# 30 Ekim 2009 Cuma

Çocuğunuzu daha kolay büyütmek için hemen üye olabilirsiniz:

Nurturia nedir?

Çocuklu Hayatı Kolaylaştırıyoruz - Nurturia

Nurturia Anne-Babalar Arası İletişim

www.nurturia.com.tr

posted on 30 Ekim 2009 Cuma 20:12:11 UTC  #    Yorumlar [7]
# 28 Ekim 2009 Çarşamba

Ayk, sürekli ince hesap yapmaktır.

Ilgaz'ı okuldan aldığımda, henüz öğlen yemeğini yememiş olacak. Evde türlü var. Şimdi ona türlüyü verirsem burun bükecek. Ama belki de ben burun bükecek önyargısıyla yaklaştığım için. O zaman ben sadece vereyim, yemezse peki aç değilsen yemeyebilirsin derim. Ama o zaman başka şeyler isteyecek, sucuk olduğunu da biliyor dolapta. O zaman sucuğu vermezsem ağlayacak tadı kaçacak, verirsem ödül gibi olacak. O zaman direk sucuğu vereyim, türlüye girmeyeyim. Ama ya çocuğun yiyeceği varsa, niye direk zararlı olanı sunacağım ki. Sucuğu vermem, aç yatar. Ama o zaman hemen uyuyamaz, aç karnına, iyi dinlenemez, günün kalanı tatsız geçer, şurda 3 gün tatilimiz var. Hem eşyaları da hazırlayamadım. O zaman hiç yatırmamayım, ben eşya hazırlarken o oynasın, yolda uyur. Ya uyumazsa? Ya uyursa, sonra feribotta uyandırmak olmaz, bu sefer hani vapura binecektik diyecek. İki gündür meyve de vermedim çocuğa, bari yanıma meyve alayım biraz...

posted on 28 Ekim 2009 Çarşamba 08:09:34 UTC  #    Yorumlar [11]
# 26 Ekim 2009 Pazartesi

Sorular:

  • Virüs bu kadar hızlı yayılırken, henüz aşısı üretilmemiş olsa ne tepki verirdik?
    Muhtemel Yanıt: Her sene mevsimsel gribin aşısını buluyorlar, bunu niye bulamıyorlar. Çocukları katlederek insan nüfusunu azaltmaya çalışıyorlar...
  • Diyelim ki aşı bulundu, ama yeteri kadar test edilmedi diye yapılmaya başlanmadı
    Muhtemel Yanıt: Efendim, madem öyle mevsimsel aşıyı niye vuruyorlar, her sene yeni virüsle yapılıyor. Sonuçta aşı aynı şekilde üretiliyor. Aşı bulunmuş, laboratuvarda saklıyorlar. Aslında bulamadılar da....
  • Diyelim aşı bulundu,ABD ve İngiltere'de yapılması kararı alındı. Ama bizim hükümetimiz yeteri kadar test edilmediği gerekçesiyle aşıları almadı.
    Bu durumda neler söylerdik buraya yazmak uygun olmaz sanırım...

Özet olarak, otorite güvensizliğini anlıyorum, medyaya da sansasyon lazım, ama biz bu çocukları ne yapacağız?

Komplo teorilerine kulakları tıkayıp, aklı selim bir karar vermeye çalışıyoruz. Ilgaz okula gidiyor, Gökhan metrobüse biniyor ve duyduğumuz H1N1 pozitif hastalar artık tanıdığın tanıdığı seviyesine geldi. Bir sonraki aşama olan "tanıdık"tan bu bulaşıcılıkla direk bize geçiyor zaten.

Bu arada sizi üzmek istemem ama hijyen konusunun küçük çocuk tayfasında hikaye olduğunu düşünüyorum. Zaten virüs de nerede çoğalacağını biliyor değil mi?

Domuz Gribi Aşısını Olmaya Nasıl Karar Verdik

posted on 26 Ekim 2009 Pazartesi 23:51:40 UTC  #    Yorumlar [18]
# 25 Ekim 2009 Pazar

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Ne zaman bebeklikten çıkıp çocuk olurlar? Yürüdükleri zaman mı, konuştukları zaman mı? İlk yaş gününden sonra hayatınızda yeni bir dönem başlıyor. Her anlamda size bağımlılığı azalırken, iletişimi gitgide artıyor. Diğer yandan artık daha akıllı olduğu için çözümler daha dikkatli bir yaklaşım gerektiriyor.

12-18 ay gelişim döneminde en çok kullandığımız 5 ürün:

Suluk, çocuk bardağı: Avent Sportster. Üzerinde 18 aydan itibaren yazmakla birlikte, Ilgaz'ın biberondan sonra favori bardaklarından oldu. Diğer 3 delikli versiyonlarına göre çok daha rahat kullanıyor, daha hızlı aktığı için sanırım. Diğer Avent bardaklara da uyduğundan, duruma göre uçlarını daha kısa bardaklara takarak da kullanıyoruz. vde artık büyük çoğunlukla normal bardak kullanmakla birlikte, bazen odasına içecek götürürken, bitki çayları için ve yolda belde, silikon sızdırmazları da olmadan hala kullanıyoruz.

Çatal-bıçak, kap-kacak: Ikea renkli plastik çocuk malzemeleri. Rengarenk, plastik, kullanışlı hafif. Ayrıca bıçaklar çok güzel nutella, tereyağ sürer. Ayrıca piknikte, yolda kendiniz için de kullanabilirsiniz.

Nemlendirici: Avene Trixera. Aslında bu ürünü de doğumundan itibaren kullandık, önceki yazılarda atlamışım, önemli bir ürün. Daha küçükken ara ara belirli bölgelerinde ekzama oluyordu. Sonra güneşten ve kışın rüzgarlı havalarda soğuktan, asitli şeyler yediğinde özellikle ağız çevresi kızarıyordu. Eğer kurumasına izin verirsek kötüleşiyordu. Banyodan sonra ve gün içinde önce hafif ıslatıp teni nemliyken sürerek koruduk cildini.

Portatif Mama Sandalyesi: Sevi Bebe Pratik Mama sandalyesi. Kılıfı çıkartılıp yıkanabildiğinden, hem dışarıda, hem ev içinde çok pratik. Süngerini yıkamayın, bozuluyor.

Hazır Mamalar: Milupa Gece Tahılları, Milupa Fasulye-domates, Milupa 4'lü kaplarda satılan meyve püreleri. Katı gıdaya geçiş döneminde çok sık hazır mama kullanmamaya çalıştım. Ama özellikle Ilgaz biraz palazlanıp, biz de daha çok gezmeye başlayınca, evde ve çantasında her zaman, uzun ömürlü mamalardan bulundurmaya çalıştım. Acil durumlarda ve özellikle yiyeceklerin bozulma riski olduğu ısılarda çok yararlı. Artık seyrek yediğinden midir nedir, tadını sevdiğinden midir bilmiyorum ama, hiç bir zaman bu hazır mamalara itiraz etmedi.

posted on 25 Ekim 2009 Pazar 08:33:22 UTC  #    Yorumlar [0]
# 21 Ekim 2009 Çarşamba

Pratikanne beni mimlemiş. İnsanın kendi ilginç yönlerini yazması çok zor, çünkü bana benim her şeyim son derece normal geliyor, hatta bu yaşımda bile bazen niye başkaları benim gibi değil diye şaşırıyorum, ilginç geliyor insanlar :) O yüzden ben ilginç yanlarımı yazmayayım, beni tanıyanlar ve tanımış kadar olanlar lütfen yorumlara benimle ilgili ilginç buldukları şeyleri yazsınlar, dürüst olabilirsiniz :)

Ben en iyisi bu anne olma işine girdikten sonra öğrendiğim ve ilginç bulduğum 7 şeyi yazayım:

  1. İdrar sterilmiş. Bir enfeksiyon durumu yoksa tabi. Yenidoğan sünnetine karar verirken, nasıl temiz tutacağız biz bu ortamı diye kaygılanırken öğrenmiştim.
  2. Göz renginin değişmesi durumu. Bebeklerin göz renginin sonradan değiştiğini herkes bilir. Süt emdiği sürece değişir derler. Meğer, gözlerdeki rengi sağlayan pigmentasyon, güneş ışığı ile gelişimini tamamlıyormuş. O yüzden bütün bebeklerin gözleri açık renk, gri gibi oluyor. Büyüyünce gözü açık renk olacak olan bebeklerin de minikken gözlerinin cam gibi apaçık olduğunu tespit ettim.
  3. Amniyotik sıvıya ve süte yiyeceklerin tadının geçmesi durumu. Bebek anne karnında suyun içinde hıçkırıyor, esniyor. Arada bir de, gluk, amniyotik sıvıdan bir parça yutuyor. Daha doğmadan yaşayacağı ekolojideki yiyeceklerin tadına alışıyor. Süte de yiyecek tadının geçtiğini biliyordum ama dozunu kestirememişim. Taze soğan, palamut aromalı sütleri nasıl bayıla bayıla içiyorlar hayret doğrusu. 
  4. Süt mekanizması. Başlı başına bir ilginçlik abidesi. İki hormonumuz var, prolaktin, oksitosin. Prolaktin sütü üretiyor, oksitosin salıyor. Aslında bebek emmeden önce de süt var, o anda üretilmiyor, ama sürekli akmaması lazım tabi. Oksitosinin salınımı prolaktini tetikliyor. "Hadi kardeşim içiyorlar işte sütleri, biraz daha üret". Oksitosin çok garip bir hormon, mesela bebeğin ağlamasını duymanızla sütü salıverebiliyor. Duş alıyorsunuz, bebek ağlıyor, banyo yapmaya çalışırken, şıp, şıp, şıp. Bir şeye duygulanıyorsunuz, gözünüz doluyor, aynı anda göğsünüz sızlıyor. Garip ötesi.
  5. Bu oksitosin arkadaşımız doğum kasılmalarından da sorumlu. Yani daha doğum başlamadan başlıyor çalışmaya. Suni sancı verilmesinin mekanik bir müdahele olduğunu sanırdım. Suni sancının damardan verildiğini duyunca şok geçirdim. Suni sancı dediğimiz şey de aslında oksitosinin ta kendisiymiş.
  6. Nescafe türk kahvesinden daha fazla kafein içeriyor, sertliğiyle ün yapmış espresso ise bu 3 kahve türü içinde en az kafein içereni. Ne ilgisi var diyeceksiniz anne olmakla. Hamileliğim sırasında doktorum Alper Mumcu'nun bilgi dolu sitesini hatim ederken bu yazıdan öğrenmiştim. Gerçekten de nescafe bana çarpıntı yaparken, Espresso bazlı kahveler (Latte, Cappucino gibi) kendime getiriyor, zihnimi açıyor.
  7. Doktorların aynı konular için farklı şeyler önermesi. Her zaman doktorların görüşleri arasında farklılıklar olur. Ama bu çocuk işinde gerçekten ak'la kara şeklinde tezatlar olabiliyor. Çok yakın iki arkadaş konuşurken, arkadaşınız doktorunu referans göstererek bir şey öneriyor, siz sizin doktorunuzun tam tersi bir şey söylediğini söyleyince, her ikiniz de tamamen kafanız karışmış şekilde eylemsizlik haline geçebiliyorsunuz. Bu durumun bir bölümü çocuk doktorlarına pedagoglara sormamız gereken soruları sormamızdan kaynaklanıyorsa da, diğer yandan bu işte tek bir doğru olmadığını gösteriyor. Farklı yollar, insanlığın çeşitliliğini teşvik ediyor ve tür zenginliğine katkıda bulunuyor.
posted on 21 Ekim 2009 Çarşamba 19:26:43 UTC  #    Yorumlar [10]
# 18 Ekim 2009 Pazar

Süt dişleri geçici olabilir, ancak doğru şekilde bakılmaları çocuğunuzun sağlığı ve sosyal ilişkileri açısından ve doğru alışkanlıklar kazanabilmesi açısından çok önemli. Fatma Hanım, Ilgaz'ın dişlerinin bakımına nasıl ve ne zaman başladığımızı sormuştu. Ilgaz Cumartesi günü doktorunun 2 yaş kontrolündeki önerisi üzerine biraz gecikmeli olarak ilk diş muayenesini oldu (resimde ortodontist arkadaşımız Nihal'in muayenesindekini saymazsak, ayrıca kendisinin Kitubi'ye yazı sözü vardır). Ben de gecikmeden verdiğim sözü tutayım dedim.

Ilgaz'ın şu anda ağzında çürüğü ya da çürük başlangıcı yokmuş. Ancak çok klasik bir şekilde, ön dişlerden geriye ve yukarıya doğru çıktıkça iyi temizlenemeyen bölgeler mevcutmuş. Bunları daha iyi fırçalamamız gerekiyormuş. Benim alt dişlerin sıkışıklığı ve babasının alt çenenin biraz ileride olması durumu genetikmiş, takip edilmesi gerekiyormuş. Doktor yılda bir kontrolün yeterli olduğunu ve seneye kontrolde koruyucu uygulama yapılabileceğini söyledi.

Bebeğimizin diş bakımı ile ilgili yaptıklarımızı maddeler halinde yazayım dedim:

  • Diş bakımına 15 aylıkken başladık.
  • Çok yakın zamana kadar florürsüz, bebeklere özel diş macunu kullandık. Sonra çocuk macununa geçtik. İçinde incecik yıldızlar var, yıldızın tadına baktım, naneli sakız tadında. Yutma eğiliminden dolayı yine bebek macununa mı devam etsek diye düşünüyoruz. Diş doktoruna organik diş macunu kullanımını sordum, yetişkinler içinse kullanmayın dedi.
  • Bebekler için özel diş fırçası kullanıyoruz. Tatile giderken de yanımızda götürüp, tatilde de fırçalıyoruz.
  • Başlarda alıştırma şeklindeyken, diş sayısı arttıkça biz de işleri sıkıladık. Günde iki kez fırçalamak için uğraşıyoruz.
  • Bunun zorunlu olduğunu bildiği için, dönem dönem uyku, yemek ve diğer zorunlu şeyler gibi buna da direnç gösteriyor. Ya da bundan vazgeçmeyeceğimizi bildiği için bunu uzatarak ve zorlaştırarak uyku saatini ertelemeye çalışabiliyor.
  • Olaydan soğutmamak için zorlamıyoruz. Tamam fırçalama o zaman da dememeye çalışıyoruz, o günü hızlıa geçiştirip, ertesi gün daha farklı yaklaşmaya çalışıyoruz.
  • Geceleri beslemiyoruz (uyku düzeni, bezi bırakma gibi bir sürü konu için önemli gece beslenmelerini kesmek). Akşam sütünü akşam yemeğinden hemen sonra verip, dişini daha sonra fırçalıyoruz. Diş fırçaladıktan sonra sudan başka bir şey yiyip içmemesine çalışıyoruz.
  • Ilgaz biberonu bırakalı çok oldu ve kullandığı zamanlarda da yattığı yerde bir şey içmesine izin vermiyorduk. Eğer yatağında biberonla süt içmesine izin veriyorsanız, biberon çürüğü denilen bir çürük tipi var (üst ön dişler sararıp çürüyor), bunu araştırmanızda yarar var.
  • İki yaşını doldurduktan sonra, çocuklarda uzmanlaşmış bir diş doktoruna gitmesi öneriliyor.
  • Alışması için şimdiden kuralına uygun şekilde diş etinden ucuna doğru düz hareketlerle fırçalamaya çalışıyoruz.

Çocuğunuzun dişlerini keyifle fırçalaması için 7 numara önerisi:

  1. Fırçanın üzerindeki karakteri konuşturun, ona dişlerini bembeyaz yapmak istediğini söylesin.
  2. Bebekken dişleri olmadığını, o büyüdükçe dişlerinin nasıl teker teker çıktığını anlatın. Dişlerini fırçalarken sayarak fırçalayın.
  3. Bir diş fırçalama şarkısı uydurun, fırçalarken söyleyin.
  4. Onunla birlikte siz de fırçalayın. Doğru fırçalamayı görerek öğrenmesi için de iyidir. O sırada o da kendi dişini fırçalasın. Sonra fırçaları değiştirin, o sizinkini fırçalasın, siz de onunkini (bu sizin açınızdan biraz acılı bir tecrübe olabilir, ne yapalım)
  5. Baştan itibaren macunu yutmamayı, tükürmeyi gösterin (ısrarcı olmasanız da konsepti bilsin). Ağızlarını çalkalayıp tükürürken çok eğlenirler. Fırçalamanın finali olarak kullanılabilir.
  6. Kırmızı deyince ağzı açık macunu yutmadan, tükürmeden bekleyeceğini, yeşil deyince tükürebileceğini öğretin. Kırmızı, kırmızı, kırmızı, kırmızı... diye fırçalayın, yeşil deyin, tükürsün, sonra kırmızı, kırmızı diye devam edin.
  7. 10' a kadar sayın, o sırada o fırçalasın, sonra 10'a kadar sayarken, siz fırçalayın.

Şu 7 maddenin 2'sini kendi diş bakımımda uygulasaydım, 1 tane çürüğüm olmazdı.

posted on 18 Ekim 2009 Pazar 20:08:10 UTC  #    Yorumlar [8]
# 16 Ekim 2009 Cuma

Çok uzun zamandır tercüme edip yazarım diye bekletiyorum. Baktım fırsat olmayacak, bari linki yayınlayayım dedim. Aslında resimler yeterince anlaşılır, anlaşılmayan bir yeri varsa bana sorabilirsiniz. 7. sayfadan itibaren bebeğe yaptırabileceğiniz, 9. sayfadan itibaren de bebeği ağırlık olarak kullanarak doğum sonrası kilolarınızı vermek için, aynı zamanda bebeğinizle güzel vakit geçirerek iletişim içinde olabileceğiniz hareketler gösterilmiş.

Ilgaz bunlara gerçekten bayılıyordu. Tavsiye ederim. Bizim toplumumuzda genelde bebekler pamuk içinde muhafaza edildiğinden toplum içinde yaparsanız tepkilere hazır olun.

http://www.dswfitness.com/docs/Mom&BabyExercise.pdf

posted on 16 Ekim 2009 Cuma 11:27:30 UTC  #    Yorumlar [11]
# 15 Ekim 2009 Perşembe

Grip aşısına inanmam, Ilgaz'ı da grip aşısı yaptırmam. Domuz gribi aşısını tek virüs için yetiştirildiğinden daha anlamlı bulmakla birlikte, pek taze bir aşı olduğundan, çocuğumda denemek istemiyorum.

Normalde bizim ailenin bağışıklığı sağlamdır, bize bir şey olmaz cengaverliğinde yaklaşırım, plaseboya sığınırım. Ama şu aralar endişelenmemek de mümkün değil, çünkü Ilgaz'ın burnunda her daim bir parça sümük var.

Okuldan alıp, arabayla eve giderken, hemen her akşam aşağı yukarı aynı muhabbet geçiyor aramızda (o zaman sil sen de arabaya bindirmeden çocuğun burnunu be kadın dediğinizi duyacak gibiyim):

- Anne'cim elimi temizlersin sen, sümük oldu elim.

- Sümük mü var burnunda Ilgaz'cığım?

- Evet anne, bööyle yaptım, elim o yüzden sümük oldu (ya yumruk yapıp kaşımıştır, hareketi tekrarlar, sümükler elin üst yüzeyindedir, ya da karıştırma hareketini gösterir, bu durumda işaret ve orta ve baş parmakların ucunda kuru parçacıklar gözlenir). Sen silersin tamamm-mı?

Ilgaz'ın bağışıklığını güçlendirmek için planımdaki 5 şey:

  1. Düzenli, hafif egzersiz: O sümükler kaybolana kadar, düzenli hareket etmesini ama aşırı yorulmamasını sağlamak. Az önce hafif egzersizin yararı, aşırısının zararı ile ilgili bir makale okudum (http://well.blogs.nytimes.com/2009/10/14/phys-ed-does-exercise-boost-immunity/).
  2. Yeterli uyku: Bir süredir, Ilgaz'da alışık olmadığımız şekilde, onu sabahları biz uyandırmaya başladık. Akşam yatırırken de çok yorgun oluyor. Demek ki yeteri kadar uyumuyor, yarım saat yatma saatini geri almalı.
  3. Meyve suyu, C vitamini bombardımanı: Okul hayatıyla birlikte aldığı meyve miktarı azaldı. Kahvaltılarda ve akşam okuldan gelince meyve takviyesi.
  4. Moral, motivasyon: Bu mevye işlerini hasta olmasın diye yaptığımızı çaktırmamalı. Yanında hasta mı oluyor, yorgun mu, domuz gribi falan fazla konuşmamalı.
  5. Hijyen eğitimi: Kendisini kedi sandığı için orayı burayı yalıyor. Nasıl vazgeçiririm bilmiyorum. El yıkamayı da külfet değil, oyun görmesi için bir şeyler yapmalı. Etrafta mikrop varsa, Ilgaz onu affetmez mutlaka vücuduna sokar gibi geliyor. Ama nasıl öğretilir bilemiyorum.

Siz aşı konusunda ne düşünüyorsunuz? Bağışıklığı güçlendirdiğini bildiğiniz yöntemler, babanne çayları, çorbaları var mı?

Güncelleme: Aşıyı yaptırmayı daha ciddi değerlendirmeye başladık. Aşağıdaki yazı da konuyla ilgili:

Domuz Gribi Aşısı ve Sükunetli Yaklaşımlar

 

posted on 15 Ekim 2009 Perşembe 14:28:35 UTC  #    Yorumlar [15]
# 13 Ekim 2009 Salı

Osman'ın yazısını okuyun. Aşağıda yazdıklarım alıntı değil, kendi ilkokul hayatımdan bir kesit:

Ben ilkokul üçüncü sınıftayken sınıfımıza yeni bir öğretmen atandı. Bu öğretmen sınıfımıza ilk kez geldiği gün dedi ki, "Biz burada bir aileyiz. Burada bir sorununuz olursa, bana anlatın. Burada olan burada kalır, ispiyonculuk kötüdür." Bu ifadeyi sık sık tekrarlardı. Burada yazdıklarımı muhtemelen annem de bu yazıyı okurken öğrenecek.

Benim ilkokul öğretmenim yapmaması gereken birçok şey yapardı. Mesela çocukları döverdi. Bir de öğrencilerine kendi işlerini yaptırırdı. Karneleri yazısı inci gibi, en yakın arkadaşım Yeliz yazardı. Benim yazım çok çirkin olduğundan bana pek iş düşmezdi. Bizim evde babama eski iş arkadaşları tarafından hediye edilmiş küçük bir daktilo vardı. Ben yazı yazmayı çok severdim, bu daktiloya da tapardım. Bir seferinde babamın yardımı ile bir ödevimi bu daktiloda hazırladım. Sonra öğretmenim kendi yazı işlerini bu daktiloda yazılmak üzere bana vermeye başladı. Bir akşam yine "ödevimi" alıp eve gittim. Babam, daktiloda ispirto yok yazamayız dedi (kesin işlerini yaptırıyor diye düşündü, ben söylemediğim için çocuk dövdüğünü de bilemezdi). Sonra ben ertesi gün öğretmene bu durumu açıkladım. O da yanağıma bir tokat vurdu (oh, çok rahatladım bunu yazdığım için). Birkaç dakika sonra, barıştık mı diye yanıma geldi, bir daha işini aksatma dedi, gönlümü aldı, babama söylememden çekinmiş olmalı.

Benim payıma düşen bu tokatla kaldı. Ama tüm arkadaşlarımın bu kadar şanslı olduğu söylenemez. Öğretmenimiz çalışkanları öne, tembelleri arkaya oturturdu (çalışkan ve tembel kendi değerlendirmesi ve kelimeleri). Mesela ben onun kurduğu türkü korosundan çıkmak istediğimde, en önden birkaç sıra arkaya geçmek zorunda kaldım. Çok arka sıralara oturtulmuş çok sessiz bir arkadaşımız vardı. Ailesi oldukça yoksuldu. O günlerde sınıfımız biraz kötü kokardı. Öğretmenimiz bir gün sınıfı aradı, arkadaşımızın sırasının altında içine istifra edilerek ağzı kapatılmış kağıttan bir küllah buldu. Belli ki önemli bir sorunu vardı. Öğretmenimiz çözümü onu dövmekte buldu. Sonra da her duyduğu kötü kokuda, bir hışımla arkadaşımızın sırasının altını kontrol ederek, yine mi kustun diye, ya da kusmamışsa başka bir nedenle onu dövdü. Sonra bir gün arkadaşımızın annesi bir anda sınıfa daldı. "Çocuğumu dövüyormuşsun, nasıl döversin?" dedi. "Benim çocuğum içine çok içine kapanık, hiçbir şey konuşmuyor evde, onu doktora götürüyorum, tedavi olsun diye, sen onu dövüyorsun, çocuğum mahvoldu" dedi. O anda içinde kaldığım durumu tarif etmem mümkün değil. Öğretmen öyle bir mertebede ki, beynimin bir tarafı hala öğretmeni savunmaya çalışıyor, arkadaşımı mahvettiğini kabul etmek istemiyor. O benim öğretmenim.

Bu hikayelerden bir tanesi, benim yaşadığım. Ben kendimi ailemin sağlamlığı sayesinde kurtardım sanırım. O arkadaşımın durumunu bilemiyoruz. Bir kazaya kurban gitmek bir tarafı sorunun, bir de kimselerin haberdar olmadığı kazalar, kurbanlar var. Bu memlekette çocuk olmak gerçekten çok zor.

 

posted on 13 Ekim 2009 Salı 08:01:05 UTC  #    Yorumlar [20]
# 12 Ekim 2009 Pazartesi

Bebeklerde Gaz Sorunları için Çözüm ve Önlemler yazımda, bebeklerde gaz sorunları için, kiraz çekirdeği yastığından söz etmiştim. Evren hamileyken Beşiktaş pazarından bir kiraz çekirdeği yastığı almış, sonra onu başka bir tezgahta unutmuştum. Kışın Tan'da da gaz sıkıntısı olunca, yazdan çekirdek saklamadığıma pek hayıflandım. Bu arada  bu çekirdekli yastıkların, hem sıcak, hem soğuk kompres için kullanıldığını öğrendim.

Reçel yapmak için Tchibo çekirdek çıkartma makinesi ile çıkardığımız vişne çekirdeklerini ve sonra şapır şupur yediğimiz kirazların çekirdeklerini temizleyip, kuruttum. Bu arada, İzmir'de satılan tuzlanmış karpuz çekirdeklerinin karpuzlarını kimin yediğini her zaman merak ettim, İzmir'li arkadaşlardan bilen var mı?

Kiraz/Vişne Çekirdekli Gaz Yastığı Yapımı

Çekirdeklerin temizlenişi: Çekirdekleri birkaç gün suyunu değiştirerek suda beklettim. Bir süzgeçte suyun altında karıştırarak yıkadım. Daha sonra tuzlu suyun içinde 10 dakika kaynattım. Tel süzgeçte elimle bastırıp, sürterek kalan parçaların da temizlenmesini sağladım. Sonra bir gazetenin üstünde balkonda kuruttum (unuttum). Temizlendikten sonra çekirdeklerin ne kadar hafiflediklerine inanamadım.

Yastığın hazırlanışı: Çekirdekleri bir buzdolabı poşetine koyup, buzdolabına kaldırdım. Yastık yapacak vaktim olana kadar soğuk kalsınlar, acil durumlarda soğuk kompres işine yararlar diye. Sonra geçen gün çer-çöp toparlarken kitaplıkta gördüm. Keratalar evin dağınıklığına uymuş, ayaklanmış geziyorlar. Ya da ben artık yapmadığım işleri yaptım sanıyorum. Bu yazıyı yazdım mı acaba gerçekten?

Neyse, kitaplığı temizlerken, bir çekirdek poşetine baktım, bir de Ilgaz'ı sevmeye gelen anneme. Baktım bu ikisi arasında bir ilişki var. Aslında annemden istediğim, minik bir yastık yapması, çekirdeklerin tek bir noktaya toplanmaması için aralara birkaç dikiş atmasıydı. Sonra yeniden yastık dikmek yerine, Ilgaz doğmadan önce diktiğimiz minik uyduruk yastık kılıflarını değerlendirmeye karar verdik. Bir tanesini ortadan kesip bir tarafını iç, diğer tarafını dış kılıf yaptık. Annemin biraz meditasyona ihtiyacı vardı. Resimde gördüğünüz gibi tek şeritlik dikişler attı, sonra vişneleri teker teker oluklara doldurdu (bu eve dikiş makinesi lazım). Ama yastık şahane oldu. Dün buzdolabı poşetinin bir köşesine rulo yapıp koydum. Az önce kontrol ettim, çok güzel rahatsız etmeyen bir soğuklukta idi. Taneli olduğu için de vücudun şeklini alıyor, daha geniş bir yüzeye etki ediyor.

Yastıkta yaklaşık 20 sıra var, her sırada yaklaşık 20 çekirdek var, toplam yaklaşık 400 çekirdek yapıyor. Birkaç kilo vişne, birkaç kilo kirazdan fazlası bile çıkıyor. Artanlarla ne yaptık dersiniz?

Bütün yaz niye buzdolabında saklamışım ki çekirdekleri, ne güzel oynarmışız. Ayk Budur!

posted on 12 Ekim 2009 Pazartesi 14:42:44 UTC  #    Yorumlar [10]
# 11 Ekim 2009 Pazar

Ayk, karı-koca yanyana geçip, 2,5 yaşındaki sadrazam "Zıplayın" deyince neşeyle zıplamaktır.

Çocuk 32 aylık oldu hala iki ayak üzerinde zıplayamıyor. Tırmanıyor, tahta bisiklete biniyor, taklalar atıyor, her türlü numara var. Zıpla deyince, Gaydırı Gubbak Cemilem'in girişi gibi sekmeye başlıyor tek ayak üzerinde. Gökhan bu akşam Ilgaz'ı yatırdıktan sonra, yatağının karşısına geçip zıpladı bir-iki defa (bilgiler uykuda yerleşiyor ya :)). Gerisini tahmin edersiniz... 

posted on 11 Ekim 2009 Pazar 21:09:38 UTC  #    Yorumlar [8]
# 07 Ekim 2009 Çarşamba

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

İlk doğum gününe 1 çeyrek kala, 9-12 ay arasında en çok kullandığım 5 ürün:

Soğuk Buhar Makinesi: Essenso Soğuk Buhar makinesi. Hayatımın en ağır gribini hamileliğimin 7. ayında geçirdim. Haftalarca geçmeyen öksürükten bel bölgemdeki tüm kaslar kıpırdamaz hale gelince, bir faydası olur ümidi ile soğuk buhar makinesi almaya karar verdim. İlk satın aldığım cihazın buhar yapacağım derken çıkardığı fabrika gürültüsü yetmezmiş gibi 1 metre çapında ne varsa sırılsıklam ıslatması üzerine geri götürdüm. Esse'nin kampanyasından geri verdiğim aletin iki katı fiyatına güzel bir buhar makinesi aldım. Kış aylarında kombinin yol açtığı kuruluğu azaltmak için özellikle de burnu tıkalı olduğu zamanlarda Ilgaz'ın odasında, onun yatma saatinden, biz yatana kadar çalıştırdık.

Uyku Tulumu: Fuar Baby'nin ayaksız pofuduk uyku tulumu, her daim serin evimizde, soğuk kış günlerinde Ilgaz'ı sıcak, bizim içimizi serin tuttu.

Bez Kitap: Konuşan Hayvanlar. Ilgaz'a kitap okumaya 4 ay civarında başladık. Yaşına doğru bizim okuma sıklığımız da arttı, kendi kendine kitapları bulup karıştırması da. Her hayvanın üzerine basıldığında, o hayvanın sesini çalan bu kitabın eşliğinde Ali Baba'nın Çiftliği şarkısını söylerdik. Bir de Gökhan köpek sesine belirli bir tempo ile basarak bir çeşit müzik yapardı (Ilgaz'dan çok biz eğlenirdik :) ). 

İtmeli Oyuncak (yürüme öncesi ve sonrası): Early Learning Center Yürüme Arabası. O zamanlar Mothercare ELC'yi satın almamıştı, Leonardini ELC oyuncaklarının Türkiye distribütörü idi. Tuğla taşıyan el arabasına tutunup iterken doğru hızı ayarlayıp dengesini bulana kadar aile büyüklerinin yüreğini hoplatsa da zamanla sürmekte usta oldu. Bazen tutunup gezdirirdi, bazen biz oturtup onu gezdirirdik. Emeklemede usta olduktan sonra yürümeye geçiş aşamasındaki zorlu el tutarak her yere gitmeye çalışma döneminde çektiğimiz bel ağrılarını biraz olsun hafifletmiş, muhtemelen yürüyebilmesi için gerekli kasları çalıştırmasına da yardımcı olmuştur.

Priz Güvenliği: Ikea Priz Koruyucu. Emeklemeye başlaması ile evde güvenlik önlemlerini arttırmak gerekti. İkea priz koruyucular da en uzun süre kullandığımız ürünler oldu. Yakın zamanda onları da tırnağını takarak açabilmeye başlayınca, evdeki tüm prizleri çocuk korumalı prizle değiştirmek zorunda kaldık.

Bu yazı ilginizi çektiyse:

Ev içi oyun parkları

posted on 07 Ekim 2009 Çarşamba 20:26:48 UTC  #    Yorumlar [2]
# 04 Ekim 2009 Pazar

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Katı Gıdalara Geçiş Dönemi olan 6-9 ayda en sık kullandığım 5 ürün:

Cam Rende: Paşabahçe cam rendeyi hiç kaldıramadık, hep bulaşıklıkta durdu diyebilirim. Balık şeklinde, ortası pürtüklü, meyveyi sürünce, bütünlüğünü bozup yumuşak posa ve suya çeviren son derecede basit ve başarılı bir alet. Doktorumuz, pürtüklü yemeye alışması için meyveleri ilk günden başlayarak cam rende ile hazırlamamamızı önermişti.

Saklama Kapları: Avent Via Süt Saklama Seti. Güya süt saklama amacı ile almıştım ama acil durumlarda çözdürüp ısıtması süt poşetlerine göre çok daha uzun zaman aldığı için bu amaçla nadiren kullandım. Hem buzdolabı ve buzluk için, hem ısıya dayandığından sıcak su içinde yemeği ısıtıp direk içinden yedirmek için, hem yanımıza almak için elim ayağımız oldu bu kaplar. Hala da evde Ilgaz'ın malzemeleri dışında da en çok kullanılan saklama kabı olduğunu söyleyebilirim. Baştan fiyatı biraz pahalı gibi gelmişti ama iyi bir yatırım oldu.

Yoğurt Makinesi: Tchibo'nun teması tam benim aradığım ana denk gelmişti. Ilgaz başlarda günde 1,5-2 kavanoz götürüyordu bunlardan. Süt olarak günlük süt, maya için SEK'in 800 gramlık plastik dikdörtgen kaptaki homojenize yoğurdunu kullandık genelde.

Mama Önlüğü: İkea'nın ikili set halinde satılan kollu muşamba önlükleri. Makineye de atılıyor. Belirli bir yıkamadan sonra ılık ütüyle ütülüyorsunuz, geçirmezliğini yeniden kazanıyor. Küçülünce kolları kestik, boynunu çıtlattık hala kullanmaya çalışıyoruz arada.

Banyo Oturağı: Kid dsign diye bir marka. Yanılmıyorsam, 17 TL civarı bir fiyata Maxitoys'dan almıştım. Diğer markaların fiyatları 50-60 civarıydı. Oturmaya başladıktan itibaren banyoda bunu kullandık. Hatta bir-iki kere mama sandalyesi ıslakken resimdeki gibi tezgahın üzerine vakumlayıp mama sandalyesi olarak da kullandım. İçine sığamayana kadar da bunu kullandık banyoda.

posted on 04 Ekim 2009 Pazar 18:16:06 UTC  #    Yorumlar [4]
# 01 Ekim 2009 Perşembe

Bir önceki yazımda, Ilgaz'ın doğumundan 3 aylık olana kadar en çok kullandığım 5 ürünü yazmıştım.

En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

3-6 ay gelişim döneminde en çok kullandığım 5 ürün:

Bebek arabası, ana kucağı: Inglesina Zippy travel system (bizdeki 2006 modeliydi, o zaman daha isofix'li baza yoktu). Yalnız bu dönem için değil, her dönem severek kullandığımız ürün. Parası son kuruşuna kadar helal olsun.

Süt sağma pompası: Medela Pilli ve Elektrikli Süt Pompası. Ilgaz 3,5 aylıkken, sütüm bir anda azaldı. Ilgaz da çok sık emmek istiyordu. Sütüm azaldı yetmiyor diye panikle sağmaya başladım. Muhtemelen bir büyüme atağı idi yalnızca. Sonra da sağdığım için arttığına hükmettim, belki de sadece çocuk sık emdiği için artmıştı. Geceleri de kesintisiz uyumaya başlayınca, bütün gece emmiyor, ya kesilirse diye paranoya yapıp her gece yatmadan önce sağdım. Halbuki Ilgaz 6 aylık olup katı gıdaya başlayana kadar, gündüzleri her 2 saatin yarım saatini emerek geçirdiği için, muhtemelen gerekli pompalamayı kendisi yapıyordu. Sağmasam süt yerinde durur muydu asla bilemeyeceğiz. Ama daha az endişelenip, sağma ile geçirdiğim vakitte uyusaydım, bunun süte faydası olurdu, bundan eminim. Neyse uzatmayalım, işte bu stresle 3-6 ay arasında oldukça sık kullandım pompamı. Pratik, kullanışlı, ekonomik bir pompa. Sonradan sterilize edilen parçaları yedeklemek için el pompası olandan da edindim bir tane. Yalnız tıbbi bir sorun yüzünden doktor önerisi ile süt arttırmak için pompa gerekliyse, yetersiz kalacak bir pompa olduğunu düşünüyorum. Ama fazla sütü sağmak, bebeğin yanında olmadığınızda şişen göğüsteki sütü almak için gayet başarılıdır.

Süt Arttırıcı Çay: Humana Still Tea. Çemen otu içerir, buna rağmen tadı güzeldir. Yalnız 3 ay boyunca Gökhan'ın benden uzak durması ve Ilgaz'ın bir garip kokmasının sorumlusudur :) Süte de gerçekten yaradığını düşünüyorum. Plasebo da olabilir tabi.

Süt Saklama Poşeti: Yine sevdiğimiz poşet Medela'dır. El emeği, göz nuru, sağıp sağıp buzluğa attığım poşetler dolusu sütler, Ilgaz 6 aylıkken ilk çalışma girişimimde Ilgaz'a bakması için ayarladığımız teyze tarafından, kolay uyusun diye biberonla dayanmak suretiyle, 3-5 günde bitirilmişlerdir. Akşam döndüğümde Ilgaz superfresh sütlerden tok olduğundan emmemesi, gündüz doğru düzgün sağacak ortam bulamamam, peşine Gökhan'ın apandisit ameliyatı, sonra da katı gıdalar tatlı gelip Ilgaz'ın gündüz emmeyi bırakması derken sütler bu sefer gerçekten suyunu çekerek, 8-9 ay civarında aperatif miktarına inmiştir.

Yerde Yatan Bebek Oyuncağı: Nam-ı diğer Babygym. Resimdeki. Ilgaz 3 aylıkken, Ilgaz'ı, onu görmeye gelmiş olan halası ve kuzenimiz Ece'yi de kendimle birlikte maceraya sürükleyerek Eminönüne götürerek almıştım. Eski alışkanlıklar. Eminönü oyuncakçıları sevdası. Bu tecrübeden sonra, her şeyi, fiyat, çeşit, kampanya promosyon takılmadan, en kolay ulaşabildiğim yerden alıyorum :) Neyse sonuçta oyuncaktan memnunuz, bütün büyük oyuncakçılarda vardır, Eminönüne gitmeye gerek yok.

posted on 01 Ekim 2009 Perşembe 19:13:41 UTC  #    Yorumlar [7]

Ev sahibimizin gönderdiği mail'le haberdar oldum:

----------------------------

Herhangi bir şekilde kaybolan kişi; ACIL ya da NEREDEYIM yazıp 7777 veya 2222 numarasına mesaj gönderirse, kendisine BULUNDUGU YER GAYET AYDINLATICI BIR SEKILDE mesaj olarak gönderiliyor.
 
Normalde 2sms/4 kontör. Fakat kontörünüz olmasa da mesaj gönderiliyor (operatörünüzden teyit etmekte yarar var)
 
Cep Telefonuma iki mesaj geldi, birincisi aşağıdaki bilgileri, ikincisi lokasyonunuzun işaretlendiği bir harita içeriyor. 
                                                                                                                   
BULUNDUGUNUZ BOLGE:                                                                                                        
Istanbul,Kadikoy,Icerenkoy, Karaman Ciftlik Yolu caddesi    
                                   
COGRAFI KONUMUNUZ:                                                                                                         
(40 derece 58 dk 44 sn Kuzey, 29 derece 06 dk 22 sn Dogu)
                                 
SIZE EN YAKIN NOKTALAR:                                                                                              
Tem Polis Buro Amirligi 103 m  (+902164104113),                                                   
Ozel Avicenna Hastanesi 225 m (+902165741000),                                                
Infotech Bilisim ve Iletisim Teknolojileri   .S. 32  m  (+902165740505)    
              
Polis Imdat 155, Alo Jandarma 156, Hizir Acil 112, Itfaiye 110    

Aklınızda bulunsun.

posted on 01 Ekim 2009 Perşembe 07:17:54 UTC  #    Yorumlar [2]