# 30 Kasım 2009 Pazartesi

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Hayat - Uyku

Uyku ile ilgili birçok yazı yazdım. Ama bu yazı bebeğin değil, annenin uykusu ile ilgili. Hamilelikte uyku kalitesi kötüdür. Aslında bence doğa sizi yormaya değil, hazırlamaya, kalitesi uyku ile idare etmeye alıştırmaya çalışmaktadır. 

O kadar uykusuzluk çekerdim ki, gece detaylarını hatırlayamadığım boşluklar olurdu. Şimdi bu bebek yanımda yatıyor, emzirdim de mi uyudu, yoksa daha emzirmedim mi de yanıma alınca uyudu? En son hangi memeyi verdim? (bunu milyonlarca kez sordum gerçi) Altını ne zaman değiştirdim?

Birkaç kez de şöyle bir şey oldu. Ilgaz ağlıyor, uyanıyorum, beşikten alıyorum, başlıyorum emzirmeye. Ama Ilgaz'ın ağlaması kesilmiyor. Sonra pozisyon değiştireyim, kavrayamadı derken Ilgaz eziliyor, nefesim kesilerek korkuyla uyanıyorum. Gözümü açıyorum, Gökhan Ilgaz kucağında beni uyandırmaya çalışıyor. Ben de yorganı Ilgaz gibi tutup sıkı sıkı sarılmış göğsüme bastırıyorum.

Doğum sonrasındaki uykunun 5 özelliği:
1 - Gece gündüz ayırt etmeden bebeğiniz her uyuduğunda uyumaya kalkışsanız bile, uyku kısa sürelidir, kesikli çizgi gibidir.
2 - Uyumadığınız zamanlarda, sizi önemli bir sorumluluk bekler. Yani uykulu uykulu bebekle ilgilenmek zorundasınızdır. 
3 - Çoğu bebek ilk haftalarda 1-2 saatte bir emmek ister (Bu sıklık giderek azalacak).
4 - Uyku parçalı da olsa aslında ağır bir uykudur. Bir süre sonra çok hızlı bir şekilde derin uykuya geçebildiğinizi farkedeceksiniz.
5 - Emzirmek uyku getirir.

Lohusalıkta uykusuzlukla başa çıkmak için 6 öneri:
1 - Durumunuzu kabullenin. Hamilelikte uyumakta güçlük çekiyorsanız, bunun bir sebebi var. Gece uykusuna takılmayın. Saat hesabı yapmak yerine, uyuduğunuz her dakikanın tadını çıkartmaya bakın.
2 - Emzirmenin getirdiği uyku hormonaldir. Doğa sizi dinlendirmeye çalışır. Bu sürekli üzerinize ağırlık çökme durumunu normal kabul edin, bölük pörçük uykunuzla ilişkilendirerek moralinizi bozmayın.
3 - Emzirirken kestirebileceğiniz bir ortam düzenleyerek, bu durumu avantajınıza kullanabilirsiniz. Eğer becerebilirseniz, yan yatarak emzirmek çok iyi bir dinlenme şeklidir. Evde yardım edecek biri varsa, bebeğiniz memede uyuyakaldığı zamanlar siz de onunla birlikte uyuyun. Evdekiler ABÖS'a karşı bebeği yanınızdan alıp güvenli bir yere geçirirken siz uyumaya devam edin.
4 - Doğumdan sonra gece emzirmek için uyansanız bile daha çabuk derin uykuya dalarsınız. Yenidoğanların emmeden uzun süre uyumalarına izin verilmez (yoksa susuz kalabilirler, sarılık olabilirler). Doktorunuz izin verdikten itibaren bebeği emzirmek için uyandırmayı bırakırsınız. Bundan sonra gece bebeğiniz uyandığında saate bakmamanızı, gece kaç kez uyandığını saymamanızı öneririm. İnce hesap yapmayın, uyuklayarak emzirin ve o uyur uymaz suyunuzu içip geri yatın. Sabah "gece kaç kere uyandı?" sorusu sorulduğunda "bilmem" diyebilecek kadar farkında olmaksızın emzirmeyi öğrenmelisiniz.
5 - İlk haftalar için, mümkünse yatağınızdan kalkmadan, fazla eğilip doğrulmadan bebeği alabileceğiniz bir beşik tipi seçin. Bebeği içinden alıp geri koymak zor olmasın.
6 - Gündüzleri kestirecekseniz, evin kalabalık olduğu zamanları tercih edin. Sanıldığının tersine, yenidoğanlar sessizlikte değil, gürültülü hareketli ortamlarda daha iyi uyurlar.

Ilgaz küçükken ne zaman misafir gelse 3-4 saat uyurdu. Ben de hem misafirlerle oturmaktan keyif alır, hem de saatime bakar, "eğer yatmış olsam ne güzel 4 saat uyuyacaktım" diye hayıflanırdım. Misafirler de "aa ne uslu, bizimki hiç böyle uyumazdı, hep ağlardı" falan gibi laflar ederlerdi sinir olurdum. Sonra çözdüm ki çocuk kalabalıkta uyumayı seviyor, ama iş işten geçmişti. Misafirleri başkaları ağırlasın, siz devrilin yatın, kusurunuza bakan olursa bu yazının adresini verin.

Lohusalık bir mücbir sebeptir.

Bunlara bir göz atın:
Sabaha kadar uyuyan bebekler - gündüz ve gece
Sabaha kadar uyuyan bebekler - beslenme
Bebeğimi nasıl uyutmalıyım - Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı
Bebeğimi nasıl uyutmalıyım? - Yatağında!
Bebeğimi nasıl uyutmalıyım? - Düzeninde

Başka bloglardan: (atladıklarım varsa lütfen yorumlara yazın, yazıya ekleyeyim)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html

posted on 30 Kasım 2009 Pazartesi 20:25:30 UTC  #    Yorumlar [5]
# 25 Kasım 2009 Çarşamba

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Hayat Var mı?

Çevrenizde bebekler gitgide çoğalmıştır. Yeğenler, arkadaş çocukları derken, sıranın size yaklaştığını hissedersiniz. Hastane ziyaretlerinde sükunet ve şaşkınlık hakimdir. Mışıl mışıl uyuyan bir avuç bebek, yorgun ve şaşkın anne, heyecanlı, neşeli baba, gururlu babaanne olabilir karşınıza çıkan karakterler. Bebekler daha yakınınıza düştükçe, ev ziyaretleri ya da birlikte gezmeler seviyesine gelindiğinde kaosu biraz hissetmeye başlarsınız. Daha ileri gidip, bebekli bir arkadaşınıza yardım etmeye kalkışırsanız, önünüzdeki tabloda kendinizi hayal etmek artık zorlaşır. Şu evi biraz toparlasalar daha iyi olmaz mı, bu bebek neden bu kadar ağlıyor hasta mı, bu kadar malzemeye ihtiyaç var mı, çocuktan başka konu konuşulmaz mı, ben çocuk yapmayayım, ya da benim çocuğum uslu olur gibi uyduruk düşünceler üretir beyniniz. Hormonlarınız fazla korkmamanız için sizi derinlemesine düşünmemeye sevk eder. İnsan türü üremeye devam etmelidir.

Bebekler süper canlılardır, pozitif enerji yumağı gibidirler. Bebek sevmeye gittiğinizde, dönüşünde meditasyon yapmış gibi rahatladığınızı hissedersiniz. Kısa süreli bebek ziyaretlerinde, sever ve ayrılırsınız. Eğer özellikle bebek seven biriyseniz, aklınızın bir bölümü ayrıldıktan sonra bir süre daha bebekte kalır. Çocuklu tanıdıklarınız da sizi sürekli bebek yapmaya teşvik etmektedirler:

Dünyanın en güzel şeyi!
Çocuksuz hayat olur mu!
Olunca anlarsın!

Buradan sonrasını biraz hızlı anlatayım. Bir şekilde o kararı alırsınız, ya da doğa size kararını bildirir. Kimileri için kolayca, kimileri için yıllarca süren emeğin meyvesi olarak gerçekleşir hamilelik. Daha şimdiden sizin hatırınızdan çok, bebeğin cinsiyeti, planlanan ismi sorulmaya başlanmıştır. Herkes size yardımcıdır, herkes size sempatiyle yaklaşır, kendinizi prenses gibi hissedersiniz. Ta ki, karnınızın büyüklüğünün karşınızdakinin gözlerindeki bakışına yansıması "aa ne sevimli"den, "ay çok kocaman"a doğru dönmeye başlayıncaya kadar. İşittiklerinizin de rengi değişmiştir:

Uykusuz gecelere hazır mısın? Uyuyabiliyorken uyu!
Doğum sonrası için alışverişlerini şimdiden yap!
Kim yardım edecek?
Bebek bakımını öğren!

Kafanız karışmıştır. Hamilelikte bölük pörçük uyuduğunuz uykudan daha ne kadar kötü olabilir? Türlü çeşit üründen size lazımlar nasıl seçilebilir? Eşiniz de yardımcı olursa, daha ne kadar yardım gerekebilir? Bebek bakımı mı?

Bu dizide size buz dağının görünmeyen yüzünü anlatmaya çalışacağım (e, evet biraz iddialı oldu, neyse yazılarda yardım edersiniz, MİM yani). Henüz hamile olanlar için koca göbek inince başlarına neler geleceği ile ilgili fikir vermeye, kendilerini hazırlamalarına yardımcı olmaya çalışacağım (tamam canım ben tek başıma nasıl anlatayım hepsini, MİM işte, yazın siz de bayram tatili var önümüzde, yorumlara linkini eklemeyi unutmayın :))

Yorumlardan ve MİM'lerden Linkler:
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html

posted on 25 Kasım 2009 Çarşamba 14:45:36 UTC  #    Yorumlar [16]
# 24 Kasım 2009 Salı

Ayk, senin sevindiğine sevinmesine sevinmektir.

Sabah 6:25'te geldi bizim odaya. Bir süre sonra tuvalete gitmek istedi. Dönünce, erken oğlum uyuyalım sen yüzüstü dön dedim. Baktım dönüyor, uyuyacak herhalde diye ben de rahat yanıma döndüm. Ona arkamı dönmüş oldum. Anne öbür tarafa dön yüzünü göreyim dedi. Hemen döndüm, sırıtıyor olmalıyım. Gözümü açtım ona baktım. O da benim sırıttığımı görmüş sırıtıyordu. Sevindiğimi görünce sevinmesine daha da sevindim.

posted on 24 Kasım 2009 Salı 21:09:50 UTC  #    Yorumlar [2]
# 20 Kasım 2009 Cuma

Haftaya çok yorgun başladım. Aşı olmanın mantıklı olduğu kafama yatmışken doktorumuzun hayır demiş olması beni huzursuz ediyordu. Salı sabahı bir arkadaşım arayarak, onların doktorunun "durum değişti, hastalığın seyri değişiyor acil aşı yaptırın" demek için aradığını iletti. Ben de hemen bizim doktorumuzu aradım. Hemşiresi doktorumuzun yurt dışına çıktığını, "durumun değiştiği, aşı yaptırmamız gerektiği" ile ilgili not bıraktığını söyledi. Birden bir rahatlama hissettim. Diğer yandan bu fikir değişikliğinin sebebini merak ettim. Başladım yine telefon görüşmelerine (domuz gribinden ölmem belki ama radyasyondan öleceğim kesin). Aynı zamanda doktor olan ve çocuklarını bizimle aynı doktora götüren arkadaşlarımı aradım. İstanbul’da çocuk doktoru olan bir arkadaşımı aradım, 5–10 civarı başka doktor arkadaşlarını ve yakınlarını da aramadım değil :) Aldığım cevaplar ve vardığım sonuç şöyle:

Neden önceden Hayır'dı da şimdi Evet oldu?
İlk önce hayır denmesinin nedeni, hastalığın seyrinin oldukça hafif geçiyor olması ve salgın olma riskinden henüz emin olunmaması ve henüz aşı ortada yokken insanları bir telaşa düşürmektense aşı gelene kadar hastalığın seyrine bakıp sonra net karar vermekmiş.

Havalar Soğudukça Virüsün İşi Kolaylaşıyor
Domuz gribinin özelliği soğukta çok daha aktif olmasıymış. Şu anda hastalık geçiren insanların daha hafif geçirmesi ve ailenin diğer üyelerine yayılmayış nedeni bundanmış. Fakat hava şartları soğudukça özellikle Ocak-Şubat ayı gibi virüs en etkili halini alacakmış. Bir salgın kaçınılmaz görünüyormuş.

Neden Küçükler Risk Grubunda?
Şu ana kadar gözlemlenen de genelde küçük çocuklarda 2–3 misli daha ağır seyrediyor olmasıymış. Bunun nedeni de 10 yaş üstü insanların bugüne kadar birçok virüs ve bakteriyle karşılaştıklarından hemen antikor üretiyor olmasına karşın 10 yaş altının en az 2 defa bu virüsle etkileşmeden vücutlarının bir bağışıklık kazanamamasından dolayı üst üste hastalanma risklerinin yüksek oluşu ve ağır geçirme durumları söz konusuymuş. Küçüklere 2 doz halinde aşının vurulmasının nedeni de buymuş. Ve çocukların gerçek antikor oluşturmaları 2. dozdan yaklaşık 10 gün sonra yani şu anda aşı vurulan bir çocuk ancak Ocak başında gerçek korumaya geçecektir ki bu da hastalığın en etkin tarihine denk gelmektedir. Aşı olunacaksa acilen olunmalıymış yoksa aşı olmanın pek değeri kalmayacakmış.

Aşının içindeki maddeler
Hepatit B aşısının içinde olan maddelerden daha farklı değilmiş. Bazı doktorların karar sizin demesinin nedeni ise, her ilacın, her iğnenin ve her aşının milyonda bir bile olsa riskler taşıdığının bilinmesi. Milyonlarca kişi aşı olurken elbette (maalesef) bu yan etkilerden etkilenen insanlar olmaktadır. Ama sadece bir ateş düşürücünün bile prospektüsünü okusanız yan etkileri içinde çocuğun havale geçirmesinden, felcine 2 sayfa yan etki yazmaktadır ve bunlar yaşanmıştır. Peki, çocuğu 39 derece ateşliyken ateş düşürücü vermeyeniniz var mı?

Bu kadar hızlı aşı üretilmesi
Evet bu firmalar çok uzun yıllardır, çocuklarımıza vurdurduğumuz aşıları üretenlerdir. Ellerinde zaten gereken maddeler mevcuttur. Tek dışardan yeni eklenen yeni virüstür. Acil ve çok hızlı aşı üretmek zorundalar çünkü bir salgın söz konusu. Evet, bunun sonucunda çok para kazanmayacaklar mı, evet kazanacaklar. Ne yapalım bu da onların işi.

Dün oğlumu da aldım ve sağlık ocağına gittik. İkimiz de aşı olduk.

Bu arada Aşı esnasında ayılıp bayılan ve günlerce kendine gelemeyen insanlardan bahsedilmişti. Kendisi de aşı olan bir insan olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, Can'da veya bende en ufacık bir yan etki olmadı. Kolumuz bile acımadı.

Bu neye benziyor biliyor musunuz? Geçen sene aşılı karpuzlar için genetiği değiştirilmiş diye söylentiler çıktı ve çiftçilerimiz karpuzlarını satamadılar. Kimse karpuz yemedi. Karpuzlar tarlalarda çürümeye terk edildi. Aşılı karpuz üreten bir firmanın üretim müdürü olarak bütün işletme bayıla bayıla karpuz yedik tüm yaz. O güzelim karpuzlara yazık oldu. Niye mi yedik? Bizim onların genetiğini falan değiştirdiğimiz yok. Biz kimiz ki genetik değiştireceğiz. Nerede bizde o teknoloji? Ayrıca niye yapalım??

Herkese bol sağlık diliyorum!

Domuz Gribi Aşısını Olmaya Nasıl Karar Verdik (Damla versiyonu)

posted on 20 Kasım 2009 Cuma 11:22:54 UTC  #    Yorumlar [13]

Nurturia, domuz gribi derken yazıların arasına çok zaman girmiş. Bekleyen okuyucularımız lütfen kusura bakmasın lütfen.

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün - 24-36 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

O artık minik bir insan. Ortamı onun boyuna uygun şekilde düzenleyerek, daha fazla işi kendisinin başarabilmesini sağlayabiliriz. Böylece kendine güveni artacak ve daha huzurlu bir insancık olacaktır.

18-24 ay gelişim döneminde en çok kullandığımız 5 ürün:

Lazımlık: Mothercare'in minik lazımlığı (resimde). Bazı uzmanlar 24 aylıktan önce tuvalet eğitimine başlanmasını önermese de, gözü alışsın diyorsanız, minik ergonomik bir lazımlık.

Portatif Yatak: Ikea sünger bebek yatağı. Park yatak almamıştık. Ilgaz'a yaylı yatak aldıktan sonra, tatile giderken sünger yatağı rulo yaparak yanımıza almaya başladık. Gittiğimiz yerde yer yatağı şeklinde kullandık.

Basamak: Ikea tahta basamak (Bekvam). Halen çok sık kullanıyoruz. Mutfakta üst dolaplar için bizim de işimize yarıyor.

Banyo kaydırmazı: Tchibo'dan almıştık. Bu yazıdaki banyo oturağına sığmaz hale gelince küvetin içinde almıştık. Hala kullanıyoruz.

Atkı-Bere: Yine Tchibo'nun bir temasından aldığımız atkı bere takımını bütün kış kullandık (resimde beresi görünüyor). Atkı dediğim, arkası çırtlı minicik fular gibi bir şey. Her ikisi de hava alan incecik penye kumaştan, rüzgarın vereceği rahatsızlığı keserken, nefes almasını engelleyip bunaltmaması için. Daha kalın bir şeye(resimdeki atkı gibi), ancak resimdeki gibi buzlu bir günde ihtiyaç duymuşuzdur.

posted on 20 Kasım 2009 Cuma 10:02:53 UTC  #    Yorumlar [3]
# 19 Kasım 2009 Perşembe

Dün Ilgaz'a domuz gribi aşısının ilk dozunu yaptırdık. Sağlık ocağında ortam gayet sakindi. Çocuklardan çok büyüklerin aşılanması için talep olduğunu öğrendik.

Biz aşıya gitmeden önce bize temizlik konusunda yardımcı olan hanım, dönüşte de bina görevlimiz sordu (oldukça tereddütlü ve kafaları karışmış şekilde). Aşı, olacak mı, oldu mu? Her ikisinin de yüzünde de şöyle düşünür gibi bir ifade vardı, "zaten kafamız karışık, tam çocuğu aşılatmamanın doğru olduğuna kanaat getirmiştik, şimdi sizin yaptırdığınızı duyunca iyice kafamız karıştı, işgüzarlar!". Sadece, "biz de ne yapacağımızı şaşırdık, yaptırmayalım diyorduk" çıktı ağızlarından. Temizliğe gelen hanımın çocuğunda zaten gelişme geriliği olduğundan, göründükleri bir doktor var, ona sormalarını önerdim. Diğer kişiye kafasındaki karışıklığı gidermek için nasıl yardımcı olacağımı bilemedim.

Aşıyı yaptırmak istemediğini ifade edenlere nedenini sorduğumda genel geçer yanıt, "güvenmiyorum", "olası yan etkilerinden korkuyorum" oluyor. Bunun riskini değerlendirirken de, genelde "hafif geçiriliyor", "bağışıklığı güçlü", "iyi beslerim" türü rahatlatıcı etmenler belirtiliyor. Çevremdeki kişilerin çoğu çocuklarını özel doktora götürüyorlar.

Bu iki örnekte olayın başka bir boyutu daha olduğunu farkettim. Her  anne-baba, şimdi okuduğunuz bu yazı ya da çocuğunu aşılatmayacağını gerekçeleri ile ifade eden bir yazıya ulaşıp, tanıdıkları birden fazla doktora sorup, düşünüp taşınıp bir karar verecek özgür iradeye sahip mi? Varoşlardaki çocuklarımızın, bağışıklıkları da güçlü mü, iyi beslenebiliyorlar mı, gribi hafif geçirebiliyorlar mı? Sağlık ocaklarında aşı ücretsiz yapılıyor ama, hastalığı ağır geçirmeleri durumunda gerekebilecek sağlık hizmetlerine de bu kolaylıkta erişebilecekler mi?

Düşündüm de, başbakanımız, o aşıyı daha Türkiye'ye aşılar bile ulaşmadan, Obama hangisinden olacaksa ben de ondan olacağım diye Amerika'dan getirtip, ilk olarak kendisine ve ailesine vurdurmuş diye bir haber yaysam, döner dolaşır benim yaydığım haber de benim e-mail'ime düşer mi acaba?

Velhasıl, bizim cephede bir sonraki emre kadar konu kapandı. Doktorlarımız fakir vatandaşı neyin doğru olduğu konusunda doğru düzgün bilgilendirmek üzere seferberlik başlatmalı.

posted on 19 Kasım 2009 Perşembe 07:20:26 UTC  #    Yorumlar [2]
# 17 Kasım 2009 Salı

Boş gebelik konusu da hep yazmak isteyip fırsat bulamadıklarımdan. Ilgaz'dan önce hamile kalmaya çalışırken, silik bir ikinci çizgi ile doktorumu aramıştım. Muhtemelen daha erkendir, istersen kan testi yaptır, şu tarihe de randevu al demişti. Polikistik over sendromu yüzünden, test yaptırmaktan bezdiğim için beklemek daha işime gelmişti. Bir-iki gün sonra bir test daha yaptım, çizgi daha koyuydu, biraz daha havaya girdim.

Randevu tarihine 2-3 gün kala bir kanama başladı. Hemen acile gittik. Muayene eden doktor son adet tarihime göre kocaman bir gebelik kesesi olması gerekirken, benim rahmimin adet dönemi öncesi görünümünde olduğunu söyledi. Boş gebelik muhtemelen ama bir dış gebelik olmasın diye test yapalım dedi. İki gün ara ile yapılan kan testlerinde beta HCG seviyesinin hızla düşmekte olduğu görülünce dış gebelik olmadığına karar verildi.

Doktoruma göre olumsuz hiçbir şey yoktu. İstatistiki olarak gebeliklerin %50'si 12 haftadan önce kendiliğinden sonlanırmış ve çoğunlukla kadınlar, "yoğun bir adet dönemiydi" deyip geçer, farkına bile varmazlarmış. Bu bir anlamda bu hamile kalabildiğimin göstergesi olarak olumlu bile yorumlanabilirmiş.

Buna sevindim ama üzüldüm de tabi. Sonuçta havaya girmiştim. Ilgaz'a hamile kaldıktan sonra da, belli belirsiz bir kanamam olmuştu (impalantasyon kanaması). Acile giderken nasıl bir ruh durumunda olduğumu anlatamam. Bunun üzerine  haftalarca havaya girmemeye çalıştım. Doktorum bir gün, "bak sana beyaz dosya açtım, hamile dosyası, rahatla artık" dedi. Ancak ondan sonra rahatlayabildim.

Blogcu Anne boş gebelikle ilgili çok güzel bir yazı hazırlamış. Eline sağlık.

Bu arada hamile kalma, hamilelik, bebek bakımı ile ilgili sorularınızı Nurturia'daki tecrübeli annelerimize de sormayı ihmal etmeyin.

 

posted on 17 Kasım 2009 Salı 09:25:29 UTC  #    Yorumlar [3]
# 14 Kasım 2009 Cumartesi

Evet, sonunda karar verdik. Ilgaz'ı aşılatacağız, bize kadar ulaşırsa kendimiz de aşılanacağız. Aşı ile ilgili olumsuzluk olarak görülen şeyleri araştırıp, olmamanın risklerini değerlendirdik. Size de nasıl karar verdiğimizi anlatmaya çalışacağım. Aşağıdaki bilgileri bir sürü farklı yerden toparladım, bazılarını yabancı kaynaklardan da kontrol ettim. En derli toplu bulabildiklerimi buraya kopyaladım.

Önemli Not: Bu kadar spekülatif bir konuda, lütfen kendiniz ayrıca araştırıp karar verin. Okuduğunuz, duyduğunuz şeyin kaynaklarını araştırın. Bu yazı ile yalnızca bizim kararlarımızı paylaşıyorum. Aşı olmanızı ya da çocuğunu aşılatmanızı tavsiye amacıyla yazmıyorum. Daha önce de konuyla ilgili yazdığım için son karardan sizi bilgilendirmem gerektiğini düşündüm.

Aşı ile ilgili en çok duyduğum olumsuzluklar:

Aşının yeteri kadar test edilmemesi durumu: Aşının içindeki antijen yeni elbette. Çünkü domuz gribi yeni. Ama her yıl çalıştığımız işyerlerinin sponsorluğunda mevsimsel grip aşısı oluyor arkadaşlarımız. Onlardaki antijenler de her yıl yeni oluyor. Yani aşı yeni değil, antijen yeni.

Civa: "Aşıların içine, tek dozluk aşılara değil, onluk aşılara, on kişiyi bağışıklamanız için hazırlanan aşı karışımına, -bir şişenin içinde durur, 10 kişi aşılanacağı için, enjektör 10 defa girip çıkacaktır ve bakteri kontemine etmesin diye- etil merkür konulur, bu da civalı bir preparattır. “Vay çocuklarımızın civa ile zehirlenmesine yol açacaksın!” Hayır. Çünkü etil merkür vücuttan süratle atılır. Vücutta yığılıp civa zehirlenmesine yol açan metil merkürdür. Bunu uzatmak, bunun miktarlarından filan bahsetmek mümkün, ama etil merkür diye ben bunu geçen gün bir röportajda söyleyince, gazetede abartılı bir şekilde çıkmış. Çocuklarınızın bu kadarcık bile civa ile çok kısa süreli olarak temas etmesini istemiyorsanız mesela, hiç balık yedirmemeniz lazım. Boğaz’daki tüm balıklarda var bu çünkü, tüm yiyeceklerde." (bu yazıdan)

Aşıda kullanılan civanın diğer aşılardakinin 3-4 katı olduğunu duymuştum. Böyle bir durum olmadığını öğrendim. Türkiye'de halen uygulanan etil merkür bulunan aşılar: Karma aşıda 25 mikrogram bir dozda, hepatit'te de 12.5 mikrogram düzeyinde bulunuyor.

Bu yazıdan alıntı:

"...yayınlara bakarken ilginç bir şey öğrendim şu çok meşhur mısır şurubu (high fructose corn syrup-HFCS) içeren yiyeceklerde bile az miktarda HFCS üretiminden dolayı civa bulunuyor. Burada neredeyse her paketli gıdanın içinde kullanılıyor. Hatta hamilelere mide bulantısı için önerdikleri ginger ale, HFCS içeriyor. HFCS içermeyen olanını denediğimi ve iğrenç bir tadı olduğunu yazmam gerek :).."

Bu yazıyı da mutlaka okuyun: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/337876.asp

Adjuvant: Adjuvant aşının etkisini arttırmak amacı ile kullanılan madde demek. Bu aşının içinde adjuvant olarak squalen varmış ve squalenle ilgili, 68 tane klinik çalışma yapılmış. 1997’den beri 40 milyon kişiye squalen içeren grip aşısı uygulanmış. Normal grip aşısında da var squalen ve hiç bir yan etki bildirilmemiş.

Guillian-Barre sendromu: "Guillian-Barre sendromu diye bir nörolojik sendrom vardır. Size şu kadarını söyleyeyim; aşı sonrası ortaya çıkan Guillian-Barre olguları, grip gibi bir hastalık geçirdikten sonra çıkan Guillian-Barre sendromlarından daha az. Yani bütün bunlar çok spekülatif şeyler. " (aynı yazıdan)

Sendrom ve aşılarla ilgili istatistikler hakkında ingilizce bilgi: http://en.wikipedia.org/wiki/Guillain%E2%80%93Barr%C3%A9_syndrome

Durum Tespiti: Hastalık yayıldı. Artık tanıdığın tanıdığı seviyesinden, tanıdık seviyesine indi. Salgının bulaşmaması için gerekli hijyeni sağlamak, toplu taşıma kullanan, okullu küçük çocuğu olan insanlar için bence gerçekçi değil. Geçen gün bir bayanla tanıştım, merhaba deyip anında şap diye öpüverdi beni. Biz niye böyle bir milletiz diye hayıflanabiliriz ama hayıflanmak bizi korumayacaktır.

Riskler: Hafif geçmesini umabiliriz, birçok kişide öyle oluyor. Öyle olmayanlar da var ama. Doktor arkadaşlarımız hastalık yayıldıkça ağır geçirenlerin de çoğaldığını söylüyor. Eğer pnömoni'ye çevirirse, tedavisi yapılabilir. Ama o zaman bu tedavi sırasında başka ilaç tedavileri de görmesi gerekecek, vücuduna girecek maddelerle karşılaştırmamız lazım aşıdakileri. Henüz mevsimsel grip başlamadı. Bir kişi hem mevsimsel gribe, aynı anda H1N1 virüsüne yakalanırsa, nasıl geçirecek hastalığı? Çocuğumuzun bağışık sistemine güveniyoruz, çoğunlukla hastalıkları hafif geçirir. Ama bir gripten henüz kurtulmaya çalıştığı, zayıfladığı bir anda geçirirse de o kadar kolay atlatacak mı? (geçen sene ilaçları bile içirmekte zorlandığımız 40 ateşli 3 günü unutmadım henüz)

Velhasıl, araştırdık, soruşturduk, ölçtük biçtik. Açıkçası artık, yaptırsak bir türlü, yaptırmasak bir türlü diye düşünerek de değil, oldukça emin bir şekilde yaptırmaya karar verdik. Şimdi sıra, aşıyı nerede yaptırabileceğimiz sorusuna kaldı.

Aşıyı Olmaya Nasıl Karar Verdik (Hande versiyonu)

Konu ile ilgili çeşitli linkler:
http://suphecimelek.wordpress.com/2009/11/03/domuz-gribine-dair-komplo-teorileri/ (mutlaka okunması gerekenlerden, yorumlardan buraya kopyaladım)
http://acalya.blogspot.com/2009/11/domuz-gribi-ass-2.html
http://yok-ki.blogspot.com/2009/11/h1n1-domuz-gribi-asisi.html
http://zng.blogspot.com/2009/11/domuz-gribi-ass.html
http://www.ttb.org.tr/index.php/haberler/179-ttb/1725-dgsoruyanit
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/337876.asp
http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=25100

Bazı ingilizce linkler:
http://www.slate.com/id/2232977/ (aşılanmamış çocukların yüzünden kanserli oğlum kreşe gidemiyor diyor başlıkta)
http://www.wired.com/geekdad/2009/10/h1n1-yes-you-should-vaccinate-your-kids/?utm_source=feedburner&utm_medium=feed&utm_campaign=Feed%3A+wiredgeekdad+%28Blog+-+GeekDad%29
http://www.cdc.gov/h1n1flu/vaccination/vaccine_safety.htm

Daha önce Domuz Gribi ile ilgili yazdığım yazılar:
Domuz Gribi Aşısı ve Sükunetli Yaklaşımlar
Domuz Gribi ve Aşısı - Çocuğunuzun bağışıklığını güçlendirmek için 5 şey

posted on 14 Kasım 2009 Cumartesi 12:21:12 UTC  #    Yorumlar [19]
# 13 Kasım 2009 Cuma

Az kalsın kaçırıyorduk, Blogcu Anne'nin bu yazısı sayesinde haberim oldu.

Planım olmayan hafta sonlarını sevmiyorum. Bir anda geçip gidiveriyorlar. Öyle her hafta sonu haldır haldır gezelim demiyorum ama evde oturacaksak onu da bilelim, ona göre bir mod takınalım.

Tam cuma akşamı olduğunu farkedip, tüh gene plansız bir hafta sonu diyordum ki, hafta sonu kurtuldu. Sağol Blogcu Anne.

Cumartesi sabahı Kozyatağındaki sabah seanslarına götürmeyi planlıyorum. Saatleri de çok iyi. Oley!

posted on 13 Kasım 2009 Cuma 15:28:27 UTC  #    Yorumlar [4]

Konu sıcakken, yeni gelmiş bir haberi paylaşmak istedim:

 "VAN (A.A) - 12.11.2009 - Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sabahat Tezcan, Türkiye'deki sezaryen ile doğum oranının son 5 yılda 16 puan yükselerek, yüzde 75'in üzerinde artış gösterdiğini belirtti. Tezcan , "Anne ya da bebek sağlığı tehlikede olmadığı sürece, sezaryen ile doğumun anne ve bebek için zararı var. Bu nedenle bunu hiçbir zaman önermiyoruz" dedi.

Tezcan, 2008'de 10 bin 525 kişi ve 15-49 yaş arası 7 bin 405 evli kadınla görüşüldüğünü vurgulayarak, amaçlarının kadınların doğurganlık düzeyi ve doğurganlıktaki değişimler, bebek ve çocuk ölümlülüğü, aile planlaması, anne ve çocuk sağlığı ile beslenme konularında güncel ve güvenilir bilgi üretmek olduğunu ifade etti.
Tezcan, Sezaryen ile doğumun tüm dünya ülkelerinde kabul görmemesine rağmen ülkemizde her yıl biraz daha artış gösterdiğini anlatarak, Dünya Sağlık Örgütü tarafından yüzde 12 ile 15 oranında kabul edilen sezaryen ile doğumun, Türkiye'de şu anda yüzde 37 olduğunu ifade etti.

Tezcan, sezaryen ile doğumun doktorlar tarafından tavsiye edilmediği halde kadınların isteğine bağlı olarak gerçekleştiğini bildirerek, şunları kaydetti:
''Sezaryen ile doğum oranı, özellikle kentlerde yaşayan öğrenim durumu yüksek kadınlar ile refah düzeyi daha fazla olan ailelerde çok yüksek. Sezaryen ile doğum hızı eğitim ve refah düzeyiyle birlikte artmaktadır. En yüksek eğitim ve refah düzeyinde yüzde 60 veya üzeri olan sezaryen oranı, en düşük eğitim ve refah düzeyinde sezaryenle gerçekleşen doğumların üç katından daha fazladır. Bu çok fazla arzu etmediğimiz bir yöntem. Fakat annelerin doğumdan çekinmesi, bir takım korkularının olması sezaryen ile doğumu tetikliyor.Bunun önüne geçilmesi için bakanlık düzeyinde bir çalışma yapılması gerekiyor'' dedi.  "

posted on 13 Kasım 2009 Cuma 12:38:09 UTC  #    Yorumlar [0]
# 12 Kasım 2009 Perşembe

İki ayrı araştırma ile, reddedilmenin saldırganlığı arttırırken, zeka ölçümü kabul edilen IQ'yu ciddi şekilde düşürdüğü ortaya koyulmuş.

Birinci araştırmada yabancı insanlar tanıştırılmış. Daha sonra ayrılarak bir iş üzerinde çalışmak için iki kişiyi seçmeleri istenmiş. Sonra da kendilerine, hiçbir üye tarafından ekip üyesi olarak tercih edilmedikleri söylenmiş.

İkinci araştırmada, insanlara kişilik testi yapılmış ve onlara gelecekte yapayalnız kalacakları ya da aile ve arkadaşları tarafından sevilen insanlar olacakları söylenmiş.

Sonuçlara göre, reddedilmek IQ'yu aniden % 25 oranında azaltırken, analitik düşünme yeteneğini de % 30 azaltıyormuş.

Makalenin orijinali (İngilizce): http://www.newscientist.com/article/dn2051

Çocuklar arkadaşları tarafından neden reddedilir?

posted on 12 Kasım 2009 Perşembe 14:23:19 UTC  #    Yorumlar [3]

Normal isteyip sezaryen olmak zorunda kalanlar istisnasız olarak rahatsızdırlar sezaryen olmuş olmaktan. Keşke üzmeseler kendilerini, şanslarını denemişler sonuçta.

Ben sezaryen kararının çok artmasında, özellikle bir kuşak öncemizde yapılan normal doğum hikayelerinin efsaneleştirilmesinin etkili olduğuna inanıyorum. Günümüzde o zaman zorlukla doğurtulan bir sürü durumda zaten hemen sezaryene dönülüyor. Zor doğum riski çok büyük değil aslında. Keşke daha fazla anne şansını denese.

Bugün annesinin meleği 'nde Zeynep'in doğum şeklini sorguladığı yazısını okurken kendi rızası ile sezaryen olanlardan pişman olana çok rastlamadığımı farkettim. Bulmuşken henüz doğum yapmamışlar için paylaşayım dedim.

bu bir pişmanlık yazısıdır

Güncelleme: Bir ek yapayım dedim. Geçenlerde Bursa'ya gittiğimizde kebap yedim ve ertesi akşam hafif ishal oldum ama çok fena mide krampları oldu. Akşam 6 civarında başladı, saat 9'da yattım, sağa dön sola dön 12'ye doğru ancak uyudum. Sabaha kadar uykudan uyandırarak sıklıkla kramp girdi. Hani hep deniyor ya 24 saate kadar sürüyor falan. Sonra 3 gün daha aralıklarla yemek yedikçe mide krampı çektim. Doktora gittim, endoskopi yaptırdım, mikrobik gastrit çıktı. Belki zehirlenmiştim de. Yemin ederim, doğumun son 1 saatine kadar, doğum sancılarını o mide sancılarına 10 kez tercih ederim. Doktorum geldikten sonra epidurali verebilmeye başladılar ki, bu doğumdan 1 saat öncesiydi. Son 1 saatteki de çıkacak çocuğun yüz suyu hürmetine çekilir. Bir daha doğurursam hiç epidural yaptırmasam mı acaba, bakalım ne kadar acıtabiliyor?

posted on 12 Kasım 2009 Perşembe 07:44:59 UTC  #    Yorumlar [14]
# 10 Kasım 2009 Salı

Nurturia açılalı 10 gün oldu. Avatarlar yüklenmeye, çocuklar eklenmeye, sorular sorulup yanıtlar verilmeye, gruplar kurulmaya başlandı.

2,5 yıllık Kitubi tecrübesinden sonra benim için Nurturia'nın bambaşka bir anlamı var. Nurturia'ya arkadaşlarıma ekleyebildiğim, yüzlerini tanıyabildiğim, dahası tatlı çocuklarını görebildiğim bir sürü gerçek insan geliyor hergün. Heyecanla karıştırıyorum sayfaları ve neşeleniyorum.

Eğer beni arkadaşlarınıza eklemek isterseniz, giriş yaptıktan sonra, sağ üst köşede Kişi Ara'ya "damla" yazarak profilime ulaşabilirsiniz.

Nurturia'yı deneme fırsatı bulabildiyseniz, ilk izlenimlerinizi bu form aracılığı ile iletebilirsiniz.

 

posted on 10 Kasım 2009 Salı 07:08:54 UTC  #    Yorumlar [0]
# 07 Kasım 2009 Cumartesi

Boyut yayınlarından, Anaokulu dergileri almıştık bir süre önce. İlk birkaç sayıdan sonra yaşı için uygun olmadığına karar verip rafa kaldırmıştık. Taşınma ile ortaya çıktılar ve Ilgaz tekrar kaldırmamıza izin vermedi. Bazı bölümlerini yapmak için hala erken olsa bile, hikayelerini okumak, çıkartmalarını yapıştırmak, kesme yapıştırmalarını ve yemek tariflerini birlikte denemek için süper.

Geçenlerde sanırım Boyut'un çapraz satış kampanyası kapsamında BBC Kids Zone için beni aradılar, doğum günüme özel bir indirim teklif ettiler. Ben de daha önce bu seti inceleyip gözüme kestirmiştim. "Tamam alalım" deyivereceğim tuttu (lütfen satıcılar beklenti içine girmesinler, her zaman yaptığım bir şey değil).

Cd'lerini de kitaplarını da çok beğendim. Aslında özellikle kitapların seviyesi belki Anaokulu serisinden bile daha ileri. Buna rağmen, Ilgaz resmen bu kitapçıkların içine düşüyor. Her fasikülün ayrı bir teması var. Ben de sırayla gideceğiz diye kasmıyorum. Anne, yemek serisini okuyalım diyor. Sonra daha ben elimdeki işi bitiremeden başlıyor dergideki resimleri daire içine almaya, elmaları boyamaya, parmaklarıyla labirentlerin üzerinde dolaşmaya (biraz kestirmeden gidiyor ama parmaklar şahane). Sonra da kitaptaki yiyeceklerin ingilizcelerini saydırıyor. Okulda öğrendiği bir iki şeyi de bize satıyor arada, "bu banana, banana bunun adı baba, ingilizcesi ba-na-na".

Cd'lerde de Susam Sokağı'nın Bay Saftirik'ine benzeyen bir skeç var, iki tip sürekli saçmalıklar yapıyorlar. Çok konuşmuyorlar, sadece o CD'nin temasına uygun şeyleri vurguluyorlar. Bunlara kahkahalarla gülüyor. Komikler ama gerçekten. Tavsiye ediyorum. İngilizce öğretiyor diye değil (öğretip öğretmediğini henüz bilmiyoruz), çok eğlendiriyor diye. Öğrettiğimiz şekilde teker teker işaret parmağına takarak CD'leri getiriyor, "Anne bu kaç?" diyor, "12" diyorum, "12, ehe ehe, 12" deyip sevine sevine gidiyor, başka bir tane takıp getiriyor. Sayıları ben de severdim ama bu kadar komik bulmasını da anlayabilmiş değilim.
Çocuğuma Ne Zaman ve Nasıl İngilizce Öğretmeliyim?

Bu arada, bitireyim öyle yazayım diyordum ama sabredemedim. GİDDAR . Bir arkadaşımız süper bir fantastik roman yazdı.

Dün akşam, Ilgaz için taze taze imzalanmış kitabın, 50 sayfasını bir çırpıda okuyuverdim (niye eskitiyosun ki çocuğun kopyasını be kadın, Ayk, en az gün aşırı hayıflanmaktır!). Fazladan bir saat uyku kadar iyi geldi bünyeme. Ilgaz'la, ya da işle, ya da Web 2.0'la ilgili olmayan bir kitap okumayalı çok olmuştu.

Giriş bölümünde Gökhan ve Ilgaz'a yazılmış teşekkürlerle duygulandım. Kendi ana dilimde, tercüme eli değmemiş fantastik satırlar okudum, Siox'la birlikte kılıç kuşandım ormana daldım. Sonra belki ben de yazmaya başladığım kitabı bitirir de böyle elime alır okurum bir gün diye hayaller kurdum. Gözünüzü korkutmak istemem ama kitap dolu dolu 558 sayfa. Ne malzeme biriktirmişsin güzel kardeşim. Ne diyeyim, Erbuğ Kaya arkadaşımızın ellerine sağlık.

Çok satılsın, çok okunsun, çok basılsın, çok dillere tercüme edilsin, biraz da Amerika'lılar tercüme okusun (tercümanlar alınmasın, Allah yine onlardan razı olsun).

http://www.idefix.com/kitap/giddar-erbug-kaya/tanim.asp?sid=T5XQ66BSF319IYXRNSE0

 

posted on 07 Kasım 2009 Cumartesi 06:21:50 UTC  #    Yorumlar [9]
# 05 Kasım 2009 Perşembe

E-posta üyeliği hizmeti için feedburner'ın hazır servisini kullanıyorum. Sanırım servis sapıtmış, dün 15 ekimli yazıyı yeniden göndermiş. Gerçi bir-iki arkadaş tekrar yorum yazmışlar, sevindim yorumları görünce ama yine de mükerrer gönderim için kusura bakmayın.

(İlk defa böyle bir sorun oluyor, kullanmak isteyenlere yine de tavsiye ederim, güzel bir servis)

posted on 05 Kasım 2009 Perşembe 05:41:22 UTC  #    Yorumlar [3]
# 03 Kasım 2009 Salı

Ayk, onun da senin için kaygılanmasıdır!

Cumartesiden beri mideme kramplar giriyor. O gece oldukça kötüydü, Gökhan yatırma hazırlıklarını yaparken ben uzandım. Ilgaz benden bir şey istediğinde de hasta olduğumu, karnımın ağrıdığını söyledim. Ben vurdum ondan oldu dedi (demek sadece ben ona olan şeyler için kendimi suçlamıyorum). Yok oğlum ondan değil dedim. Endişeli, endişeli neden, neden diye sordu. Bu aralar bu sebep sorgulama hakim zaten. Eğer canı acıyacak şekilde düşerse, hemen "Anne neden düştüm ben, neden düştüm?" diye soruyor. "Öğrenelim de bir daha düşmeyelim" gibi bir tonlama var, biraz da "nereden çıktı bu düşme işi şimdi ya, güzel güzel koşuyorduk" kokuyor. Sorusunun üzerine "yediklerim dokundu herhalde, bazen olur öyle, ben de bazen hasta olurum, sonra yine iyileşirim" dedim.

Bugün doktora gittim, ultrason, endoskopi, sonuç olarak antibiyotikle tedavi edilebilecek türde bir gastrit varmış.  Akşam Ilgaz babasının da yönlendirmesiyle dedi ki, ben senin karnını ovalarım, geçtiririm. Ben uzandım, o da minik elleriyle midemi ovaladı. Üstüne doktor aletleriyle muayene etti. Havuç ye, havuç yersen havuç seni iyileştirir dedi ve yattı (cumartesi gecesi ben Gökhan'dan patates haşlamasını rica ettiğimde havuç haşla diye ısrarcı olmuştu da :) ).

posted on 03 Kasım 2009 Salı 06:05:33 UTC  #    Yorumlar [15]
# 02 Kasım 2009 Pazartesi

Bir önceki yazıda duyurduğum gibi Nurturia açıldı.

Çocuk yetiştirirken anne-babalarının birbirlerinin tecrübelerinden yararlanabileceği özelliklerine Nurturia Anne-Babalar Arası İletişim yazımda değinmiştim. Anne, babalar özellikle Soru ve Cevap bölümünde birbirleri ile yardımlaşmaya başladılar bile. Bu yazımda Nurturia'nın diğer temel fonksiyonu olan, aile ve arkadaşlarınızın çocuğunuzun günlük hayatına daha fazla dahil olabilmelerini sağlayacak olan özlem giderme fonksiyonunun bazı özelliklerinden söz edeceğim.

Ne Yapıyorsun?

Nurturia'ya giriş yaptıktan sonra ana sayfadan ve kendi profil sayfanızdan, hem kendiniz için, hem de çocuğunuz için kısa güncellemeler girebilirsiniz. Ana sayfanızda, eşiniz dostunuz, aileniz ve tabi en önemlisi onların çocukları için girilmiş güncellemeleri görebilirsiniz. Yeni fotoğraflar yüklediklerinde de haberdar olursunuz.

Çekirdek Aileniz:

Nurturia'ya üye olduktan sonra, eşinizi davet edebilirsiniz. Eşiniz sizin eş davetinizi kabul ettikten sonra, eğer izin verdiyseniz, çocuğunuz, eşinizin de çocuğu olarak kaydedilir ve o da sizinle aynı haklara sahip olarak, çocuğunuzla ilgili güncellemeleri yapabilir. Profil sayfanızda, sağ üstte eşiniz olarak gösterilir.

Çocuk Sayfası:

Nurturia'da çocuğunuzun sizinkinden ayrı (ama siz ve eşiniz tarafından yönetilen) kendisine ait bir sayfası olur. Ona sizinkinden ayrı avatar yükleyebilirsiniz ve güncellemelerini çocuğunuzun sayfasından ayrı olarak görebilirsiniz. Çocuk sayfasına özel fotoğraf yükleme ve andaç özellikleri de çok yakında.

Aileniz ve Arkadaşlarınız:

Çocuğunuzla ilgili gelişmeleri takip edebilmeleri için ailenizi, akrabalarınızı, arkadaşlarınızı davet edebilirsiniz. Ailem sayfanıza girdiğinizde, öncelikle ailenizdeki diğer çocukları görürsünüz.

Nurturia'ya çocuğunuzla ilgili haberler vermek istediğiniz, ya da çocuklarından haber almak istediğiniz arkadaşlarınızı davet edebileceğiniz gibi, ayrıca Soru, Cevap ve Gruplar bölümünde iletişim içie girdiğiniz kişileri de arkadaşlarınıza ekleyebilirsiniz.

Gizlilik:

Ayarlar'ınızın altından Gizlilik bölümünde profilinizdeki detayların kimler tarafından görülebileceğini belirleyebilirsiniz. Ayrıca "Fotoğraflarım" bölümünden yeni albüm tanımlarken, o albümü kimlerin görebileceğini ayrıca belirleyebilirsiniz.

posted on 02 Kasım 2009 Pazartesi 07:33:02 UTC  #    Yorumlar [3]