasıl öğretilmesi ile ilgili fikirlerim var. Bunların tamamen kendi fikirlerim, hatta bir kısmının inançlarım olduğunun altını birkaç kere çizmek istiyorum, çünkü bildiğinizi gibi ben sadece bir "Wikipedia doktoru"yum. Gerçek bir doktor değilim. Eğer tereddütleriniz varsa, bu tür konular "Pediatrik Konuşma ve Dil Terapisti" uzmanlarına danışılıyormuş.

Dili çocuğun beyninde önceliklendirmek

3 yaşa kadar öğrenilenlerin unutulduğunu söylüyorlar. Zaten çocuğun sürekli tekrarlanan şeyler dışında birçok şeyi unuttuğunu gözlemleyebiliyorsunuz. Ama sanırım bebek arkadaşımız, neyi önce unutup, neyi daha uzun süre hatırlayacağı ile ilgili seçici davranıyor. Örneğin Ilgaz 1 yıl önce yaptığımız tatilde sepet sepet yediği üzüm meyvesine bu yaz "Anne bu ney, bu ney?" şeklinde yaklaşırken, tatil kardeşliği arkadaşlarımızla ilgili çok acayip enstanteneleri hatırlayabiliyor. Bu örnekte beyin insanlara öncelik veriyor olabilir denebilir belki. Belki de biz yeme içmeye değil, arkadaşlarımıza daha çok önem verdiğimizden, tatilden sonra da üzümden değil Mesut'tan Ayşe'den söz ettiğimiz için böyle. Sonuçta bir şeyi unuturken, aynı döneme ait başka bir şeyi hatırlayabiliyor. Dil zaten insan hayatında çok önemli ve biraz gayretle çocuğun beyninde zengin dil kullanımının ve birden fazla dil konuşabilmenin saygınlığı ciddi şekilde arttırılabilir.

  • Evinizde daha fazla "konuşarak anlaşma"ya gayret edebilirsiniz. Örneğin eşinize bir derdinizi anlatamadığınızda vazgeçmek ya da sesinizi yükseltmek (böyle bir alışkanlığınız varsa zamanla çocuğunuza da bağırmaya başlarsınız, o da zamanla size bağıracaktır) yerine daha farklı şekillerde yeniden anlatmayı deneyebilirsiniz. Çocuğunuzla ihtiyaçlarını anlayabileceği bir dilde konuşurken, tamamlayıcı cümlelerle biraz daha detaya girebilirsiniz. Örneğin, dışarı çıkarsınız, yağmur atıştırıyordur. Çocuğunuz "Anne yağmur mu yağıyor" diye sorar. "Evet canım yağmur çiseliyor dersiniz. Bilmediği kelimenin anlamını çevre şartlarında sorgulayacağı 1-2 saniye boşluğu tanıdıktan sonra, o sormasa bile, "çiseliyor, yani yavaş yavaş yağıyor, çok ıslatmıyor bizi, yağmur atıştırıyor" dersiniz. Bu diyaloğun sonunda çocuk pozisyonundaki Ilgaz'sa "hi hi, çiseliyor" tepkisi alırsınız. Bu büyük olasılıkla, "ulan bak kısa günün karı, çiseliyor kelimesinin kullanımını öğrendim, bir de atıştırıyor gibi bir şey dedi, o da bir dahaki sefere inşallah" tepkisidir.
  • Çok dil kavramını aşılamak için, çocuğu çok dile maruz bırakabilirsiniz. Turist yoğun bir bölgeye gidersiniz, bir turistle konuşamasanız bile, çocuğa o dili bilmediğiniz için konuşamadığınızı açıklamanız bile onun kafasında bir ışık yakması anlamına gelecektir. "Vay, annemin de anlamadığı şeyler var." Hatta ben olsam biraz tühlenip vahlanırım, "bak bilsek konuşurduk şimdi ne güzel, neyse öğreniriz bir ara" falan gibi. Bizim başımıza böyle bir olay gelmişti. Kendinize çat pat türkçe bilen yabancı arkadaşlar edinip, siz de çat pat onların dilini konuşmaya çalışabilirsiniz. Bu aşamada mükemmelizasyonun yeri yok, amacımız çocuğun bizim dilimizin dışında da diller olduğunu kavraması ve insanların farklı farklı diller konuşmasını "normal" bulması. İmkanınız varsa yurt dışına götürün. Farklı dillerde şarkılar çalıp, ona hangi dilde olduğunu söyleyin, ülkeleri haritadan gösterin, o ülke insanlarını fotoğraflarını bulup ona gösterin (vay be çok iyi fikir, yazmak benim zihnimi açıyor, biz de yapalım :) )

5 yaşına kadar herhangi bir dil öğretin

İngilizce, Rusça, Kürtçe, Arapça, Japonca. Hangi dil olduğunun önemi yok. Beyindeki nadide anadil merkezine herhangi ikinci bir dilin alınması sağlanacak. Bu sayede, çocuk hayatının kalanında o merkeze istediği kadar dil alabilecek. İstediği dili fazla zorlanmadan öğrenip bülbül gibi konuşabilecek. Bana göre ödül çok büyük ve gerçekten çabaya değer. Bana göre izlenmesi gereken yol:

  • Dilin çocuğunuzun beyninde önceliklenmesini sağlamaya çalışın.
  • Tek başına kasetler, CD'ler öğretici değil, sizin dahil olmanız gerekecek.
  • Çocuğun bakımı ile direk ilgilenen birinin bu ikinci dil işini teşvik etmesi gerekecek. Eğer bakıcınızın ana dili Türkçe dışında bir dilse, o dilin üzerine gidebilirsiniz. Onunla sıklıkla (aslında mümkünse çoğunlukla) bu dilde iletişim kurmasını sağlayın. Siz de çocuğunuzla birlikte öğrenmeye çalışın. Eğer böyle bir durum yoksa, ebeveynlerden herhangi birinin bildiği bir dil seçin. Tek başına bir kişinin bu dili konuşması halinde, çocuklar o dili dünya yüzünde yalnızca o kişinin konuştuğunu varsayarak, fazla önemsemeyebilirmiş. Kimsenin bildiği bir dil yoksa, çevrenizde en kolay kaynak ve konuşan insan bulabileceğiniz dili seçin.
  • Bu dilde malzeme sağlayın; kitaplar, şarkılar, çizgi filmler (izleyecek yaşa geldiyse). Ben Ilgaz'a zaman zaman ingilizce kitap okuyorum, ilgiyle dinliyor. Aynı bebekliğinde türkçe yaptığım gibi parmağımla göstererek nesnelerin ingilizcelerini söylüyorum. Balık gibi ne olduğunu çok iyi bildiği bir hayvan resminin üstüne tekrar tekrar dokunarak "Anne,fish mi, fish mi" diye soruyor. "Yes" deyince, "ihi" yapıyor. Ama açmamız için yalvardığı "Elmo"yu ingilizce izletmeye çalışırsam 1 dakikadan uzun ilgisini koruyamıyor.
  • Yukarıdaki örneğe rağmen 3 yaşından itibaren, düzgün bir eğitim cd'sinden, ya da online bir dil aracından yararlanılabileceğini düşünüyorum. Ancak, çocuğu tek başına oturtup izletmek yerine, birlikte izleyip, birlikte öğrenmek, öğrenilenleri günlük hayatta uygulamak gerekecek.
  • Bu yabancı dilin konuşulduğu, kendi yaş grubundan oluşan, mümkün olursa ana dili bu dil olan bir yetişkinin yönlendirdiği düzenli bir oyun grubu oluşturmak çok şahane olur. Çocuklar oyunla öğreniyorlar ve düzenli gördükleri insanlarla iletişim kurmaya çabalıyorlar.
  • Aksan konusuna fazla takılmayın. Makalede belirtildiği gibi, eğer çocuk yabancı dilin, ana dilinizde olmayan seslerini de bu yaş aralığında duyabilirse, onları da kullanabilecek durumda olacaktır (ve belki bilmediği dillerdeki sesleri de, çakralar açılmış olacak). Bu önemli bir avantaj. Ama bu sizin ben aksanlı konuşuyorum, hiç konuşmayayım daha iyi demeniz için bir neden değil. Sizin fonksiyonunuz, buna önem vererek, çocuğun önem vermesini sağlamak ve ona yandaşlık etmek. Paralelinde ana dili olan birini de düzenli görmesini sağlarsanız (bu noktada 3 yaşından sonra çizgi film ya da belgesellerin de yararı olacağı kanısındayım), sizde eksik olan sesleri tamamlayacaktır. Sonuçta iki dilli ailelerde, bir ebeveyn düzgün, diğer ebeveyn aksanlı konuşurken, çocuk her zaman doğrusunu örnek alıyor.

Bizim de henüz bir istikrar gösteremediğimiz bu konuda neler yapabiliriz diye düşünürken, sizlere de yazayım dedim. Siz bu konuda bir şey yapıyor musunuz? İngilizce için önereceğiniz destekleyici bir eğitim seti var mı? Yazının dili biraz kitabi oldu yine, siz yorumlarınızı içinizden geldiği gibi yazın.

Bu yazıyı sevdiyseniz Akıllı Çocuk serisine de bir göz atın.

Bir sonraki yazıda, bana göre Anaokulu'na (ya da kreş) başlama yaşını yazarak, aynı dergideki dünyada anaokulları sayfalarını yayınlayacağım.

posted on 10 Eylül 2009 Perşembe 19:56:36 UTC  #    Yorumlar [13]
# 09 Eylül 2009 Çarşamba

Anneler için online bir dergi Minimui. İlkini nasıl kaçırdım bilmiyorum, bu ikinci sayısı ve çok güzel görünüyor. Daha yoğun reklam görünen ilk sayfaları geçtikten sonra (reklam alınabilmiş olması ayrıca sevindirici), annelerin, annelerle dayanışması, tecrübe aktarımı sayfaları geliyor. Henüz çok detaylı okuyamamış olsam da sizlerle de paylaşmak istedim. İlk fırsatta, kahvemi alıp hatim edeceğim.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Çocuklarımız için daha çok etkinlik - Yamaha Müzik Okulu

Çocuklarımız için daha çok etkinlik

Çocuklarımız için daha çok kitap

posted on 09 Eylül 2009 Çarşamba 07:58:26 UTC  #    Yorumlar [1]
# 06 Eylül 2009 Pazar

Biz küçükken ayakkabı alınacağı zaman babam bütün yanında bizimle gezerek, bütün ayakkabıları eğip, bükerdi. Hiçbir zaman dışarıdan bakıp beğendiğimiz bir ayakkabıyı güzel bir yoğurmadan almamıza izin vermezdi. Yıllar sonra, Ilgaz'ın tek tarafa yatmaktan yamulan kafasını göstermek için ortapediste gittiğimizde çok doğru bir iş yaptığını öğrenmiş oldum.

Bebeğinize-çocuğunuza ayakkabı seçerken:

  • En ideali çıplak ayak gezmesi. Ayakkabı da yalınayağa ne kadar yakın o kadar iyi.
  • Tabanı esnek olmalı. Mümkünse bükünce ortadan ikiye katlanmalı. Kar-kış ayakkabısı dışında olabildiğince ince tabanlı olmalı.
  • Nefes alan, terletmeyen, hafif ayakkabılar tercih edilmeli.
  • Yanınızda çocuğu götürüp denemek gerekiyor. Küçük, büyük olmaması gerekiyor. Ilgaz'ın kemikli, ekmek ayaklarına, numarası tutan 10 ayakkabıdan 1'i ancak uyar mesela.
  • İç tabanının düz olması gerekiyor. Ortopedik ayakkabılardaki gibi yükseklikler olmaması gerekiyor (aşağıda linkini verdiğim videolardan birinde, ortopedik olmamalı, ama anatomik denilen iç bombe tercih edilir diyor, bizim gittiğimiz doktorun verdiği broşürde düz olsun diyordu, doktorunuza danışmakta fayda var, aranızda doktor varsa yorumlarsanız sevinirim)
  • İçinde ayağına batacak, rahatsız türde dikişler, yapıştırmalar olmaması gerekiyor.
  • Kolay giyilip çıkartılabilmesi de sizin konforunuz için iyi olur.

Faydalı linkler:

Bebeğe ayakkabı almak gerekir mi?

Düz taban olabilir mi?

Ayakkabı ortapedik mi olmalı?

İlkadım ayakkabısı

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 06 Eylül 2009 Pazar 19:23:32 UTC  #    Yorumlar [0]
# 04 Eylül 2009 Cuma

Kitubi'yi düzenli takip edenler, toplumumuzdaki "üşütmeyin çocuğu" yaklaşımı ile problemim olduğunu farketmişlerdir. Yaz bitip de kış gelirken, Ilgaz'ı ne tür soğukluklara maruz bıraktığımızla ilgili bir liste yapayım dedim. Aşağıdakilere rağmen Ilgaz sıradan sağlıklı bir çocuktur. Öyle sık hastalanmaz, hastalanınca iyileşir. Çocuğunu üşütme taraftarı ebeveynlere cesaret olsun.

Her ne kadar misafirlerden bu ev serin, üşütmeyin çocuğu, bak biz bile üşüdük gibi uyarılar aldıysak da yenidoğan döneminde aşağıdakilere göre daha hassas davranmış olduğumuzu belirtmekte fayda var. Vücudu biraz yağ bağlayıp, kendi izolasyonunu sağlayana kadar. Vücudun herhangi bir yerini ısırma isteği duymaya başladığınız andan itibaren uygulayabilirsiniz:

  • Katı gıdalara başladığından beri, biz soğuk su içtiğimiz aylarda bizimle birlikte buzdolabından çıkmış suyu direk içer (şubat doğumlu).
  • Katı gıdalara başladığından beri, dolaptan çıkmış meyveleri mis gibi soğuk soğuk yer.
  • İnek sütüne başladığından beri, yazları dolaptan çıkmış sütü direk içer, oh pek severim soğuk şekersiz sütü.
  • İnek sütüne başladığından beri yaz kış dondurma yer.
  • Sofraya buz çıktığında, talep ederse buz yer.
  • Yazın terlediği için giysi değiştirdiğimiz pek nadirdir, çünkü terletecek kadar giydirmeyiz.
  • Yazın ceyranda bırakırız (oturduğumuz mekanda özel olarak esecek şekilde pencere açarız).
  • Yazın kendimiz terlik giymeyiz, ona da giydirmeyiz, çıplak ayakla taşa basar (ilk yazının sonunda emeklemeye başlamışken, sonbahar yüzünden çorap giydirmek zorunda kalmamızla emeklemesinde bariz gerileme izlenmiştir).
  • Kendimiz kaç kat giyinirsek, onu da o kadar giydiririz. Fazladan hırka falan giydirmeyiz. Hatta yazın ben şort-tişört giyerken, onun üstü çıplak donla gezdiği görülmüştür.
  • İlkbahardan itibaren yaz sonuna kadar saçlarını kurutmayız, havluyla kurular bırakırız.
  • Kışın evimizi hırkayla gezilecek kadar ısıtırız, tişörtle değil, onu da uygun şekilde giydiririz.
  • Uykudan uyandığında üstüne yelek giydirmeyiz (sonbahardan kışa geçişte, henüz kombi yakmadığımız dönem hariç).
  • Tüm kış boyunca gerekli gereksiz hergün şapka, atkı takmayız. Gerekiyorsa takarız. Takmak istemiyorsa ısrar etmeyiz (üşüyünce öyle güzel takıyor ki zaten, ısrara hiç gerek yok).
  • Doğduğundan itibaren, yaz, kış, kar, rüzgar, her havada dışarı çıkarırız.

Ülkemizdeki kadınların üçte ikisinde kansızlık varmış. Kansızlık üşüme yaparmış. Acaba soğuk konusunda hassas bir toplum olmamız bundan kaynaklanıyor olabilir mi?

posted on 04 Eylül 2009 Cuma 22:06:05 UTC  #    Yorumlar [14]
Üniversitede bir ara "Sevgi yogası" kursuna gitmiştim. Hayata bakış açımı değiştirdiği söylenebilir. İsmini duyunca gözünüzün önüne elele tutuşup "lay, lay, lom, hayat güzel" şarkısı eşliğinde dönen insanlar geliyor olabilir. İsminin Sevgi yogası olması, aslında bunun bir meditasyon olduğunu, Yoga egzersizlerini içermediğini ifade ediyordu. Her hafta bir konu seçiliyor, bu öğretmen sorular soruyor, soruya konsantre olarak düşünmeden, sadece kendinizi beyninize gelen çağrışımlara bırakarak yaptığınız meditasyon sonra, herkes kendi deneyimlerini grupla paylaşıyordu. Böylece farklı kişilere, farklı konuların ne kadar farklı şeyler çağrıştırdığını da farketmiş oluyordunuz. Neyse, şimdi ben böyle yazınca kulağa pek hoş gelmese de ben çok yararını görmüştüm, tavsiye ederim.
 
Her seansın sonunda da, hocamız yoga felsefesini anlatır, bunu benimsetmeye çalışırdı. Büyük çoğunluğunu pek beğendiğim bu felsefede, vejetarjen beslenme anlayışından haz etmemiştim. Yine de besinin önemi üzerinde duran "ne yersek oyuz" yaklaşımından hoşlanmış, uygulamaya karar vermiştim. 1 yıllık emzirme tecrübesi sonunda kararımda durmuş sayılırım (otobur = ıspanak, etobur = inek).
 
Ne yersen mi O'sun, yoksa ne düşünürsen mi O'sun?
 
Konuyu dağıtmayayım. "Ne yersen O'sun" gazını almış, işlenmiş, zararlı şeyleri hayatımdan çıkartayım diye marketleri dolaşmaya başlamıştım. O günlerde bırakın pahalı olmasını, esmer pirinç, esmer şeker neredeyse yoktu. Böylece, her pilav yediğimde, ne rezalet bir şey yiyorum bak, yararı yok bunun, zararı var diye kendimi de, çevremdekileri de germiştim. Doğalı arayıp, yediğim zararlılara stes olurken yanaklarımda da minik minik kızarıklıklar çıkmaya başlamıştı. Sonra bunları da yediğim gıda boyalılara bağlamaya kalkışmıştım.
 
Sonra nasıl oldu bilmiyorum ama bir gün jetonum düştü. Yediklerimin, içtiklerimin zararına taktıkça, onlar hakkaten bana zararlı olmaya başlamıştı. Yediklerim hakkındaki düşüncelerim, onların kendisi kadar önemliydi. Aslında bu sadece yediklerim için değil tüm kullandıklarım için de geçerli.
 
Bunu farkettiğimden beri doğal'cılığı abartmamaya çalışıyorum. Yer temizleyici örneğindeki gibi kolayca ve bütçem dahilinde yapabileceğim bir şeyse bunu uyguluyorum. Ama henüz bir değişiklik yapamadığım bulaşık makinesi deterjanı için kendimi yemiyorum. Geriye dönük araba koltuğundaki gibi bir kere uğraşıp, masrafa girip, senelerce kullanacağım bir şeyse, ya da güvenlik riski içeren, ani ölüm riskini dramatik etkileyen bir değişiklikse uğraşıp yapıyorum. Taksiye binmek zorunda kaldığımızda "aman kaza olmasın ölecek çocuk" diye düşünmüyorum.
 
Seneler sonra bir markette bulup sevinçle aldığım esmer pirinç gibi, düdüklüde saatlerce pişmeyip, ev ahalisi tarafından ucundan tadılıp bırakılıyorsa, ben de almayı bırakıyorum. 2 sefer pirinç pilavı yapıyorsam, 1 sefer bulgur yapıyorum. Eve esmer ekmek alıyorum. Beyaz ekmek aldığımda da zararlı bu diyerek değil, "aman bu meret de pek lezzetli ama" diye düşünerek yiyorum.
 
Plasebo Etkisi
 
"Plasebo" kelimesini , ilk kez Ilgaz'a hamile kalmadan önce kadın doğumcumdan duymuştum. Ben iş geliştirme uzmanlığının yanı sıra hobi olarak "wikipedia doktoruyum". Eşim tarafından tahsis edilen diploma ile, uzmanlığını wikipedia'da yapmış bir doktorum. İşim şu; birimizde bir hastalık belirtisi oluşunca, semptomları ile internette arar, bir hastalık ismi bulur, sonra bunu wikipedia'dan okur, doktora öyle giderim. Sonra MR, tetkik falan sonrası aynı teşhis çıkınca, ben demiştim o kadar masraf ettik diye şişinirim. Şunu şunu eksik söyledi, buna da dikkat edin diye söylenirim. Şu ana kadar yanıldığım olmadı :P
 
Neyse, 18 yaşında tanısı konan Polikistik over sendromunu da araştırmış araştırmış, benim durumumda İnositol denen maddeden kullanılırsa iyi geleceğine hükmetmiştim. Yine de doktora sormadan ilaç kullanılmasına uyuz olduğum için, doktoruma sormuştum. O da inositol besin takviyesi, ilaç değil, içebilirsin bir zararı olmaz, hatta plasebo etkisi yapabilir demişti. Vaay, Plasebo etkisi, nedir acaba bu dedim, internette araştırdım ve afilli Plasebo'nun, bildiğimiz "psikolojik" olduğunu görüp hayal kırıklığına uğradım (olumlu anlamda, tersi de "Nosebo").
 
Kolay doğum için, kolay doğum hayal edin
 
Sonra daha detaylı araştırdım, tesadüfen konuyla ilgili GEO'da (vallahi prim almıyorum) bir makale de okudum, National Georaphic'in "Ağrı" belgeselini izledim ve bu plasebo etkisine saygım çok arttı. Kendi doğumumun kolay olmasında, acı eşiğimin yüksek olduğuna inancımın dramatik etkisi olduğunu düşünüyorum. Halk arasındaki "korktuğum başıma geldi", "sakınan göze çöp batar" deyimlerinde de bu plasebo işinin parmağı var bence. Narkoz bulunmadan önce yapılan ameliyatlarda acının şokuyla ölen insanlar olduğunu okumuştum. Belki de bunlar o kadar kuvvetli acı duyunca, "aha öldüm" diye düşünüyorlar, ve ölüyorlardı.
 
Neyse, özetle elden geleni yapalım ama abartmayalım, endişeyi azaltalım ve iyi düşünelim diyecektim, konuyu biraz dağıttım. Çocuklarımıza da pozitif düşünmeyi öğretelim. Yedirdiğimiz şeyin yararından endişe ederek verirsek, çocuğun pozitif düşünme becerisini de olumsuz etkileyebiliriz.
 
Aşağıdaki makaleyi okuyun, bütün gün yediğiniz içtiğiniz, çocuğunuza verdiğiniz şeyler için bu zararlı, bu da zararlı diye düşünmeden önce iki kere düşünün:
 
 
posted on 04 Eylül 2009 Cuma 13:20:27 UTC  #    Yorumlar [10]
# 02 Eylül 2009 Çarşamba

Çocuk sevgisi çocukları mıncıklamak anlamında alınırsa evet bayılırız. Peki çocukların ihtiyaçlarını desteklemeye gelince, kesinlikle çocuksever değiliz.

Özellikle işyerleri için yazıyorum, hamile, çocuklu annelerin ve babaların (babayı özellikle yazıyorum, çünkü babaların durumu çok daha kötü) maruz kaldıkları muameleleri duydukça ben de şunu öneriyorum, size açık açık saçma şeyler söyleyen, imada bulunan, gönderme yapan, olması gerekenden 3 puan altını yapıp, bir de bunu lütuf yaptım sanan kişilere açık açık sorun, "git annenle konuş bakalım, seni nasıl büyütmüş?", biyoloji bilgilerini tazelesinler "insan yavrusu nasıl ne kadar sürede, nasıl büyüyor?".

Çok soru var aklımda;

Alışveriş merkezlerinde çocuğunuzu izin almadan elleyen çocuk delisi insanlar çalışanlarına farklı mı davranıyor?  Nasıl oluyor da, aynı devletin bir kurumu "6 ay sadece anne sütü" derken, öbürü "hamilelik dahil 3 ay ücretli izin" diyebiliyor? Devletin verdiği haktan daha uzun tatil izni veren işyerleri var mesela, devletin verdiği süt izninden fazla süt izni veren işyeri var mı?...

İş Hayatı, Kariyer, Doğum, İzin, Annelik Hakları, Süt İzni ve Gerçekler... Özgür Anne'nin bu yazısının çalışan anne kategorisinden erişilebilir olmasını istedim.

posted on 02 Eylül 2009 Çarşamba 21:29:44 UTC  #    Yorumlar [1]

Halk arasında kan kanseri olarak da bilinen lösemi tedavi edilebilen ancak son derece pahalı bir hastalık. 3-5 yıl arası süren tedavi % 70-85 oranında başarıya ulaşıyor. Çocukluk çağında her yıl 1000-1500 kadar yeni lösemi ortaya çıkıyor.

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/272212.asp

İlgili aramalar: tv - elimi siz tutar mısınız? -  lösev -  lösemi -  kan -  kanser
posted on 02 Eylül 2009 Çarşamba 21:02:43 UTC  #    Yorumlar [0]
# 01 Eylül 2009 Salı

Ben küçükken, annem güya nasıl insanlarmış diye tanıma bahanesiyle, arkadaşlarımın anneleriyle tanışır, sonra onlarla arkadaş olurdu. Ben de daha Ilgaz beni birileriyle tanıştıracak ebada gelmeden, onun üzerinden birileriyle tanışmaya başladım bile.

Bugün Özgür Anne ile öğle yemeği yedik. Meğersem aynı üniversiteden aynı yılda mezun olmuşuz, aynı binada çalışıyormuşuz da, birbirimizden habersiz, bloglarımıza yorum yazar otururmuşuz. Özgür Anne'nin doğum izni bitti, işe başladı. Biz de aramızdaki 4 katlık mesafeyi asansör yardımıyla aşarak buluştuk, tanıştık. Yemek yedik, kahve içtik, sohbet ettik, pek güzel oldu. Sanki yeni tanışmamışız da kırk yıldır arkadaşmışız gibi.

Benimle tanışmadan, gizliden gizliye ablamla tanışıp, yeğenim Tan'la oynayan Sarı çizmeli de bu buluşmayı haber almış, benim Karınca Duasının yorumlarına bir akrostiş döktürmüş, şahane olmuş. Üzerimde vazife, notebook'un adaptörünü de işte unutmuşum, pili bitmeden yazıvereyim dedim:

Sarıcizmeli karıncanın Ilgaz'a akrostişi:))

I lgaz, akşamüstü  olunca al eline tostunu
L ütfen unutma tatlı karınca dostunu
G itmem pek kolay, serdim sizin eve postumu (post bildiğiniz post blog kaydı değil tabi:))
A nnene söyle girsin aksatmasın bloga postunu
Z annımca bu öğlen görmüş Özgür bir dostunu :P


Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca , Yaşar Kemal'in kitabını da önereyim demiş Sarı Çizmeli, konu karıncadan açılmışken.

Çok teşekkür ediyorum, süper olmuş :)

Kitubi'ye E-posta ile Abone Olun

posted on 01 Eylül 2009 Salı 18:53:13 UTC  #    Yorumlar [4]