# 20 Şubat 2010 Cumartesi

Grip, nezle, soğuk algınlığı, herhangisinden olduysak artık herkesle beraber biz de hastayız şimdi. Bu akşam üzeri kafamı kaldıramaz hale gelip de yattığım 3 saatlik kötü uykudan şakaklarım ağrıdan çatlar, burnum tıkalı ama akmaz, kulağım çıtırdar, gözlerimi açamaz halde kalktım. Akşamı zor geçirdim, Ilgaz'ı banyoya sokmadan önce iki aspirin içip, buharlı bir banyo yapayım dedim. Ne kadar iyi geldiğini anlatamam. Ilgaz'ı da yanakları al al olana kadar tuttuk ısınmış banyoda. Hem kendi halimden yola çıkarak, "eskiden" hastayken kendime nasıl baktığımı hatırlayarak da gripli çocuklara nasıl daha iyi yardımcı olabileceğimizi yazayım dedim unutmadan.

  • Hergün mutlaka bol buharlı banyo yaptırmak lazım. Banyoya sokmadan önce kettle kapağı açık çalıştırılabilir banyoda. Duşakabin varsa buharı içeride tutma konusunda başarılı. Ben kendim için bir tasa sıcak suya viks de koydum ama küçük çocuklara kullanılmıyor. Çocuğa banyodan önce sıcak ıhlamur, sonrasında da su verilebilir bol bol. Banyo sırasında okyanus suyu, serum fizyolojik sıkılabilir burnuna. Küvet varsa yarıya kadar doldurulur, çocuk ağzına burnuna kaçırarak sularla oynayıp rahatlarken burnu da açılır.
  • Okyanus suyu ya da serum fizyolojiği bir seferde hızlı bir şekilde sıkmak çok rahatsız ediyor insanı. Çocuğun bu işlemden kaçmasını normal karşılamak lazım. Ama hızlı sıkınca daha iyi etki ediyor o da bir gerçek.
  • Sıkarken başı biraz geriye yatırmak lazım. Dik işe yaramıyor.
  • İnsan bazen sabah çok kötü kalkıyor. Ben geçen sabah hiç konuşamıyordum. Uyanınca hemen ılık ıhlamur, ada çayı, bol bol su vermek iyi olur. Burnu kulağı açılsın diye kucağınıza oturtup ılık bir şey içirirken kitap okuyabilirsiniz alt değiştirme, üst giydirme gibi aksiyonlara girişmeden önce. Rahatlayınca bunları yapmak daha kolay olacaktır.
  • İnsan hastayken burnu tıkanırsa koku alamıyor. Özellikle sevdiği yiyecekler tatsız geliyor, bu şekilde yemek istemiyor insan sevdiği şeyleri. Tarçınlı, karanfil gibi kokulu şeylerin tadı biraz daha iyi geliyor. Meyve istiyor bir de insanın canı.

Bu Kitubi de olmasa işim gücüm hayıflanmak olacak ama hiç değilse yazınca hem içimi döküyorum, hem de işe yarar belki diye avunuyorum.

posted on 20 Şubat 2010 Cumartesi 20:35:07 UTC  #    Yorumlar [13]
# 17 Şubat 2010 Çarşamba

Psikoloji İstanbul Nurturia üyelerine özel dışarıdan katılıma kapalı ikinci bir seminer düzenliyor. Workshop'ta çocukların özellikle de 0-3 yaş döneminde yaşadıkları öfke ve ağlama nöbetleri ile ilgili farkındalıklarımızı arttırmak ve onlara bu konuda nasıl yardımcı olabileceğimizi öğrenmek hedefleniyor. Eğitim soru-cevaplarla tartışma ortamında olacak. Katılım 20 kişi ile sınırlı. 

0-3 Yaş Döneminde Öfke Nöbeti ve Ağlamalar
Uzm. Psk. Nilüfer Devecigil

Ebeveyn olarak çocuklarımızın  zor duyguları ile başa çıkmakta zorlanıyoruz. Bu workshopta bu duygu ve davranışların içimizde uyandırdıklarına bakacak ve bu anlarda çocuklarımıza nasıl yardımcı olacağımızı konuşacağız.

Tarih: 27 Şubat 2010 Cumartesi
Saat: 13:00-15:00
Yer: Psikoloji İstanbul Danışmanlık Eğitim ve Araştırma Merkezi (Şişli)
Katılım: 20 kişi ile sınırlıdır.
Ücret: 25 TL

Kayıt ve daha ayrıntılı bilgi için:
Psikoloji İstanbul Workshop "0-3 Yaş Döneminde Öfke Nöbeti ve Ağlamalar"

posted on 17 Şubat 2010 Çarşamba 19:38:14 UTC  #    Yorumlar [3]

Kullandığım hazır blog altyapısı Dasblog'un azizliği yüzünden yorumlar yayınlanmıyor zaman zaman. Siz yorumu yazmaya başladığınız anda, bir güvenlik kodu atanıyor ve eğer yorumu yazmanız zaman aldıysa, güvenlik kodunun süresi geçiyor. Siz "yorumu kaydet" dediğinizde, aslında sayfanın altında Dasblog size yeni güvenlik kodunu girmenizi söylüyor ama sizi sayfanın başına götürdüğü için siz bunu farketmiyorsunuz.

Yorumlarınızın kazaya uğramaması için lütfen yorum yazdıktan sonra, sayfanın altına inerek yorumunuzun yayınlanmış olup olmadığını kontrol edebilir misiniz? Yorumlara moderasyon yapmadığım için hemen yayınlanmış olması gerekir. Eğer yeni bir güvenlik kodu atanmışsa zaten yazdığınız metin text editör'ünün içinde duruyor ve yeni güvenlik kodu da yazıyor olur, güvenlik kodunu girdiğinizde yorum yayınlanacaktır.

Bu durumun epeydir farkındayım, benim bile bunu bilmeme rağmen arada farketmeden yayınlayamadığım yorumlarım oldu. Hatta bunu düzeltmek için bir süre önce Dasblog'un yeni versiyonunu yükledik ama bu sorun düzelmedi. Nurturia'ya ayırdığımız kaynaklardan tüketmemek için bu sorunun çözümünü bir süre daha ertelemek durumundayım.

Bu yazıyı da, Nurturia aracılığı ile Zeynep'in bir süre önce Kitubi'ye bu yüzden yorum bırakmaktan vazgeçtiğini öğrenmem üzerine yazmaya karar verdim (kahroldum). Bu sorun yüzünden yorum kaybım olduğunun farkındayım ama boyutunu kestirememişim.

Bugüne kadar yorumları kaybolan herkesten özür diliyor ve uçan yorumların tamamen bu nedenden olduğunun altını çizmek istiyorum. Kitubi'de her yorum bizim için çok değerli ve bugüne kadar spam'ler dışında tek bir yorum silmedim.

Güncelleme: Yazının peşine gelen tepkiler mefta yorumlarımızın çokça olduğunu gösteriyor. Durumun bu ciddiyette olduğunu farkedememişim. Yorumları uçan herkesten teker teker özür diliyor ve yeni uzun yorumlarınızı bekliyorum efendim. Güvenlik kodunun expire olma süresinin uzatılabildiğini tespit ettik. En azından süreyi uzatarak durumu iyileştirmiş olacağız. Eğer daha önceki yorumlarda özellikle söylemek istediğiniz ama içinizde kalan bir şeyler varsa özellikle bekliyoruz :)

posted on 17 Şubat 2010 Çarşamba 12:43:16 UTC  #    Yorumlar [4]
# 16 Şubat 2010 Salı

Bu çocuk bana bir şey mi anlatmaya çalışıyor?

2 yaş dönemi iletişim açısından zor bir yaş dönemi. Çocuk az konuşuyorsa kendisini iyi ifade edemeyebilir, iyi konuşuyorsa da onu gözümüzde biraz "büyütüyor" olabiliriz (bu yazıya başladıktan sonra geçen yazıya Eylem'in yorumu geldi, hepimiz ayrı ayrı yanı şeyleri yaşıyoruz diye düşündüm bir kez daha). Ama aynı zamanda bebekliğine göre sizden ve çevresinden çok daha fazla şey bekler durumdadır, kendi tercihleri olsun ister. Sonuç olarak bu yaş döneminde, belki de her yaş döneminde, çocuğun hareketlerinin bize ilk düşündürdüğünden farklı anlamları olabilir. Sıkıntısının ne olduğunu daha iyi anlayabilmek için de bazı kalıplardan sıyrılmaya çalışmak gerekiyor. Bu kalıpların başında "huysuz" geliyor.

Huysuz çocuk
"Bugün huysuz"
"Uyumadı o yüzden huysuz"
"Benim çocuğum huysuz, seninki melek"
"Çok huysuzluk yaptı"

Huysuzluk aslında fazla genel bir ifade. Kendinizi düşünün, mesela ben karnım açsa daha kolay sinirlenirim. Kötü bir haber aldıysam canım sıkkın olur. İstediğim bir şey olmamışsa hayal kırıklığına uğramış hissederim. Hayatımda henüz çözümü belli olmayan bir sorun varsa huzursuz olabilirim. Beni bir şey korkutuyorsa kendimi güvensiz hissedebilirim. Bir yakınım beklediğim saatte gelmediyse endişeli olabilirim.

İlle de genellenecekse, bütün bu saydıklarım ve aklıma gelmeyen diğerleri, moralimin bozuk olduğu, keyifsiz olduğum söylenebilir. Çocuğun huysuz olduğunu düşünmek bana sakıncalı geliyor. Çünkü "huysuz" bir niteliği, "morali bozuk" bir duygu durumunu ifade ediyor. "Huysuz" bir kişilik özelliği gibi kullanılıyor, "morali bozuk" daha çok dış etkenlerden kaynaklı geliyor kulağa.

Çocuk kendisini çok farklı nedenlerden dolayı kötü hissedebilir. Bebekken çocuğun modunu çok fazla etkileyen açlık, uykusuzluk gibi etkenler daha büyük çocuklar için daha az olsa da hala geçerli. Bunun yanında aynı yetişkinler gibi dış faktörler çocuğun moralinin bozulmasına neden olabiliyor. Hatta tek başına, ona bakan yetişkinin moralinin bozuk olmasından kaynaklı moral bozukluğu da olabiliyor. Eğer bu moral bozukluğu geniş bir zamana yayılmışsa, aşağıdaki durumlar ortaya çıkabiliyor.

Çocuğunuzun moralinin bozuk olduğunda dair emareler:

  • Uzlaşılmaz olabilir (2 yaşçıların genel özelliği olduğundan, 2 yaş sendromu deyip geçiliyor olabilir). Bazen bir şeye itiraz eder, onu yaparsınız başka bir şey bulur, onu halledersiniz bir şey daha bulur. Sanki size gıcık olduğu için sorun çıkartıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Kendimiz böyle hissettiğimizde bunu "çatacak yer arıyorum" şeklinde ifade ederiz.
  • Alıngan ve kötümser olabilir. İşler istediği gibi gitmediğinde tersliklere karşı toleransı az olur. Hemen içli içli ağlamaya başlayabilir. Sizden bir şey isterken otomatik olarak bunu yapmayacağınızı varsayan bir üslupla (direk ağlayarak ya da şımararak) isteyebilir ve sizin de bu isteme şekli üzerine yapmak hiç içinizden gelmeyebilir. Ilgaz bir ara bunu sıkça yapıyordu ve biz kendimizi ilk sorgulamaya başladığımızda, çok kuralcı olduğumuzu, çocuğun istediklerini çok fazla reddettiğimiz için çocuk umutsuz bir şekilde istiyor diye yorumlamış ve çok üzülmüştük. Jetonumuz geç düşmüştü. Bazen sizden henüz istememiş olduğu bir şey için de bile ağlayabilir. Mesela ben Ilgaz'dan önce uyanmışsam, "ama ben senin yanında yatacaktım aaann-neee neee-deeen kalk-tın" diye vurgulu vurgulu ağlardı. İç parçalayıcı tabi.
  • Daha sık kabus görebilir (tek başına kabus morali bozuk anlamına gelmeyebilir, mesela yatmadan önce TV izlemesi de bu etkiyi yapabilir)
  • İştahı etkilenebilir, giydirmek, tuvalete götürmek, uykuya yatırmak, banyoya sokmak, banyodan çıkartmak, özetle ona yaptırmak zorunda olduğunuz şeyleri yapmakta zorluk çıkartabilir.

Çocuğunuzun moralinin bozuk olması hayatınızı güçleştirebilir:

  • Hasta ya da uykusuz olduğu zamanlara çok benzediği için, çocuğun hastalandığını anlayamayabilirsiniz. Huysuzluk yapıyor diye bütün akşam boğuşursunuz, yatırırsınız gece ateşi çıkar, tüh hasta oluyormuş çocuk, anlayamadım diye üzülürsünüz.
  • Eğer onunla boğuşmak sizi sinirlendirirse, kendinizi sakinleştiremezseniz, bu yedirme içirme, soyma, vs. işleri bütün zamanınızı kaplayabilir. O zaman birlikte iyi zaman geçirememeye başlarsınız. Bu sizi birbirinizden uzaklaştırır ve hepinizin moralinin daha da bozulmasına yol açar. Hem bunaltıcı zamanlar artmış, hem de eğlenceli zamanlar azalmıştır. Özellikle yatırmak güçleşmiş ve o yattıktan sonra size temizlenecek bir savaş alanı kalmışsa, kendinize ayırdığınız zamanda azalacak, dinlenemediğiniz için işler daha da sarpa saracaktır.

Çocuğun moralini düzeltmek için neler yapabilirsiniz?

  • Öncelikle huysuz, yaramaz, ya da bazı kibar insanların dediği gibi "aşırı hareketli" bir çocuğunuz olduğunu düşünmekten vazgeçin. Bu durum çocuğunuzun bir karakter özelliği değil, sadece içinde bulunduğu bir duygu durumu. Morali bozuk, düzelecek.
  • Bunu fark (ya da kabul) ettiğinizde muhtemelen duyacağınız ilk duygu suçluluk olacaktır. "Benim yüzümden böyle oldu". Bu duyguyu hemen kovalayın. Olumlu düşünmeye çalışın, "oh, çocuğum düzelecek". Belki bunu atlatınca duygusal olarak biraz daha güçlenecek, büyüyecek.
  • Moralinin bozuk olma nedenini kestirebiliyor musunuz? Düzeltebiliyorsanız en hızlı çözüm bu olacaktır. Düzeltilebilecek bir şey değilse de hemen moralinizi bozmayın. Şartlarımızı değiştiremeyebiliriz, ama şartların bizim davranışlarımızda yaptığı olumsuz etkileri azaltabiliriz. Çocuklar sanki şartlardan çok bizim davranışlarımızdan etkileniyor gibiler.
  • Morali bozuk diye huyuna gitmeye çalışmak işleri ters teptirebilir. Normalde tolerans göstermediğiniz bir şeye tolerans gösterirsiniz, buna da olumsuz tepki alırsanız, yaranamıyorum gibi hissederek daha kötü davranabilirsiniz. Ya da sizi toleranslı görerek, bakalım sınırlarımızı biraz test edelim diye daha zorlayıcı davranabilir. Biz çocuğu çok bunalttık diye kemerleri gevşetme moduna geçmiştik ve yalnız bizi değil, okuldaki öğretmenleri de test etmeye niyetlenmişti. Kurallarınız çocuğun yaşına göre katı kaldıysa yumuşatılabilir elbette.
  • Çocuğunuzun morali bozuksa, onunla ilgilenmek zor olduğundan ona önyargılı yaklaşmanıza yol açabilir. Şimdi yemeği vereceğim yemeyecek, üstünü giyinmeyecek gibi. Bu önyargıyı üzerinizden atıp birlikte geçirdiğiniz zamanın tadını çıkarmaya çalışın. Siz onunlayken her şeyi unutup keyif almaya başladıkça, onun da canını sıkan şeylerin üzerinde fazla durmamaya başladığını farkedeceksiniz.
  • Bunu kaç ayrı konu için önerdim bilmiyorum ama, bol bol dışarı çıkartın, temiz hava almasını ve hareket etmesini sağlayın.
  • Müzik çalın, birlikte tepinin dans edin.
  • Fış fış kayıkçı gibi, fiziksel temas, hareket, göz teması ve müzik içeren oyunlar oynayın.
  • Canının sıkıldığını hissettiğinizde onu anladığınızı belli edin, ona bunu "hay allah, yanıma mı yatmak istemiştin" şeklinde ifade edin. Ama ona acımayın. Tüh vahlar, yavrum benim zavalllıcık'lar onun da kendisini "Küçük Emrah" moduna bağlamasına yol açabilir. Bunun yerine "ne yapalım yavrum hayat böyle, gel biz hoplamamıza bakalım" tarzı bir yaklaşım daha uygun olacaktır. Aslında buna bir çeşit dikkat dağıtma da diyebiliriz ama "ben ne diyorum, bu kadın ne diyor" şeklinde bir etki bırakması pek iyi olmaz. "Canım sıkkın olursa, anneme, babama giderim, beni anlarlar, içimi açar, neşemi yerine getirirler" etkisi daha iyi olur :)
posted on 16 Şubat 2010 Salı 20:58:52 UTC  #    Yorumlar [9]

"International Journal of Obesity dergisinde yayımlanan, 3 yaşındaki 12 bin çocuk arasında yapılan araştırmaya göre, tam gün büyük anneleri tarafından bakılan çocukların aşırı kilolu olma riski yüzde 34 daha fazla..."

Haberin tamamı için

posted on 16 Şubat 2010 Salı 07:15:40 UTC  #    Yorumlar [7]