# 31 Aralık 2009 Perşembe

2010'da her şey dilediğiniz gibi olsun diyeceğim. Hadi diyelim kabul gördü. Sonra bunun 2011'i var 2012'si var. Sonra demezler mi "bak her şeyi 2010'a diledin, 2011'e ne kaldı?" :)

Benim huyum böyledir işte, kendi kendime dilerken bile, her şey süper olsun diyemem. Ne zaman optimizm yanım ağır bassa, realizm çıkar parmağını sallar. Kendi kendime, her şey güzel olsun, para olsun, sağlık olsun, neşe olsun derken, sonra hemen düzeltirim, tamam her şey güzel olmaz ama önemli sağlık sorunları olmasın en başta, kötü insanlar bizden uzak olsun, aklımız fikrimiz yerinde olsun, birazcık da şans olsun işte gerisini hallederiz bir şekilde diye. Hani bir Temel fıkrası vardır. Temel her gün dua eder, Allah'ım bana piyangodan para çıksın çok zengin olayım. Tanrı en sonunda bir haberci gönderir. "Söyleyin duasını kabul ettim ama bir bilet alsın bari". Ben dua kısmını bile geçemiyorum genelde.

2010'dan beklentim çok. Bu sene bir değişiklik yapıp dileklerimi somut bir şekilde dilemeye karar verdim, listesini yaptım. Gün içinde ağır ağır sindire sindire dileyeceğim.

2010'da sizlere de öncelikle zihin açıklığı diliyorum. Annem bizi okula gönderirken hergün bunu dilerdi, işe de yarardı hani. Sonra özgüven ve serinkanlılık diliyorum. İnanıyorum ki, biz kendimize güvenir ve sıkışık durumlarda sakin olursak, çocuklarımız için en iyisi olur. Ayrıca güç, kuvvet diliyorum. Hem çocuklarınıza daha iyi bakabilmeniz için hem de kendi isteklerinizi başarabilmeniz için. Henüz hedef koymamış olanlar için 2010'da ne istediklerini bulmalarını diliyorum.

Şansınız bol olsun. Doğumlar kolay, emzirmeler acısız, uykular tatlı, bebekler iştahlı olsun. Anneler sabırlı, babalar paylaşımcı, bakıcılar güvenilir olsun. Kazalar küçük, ateşler hafif, 2 yaşlar sendromsuz olsun. Çocuklarınızla, sevdiklerinizle şahane bir yıl olsun.

posted on 31 Aralık 2009 Perşembe 09:02:35 UTC  #    Yorumlar [4]

En çok kullandığım Ürünler Serisinde:
En çok kullandığım 5 ürün - 18-24 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 12-18 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 9-12 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 6-9 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 3-6 ay
En çok kullandığım 5 ürün - 0-3 ay
En çok kullandığım 5 ürün - Hamilelik

Her ne kadar Ilgaz 36 ayını henüz doldurmamış olsa da 1,5 ayda favori ürünlerimiz değişmez nasıl olsa.

Plants (bitkiler), Pets (evcil hayvanlar), People (insanlar). Çocukluğun 3P'sini Scott Hanselman'ın blogunda okuduğumda çok hoşuma gitmişti. 2-3 yaş dönemi anne babanın belki de zorlukla 3P'nin son P'sine gelindiğini kabul etme süreci. Evinizde her işini kendi görmek isteyen, ama bunu pek başaramayan, biraz bunun için canı sıkılan, bazen o eski ilgiyi özleyip yeniden bitki olmak isteyen, size sık sık kendi çocukluğunuzu hatırlatıp empati kurmak zorunda hissettiren insancık yaşamaya başlamıştır. Artık birçok malzemeyi ortak kullanma imkanınız olsa da, sık kullandıklarınızın arasında onun ölçülerinde, fizyolojisine uygun eşyalar çok işinize yarayacaktır.

Tuvalet Adaptörü: Mothercare'in beyaz yandan tutacaklı adaptöründen memnun kaldık. ( bunun beyazı http://www.mothercare.com/Thomas-Tank-engine-comfi-trainer/dp/B001CFS4PA/sr=1-1/qid=1262249128/ref=sr_1_1/279-5475596-6387057?_encoding=UTF8&m=A2LBKNDJ2KZUGQ&n=42858041&mcb=core) Geniş tuvaletlere de sağlam bir şekilde yerleşiyor ve öndeki yüksek bölüm sayesinde biraz da öne eğilmeyi öğrendikten sonra dışarı çiş taşmıyor. Yedek tuvalet ve seyahat için aldığımız daha minik hafif modelin öndeki çıkartılabilir parçasını tuvalete atıp üzerine de sifonu çekince öndeki parçanın kesinlikle çıkmaması gerektiğine karar verdim. 

Yüksek Sandalye: Ikea Gasell sandalye. Ayak yaslama bölümü boya göre ayarlanabilir olsa daha iyi olurdu. Yine de dengeli yapısı ve kolay oturup kalkmasına imkan vermesiyle güzel bir sandalye.

Masa ve Sandalye: Ikea Svala. Şu anda cilasız kullanıyoruz, üzerinde epey boya lekesi var. İleride büyüdüğünde birlikte zımparalar istediği renkte cilalarız diye düşünüyorum.

Bisiklet: Gürkan'ın bu yazıda söz ettiği pedalsız bisikletten. Ayakları ile pıtı pıtı iterek, direksiyonu ile yönünü ayarlayıp dengesini sağlayarak biniyor. Kaldırıma gelince önünü kaldırıp yüksekliği aşıyor. Ustası oldu.

Oyuncak rafı: İkili expedit'i yere yatay olarak kullanıyoruz. Geniş gözlerinde oyuncaklarına rahatça ulaşıyor, kendisi alıp koyabiliyor.

posted on 31 Aralık 2009 Perşembe 08:22:09 UTC  #    Yorumlar [2]
# 28 Aralık 2009 Pazartesi

Çocuklarımız için daha çok serisinde:
Çocuklarımız için daha çok etkinlik - Yamaha Müzik Okulu
Çocuklarımız için daha çok kitap
Çocuklarımız için daha çok etkinlik

Zuzu Cafe'yi çoktandır duyuyordum (okuyordum daha doğru olur). Ama gitmek için fırsatım olmamıştı. Uzun zamandır ailecek dışarıda kahvaltı yapmamıştık. Vakit darlığından cumartesi gecesinin bir köründe yer araştırırken Zuzu Cafe'de kahvaltı da olduğunu fark ettim. İyi ki etmişim.

Kahvaltılıkların tazeliği, kalitesi çok iyiydi. Ilgaz saatin ilerlemesinin verdiği açlıkla uslu uslu oturup kahvaltılıkları sildi süpürdü. Sonra ablaların gözetimindeki oyun odasında (yaz için açık bölümü de olduğunu fark ettim) keyifle oyuncakları karıştırdı. Yarım saat kadar oynadıktan sonra sanırım bizi az gördüğünden ya da karnı yeniden acıktığından yanımıza geri geldi. O yarım saat bizim de sakin bir şekilde kahvaltımızı bitirip, yetişkin sohbeti eşliğinde birkaç bardak daha çay devirmemize yetmişti.  Kahvelerimizi de içip kalktık.

Her ne kadar açık büfeler insanın iştahını kabartsa da, yiyecekler açıkta beklediğinden tatsızlaşır, ben aç karnına seçim yapmakta zorlanırım, sonra vicdan azabından aldıklarımı bitirmek zorunda hissederim, tabakta kalan yiyeceklere üzülürüm. Velhasıl açık büfe konsepti bana uygun değildir. O yüzden Zuzu'nun belki de yer darlığından yönelmiş olduğu serpme kahvaltı konsepti bana daha sıcak geldi. Güzel bir müzik, biraz huzur ve yanında taze çay ve sevdikleriniz de olduktan, aklınız evde kalmadıktan  sonra.

Açıkçası ben Zuzu'nun ağırlıklı çocuklar için tasarlanmış bir yer olduğunu sanıyordum. Ama aslında gayet yetişkinler için dekore edilmiş, sadece çocukları da düşünmüşler (oyun odası, oyun ablaları, çocuk tuvaleti) olması gerektiği gibi. Çocuğunuzu bir yere bırakmadan, yanınıza çocuklu ya da çocuksuz bir arkadaşınızı rahatlıkla alıp gidebileceğiniz bir yer Zuzu. Hala duymamış olanlar varsa denemelerini tavsiye ederim. Diğer mekanlara örnek olmasını dilerim.

Yeri kolay. Bağdat caddesine Bostancı tarafından başından girdikten sonra sola yanaşın, Ramiz'den sola dönün, sonra sol, tekrar sola dönün, önüne çıkacaksınız.

posted on 28 Aralık 2009 Pazartesi 13:56:27 UTC  #    Yorumlar [4]
# 27 Aralık 2009 Pazar

"HACETTEPE Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre, Türkiye, 20 yılda bebek ölüm oranlarını binde 53’ten binde 17’ye düşürerek büyük bir iyileşme sağladı. 1998’de binde 52 olan beş yaş altı çocuk ölüm hızı da büyük bir düşüşle binde 24’e indi. Aynı dönemde doğurganlık oranı da yarı yarıya azalarak 4.33’ten 2.15’e düştü. Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Şükrü Hatun, gelişmelerin son derece sevindirici olduğunu belirterek, “Hiç kuşku yok ki, gelişmiş ülkelerin binde 5 civarındaki bebek ölüm hızı oranlarına ulaşmak için uzun bir yolumuz var, ama binde 20’nin altına inmek bu hedefe ulaşmak bakımından hepimize iyimserlik veriyor” dedi."

Haberin tamamı için

posted on 27 Aralık 2009 Pazar 17:33:44 UTC  #    Yorumlar [4]
# 26 Aralık 2009 Cumartesi

Şimdiye kadar Can’ın kullandığı 3 adet oto koltuğunu size tanıtmak istiyorum (Hande'den):

Maxi-Cosi Cabrio Fix
İlk koltuğumuz Maxi-Cosi Cabrio Fix oto koltuğuydu ve aynı zamanda bebek arabasına monte edilebiliyordu. Kullanımı çok rahattı. 

        

Cabrio Fix’i, bir sonraki koltuğumuzun biraz gecikmeli gelmesinden dolayı doğumundan neredeyse 16 aylık olana kadar kullandık. Hala Can’ın o koltuğa karşı özel bir sevgisi var. Bence en fazla bir yaşına kullanılmalı. Küçük ve yatar pozisyonda olduğundan bir süre sonra çocuk için oldukça sıkıcı olabiliyor. 

Volvo Britax-Fixway 
Hamile kaldığımı öğrendiğimde arabamızı daha sağlam bir arabayla değiştirmeye karar vermiş ve Volvo almıştık. Volvo broşüründe çocuk koltukları dikkatimizi çekmişti. Can'ın koltuğunu değiştirme zamanı yaklaşınca aklımıza bu koltuklar geldi ve araştırmaya başladım. Araştırdıkça konunun çok derin olduğunu ve çocuk için en güvenli yolculuğun, mümkünse 4 yaşına kadar ters dönük olduğunu öğrenince kendimizi bir maceranın içinde bulduk. Bu vesileyle de Kitubi ve Damla ile tanışmış olduk.

Araştırmalarımız sonucunda getirtebileceğimiz 2 koltuk olduğu sonucuna vardık. Volvo Britax ve Besafe’in 3 modelinden bir tanesi. Isofix bağlantısı olduğundan arabamızın Volvo oluşundan ve Ilgaz’ın koltuğunu sevmesinden dolayı Britax Fixway almaya karar verdik.  
 
Aracınızda Isofix Yoksa
Eğer arabanızda isofix bağlantısı  yoksa öncelikle arabanıza isofix demirinin bağlanabileceği ve arabanın konstrüksiyonuna sabitlenmiş bir parça taktırmanız gerekiyor sonrasında

Koltuk bağlantı demir ayağı;

Ve koltuk bağlantı demir muhafazasına ihtiyacınız olacak;

Britax Fixway'in Üstünlükleri

  • Can çok seviyor,
  • Oldukça yüksek oluşuyla çocuğa güzel bir görüş açısı sağlıyor (Besafe’den daha yüksek)
  • Oturduğu kısım rahat ve geniş, koltuğun yüksekliğiyle birlikte ayak mesafesi oldukça fazla.
  • Isofixli oluşu, koltuğun yanlış bağlanma riskini ortadan kaldırıyor. 

Olumsuz Yanları

BeSafe Izi Combi X1

Karma (BeSafe’in distribütör’ü) talebimiz üzerine geriye dönük monte edilen bir modelinden fuar için 3 adet getirdiklerini söylemişlerdi. Gelen modelin isofixli olmadığını öğrendiğimizde moralimiz bozulsa da Besafe’in kalitesine güveniyordum. Bu araştırmalar sırasında Can’dan 40 gün küçük olan Ege’nin annesi Gülşah’la sürekli bağlantı halindeydik. İlk Besafe’in reklâmını o görmüş ve bana araştırmam için bir materyal daha sunmuştu. Biz Britax’ı alırken, Karma’nın bizim için getirdiği koltuğu da onlar aldılar.

Benim arabamda isofix sistemi yok. Ara sıra da kiralık şirket aracı kullanıyorum. Bir yandan sistemi kurdurmak için formalitelerle uğraşırken diğer yandan eşimle, "Çocuğu sen al" - "olmaz koltuk senin arabanda" gibi tartışmaları sık yaşar olmuştuk. Bu yüzden ikinci bir araba koltuğu almaya karar verdim. Bu arada Evren ve Osman oğulları Tan için Ankara’da bir mağazadan Besafe İzicombi X1 almışlardı. Mağazadan almak taksitli alma imkanını da beraberinde getiriyordu. Böylelikle Özel Can Bebe’yi arayıp ellerindeki Besafe’in koltuğunu internetten alışveriş yapabilmem için web sayfalarına yerleştirmelerini rica ettim. Kısa bir süre sonra yeni koltuğumuz bize teslim edildi. 

Besafe İzi Combi X1'in Avantajları

  • Elinize aldığınızda bile ağırlığıyla güvenli ve sağlam olduğunu size hissettiriyor.
  • Aksesuarları beraberinde teslim ediliyor.
  • Fiyatı oldukça uygun
  • O kadar sıkı monte oluyor ki yerinden bir milim koltuğu oynatmanız mümkün değil.
  • Isofixli olmamasına karşın, ilk montajda biraz zorlansanız da daha sonraki montajlarda arabanıza göre ayarları çok oynatmadığınız için çok kısa sürede monte edebiliyorsunuz. (dün zaman tuttum, Can etrafımda dolanıp beni yavaşlatıyor olmasına rağmen bir dakikadan daha kısa bir zamanda monte ettim.
  • Oldukça konforlu görünüyor.

Koltuğu hem ters hem düz monte edebiliyorsunuz. Fakat bu bizim için bir avantaj değil, çünkü koltuğu öne döndürmek gibi bir niyetimiz yok. 

Dezavantajları

  • Britax’a göre ayak mesafesi çok az daha kısa
  • Britax'a göre biraz daha alçak.
  • Can sanki Britax’ı daha çok seviyor gibi geliyor bana (duygularını net ifade etmeye başladığında nedenini öğreneceğiz).
  • Hem ters hem düz monte edebiliyorsunuz (zamanından önce düz monte edilmesine neden olabilir ve düz montajı tersteki kadar kıpırdamaz sabitlenmiyor)

Bence bunlar çok önemli dezavantajlar değiller.

Ters monte edilen koltukların montajında dikkat edilmesi gerekenler

  • Koltukların arabanın ivmesiyle öne ve ya arkaya yapışmasını önleyen ayak, kayış vs. ayarlarının doğru yapılması. 

* Sabitlenmiş BeSafe izi combi X1
 

* Ön koltuğa sabitlenmiş kayışlar koltuğun ivmeyle arabanın arka tarafına doğru kaymasını önlerken, yere basan ayak ta, koltuğun arabanın ön tarafına doğru hareket etmesini engelliyor
 

* Koltuğun arabaya sabitlenmesini sağlayan mekanizmanın kriko kolu

* Hem araba koltuğunu sabitlerken aynı zamanda koltuğun arka tarafa doğru hareket etmesini engelleyen çelik kaplama bölümün emniyet kemeri geçişi.

* Emniyet kemerinin geçiş noktaları.
 

  • Her iki koltuğunda dik, dinlenme ve yatma diye 3 pozisyonunun olmasına karşın (düz bir zemine koyduğunuzda bunun doğru olduğunu görüyorsunuz), arabaların arka koltuklarının rahat oturum için arka tarafa eğimli yapılmış olmasından dolayı, koltuğu her zaman için yatar pozisyonda tutup, koltuğun da kayışlarını iyice sıkarak koltuğun yüzeyini mümkün olduğunca düzleştirdiğinizde görüyorsunuz ki çocuk uyurken başı öne düşmüyor. (ilk günlerde uyurken çok rahatsız bir koltuk bu diye çok üzülmüştük) 

Bir de koltuklar gelmeden önceki en büyük fobim, küçücük olan benim arabama (ford fiesta) sığar mı korkusuydu. Onda da bir sıkıntı yaşamadık. Çok yer kapladıkları kesin ama orası oğlumuzun özel yeri.

Her iki koltuktan da çok memnunuz. Daha da önemlisi Can çok memnun bizim de içimiz rahat.

Nurturia Geriye Dönük Araba Koltuğu Sevenler Grubuna katılın

posted on 26 Aralık 2009 Cumartesi 20:41:35 UTC  #    Yorumlar [3]
# 21 Aralık 2009 Pazartesi

Blogcu Anne'nin oluşturduğu Pozitif Doğum Hikayeleri sitesinde yazılar hızla çoğalıyor. Biz de Hande'nin doğum hikayesi üzerine doğum hikayelerini paylaşmak isteyen annelerimizin hikayelerini yayınlamaya devam ediyoruz. Bu hikaye için Yeşil Anne'ye çok teşekkür ederim. Eminim benzer sıkıntılar yaşayan annelerin çok işine yarayacak.

Negatif denilemeyecek kadar harika
Pozitif denilemeyecek kadar çetrefilli bir anı dizisi

- Evlenme teklifini kabul ettim evet, ama ben 16 yaşımdan beri hipotiroidi hastasıyım ve bu hastalık vücudumdaki her şeyi etkiliyor. Benim bebeğim olamayabilir ve sen bebekleri çok seviyorsun, sürekli onlardan bahsediyorsun. Emin misin?

diye sordum. Eşim, hiç tereddüt etmeden bana şu cevabı verdi;

- Bebeğimiz bir şekilde olur, tıpta her şey mümkün, yine de başaramazsak evlat ediniriz. Ama ben senin gibi bir insanı bir daha bulamam. Gel evlenelim…

İşte bizim hikayemiz böyle başladı. 2007'nin Kasım'ında tanıştık, 2008'in Temmuz'unda evlendik. Bebeğimizin de aynı hızla hayatımıza gireceği aklımın köşesinden geçmezdi. Bunun için hala şükrediyoruz.

Hamile olduğumu 10 Eylül sabahı evde yapılan test çubuğundan öğrendiğimde eşim evdeydi. Korunduğumuz için ihtimal vermiyorduk. Eve en yakın poliklinikte 5 haftalık hamile olduğumu öğrendik. Son 3 aydır tiroit ilacımı ihmal etmiş olmam çok can sıkıcıydı. Üstelik hamile olduğumdan habersiz antibiyotik tedavisi görmüş ve röntgen de çektirmiştim. Doktora bunları anlattık ve ilk bebeğimiz olduğunu söyledik. Ne dese beğenirsiniz; "Sen şimdi bunu doğurmak istersin". Çok sinirlendik ve bir hışımla odadan çıktık. Yolda kendisine bol bol küfür ettik. Ne yazık ki takip eden birkaç gün içinde iki doktordan benzer cevaplar aldık. Gittiğimiz bir başka doktor yorum yapmak istemediğini söyledi. Durumun bu kadar vahim olduğuna inanmak istemiyorduk. Gece uykularımız bitmişti, ben ağlamaktan kendimi alamıyordum. Annelik bende çoktan başlamıştı.

Oysaki sevinmek istiyordum. Çünkü bu bebek bir mucizeydi, imkansız denilebilecek bir şey gerçekleşmişti. Demek ki bebeğimiz gelmek istiyordu, neden herkes ağız birliği etmiş gibi işi zorlaştırıyordu?

İkna olamadık ve bir başka doktora gittik. Bebeği aldırmam için bir sebep olmadığını söyleyip, gülümsediğinde bize bahar geldi. Onu soru yağmuruna tuttuk. Hala korkuyorduk. Tek yapılması gereken ilacıma başlayıp doz ayarlaması yapmaktı. İlk tarama testinde tekrar değerlendirebileceğimizi ama rahat olmamızı söyledi. Bundan sonra hep olumlu düşündük. Eşim beni çok iyi motive ediyordu. Ama birbirimizden sakladığımız bir ortak gerçek vardı, ikimiz de deli gibi korkuyorduk. Haftalar geçip, taramalar yapıldıkça korkularımız hafifledi. 24. haftaya kadar her şey yolundaydı. Bebek iyi gelişiyordu. 24. haftadan sonra anlaşılmayan bir nedenle bebeğin gelişimi haftasına göre eksik kalmaya başladı. İlk zamanlar doktor bunun olabileceğini, endişelenecek bir şey olmadığını söylüyordu. Önce bir, sonra iki, üç hafta geri derken yine haftalar geçti.

Uykusuz geceler geri geldi
Doktor bir gün ilk ultrason görüntülerimi istedi. Geç döllenme olabileceğinden şüpheleniyordu. Ultrasonlarıma baktıktan sonra, döllenmenin iki hafta geç gerçekleştiğini, böyle durumların olabileceğini ve iki hafta geç döllenmeyle beraber bebeğin iki hafta geriden geldiğini ve bunu normal saydıklarını söyledi. Yani sonuç olarak doktorun geç döllenme tahmini doğru değilse bebek 4 hafta geriden bir gelişme sergiliyordu. Bu da bizi inanılmaz endişelendiriyordu. 4 hafta koca 1 ay demekti. Evet, kilo alıyor, gelişiyordu ama açığı kapatamıyordu.

Doktorumuzun "geç döllenme" açıklaması içimizi rahatlatamadı. Bu doktor 20. haftada kontrolünde sezaryenin güzelliklerini, normal doğumun risklerini anlatırken gözümüzde çok kredi kaybetmişti. Başka bir doktor daha bulduk. Artık çok yorulmuştuk. Doğuma 4 hafta vardı. Yeni doktor ise geç döllenmenin olmadığını her şeyin takvime uygun olduğunu ve evet çocuğun geriden geldiğini ama endişelenmemiz gerektiğini söyledi. Bir sonraki kontrolde artık o da endişeliydi. Bize femur kısalığından (ayaklarda kısalık) bahsetti. Bizi Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.B.D. Uzmanı Doç. Dr. Münire Erman Akar'a yönlendirdi.

Spinal sezaryen
Münire hanım'a gittiğimizde artık 37 haftalık hamileydim. Bebeğin normalden küçük olduğunu, korkmamamızı, plasentayla alakalı bir durum olabileceğini söyledi ve doktorumun femur kısalığı şüphesini onayladı. Aynı zamanda amniyon sıvısında azalma başladığını söyledi ve bunun takibi için 4 gün sonrasına randevu verdi. O gün gittiğimizde "Bugün hemen seni yatıralım, yarın sabah bebeği alalım" dedi. "Bebeği almak mı? Sezaryen doğum öyle mi? Ama ben normal doğum istiyorum." dediğimde, bana amniyon sıvısında oldukça azalma olduğunu, bundan sonra beklemenin bebeği tehlikeye sokacağını, bebeği biran önce dünyaya getirip dışarıda kilo aldıracağımızı söyledi. "Neden sezaryen?" diye sorduğumda, zaten bebeğin şu an içinde bulunduğu durum yüzünden (sıvı azalması) strese girdiğini ve onu normal doğumla zorlamanın gerçekten tehlikeli olabileceğini söyledi. Çok netti, pozitif ve samimiydi. Hiç tereddüt etmeden olması gereken, "bebeğimiz için sağlıklı olan buysa tamam" dedik. Ama gerçekten hep normal doğum yapacağımı zannediyordum. Şaşkındım.

Son 24 saat
Amniyon sıvısı az olduğundan bir gece önce yatırılmıştım. Bebeğin her an kontrol altında olması ve herhangi bir aksilikte müdahale edilmesi gerekiyordu. Sabaha kadar gözlem odasında NST'ye bağlı kaldım ve 30 dakikada bir tansiyonum ölçüldü. Serum bağlandı ve su dahil hiçbir şey içip, yiyemedim. Beni oraya direkt ameliyat kıyafeti giydirip aldılar çünkü orası ameliyathane bölümündeydi ve aynı zamanda bir bakıma doğuma hazırlık salonuydu. O geceyi hayatım boyunca unutamayacağım. Tam 4 normal doğum yapacak anne adayının çığlıklarına şahit oldum. 2 sezaryen doğum oldu. Tabi ki hiç birini görmedim. Paravanlarla her anne adayı birbirinden ayrı bölmelerdeydi. Sadece sesler duyup tahminde bulunmaktı benimkisi. O inlemelerden sonra normal doğumdan korkar oldum. Üzgünüm.

Sabah 7'de beni ameliyathaneye aldılar. Spinal sezaryenin, epidural sezaryenden farkı bildiğim kadarıyla; omuriliğin spinal(beyin omurilik sıvısı) boşluğuna enjeksiyon yoluyla anestezi yapılması. Epiduralli sezaryende spinal boşluğu çevreleyen epidural aralığa kateter yoluyla anestezi yapılıyor. Spinal enjeksiyon daha “direkt” olduğu için etki hemen başlıyor. Epidural anestezide kateter yoluyla gerekli süre boyunca anesteziyi idame ettirmek için tekrarlayan dozlarda ilaç verilebiliyor.

Bu işlemler 1 saate yakın sürdü. Uyuşmadan sonrası çok çabuk gerçekleşti. Ben bu arada usul usul ağlıyordum. Bebeğimin sağlıksız doğmasından çok korkuyordum. Münire hanım saat 08.12’de "Bu beyefendi sarışın olacak galiba" dediğinde gözyaşlarım tamamen boşaldı. Konuşamıyordum. Bunca psikolojik yorgunluğun üstüne ağlamaktan başka bir tepki veremiyordum. Anestezi uzmanı gözyaşlarımı silerken, çocuk doktoru bebeğimi yanıma getirdi. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Onu kucaklayamadım çünkü hala kollarım ve başım bağlıydı ve yeşil perdenin arkasında işlemler devam ediyordu. Bebeğimi öptüm, kokladım ve canım, canım diyebildim...

Bebeğim 28 Nisan 2009 Salı günü 08.12 de (37 + 6) haftalık, 48cm ve 2885 kg. olarak dünyaya geldi.

Doğum ve sonrası
Bebeğimizin doğduğu gün odada tüm aile sevinç sohbetleri yaparken, çocuk doktorunun gelip, muayeneden sonra sol bacağında 2 cm. kısalık görmesi hepimizi mahvetti. Kalça çıkığından şüpheleniyordu. 1 aylıkken çekilen ultrason ile hiçbir problem olmadığı bebeğin bacağını diremesi sonucu da olsa bir muayene hatası olduğu ortaya çıktı.

Özel odada olduğumuz ve kadın doğum katında olmamamız nedeni ile hemşireler tarafından unutulmak fakat emzirme hemşiresi tarafından sıkça ziyaret edilmiş olmak emzirmeyi öğrenmeme ve sütümün çabuk gelmesine yaradı.

Kayınvalidemin güzel yemekleri ve annemin gece-gündüz refakati eşliğinde çok güzel bir lohusalık dönemi geçirdim.

Elbette özellikle geceleri sezaryenin cefasını çok çektim. Ama bebeğim sağlıklı doğmuştu ya bana artık kurşun işlemezdi.

Bebeğimiz doktorumuzun söylediği gibi, açığı doğduktan sonra çok çabuk kapattı ve şu an boyu ve kilosu ayına göre tam da olması gereken seviyede.

Tüm bu çetrefilli dönemden sonra hiçbir kuvvet beni "paranoyak annelik"ten uzaklaştıramadı.
 
Her şeye rağmen

  • Fiziksel açıdan çok sorunsuz bir hamilelik geçirdim
  • Bebeğim karnımda hep çok hareketliydi
  • Elimden geldiğince, en çok da eşimin yardımıyla hep olumlu ve mutlu bir hamilelik geçirmek için çabaladım
  • Bize gelen mucize için hep şükrettim.

Yeşil Anne

posted on 21 Aralık 2009 Pazartesi 22:16:29 UTC  #    Yorumlar [8]
# 20 Aralık 2009 Pazar

Ilgaz'a ilk baştan sona okuyabildiğim kitaplar bu yazıda bahsi geçen ve tesadüfen çıkartmalı (yapıştırma / sticker) kitaplardı. Ilgaz bu kitaplar hep elinin altında olduğundan çıkartma işini çabuk keşfetti. Sonra bir süre Ilgaz'ın çıkartma sevdiği ortaya çıkınca herkes ona çıkartma kitabı hediye etmeye başladı. Sıkışık zamanlar için de hem evde, hem sokak çantasında bir çıkartma kitabı bulundururduk. Sonra bir dönem geldi ki seviyor diye biz de çok teşvik ettik, başka bir şey yapmıyor takıntı mı oldu diye sınırlamayı düşünmeye başladık. Diyelim ki eve yeni bir eşya aldınız ve bir köşesinde barkodunu ya da etiketini unuttunuz, Ilgaz hemen sevinir ve onu çıkartmaya koyulurdu.

Bu zaman zarfında küçük parmakları cımbız hassasiyeti kazandı. Baş ve işaret parmakları ince el becerisinin dibine vurdu. Şu anda da Lego'ların en minik parçalarını yerlerine başarıyla yerleştirebilmesinde çıkartma sevgisinin etkili olduğunu düşünüyoruz.

Uzun sözün kısası, çıkartmalı kitapları seviyoruz. Artık eline verdiğimiz çıkartma kitabını anında bitirip bir kenara atmadığı için almayı seyrekleştirdik. Bugün bir kitap almak için D&R'a girdim, İş Bankası yayınlarının "Çıkartmalı Kış Eğlenceleri" kitabını gördüm ve kitaba vuruldum. Kitabın baskı kalitesi, kullanılan dil, çıkartmalardaki tipler, kapak hepsi çok güzel. İçinde çıkartmalarla kartpostal da süslenebileceği yazılmış ki bence pek çok şey süslenebilir. Ilgaz'a hemen verip vermeme konusunda kararsız kalsam da, eve gelip Gökhan'la birlikte inceledikten sonra gerçekten iyi bir yatırım olduğu konusunda hemfikir olduk. Ben D&R'dan 14 küsura aldım. İş bankasının sitesinde 9,80. Bu fiyata bu kitap, her yaşa tavsiye olunur.

 

posted on 20 Aralık 2009 Pazar 21:30:16 UTC  #    Yorumlar [9]
# 16 Aralık 2009 Çarşamba

"Yapılan bir araştırma, Trafik kazalarından en fazla çocukların etkilendiğini ortaya koydu.

Gazi Üniversitesi'nce yapılan "Trafik Kazalarının Çocuklar Üzerindeki Etkisi" konulu araştırma, çocukların yaya ve yolcu olarak trafik kazalarından en fazla etkilenen grup olduğunu ortaya çıkardı.

Yrd. Doç. Dr. Akduman, çocuk ölümleri ya da yaralanmaların büyük kısmının araç içinde olduğunu ifade eden Akduman, Türkiye'deki ölüm oranlarının küçük çocuklarda artmasının, çocuk koltuğu kullanımının yeterli olmamasından kaynaklandığını söyledi..."

Haberin tamamı için

Besafe geriye dönük oto koltuğunun güvenliği ile ilgili çok güzel bir sayfa hazırlamış: http://www.hts.no/en/safety/whyrearfacing.php . Bir özetini sizinle de paylaşayım dedim:

5 Kat Daha Güvenli

1 - Çocuklar minik birer yetişkin değildir (baş/vücut oransızlığı)

2 - Öne dönükken yaralanma riskleri: Boyna aşırı yük yüzünden ölüm ya da felç riski, objeler yüzünden kafatası ya da yüz yaralanmaları, kemerin iç organlara zarar vermesi (sağdaki grafik çarpıcı, 1 ve 2 yaş çocuklarının trafik kazalarında yaralanma oranları gösteriliyor. İsveç'te 1 yaşından sonra da geriye dönük oturma yaygın, Almanya'da 1 yaştan sonra öne çeviriliyor, yeşiller İsveç, kırmızılar Almanya)

3 - Volvo 800'ü (0-4 yaş arası) çocuklu olmak üzere 13000 gerçek trafik kazasını incelemiş. Sonuçlara göre kazalarda çocukların ağır yaralanma riski:

Geriye dönük           8%
Öne dönük             40%

4 - Kaç yaşına kadar? (solda Anna 3 yaşında, sağda Louise 5 yaşında)

Peki neden firmalar hala 5 kat daha iyi koruyanı varken öne dönük koltuk satmaya devam ediyorlar? Ne bileyim, stok fazlasındandır herhalde.

Geriye Dönük Koltuk Sevenler Dayanışma Grubu

posted on 16 Aralık 2009 Çarşamba 20:47:46 UTC  #    Yorumlar [10]
# 15 Aralık 2009 Salı

Blogcuanne harika bir sayfa yapmış ve birçok anne de bu sayfaya harika doğum hikayelerini yazmaya başladılar. Keşke hamileyken okumuş olsaydım bu yazıları diye aklımdan geçmedi değil. Yazıları okudukça duygulandım ve artık bir epidural sezaryen hikayesi yazma zamanı gelmiştir dedim.

2007 Haziran ayında korunmayı bıraktıktan 15 gün sonra eczaneden aldığım testin pozitif çıkmasıyla sarhoşa dönmüştük. Aynı gün bir grup arkadaş hafta sonunu geçirmek için şehir dışındaydık. "Nasıl doğum yapacaksın?" sorusu ilk kez o akşam, yeni tanıştığımız bir bayan doktor tarafından soruldu. Eşimle güldük, bunu bilemeyeceğimizi, normal istediğimizi ama bunun kararını doktorumuzun verebileceğini söyledik (daha sonra bu cümleleri kaç kere başka insanlara telaffuz ettiğimi hatırlamıyorum maalesef). O da bize bütün hafta sonu normal doğum diye bir şey olmadığını, bunun adının vajinal doğum olduğunu ve aklı başında hiçbir insanın vajinal doğumu seçmemesi gerektiğini ve vajinal doğumda yaşanmış bin bir türlü kötü hikayeleri anlattı. Birden son zamanlarda çevremde hiç kimsenin normal doğum yapmadığını fark ettim. Hafta sonum berbat geçtiği gibi, içime de bir sıkıntı yerleşti.

Öyle bir doktor bulmalıydık ki, bize son dakikada bir bahane bulmasın. Normal doğumda da tecrübeli olsun. Doktor randevumuza ilk gittiğimizde hazırlıklıydık. 6 haftalık hamileydim. Düşüncelerimizi açık açık anlattık. "Eğer mecburiyetten sezaryen olacaksam, bunun gününü ben seçmeyeceğim. Doğuramadığım takdirde beni acil sezaryene alırsınız, hatta epiduralle normal doğuma girerim, olmazsa sezaryene geçiş yapılır" diye pazarlık ettikten sonra, doktorumuz bizim ne kadar doğru kararlar verdiğimiz konusunda bizi yüreklendirdi.

Başlarda her gün yürüyüş yaparak ayda en fazla bir kilo alıyordum ve hiçbir sıkıntı yaşamıyordum. Ama 24. hafta kontrolümde 1 ayda 4 kilo aldığımı öğrendim. Doktorum 50mg’lık glikoz yüklemesi istedi. Sonuç normal çıktı. 28. hafta kontrolümde üstüne 4 kilo daha eklemiştim. Doktorum bende gebelik diyabetinin olduğundan emindi.  Bu sefer direk 100mg’lık glikoz yüklemesi yaptırdı. Haklıydı. Beni hemen endokrin’e yolladı, harika bir doktora. Bu arada Amazon'dan sipariş verdiğim hamilelik egzersizleri de gelmişti. Her gün iş yerimde öğle molalarında bu egzersizleri yapmaya ve çok sıkı bir diyet uygulamaya başladım. Ufak tefek dengesizliklere rağmen işler yoluna girmişti. Bebekte hızlı büyüme olmamıştı ve bu çok sevindiriciydi (daha önce bebeğimin kilo almaması için dua edeceğim hiç aklıma gelmemişti).

Yoğun bir çalışma temposu devam ediyordu. Doğuma kadar işleri yoluna koymak için koşturuyordum. 38. haftamı bitirmiştim ki bir sabah eşimin beyin damarlarına gelen bir pıhtı yüzünden sağ tarafına hafif bir felç geldi. Bu vesile ile doğum iznine ayrılmış ve eşimle birlikte hastaneye yatmış olduk.  Neyse ki 4. günün sonunda tamamen iyileşmişti. Yalnız bu arada benim şekerim delirmişti. Hastaneden çıkacağımız gün doktorumu görmeye gittim. Şekerimin dengesinin bozulması, Can'ın kafa çapının 37 cm olması ve 39.hafta olmasına rağmen Can’ın hiçbir gelme belirtisi göstermemesi üzerine doktorum “bence hemen yarın alalım” dedi. Dünyam yıkıldı. Ciddi bir sağlık sorununu henüz atlatmıştık ve diyabetten bebeğimin zarar görme ihtimali beni çok korkutmuştu. Zaten eşim bu 8 aylık süreçte artık doktorların normal doğum yaptırmayacaklarına kanaat getirmiş ve pes etmiş durumdaydı. Başka doktora da gitsek durum değişmeyecek gibi görünüyordu. İstemeye istemeye kabul ettik ve o gece evimizde yattıktan, bütün gece "haydi Can gel" dedikten sonra hastaneye gittik.

Çok duygusallaşmıştım, sürekli gözlerim doluyordu. İkinci doğum olarak ameliyathaneye alınmıştım ama acil bir hastanın gelişiyle yaklaşık bir buçuk saat beklemiştim. Bu aksaklık yakınlarıma haber verilmediği için onlar meraktan ameliyathaneyi basmak üzerelerken ben doğuma girmişim.

Epidurali yaptıktan sonra ellerimi ve başımı sıkı sıkı bağladılar. Önüme de yeşil bir örtü çektiler. Kısa süre sonra bebeğimi dışarı çıkardıklarından emindim ama hiç ses yoktu. "İyi mi, iyi mi?” diye seslendim etrafımdakilere, onlar hastane yönetiminin istediği evrakları tartışıyorlardı. Beni duymadılar. Aspiratörün sesi geliyordu. Az sonra Can ağlamaya başladı ve anında ben de. Tekrar "nasıl, nasıl kaç kilo" (ilk kilosunu sorduğuma hala inanamıyorum) dedim ama yine duymadılar. Sonra bir hemşire "çok ağlıyor bu bebek şunu susturup öyle giydireyim" dedi ve Can’ı birkaç saniyeliğine koynuma soktu. Gerçekten de anında susmuştu. Ben ise hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Başka bir hemşire bu hep oluyor diyerek gözyaşlarımı silerken Can’ın oldukça sağlıklı olduğunu ve dışarıda babasına teslim ettiklerini söyledi. 

Kadın doğum katında özel oda olmamasından dolayı farklı bir kata yerleşmemin avantajını yaşadım. Beni yukarıda unutmuşlar ve diğer bebekler çok ağladıkça tepsi tepsi biberonlar taşınırken, alt katta bizimki 24 saat emdiği ve bağırdığı halde bize bir şey düşmemişti. Böylece 3. gün gerçek anlamda sütüm gelmeye başladı.

Hamilelikle başlayan ve övüle övüle bitirilemeyen ağrısız epidural sezaryen tam da başıma gelmişti. Böylece;

  • Doğumun üzerinden 24 saat geçmeden eşofmanlarımı giymiş, yürümeye başlamıştım. Doktorum tarafından, "bugüne kadar en hızlı ayağa kalkan ve en sorunsuz hastası" ilan edilmiştim.
  • Buna rağmen oğlum ağladığında yanı başımda duran yataktan onu alıp emzirebilecek ve altını değiştirebilecek hale gelmem neredeyse 3 haftamı aldı.
  • Sütle birlikte oğluma daha fazla ilaç gitmesini engelleyebilmek için her ne kadar hiçbir iğne yaptırmadım ve ilaç içmediysem de çok ciddi ağrılarım vardı. 
  • Her ne kadar doğum sonrası hiç yatmamış olsam da, oğlumla 4 günlükten itibaren düzenli dışarıya çıkmış olsak da gerçek anlamda rahat rahat yürümem 2 ayımı aldı.
  • O güne kadar hiçbir barsak problemi çekmemiş bir kişi olarak, ameliyattan sonra en az 3 hafta tuvalette her gün normal doğum yaptım. İçim acıyor çığlıklar atıyordum.

Evet sezaryende belki önceden acı çekmiyorsunuz ama tam bebeğinizin size ihtiyacı varken hem siz hem de bebeğiniz haftalarca başkalarına muhtaç hale geliyorsunuz.  Eğilip doğrulamıyor hatta rahat yatamıyorsunuz bile. Hayretler içinde tabloyu inceliyorum. Yeni neslin hepsinin mi çatısı dar? Eskiden bu kadar dolanmayan kordonlar neden son yıllarda bir olup çocukları boğmaya çalışmaya başladılar?

Belki sezaryen olmam kaçınılmazdı. Ama hiç değilse doğum gününü ve saatini oğlumun kendisi seçemediği için çok üzgünüm. Oğlumun kendi kişiliğini oluşturması benim için her zaman çok önemli. Doğum da bunun bir parçasıydı ama maalesef olamadı.

Bu süreç içinde hep yanımda olan eşime, canım arkadaşlarım Elif Aysan ve Prof. Dr. Berrin Aktekin’e, bana emzirmeyi öğreten Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi emzirme ebesine ve de tabi Annelerime Teşekkür Ederim. Bu dönemi sizin sayenizde çok güzel geçirdim.

Hande Sağanak

posted on 15 Aralık 2009 Salı 21:45:52 UTC  #    Yorumlar [11]
# 11 Aralık 2009 Cuma

1 - Tanrım! Bir bebek yaptık.
   - Panik yapma, sakin ol!

2 - Ebeveynlik bu kadar zor olmamalı. Sadece doğal akışına bırakıp içimizden geleni yapalım.

3 - ...

4 - Pek yakında:
   - Şimdi ..çtık işte.

posted on 11 Aralık 2009 Cuma 11:38:03 UTC  #    Yorumlar [8]
# 10 Aralık 2009 Perşembe

Pozitif Doğum Hikayeleri
Sezaryen oranının artmasında bir önceki kuşağın efsaneleştirdiği korku dolu doğum hikayelerinin önemli payı olduğunu düşünüyorum. Umarım blogcuanne'nin bu girişimi daha fazla annenin şansını denemesini sağlayacak. Bizim normal doğum hikayemizi de okuyabilirsiniz.

Bebeğime Ne Alsam
Sermin'in desteğiyle, çocuğunuza alıp beğendiğiniz ürünler hakkında yazabiliyorsunuz. Gerçek kişilerden, denenmiş ürünler. Ben de ingilizce seti hakkında yazmıştım.

Haydi Oynayalım
Aktivite bloglarına bayılırım. Zaten az bulunan vaktinizde acaba ne yapsak çocuğumla birlikte diye düşünmek yerinde, şöyle bir dolaşırsınız, birebir uygulamasanız bile hemen ilham gelir. Çiğdem çok iyi düşünmüş, kollektif olması daha da iyi olmuş. Ben de ilk fırsatta yazacağım.

Bilmeyen, benden duyan varsa, okuyun, yazın, siz de katkıda bulunun. Başka bildikleriniz, sevdikleriniz varsa yorumlara yazın.

posted on 10 Aralık 2009 Perşembe 21:02:22 UTC  #    Yorumlar [3]
# 09 Aralık 2009 Çarşamba

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Yardım İhtiyacı

Hamileyken yapılan yardım teklif ve önerilerine 3 yanlış yaklaşım:
1 - Hamilelik insanı bencilleştirir. Bu dönemin sonlarına doğru en yakınınıza bile tahammül edemeyeceğinizi düşündürebilir. 9 aydan beri her yere taşıdığınız biriciğinizi herkesten çok koklamak, onu kimselerle paylaşmamak isteyebilirsiniz.
2 - Doğum sonrasının süreli bir olağanüstü hal durumu olduğunu farketmeyebilirsiniz. 
3 -On kaplan gücünde olduğunuzu sanıyor olabilirsiniz.
4 - Her şeyini kendi bildiğiniz gibi yapmak istiyor ve evdeki işlerden tutun, çamaşırların nasıl yıkanacağına kadar gereksiz detay planlar yapıyor, yardımcı olacaklara talimatlar yağdırıyor olabilirsiniz.

Doğum sonrasında yardım durumları ile ilgili için 7 öneri:
1 - Şu anda sizin için çok önemli olan bir sürü detayı bir süreliğine rafa kaldırmaya hazırlayın kendinizi. Sonra yavaş yavaş kendi önceliklerinize döneceksiniz. İnsanlara iş ve sorumluluk verirken basit düşünmeye çalışın.
2 - Bir süre için farklılıkları göz ardı edin. Mükemmeliyetçiliği bir kenara bırakıp, teklif edilen her yardımı değerlendirin. Çamaşırların asılması, bir kap ev yemeği, yürüyüşe çıktığınızda size eşlik edilmesi, siz çantanızı hazırlayana kadar bebeğin oyalanması, komşunuzun kendisine ekmek alırken size de alması (benimki teklif etmişti).
3 - Çocuğunuzu yetiştirme tarzınızı yardımseverlere net ama kibar bir şekilde ifade edin. Ama onlardan gelecek yardımlara çok ihtiyacınız olacağını, bundan çok memnun olacağınızı da dile getirmeyi unutmayın. Ev işleri ve hatta yemek konusunun aksine, burada idareci davranışların uzun vadede zararı olacaktır. Hoşunuza gitmeyen davranışı ne kadar erken ve yumuşak ifade ederseniz, sarpa sarma ihtimali o kadar azalacaktır.
4 - Çocuğunuzun temel bakım sorumluluğunu kendiniz üstlenirken, bebeğinizle ilgili yardımlar da sizi çok rahatlatabilir. Örneğin, siz uzanarak bebeğinizi emzirirken, uyuyakalmanız halinde birinin bebeği güvenli bir şekilde yatıracağının garantisi birkaç saat de olsa huzurla uyumanızı sağlayabilir. Bebeğin altını kendiniz ya da eşinizin değiştirmesi daha iyi de olsa, ara sıra e-mail'lerinize bir göz atmak için bu sorumluluğu birine devredebilirsiniz.
5 - Siz yanınızdakilere işe yaradıklarını hissettirebilirseniz, onlar da kendilerine daha çok güvenecektir.
6 - Alabildiğiniz yardım sınırlı süre içinse, bazen alışmayayım sonra ne yaparım diye düşünebilirsiniz. Dinlenme fırsatlarınızı tepmeyin.
7 - Yine yukarıdaki durumda şimdi bile yetişemiyorum onlar gidince ne yapacağım diye endişelenebilirsiniz. Elbette biraz zorlanacaksınız. Ama bebeklerin zaman süngeri olduğunu unutmayın. Ortalıkta kaç kişi varsa, hepsinin sunulan tüm zamanını emiverirler. Ama yalnız kaldığınızda annelerinin de halinden anlarlar. Ayrıca büyüdükçe zorlaşıyor deseler de, ben onu diyenlerin biraz unutkan olduklarını düşünüyorum. Bebeğiniz her hafta biraz daha büyüyecek ve sizin üzerinizdeki yükü azalacak.

Lohusalıkta görülen yardım asla unutulmazmış.

Hatırlatma: Bu yazı dizisi Mim'lidir. Bu yazıyı okuyup da blogu olan herkes lohusalık namına yazsın kendi tavsiyelerini. Teker teker mim'letmeyin hepinizi.

Yorumlardan ve MİM'lerden Linkler:
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html

posted on 09 Aralık 2009 Çarşamba 18:40:44 UTC  #    Yorumlar [2]
# 08 Aralık 2009 Salı

Bloglarda dolaşırken herkeste Kitap Mimi gördükçe korkuyordum kimlerin mimlendiğine bakmaya. Sonunda korktuğum an geldi. Ebe sobe, diziler bitmiyorsa bana kızmayın, Pratikanne'ye kızın :P

1. Şu an okumakta olduğunuz kitap/kitaplar, kısaca konusuyla?
Bilgisayardan bir şey okurken süper hızlı okuyabildiğim halde, genelde oldukça yavaş bir kitap okuyucusuyumdur. Okur, düşünür, son paragrafı tekrar okur, hayal kurar, işle ilgili bir şeyse uygulamalarını düşünür öyle devam ederim. Özellikle fantastik ve bilim kurgu türünde romanlardan süper sürükleyici olanlardan bir-iki gecede bitirdiklerim hariç. Bu yüzden bizim kitaplıkta benim okuduğum kitapların canları çıkmış olduğundan okumadığım kitaplardan hemen ayrılır. Öyle iki kitabı aynı anda okumam mümkün değildir.

Şu anda aslında tam iki kitabın arasındayım. Çok uzun zamandır Nurturia'nın heyecanına genelde Web 2.0, sosyal internet türü iş odaklı kitaplara ağırlık verdim. En son Giddar'ı okudum, ilaç gibi geldi. Şimdi "Talent is Overrated"e başlamaya çalışıyorum.

Kitabın konusunu bu adreste anlatmışlar. Bu makaleyi ve üzerine Malcolm Gladwell'in Outliers'ının özetini okuduktan sonra, kendi tecrübelerime de dayanarak, doğuştan yetenek denilen şeyi fazla önemsediğimizi düşünmeye başlamıştım. Henüz okumamış olmakla birlikte bu kitapta da aynı şeylerden söz edildiğini tahmin ediyorum. Okuduktan sonra bir özetini yazarım belki.

2. En son aldığınız kitap/kitaplar?
Nurture Shock
Made to Stick

3. Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar içinde en çok sevdikleriniz?
William Golding, Sineklerin Tanrısı (filmiyle alakası yoktur)
Demirtaş Ceyhun, AH,ŞU BİZ "KARA BIYIKLI" TÜRKLER
Mina Urgan, Bir Dinazorun Anıları
Isaac Asimov, Robot Serisi
Arthur C Clarke/Gentry Lee, Rama Serisi
Ursula K. Leguin, Yerdeniz Serisi
Oğuz Atay, Bir Bilim Adamının Romanı
Joshua Porter, Designing for the Social Web (tapıyorum)
Malcolm Gladwell, Blink

Çoluk-çocuk işleri ile ilgili pek kitap okumuyorum. İnternetten idare ediyorum.

4. Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de sizi okurken illallah ettiren kitap/ kitaplar?
Elif Şafak, Siyah Süt (yazdığım eleştiri)
Daha da bir sürü var aslında ama onları sildim beynimden, zaten sevdiklerimin bile yazarlarını zar zor hatırlıyorum.

5. Elinizdeki bitince okumayı düşündüğünüz kitap?
Nurture Shock'u okumak istiyorum ama kimbilir elimdekini bitirince nasıl bir ruh durumunda olurum. O zamana kadar Gökhan neler sipariş eder? Yavaş okumam yetmiyormuş gibi kendi okumak istediklerimin dışında bir de o sürekli güzel kitaplar alıyor. Şimdi karşımda kitaplıktan hepsi bana pis pis bakıyorlar. Önce şu yarım dizileri yazıp bitirmeyim sonra bakarız.

Ben de bunca yıllık Kitubi hayatımda ilk kez birilerini MİM'liyorum, zormuş. Mira'nın Bahçesi, Özgür Anne, Burcu Akalın, Blogcu Anne

posted on 08 Aralık 2009 Salı 17:10:15 UTC  #    Yorumlar [3]
# 05 Aralık 2009 Cumartesi

Dizi arasına dizi, dizi ortasına yazı aldım. Son zamanlarda kırk işi aynı anda düşünen kafam gibi burayı da DNA sarmalına çevirdim. Merak etmeyin, en çok kullandığım ürünler ve Doğumdan sonra hayat var mı dizilerinin sonunu getireceğim. 

Seneler önce uygun fiyata çok güzel bir portatif yılbaşı ağacı kapatmıştık. Yılbaşından 1 ay kadar önce kurup, toplama konusunda da tembellikten ilkbahara kadar falan beklediğimiz için, bayılmayalım diye süslerde her yıl az da olsa değişiklik yapmaya çalışıyoruz.

Ben her sene süsleri pahalı bulur, Gökhan almaya niyetlenince de "ne var bunda yaparım bundan ben, o kadar para etmez" falan diye aldırtmam, sonra da hiçbir şey yapmaya vakit bulamam. Neyse, Ilgaz'ın büyümesiyle birlikte aktivite arayışına girince, internette bu tür işler için bol miktarda basılmaya hazır malzeme olduğunu keşfettim. Kesin yılbaşı süsü de vardır diye aradım ve çok güzel iki sayfa buldum. Bunları Ilgaz, ben Gökhan hep birlikte bir akşam aktivitesine dönüştürdük. Ilgaz bir tanesini kendisi kesti, sonra sıkıldı (biraz da düzgün kesme isteği yüzünden sanırım, çünkü ağaca asılacağını biliyordu ve resimdeki örneği de gördü), bir kısmını yapıştırmaya yardım etti. Ben diğerlerini keserken kesilmemiş kağıtlarla oynadı. Ben o yattıktan sonra kalanları çabucak bitirdim. Ertesi gün onları ayırdı, bunlar senin, bunlar babamın, anneannemin diye, sonra hepsini ağaca kendisi taktı.

4 yüzlü çan ve 3 yüzlü geyikler için basılabilir pdf'in adresi burada. Talimatlar ingilizce olsa da resimlerinden yapılışını rahatlıkla çıkartabilirsiniz.

Disney karakterleri burada (resimde bir tanesi üçgen şeklinde geride görünüyor, iki çeşit). Bunları kestikten sonra yapıştırmadım. Lamine ettikten sonra kestim. Yırtılmayacaklarından seneye de kullanılabilecekler. Delgi ile tepelerinden deldikten sonra ip taktım.

 

posted on 05 Aralık 2009 Cumartesi 23:28:05 UTC  #    Yorumlar [3]
# 04 Aralık 2009 Cuma

Ayk, rüyasındaki hareketlerin için bile sorumluluk duymaktır!

Sabah 6:30'da geldi, daha hava karanlıktı. Ne zaman sabahları bizim yatağa dadansa, hep daha erken, daha erken gelir, en sonunda bir gün geldiğinde hala gecedir ama o gelip muhabbet etme konusunda ısrarcıdır, kendi yatağına itina ile yerleştirilir, sonra bir süre yatağa gelmek istediğinde hep yerine geri götürülür. Ta ki bir önceki dönem unutulup, ay ne tatlı diye sevgiyle yatağa kabul edilene kadar. Sonra döngü tekrar başlar. Neyse sabah geldi. Ben aşağıdaki diyalog geçerken hala uyuyordum:

- Annecim hayvanlı eve gitmeyelim bi daha.
- Rüya mı gördün Ilgaz?
- He, he (onay). Hayvanlı eve gitmiştik. Anne bi daha hayvanlı eve gitmeyelim, hayvansız eve gidelim.
- Ne gördün Ilgaz anlat oğlum.
- Tatlı kedinim ben senin.
- Anlat tatlı kedim.
- Hayvanlı eve gitmiştik.
- Ne vardı hayvanlı evde?
- Hayvanlar vardı, anne gitmiyelim hayvanlı eve.
- Oğlum rüyaydı yavrum, aslında gitmedik biz bir yere uyuyordun, rüya gördün, şimdi güzel bir şeyler düşün öyle uyu, o zaman görmezsin (karşımdaki çocuk 13 yaşında ya)
- ...(suskunluk)
- ...(anladı herhalde, uyu tekrar)
- Anne gitmiyelim bi daha hayvanlı eve
- Ilgaz'cığım ama rüya sadece, ben rüyanda yaptığımı gördüğün şeyleri yapmıyorum ki aslında (çocuk 23 yaşında degil!!!)
- Anne gitmiyelim...
- Tamam tatlı kedim!!!

Ne zaman rüyasında beni görse, yapmadığım şeylerle itham ediyor beni. Geçende de "kırmızı çıkartmayı yapıştırma anne siyahı yapıştır" diye söylenerek uyandı. Sabah da omleti ters çevirme anne, hayır senin çatalınla değil, benim çatalımla çevir diye ağlayınca, dedim ki kendi kendime, ben kesin bu çocukla çok fazla inatlaşıyorum. Acaba hep kendi dediğimi mi yaptırmaya çalışıyorum? Tercihlerine saygı göstermiyor muyum? Çişini söylemeyi de bu yüzden mi bıraktı? Vıdı vıdı vıdı vıdı?

posted on 04 Aralık 2009 Cuma 14:37:12 UTC  #    Yorumlar [7]
# 03 Aralık 2009 Perşembe

Doğumdan Sonra Hayat Var mı Dizisinde:
Doğumdan Sonra Hayat Var mı? 
Doğumdan Sonra Hayat - Uyku
Doğumdan Sonra Hayat - Alışveriş
Doğumdan Sonra Hayat - Yardım İhtiyacı
Doğumdan Sonra Hayat - Bebek Bakımı

Doğumdan Sonra Alışveriş

Bana en garip gelen tavsiyelerden biri bu alışveriş meselesiydi. İyi ama ne almamı bekliyorsunuz? Bakkala da mı gidemeyeceğiz?

Doğum sonrasında alışverişle ilgili:
1 - Ülkemizde eviniz dışındaki hemen hiçbir yer düzenlenirken bebekli insanlar hesaba katılmamıştır. Bebek arabaları ile geçeceğiniz kaldırımlara arabalar park etmiştir. Emzirme odaları alışveriş merkezleri ile sınırlıdır, oralarda da emzirmeden önce el yıkayacağınız lavaboda bir bayanın iç çamaşırla kalana kadar soyunmuş ayaklarını yıkadığına tanık olabilirsiniz (cevahirde 2 kez başıma geldi, toplam 4 kez gittim o odaya zaten). Aile tuvaleti kavramı neredeyse bilinmemektedir (bebek arabası ile sığacağınız geniş tuvalet, sizin de çişiniz gelebilir).
2 - Bebekle dışarı çıkmak doğumdan itibaren önerilen bir aktivitedir. Ancak alışveriş biraz zordur. Alışveriş merkezleri kapalı ortamları ile küçük bebeklere pek uygun değildir. Acıktığında emzirebilmek için uygun bir ortam bulabilirsiniz belki ama sık emzirmeler işinizi bölecektir. Zaman geçtikçe bu durumları idare etmeyi öğrenirsiniz ama ilk haftalarda, daha bebeğinizle birbirinize alışamamışken saatler süren bir alışveriş ikinizi de strese sokabilir.
3 - Bebeğinizi emanet ederek birkaç saatliğine kafanızı dağıtmak için çıkabilirsiniz. Ancak, hamilelikte alışverişe çıktığınızda, kocaman göbeğiniz etrafınızdakilere kuyrukta bekleyemeyeceğinizi açıkça ifade etmektedir. Doğum sonrasında artık bu gösterge ortadan kalkmıştır. Evde acaba ağladı mı, acıktı mı diye endişe ettiğiniz bir bebeğiniz vardır ama kimse bunun farkında değildir. Ilgaz 6 aylık olduğunda, ilk kez uzunca bir alışverişe gitmiştim. Bir bayan ben kabinde giysi denerken, “lütfen çabuk olabilir misiniz, arabada 3 haftalık bebeğim var” diye seslendiğinde apar topar kabini boşaltmıştım. Telaşlı bayan yüzüme bakıp “Çok teşekkürler, giyecek bir şeyim kalmamıştı” dediğinde gözlerim dolmuştu :)
4 - En iyisi, doğum sonrasındaki ilk birkaç ay için sizin yapmanız zorunlu alışverişleri önceden yapıp, doğum sonrasında, hava almak için ya da değişiklik olsun diye alışverişe çıkmaktır. Bir park ya da çay bahçesi ziyareti yüksek ihtimalle size de bebeğinize de alışveriş macerasından daha iyi gelecektir.

Doğum sonrasındaki ihtiyaçları karşılamakla ilgili 6 öneri:
1 - Doğurur doğurmaz eski giysilerinize giremeyebilirsiniz. Hatta bunun aylar alacağını düşünerek kendinizi hazırlarsanız daha iyi hissedersiniz. Hamilelik giysilerinizi ve lohusa geceliklerini de ilk haftadan sonra pek canınız çekmeyebilir. Zevkinize uygun, iç açıcı renklerde rahat, spor giysiler edinin. Emzirme sırasında çok terleyebileceğinizi hesaba katın. Sık değiştirmek üzere, önü kolay açılan bolca havadar üst edinebilirsiniz.
2 - Bebek bezleri, ıslak mendiller en kolay ulaşılan ürünlerdir. Boş yere bunları stoklamayın. Önceden araştırıp, farklı markaların özelliklerini karşılaştırabilirsiniz. Nurturia'da taze bir babanın bez konusu ile ilgili sorduğu soruya tecrübeli anne-babalarımızdan nefis yanıtlar yağmaya devam ediyor: http://www.nurturia.com.tr/questions/fbc5b5e3-342a-4186-b600-9ca10175dc88/1/hangi-bebek-bezi 
3 - Özellikle gezerek seçmeniz gereken ürünlere yoğunlaşın. Eğer ihtiyacınızı tam olarak kestiremiyorsanız, seçmekte zorlanıyorsanız erteleyin. Araştırdığınız markaları ve fiyatlarını not alın, daha sonra ihtiyacınız netleşip alacağınız ürünü daha iyi kestirdiğinizde gidip nokta atışı alabilirsiniz. İşinizi görmeyen bir ürünü kullanmaya çalışmaktansa, zamanı geldiğinde bir bilene sorup almak daha kolay olacaktır.
4 - Bütçeniz dahilinde size zaman kazandıracak ürünleri inceleyin, dergilere bakın, blogları, bebek mağazalarını dolaşın. Yine bir sürü şey stoklayın demiyorum, ama ileride sıkıştığınızda, hamileyken göz ucuyla gördüğünüz bir malzeme gününüzü kurtarabilir.
5 - Market alışverişi başta olmak üzere internet üzerinden sipariş verebileceğiniz siteleri araştırın. Özellikle bebek, bebek arabası ve çantası yanınızdayken bir de ağır malzemeleri taşımaktansa, rutin toplu alışverişlerinizi evinize sipariş edebilirsiniz. Ben 1999 yılından beri dönem dönem Migros'tan ve 2002'den beri Carrefour'dan (eskiden Gima'ydı) alışveriş yapıyorum.
6 - Bebekle birlikte alışveriş zor olsa da, açık hava gezileri hem bebek hem anne için çok iyidir. Kullanışlı bir çanta, emzirme örtüsü, kanguru gibi bebekle kısa gezilerde işinize yarayacak malzemeleri araştırın (pahalı kullanışlı demek değildir).

Lohusalık bir olağanüstü haldir.

Başka bloglardan:
http://huysuzvetatli.blogspot.com/2009/11/aman-diyim.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/mesgule-dusurdum-kendimi.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/11/lkg-lohusa-kadnn-gunlugu.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-sonra-hayat-yardm-alma-lkg.html
http://annecafe.blogspot.com/2009/12/dogumdan-hemen-sonra-hayat.html

http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/hamilelik-ve-annelikte-sozluklerimize.html (A'dan Z'ye)
http://caninguncesi.blogspot.com/2009/08/bu-sefer-de-sozluklerimizden-ckanlar.html (A'dan Z'ye)
http://blogcuanne.com/2009/12/03/dogumdan-sonra-hayat-var-mi/
http://www.cocuklacocuk.com/cocuklarla-hayat-var-mi (ikinci çocuktan sonrası)
http://ozguranne.blogspot.com/2009/12/uyku-konusuna-hzl-baks-annenin-uykuyla.html

posted on 03 Aralık 2009 Perşembe 10:10:50 UTC  #    Yorumlar [9]
# 01 Aralık 2009 Salı

All for Kids yepyeni bir alışveriş dergisi, çocuklu anneler için.

Aranızda futbola meraklı olanlar varsa Futbol Ekstra'dan Banu Yelkovan'ı tanıyor olabilirler. Banu oğlu Aras 2 yaşına yaklaşırken, kendi deyişiyle asıl işi olan dergiciliğe dönmüş ve All Kids'in editörlüğünü yapmaya başlamış. Derginin ilk sayfalarında "editörden" bölümünde, Banu şöyle diyor:

"Bu dergiye hiçbir şey laf olsun diye konulmuyor, hepsi denenmiş, kullanılmış, test edilmiş, onaylanmış fikirler. Ne saçını süpürge etmeye ne kendilerini kariyerlerine adamaya niyeti olmayan annelerden tavsiyeler"

Derginin Blog bölümünü de Kitubi'ye ayırdılar. Ayrıca bu ayki sayıda bir de röportajım var.

Dergi dolu dolu, ben de yazıyorum diye demiyorum, işe yaraması için uğraşıldığı belli oluyor. Anneler için hazırlanmış ama çocuklar için sayfalar da var, ayrıca bu ayki sayıda çok güzel Sünger Bob hafıza kartları hediye.

Hoşuma giden bir diğer yanı, derginin eleştiriye açık olması ve okuyucu görüşüne çok önem vermesi. Dergiyi okuduktan sonra görüşlerinizi Nurturia'da ALL for kids grubuna yazabilir, editörü Banu ile iletişim kurabilirsiniz.

posted on 01 Aralık 2009 Salı 21:05:38 UTC  #    Yorumlar [16]