Bu çocuk bana bir şey mi anlatmaya çalışıyor?
2 yaş dönemi iletişim açısından zor bir yaş dönemi. Çocuk az konuşuyorsa kendisini iyi ifade edemeyebilir, iyi konuşuyorsa da onu gözümüzde biraz "büyütüyor" olabiliriz (bu yazıya başladıktan sonra geçen yazıya Eylem'in yorumu geldi, hepimiz ayrı ayrı yanı şeyleri yaşıyoruz diye düşündüm bir kez daha). Ama aynı zamanda bebekliğine göre sizden ve çevresinden çok daha fazla şey bekler durumdadır, kendi tercihleri olsun ister. Sonuç olarak bu yaş döneminde, belki de her yaş döneminde, çocuğun hareketlerinin bize ilk düşündürdüğünden farklı anlamları olabilir. Sıkıntısının ne olduğunu daha iyi anlayabilmek için de bazı kalıplardan sıyrılmaya çalışmak gerekiyor. Bu kalıpların başında "huysuz" geliyor.
Huysuz çocuk
"Bugün huysuz"
"Uyumadı o yüzden huysuz"
"Benim çocuğum huysuz, seninki melek"
"Çok huysuzluk yaptı"
Huysuzluk aslında fazla genel bir ifade. Kendinizi düşünün, mesela ben karnım açsa daha kolay sinirlenirim. Kötü bir haber aldıysam canım sıkkın olur. İstediğim bir şey olmamışsa hayal kırıklığına uğramış hissederim. Hayatımda henüz çözümü belli olmayan bir sorun varsa huzursuz olabilirim. Beni bir şey korkutuyorsa kendimi güvensiz hissedebilirim. Bir yakınım beklediğim saatte gelmediyse endişeli olabilirim.
İlle de genellenecekse, bütün bu saydıklarım ve aklıma gelmeyen diğerleri, moralimin bozuk olduğu, keyifsiz olduğum söylenebilir. Çocuğun huysuz olduğunu düşünmek bana sakıncalı geliyor. Çünkü "huysuz" bir niteliği, "morali bozuk" bir duygu durumunu ifade ediyor. "Huysuz" bir kişilik özelliği gibi kullanılıyor, "morali bozuk" daha çok dış etkenlerden kaynaklı geliyor kulağa.
Çocuk kendisini çok farklı nedenlerden dolayı kötü hissedebilir. Bebekken çocuğun modunu çok fazla etkileyen açlık, uykusuzluk gibi etkenler daha büyük çocuklar için daha az olsa da hala geçerli. Bunun yanında aynı yetişkinler gibi dış faktörler çocuğun moralinin bozulmasına neden olabiliyor. Hatta tek başına, ona bakan yetişkinin moralinin bozuk olmasından kaynaklı moral bozukluğu da olabiliyor. Eğer bu moral bozukluğu geniş bir zamana yayılmışsa, aşağıdaki durumlar ortaya çıkabiliyor.
Çocuğunuzun moralinin bozuk olduğunda dair emareler:
- Uzlaşılmaz olabilir (2 yaşçıların genel özelliği olduğundan, 2 yaş sendromu deyip geçiliyor olabilir). Bazen bir şeye itiraz eder, onu yaparsınız başka bir şey bulur, onu halledersiniz bir şey daha bulur. Sanki size gıcık olduğu için sorun çıkartıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Kendimiz böyle hissettiğimizde bunu "çatacak yer arıyorum" şeklinde ifade ederiz.
- Alıngan ve kötümser olabilir. İşler istediği gibi gitmediğinde tersliklere karşı toleransı az olur. Hemen içli içli ağlamaya başlayabilir. Sizden bir şey isterken otomatik olarak bunu yapmayacağınızı varsayan bir üslupla (direk ağlayarak ya da şımararak) isteyebilir ve sizin de bu isteme şekli üzerine yapmak hiç içinizden gelmeyebilir. Ilgaz bir ara bunu sıkça yapıyordu ve biz kendimizi ilk sorgulamaya başladığımızda, çok kuralcı olduğumuzu, çocuğun istediklerini çok fazla reddettiğimiz için çocuk umutsuz bir şekilde istiyor diye yorumlamış ve çok üzülmüştük. Jetonumuz geç düşmüştü. Bazen sizden henüz istememiş olduğu bir şey için de bile ağlayabilir. Mesela ben Ilgaz'dan önce uyanmışsam, "ama ben senin yanında yatacaktım aaann-neee neee-deeen kalk-tın" diye vurgulu vurgulu ağlardı. İç parçalayıcı tabi.
- Daha sık kabus görebilir (tek başına kabus morali bozuk anlamına gelmeyebilir, mesela yatmadan önce TV izlemesi de bu etkiyi yapabilir)
- İştahı etkilenebilir, giydirmek, tuvalete götürmek, uykuya yatırmak, banyoya sokmak, banyodan çıkartmak, özetle ona yaptırmak zorunda olduğunuz şeyleri yapmakta zorluk çıkartabilir.
Çocuğunuzun moralinin bozuk olması hayatınızı güçleştirebilir:
- Hasta ya da uykusuz olduğu zamanlara çok benzediği için, çocuğun hastalandığını anlayamayabilirsiniz. Huysuzluk yapıyor diye bütün akşam boğuşursunuz, yatırırsınız gece ateşi çıkar, tüh hasta oluyormuş çocuk, anlayamadım diye üzülürsünüz.
- Eğer onunla boğuşmak sizi sinirlendirirse, kendinizi sakinleştiremezseniz, bu yedirme içirme, soyma, vs. işleri bütün zamanınızı kaplayabilir. O zaman birlikte iyi zaman geçirememeye başlarsınız. Bu sizi birbirinizden uzaklaştırır ve hepinizin moralinin daha da bozulmasına yol açar. Hem bunaltıcı zamanlar artmış, hem de eğlenceli zamanlar azalmıştır. Özellikle yatırmak güçleşmiş ve o yattıktan sonra size temizlenecek bir savaş alanı kalmışsa, kendinize ayırdığınız zamanda azalacak, dinlenemediğiniz için işler daha da sarpa saracaktır.
Çocuğun moralini düzeltmek için neler yapabilirsiniz?
- Öncelikle huysuz, yaramaz, ya da bazı kibar insanların dediği gibi "aşırı hareketli" bir çocuğunuz olduğunu düşünmekten vazgeçin. Bu durum çocuğunuzun bir karakter özelliği değil, sadece içinde bulunduğu bir duygu durumu. Morali bozuk, düzelecek.
- Bunu fark (ya da kabul) ettiğinizde muhtemelen duyacağınız ilk duygu suçluluk olacaktır. "Benim yüzümden böyle oldu". Bu duyguyu hemen kovalayın. Olumlu düşünmeye çalışın, "oh, çocuğum düzelecek". Belki bunu atlatınca duygusal olarak biraz daha güçlenecek, büyüyecek.
- Moralinin bozuk olma nedenini kestirebiliyor musunuz? Düzeltebiliyorsanız en hızlı çözüm bu olacaktır. Düzeltilebilecek bir şey değilse de hemen moralinizi bozmayın. Şartlarımızı değiştiremeyebiliriz, ama şartların bizim davranışlarımızda yaptığı olumsuz etkileri azaltabiliriz. Çocuklar sanki şartlardan çok bizim davranışlarımızdan etkileniyor gibiler.
- Morali bozuk diye huyuna gitmeye çalışmak işleri ters teptirebilir. Normalde tolerans göstermediğiniz bir şeye tolerans gösterirsiniz, buna da olumsuz tepki alırsanız, yaranamıyorum gibi hissederek daha kötü davranabilirsiniz. Ya da sizi toleranslı görerek, bakalım sınırlarımızı biraz test edelim diye daha zorlayıcı davranabilir. Biz çocuğu çok bunalttık diye kemerleri gevşetme moduna geçmiştik ve yalnız bizi değil, okuldaki öğretmenleri de test etmeye niyetlenmişti. Kurallarınız çocuğun yaşına göre katı kaldıysa yumuşatılabilir elbette.
- Çocuğunuzun morali bozuksa, onunla ilgilenmek zor olduğundan ona önyargılı yaklaşmanıza yol açabilir. Şimdi yemeği vereceğim yemeyecek, üstünü giyinmeyecek gibi. Bu önyargıyı üzerinizden atıp birlikte geçirdiğiniz zamanın tadını çıkarmaya çalışın. Siz onunlayken her şeyi unutup keyif almaya başladıkça, onun da canını sıkan şeylerin üzerinde fazla durmamaya başladığını farkedeceksiniz.
- Bunu kaç ayrı konu için önerdim bilmiyorum ama, bol bol dışarı çıkartın, temiz hava almasını ve hareket etmesini sağlayın.
- Müzik çalın, birlikte tepinin dans edin.
- Fış fış kayıkçı gibi, fiziksel temas, hareket, göz teması ve müzik içeren oyunlar oynayın.
- Canının sıkıldığını hissettiğinizde onu anladığınızı belli edin, ona bunu "hay allah, yanıma mı yatmak istemiştin" şeklinde ifade edin. Ama ona acımayın. Tüh vahlar, yavrum benim zavalllıcık'lar onun da kendisini "Küçük Emrah" moduna bağlamasına yol açabilir. Bunun yerine "ne yapalım yavrum hayat böyle, gel biz hoplamamıza bakalım" tarzı bir yaklaşım daha uygun olacaktır. Aslında buna bir çeşit dikkat dağıtma da diyebiliriz ama "ben ne diyorum, bu kadın ne diyor" şeklinde bir etki bırakması pek iyi olmaz. "Canım sıkkın olursa, anneme, babama giderim, beni anlarlar, içimi açar, neşemi yerine getirirler" etkisi daha iyi olur :)