Posts Tagged: 2 yaş sendromu


29
Nov 10

Ağlama Dersi

Hep anneler babalar mı taktik verecek birbirlerine, bu da Ilgaz’dan küçük kardeşler için.

Nasıl ağlanır? from Kitubi on Vimeo.

Ağlayarak istediği şeyleri yapmadığımız halde yine de sıklıkla deniyor. Kimi zaman yalandan başlıyor, sonra inattan ciddi ağlamaya dönüşüyor. Kayıt altında o kadar kolay değil tabi işler.

Nurturia’dan Soru: Ağlayan Çocuk

Mutlu Bebek Yetiştirmek

Huysuz Çocuk

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


30
Jul 10

Kısır döngüyü kırmak

Belki bir hastalık sonrası, belki uykusuz bir günün ertesi başlamıştır huysuzluk.1-2 yaş arası bir arkadaşımızsa daha çok istediğini tutturma şeklinde patlak verir, 2 yaştan sonra kendi eremediklerini tutturmaya, erdiklerinde ise olmadık işler karıştırmaya başlar. 3 yaş civarında artık kendi kendine projeler üretebilir hale geldiği için problemler karmaşıklaşmıştır. Yemek pişirmeye çalışırken tek kulağınızla bir “süt dondurma” lafı duyarsınız ve elinizi köftenin kıymasına daldırdığınız anda dolaptan silikon buzluk çıkartılıp üzerine ve tabi yere süt boca edilivermiştir, kıymalı ellerinizle etkisiz bir şekilde bakakalırsınız. Tepkileri yaşa göre değişse de genelde şöyle bir durum yaşanır, o bir şey yapar ya da ister, siz olmaz dersiniz, o yapar, siz kızarsınız, böyle dozu artarak devam eder. Bazen geriye dönüp ne zamandan beri böyle olduğunu hatırlamaya çalışırsınız, aklınıza  ateşli hastalık gelir ama tam olarak ona bağlayamazsınız da, çünkü artık geçmiş gitmiştir.

2 yaş döneminde daha yoğun yaşanmakla birlikte böyle kısır döngüler hep oluyor. Eğer siz bir kısır döngüye girdiğinizi fark edemezseniz, ya da hayatınızdaki değişiklik neyse henüz rayına oturmadıysa tüm gün boyunca sorun çıkartan bir çocuk elde edebilirsiniz. Giy dersiniz giymez, ye dersiniz yemez, yeme dersiniz yer, gidelim dersiniz gelmez. Bazen öyle bir duruma gelirsiniz ki bu karşılıklı inatlaşmalardan birlikte geçirilen eğlenceli, kaliteli zamanlar iyice azalmış, sofrada, uyku saatinde, yemek saatinde her yeri itişme kaplamıştır ve kimi gün oyun oynamamaya bile vakit kalmamıştır. Bazen oyun oynayabilmek için uyku saatinden çalmak zorunda kalırsınız o zaman ertesi gün uykusuz olacağı için her şey daha da beter olur.

Bu kısır döngüleri neler tetikler:

  • Uykusuzluk
  • Hastalık sonrası
  • Taşınma sonrası
  • Eve misafir gelmesi
  • Yolculuk

gibi günlük kaçınılamayacak şeyler olabildiği gibi

  • Aileye bir bebek gelmesi
  • Annenin babanın yoğun bir dönemi
  • Çiftlerden birinin bir süre uzakta olması

gibi hayatımızın daha uzun bir dönemini etkileyen durumlar da olabilir. (Aileden birinin kaybı gibi travmatik durumlar için bir profesyonelden destek alınması sağlıklı olur. Bu dökümana bir göz atabilirsiniz)

Çözüm üretebildiğimiz şeyler için elbette öncelikle çocuğun etkilenmemesi için uğraşırız ama bunun dışında aslında bu durumlar onu bir yandan hayata hazırlar, zor durumlarla başa çıkabilmek için arazi yeteneklerini geliştirir. Yukarıda örneklerini verdiğim günlük durumlarda sıkıntı ortadan kalktığında hemen geçmediği gibi, çocuğun davranışının düzelmesi için hayatındaki değişikliğin yerine oturmasını ya da sorunun ortadan kalkmasını beklemeye de bence hiç gerek yoktur. Sadece kısır döngüyü kırmak bile birden çocuğunuzun davranışlarını değiştirebilir.

Çocuğun saçma davranışlar göstermesinin altında olası motivasyonlar:

Sebep ya da kötü davranış veya krize yol açan durum ne olursa olsun, kısır döngü halinde sık sık tekrarlanan daha da kötüsü tüm günü kaplayan huysuzluklar baş gösterdiğinde aşağıdakiler ortaya çıkar:

  • Çocuk arkadaşımız nasıl olsa kötü olduk, dur bir de şunun tadına bakayım moduna geçebilir. Yani “dark side’a geçer“. Aslında bütün çocukların içinde büyüklerinin hoşuna gidecek şeyler yapma isteği vardır ama siz onunla takıştıkça kendi keşifleri ve istekleri ağır basar.
  • Çocuk üstüste hatalı davranış gösterdiğinde davranışındaki hatayı öğrenemez ve doğru alternatifini üretemez. Mesela önce istemediğiniz bir şey yapar, sonra kendisi için tehlikeli bir şey yapar, sonra belki kazara yere su döker ve siz o suya basıp düşmesin diye kurulamaya çalışırken sizin bir eşyanızı kurcalar. İlkine yapma demişsinizdir, sonra tehlikeli olana belki daha sert bir tepki verirsiniz,  sonra anlaması için sakin bir de konuşma yaparsınız, su dökme işi kazadır belki ama hızınızı alamaz ona da iki dakika şurada oturamaz mısın gibi bir şey söyleyiverirsiniz, üstüne normalde sizin eşyanızı kurcalamasını o kadar önemsemeyecekken (zaten ortada bırakmamalıydım felsefesi) sabrınız taşar. Bu zaman zarfında o kadar çok şeye tepki vermişsinizdir ki, siz bile asıl neye kızdığınızı şaşırmışken, o muhtemelen hiçbir şey anlayamamıştır. Çocuklar daha normal zamanlarda davranışlarının sonuçlarından ya da bizim tepkilerimizden ders çıkartarak öğrenebiliyorlar ama biz ne kadar net ifade ettiğimizi düşünsek de böyle peşpeşe sorunlar yaşanan zamanlarda verdiğimiz hiçbir mesajı anlayamıyorlar, hepsi birbirine giriyor.

Kısır Döngüyü Kırmak
Çocuğunuz tüm gün saçma hareketler yapıyor olabilir ama bir yerden kısır döngüyü kırmanız lazım. Kısır döngüyü kırmanın yolu, birlikte geçirdiğiniz zaman içinde çocuğun olumsuz davranışlarının etkisi altındaki zamanı azaltarak, olumlu davranışlarının güzelleştirdiği zamanı çoğaltmak. Aşağıda size ilham vermesi için aklıma gelenleri yazdım, siz aile yapınıza göre daha güzel çözümler bulabilirsiniz:

  1. Dikkatini dağıtmak: Bunu çok söylerler. Dikkatini dağıt deyince benim gözümün önüne “Aaa, bak Ilgaz ayıcık” gibi “çocuk kandırma” sahneleri gelirdi. Bir dönem Ilgaz’ın dikkatini dağıtmaya çalıştığımızda, dikkatini dağıtarak ona yapmak istediği şeyi unuttturduğumuzu anladığında, birkaç dakika sonra, “ama ben bilmemne yapacaktııım” diye daha da çok sinirlenirdi. Hatta bir ara “aman unutturur bunlar fırsat buldun mu hemen yap” mantığıyla daha sabırsız, istediğini hemen elde etmeye çalışan bir çocuğa dönüştüğünü fark etmiştik. Öte yandan çözümü olmayan, uzlaşılması olanaksız durumların da en iyi ilacı yine dikkat dağıtmak. Belki de buna dikkat dağıtmak değil, konuyu değiştirmek demek lazım (yetişkinlere  yapılana “gündem değiştirme” deniyor). Biraz derin nefes alıp kendinizi sakinleştirerek daha hızlı ve zekice düşünmeye çalışın. Aslında yapmaya çalıştığınız onu kandırmak değil, yapılamayacak bir şeye takılıp kendisini üzmesi yerine, yapılabilecek bir şeyle zamanını güzel geçirmesi ve mutlu olması. Bunu ona hissettirerek “konuyu değiştirme”nin her yaşta bir yolunu bulabilirsiniz.
  2. Öğüdü bırakmak: Öğüt vermek, iyi olması için konuşup durmak etkisiz. Öğüdün işe yaraması için o sırada iletişim kanallarının açık olması lazım. Bir olumsuz yanı da sizin öğüt verirken onun işe yarayacağına dair boşuna beklenti içine girmeniz bir sonraki olumsuz davranışında daha çok sinirlenmenize yol açması. Normalde çocuklara açıklama yapılması daha iyidir elbette ama böyle işlerin kısır döngüye girdiği durumlarda olumsuz bir hareketi üzerine hiç konuşmayıp onu o işten uzaklaştırıp bir süre sakin sakin oturmanız ve ona olumsuz da olsa özel bir ilgi göstermemeniz daha etkili oluyor.
  3. İyi davranışlarını yakalamak: Krizleri konuyu değiştirerek ve öğüdü keserek gününüzde olumsuz davranışın çaldığı zamanı minimuma indirdikten sonra olumlu davranışlarını yakalamaya çalışın. Bir yaş civarındakiler için her şey olumlu bir tepki olabilir, sakin bir anda güzel saçlarını sevmek, emeklemesini övmek, çıkardığı bir sesi alkışlamak. 2 yaş civarında bağımsızlaşmaya odaklandıkları için kendi başlarına başardıkları şeyleri övebilirsiniz. Çocuklarda her yaşta ebeveynleri tarafından takdir edilmek çok önemli ama benim Ilgaz’da gözlemlediğim 3 yaşında ebeveyn tarafından beğenilme beklentisi çok yükseliyor. Yalnız 3 yaşındaki bir çocuğu överken daha dikkatli olmanız gerekiyor, çünkü artık onun da kendi becerileri hakkında daha fazla fikri oluyor ve met ettiğiniz şeylerin daha iyi seçilmiş ve içten olması gerekiyor. Çocuklar sürekli geliştikleri için iyi yaptıkları, geliştirdikleri şeyleri yakalamak çok da zor değil, yalnızca sizin ona sorun çıkartan çocuk gözüyle bakma modundan çıkıp, eleştiren gözünüzün değil, öven gözünüzün görmesi gerekiyor. Burada kastettiğim belirli bir sorunlu davranışı övgü yoluyla çözmek değil. Övdüğünüz şeyin sorun yaratan şeyle hiç ilgisi olmayabilir. Önemli olan çocuğu iyi moda geçirmek.
  4. Espri anlayışı: Güzel bir müzik açın, güne güzel kelimeler içeren bir kitap okuyarak başlayın. Modunuzu düzeltin, gülün, çocuğunuzu da güldürün. Eğer TV, DVD izliyorsa sizin de eğlendiğiniz bir şeyi kahkahalarla gülerek izleyin. Kendinizle, eşinizle, onunla dalga geçin. Kötü davranışla da dalga geçebilirsiniz ama burada dalga geçilen kötü davranış ve onun sonuçları olmalı. Çocuğunuzu kötü davranışla itham ederek onun kendisiyle dalga geçerseniz kötü davranış ona yafta gibi oturabilir.
  5. Güzel vakit geçirmek: Birlikte geçirdiğiniz vakti güzel geçirmeye çalışmak çok etkili. Eğlenmek her şeyin başı. Zor zamanlarda iyi geçirilen zamanları arttırmak için ipuçları da bir sonraki yazının konusu olsun.

Nurturia’dan:

Çocuklar Krizde Grubu

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


7
May 10

Etkisiz Disiplin Yöntemleri

Önce emeklemeye başlar, sonra yürür, mama sandalyesine sığmaz olur, bir gün yataktan atlayıverir, açarsınız parmaklıkları… Dolu dizgin büyür çocuk, biraz da delidir her çocuk gibi. Tuvalete gitmesi, ellerini yıkaması, yemeğini oturarak yemesi, zamanında yatması, duvarları çizmemesi temenni edilir. Anne baba da şaşırır bazen, nasıl eğiteceğim, kendi kurallarımı, hayatın düzenini nasıl öğreteceğim diye. Bu işler için yazılmış çizilmiş yöntemler de vardır. Bizim eve de kısa süreler uğrayıp hızla kaçmış olan bazı eğitim/disiplin yöntemlerini neden etkisiz bulduğumu yazmak istedim. (Nurturia’da da Elajan sormuştu, ne zamandır yazmak istiyordum denediğim disiplin yöntemlerini)

Ödül-ceza
Bunu uzun uzun irdeleyen yazılar bulabilirsiniz, bir tane tercüme de ben yayınlamıştım. Özetle ödülle bir şey yaptırıyorsanız, çocuk davranışa değil, ödüle odaklanır. İlk anda işe yarıyor gibi gözükür, sonra ödülü gitgide arttırmanız gerekir. Ceza (mesela sevdiği bir şeyden alıkoymak) ilk seferinde işe yarar gözükür, sonra cezayı takmaz, cezayı da mı dinlemiyor diye kendinizi daha aciz hissedersiniz ya da sinirlenirsiniz. Çocuk özellikle sizin ilginizi çekmek için bir takım yapmaması gereken şeyleri yapıyorsa ceza işleri daha da zorlaştırır. Çünkü ona ceza ile de olsa bu ilgiyi vererek hem ödüllendirmiş , hem de davranışın üzerinde durarak onu pekiştirmiş olursunuz. Ilgaz’ı bezden çıkartırken ne akla hizmetse ufacık şekerler vermiştik birkaç gün lazımlığa çiş ya da kaka yaptıkça, çok da işe yarıyor gözüküyordu. Belki de tek zorlandığımız alan olmasında etkisi olmuştur bu şekerlerin. Bunun dışında ödül-ceza uygulamadık bilerek ama farkında olmadan uygulayıp, sonradan ödül-ceza olduğunu fark ettiklerimiz oldu.

Mola (Time-out)
Sorun çıkartan çocuğu bir süre eylemsizlik haline sokmaya deniyor Mola. Eğer çocuğun canı sıkılacak ya da sevdiği bir şeyi yapmaktan alıkoyulacak şekilde düzenlenirse bu da bir tür ceza. Eğer sadece sakinleşmesi için yapılıyorsa sıklaştığı anda oyuna dönüşüyor. Bir ara Ilgaz yatağından kalkıp kalkıp geliyordu, biz de kanepede biraz oturtuyorduk, sonra yatırınca uyuyordu. Başta pek hoşumuza gitmişti işe yaradı diye. Kısa sürede bunu da takmamaya başladı. Ilgaz’ın hayatında en geç uyuduğu dönem haline geldi gitgide. Zaten bunu nereye bağlayabilirsiniz ki, çocuğu güzelce yatır, sev, sonra kalksın, salonda oturt ama onunla konuşma, sonra orada uyuklasın tekrar götür yatır. Böyle akşam rutini mi olur? Eğer adına hiç mola, yöntem falan denmeden, gerçekten biraz sakinleşmek için anne ya da baba izin istiyorsa, ya da çocuktan biraz uzak durmasını rica ediyorsa, seyrek olmak şartıyla bence etkili. Hani bir arkadaşınızla çok tartışırsınız, tartışma uzlaşılamaz bir noktaya gelir ve “abi bi dakika, biraz sinirlendim şimdi mantıklı yaklaşamayacağım, sonra konuşalım” dersiniz, işte bunun gibi. Ama ideali zaten bu noktaya gelmemesidir ve planlı, hesaplı yapılırsa bence yine sonu etkisizliktir.

Başarı Çizelgesi / Gelişim Tablosu
Ilgaz’ın taşınma/okula başlama/okul değişimi sürecinde bozulan tuvalet alışkanlığına çözüm bulur mu ümidiyle daha önceden bildiğimiz bir pedagoga gittik. Arada tuvaletle ilgili konular çok sırıtmasın diye tüm aktiviteleri içeren bir tablo yapmamızı, güzel yaptığı her şey için bir çıkartma vermemizi söyledi. Uyanamadım bunun da bir ödül sistemi olduğuna. Ilgaz da çıkartma sever ya, iyi olur diye düşündüm. Kuralları da var; yalandan vermeyeceksin, hemen vereceksin, ertelemeyeceksin. Elini yıkadın, koş koş kurula, sticker. O sticker’ı istemem bunu isterim, yok düzgün yapışmadı, oraya değil buraya. Zaten çocuğun modu yok, nasıl üstünü giyerken ayak diretiyorsa, aynısını çıkartmalara da yapıyor. Kaç taneydi elini yıkadın, çişini yaptın tuvalete, bu da üstünü kendin giydiğin için. Zaten giydirmek yatırmak mesele, bir de araya sticker işi girdi. Dışarı çıkacağız yanımıza mı alalım sticker’ları dönüşte mi yapıştıralım? Kim tutacak aklında kaç kez işedi, elini yıkadı? İlk gün çok iyi gidiyordu, sonra bir kez koşturdu tuvalete yetişemedi. Beti benzi attı, sonra ertesi gün önceki halinden de beter oldu. Her durumda günlük hayata uyarlaması çok zor, hiç pratik değil ve yapay.

Kitapları, yöntemleri okuyabilirsiniz ama kullanım kılavuzu gibi birebir uygulamaya çalışmak insanı çok bunaltıyor. Birisi size önce şunu yapın, sonra bunu yapın, ama şu kısmı böyle olmasın şeklinde bir şeyler öneriyorsa sonuçta size bir yöntem öneriyordur. Gerçekten sizin durumunuz için düşünülerek önerilmiş özel bir yöntemse ve ödül-ceza gibi çok kısa vadeli değilse, belki yangın söndürmek için kullanabilirsiniz. Örneğin bizim bahsettiğim dönemde yaşadığımız gibi her şey birbirine girdiyse. Ama ideali kendi yapınıza uygun bir dille doğal bir anne-baba-çocuk ilişkisi geliştirmeye çalışmak bence. Farklı aile tutumlarının avantaj-dezavantajları ve işe yarayan yaklaşımlarla ilgili de yazmaya çalışacağım.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


7
Apr 10

Bu çocuğa neden bağırıyorum ben

Bir çocuğa bağırmanın, bağırmasanız bile onunla azarlayıcı tonda konuşmanın yararsızlığını yazmama gerek var mı? Şu anda çocuğunuza mütemadiyen bağırdığınız (böyle yazınca kulağa çok kötür geliyor biliyorum) bir dönemde de olabilirsiniz, ara sıra sesinizi yükselttiğiniz bir dönemde de. Şöyle bir düşünün, sesinizi yükselterek karlı çıktığınız kaç durum oldu?

Ama zararları çok:

Bağırmayı öğretirsiniz
Ne ekerseniz onu biçersiniz. Aynen sizin kullandığınız kelimeleri kullanarak size bağırdığında kötü hissedersiniz.
Suçluluk psikolojisi

Sular durulunca ona karşı kendinizi kötü hissedersiniz. Telafi için daha sakin olduğu zamanda ekstra şefkatli davranırsınız. Çocuk iki arada gidip gelir. Benim empati kurmakta en zorlandığım davranış biçimi iki uçta gidip gelenlerdir. Bir aşırı sinirli, bir aşırı sevecen. Sinirli olduğunda bunu abarttığını düşünürüm. Canım onu anlamaya çalışmak istemez. İçimden bir ses aldırma ona der. Bunun daha kötüsü diğer uçtur. Sevecen olduğunda sevgisine güvenemem. Sevecen davranışı altında önceki kötü davranışının suçluluk izlerini arar, ona içten içten kızarım. Az sonra yine sinir yapacak diye temkinli yaklaşırım. İşte çocukların da biz onlara bütün gün bağırdıktan sonra sevip okşayıp yatırdığımızda böyle güvensiz hissettiklerini düşünüyorum.
Başta kendi moraliniz bozulur
Bağırırken yüzünüz sert şekillere girer, beden diliniz emredici hareketler yapar. Çocuğunuza gerçekte sinirli olmasanız bile sırf bu hareketler beyninize hoş olmayan sinyaller verir. Moraliniz bozulur ve sorunu kafanızda daha da büyütürsünüz.
Geri adım atmanız zorlaşır
İnsan bağırırken hızlı hareketler yapar, hızlı kararlar verir. Çocuklara karşı sürekli bir evet, bir hayır derseniz işiniz zorlaşır. Ama bu demek değildir ki, çocuğu yanlış ya da eksik anladığınızda bunu ona belirtip tavır değiştirmeyeceksiniz. Şunu fark ettim, Ilgaz kendisini ne kadar iyi ifade ederse etsin, her zaman zihni dil yeteneğinin bir adım ilerisinde. Yani asla kendisini tam olarak ifade edemiyor. Sinirli hareketlerle onu anlamam çok güç. Eskaza çocuğun aslında mantıklı bir şey istediğini, ya da başka bir derdi olduğunu fark etsem bile ona bağırırken bir anda dönmem de zor. Muhtemelen bilinçaltım “ama o da öyle yapmasaydı, ama beni bütün gün deli etti” gibi hafifletici nedenlerle suçluluk duygumu azaltmaya, geri adım attırmamaya çalışacaktır.
Öztanım meselesi
Öztanım ifadesini AYDO’nun yöneticisi Atanur Hanım’dan duymadan önce özgüven derdim. Öztanım daha uygun sanki. Her insanın kafasında kendisi ile ilgili tanımlar varmış. Akıllıyım, yakışıklıyım, söz dinlerim, yemek seçerim, makası seviyorum ama daha tam kesmeyi beceremiyorum gibi şeyler olduğunu tahmin ediyorum. Siz ona bağırıp, niye öyle yapıyorsun, niye böyle yapıyorsun, daha kötüsü şöylesin, böylesin ifadelerini sık kullanmaya başladıysanız, bu ifadeler onun öztanımı ile çelişebilir. Ve eğer bu anlaşmazlıklar 2 yaş döneminde patlak verdiyse yüksek ihtimalle böyle bir durum söz konusudur, çünkü çocuklar genelde 1-1,5 yaşlar arasında birer melektir. Huysuzluklar diş sıkıntılarına verilir, çocuk bebek görülür, insanları eğlendirir ve fazla bir şeye itiraz edemez, henüz “pet” döneminden “people” dönemine geçememiştir (insanın 3p evresi; plant:bitki, pet: evcil hayvan, person:kişi). Aniden kötü biri olduğunu kabul etmek istemez ki emin olun bunu kabul etmesini siz de istemezsiniz. Durum buysa sizi duymazdan gelme eğilimi oluşuyor, buna “pişkinlik” de diyorlar.

Bağırmakla aynı etkiyi yapan başka hareketler, ona küsmek, azarlamak, aşağılar tonda konuşmak, bağırmadan sert bir tonda konuşmak, uzaktan aynı müdaheleyi tekrarlamak. “Ilgaz, Ilgaz gitme, gitme dedim sana, gitme oraya, gitme, oğlum gitme diyorum, hey!” (anlayamıyor musun?) ya da “Ilgaz hadi, giy oğlum, Ilgaaaz giy şunu, giysene oğlum şunu, hadi giy, hadi hadi hadi” (giyemedin şunu). Hatta nasihat vermek de bu sınıfa girebilir.

Niye bağırıyoruz peki?

Özetle, bağırmak işe yaramadığı gibi her zaman işleri daha kötü yapar. Bir ara evde işler iyice zorlaştığında, akşam Ilgaz yattığında boğazımın acıdığını fark eder olmuştum. Özellikle gergin ya da sinirli olduğum dönemlerde bile kimselere sesimi yükseltmezken nasıl olup da kendi çocuğuma boğazım acıyacak kadar yüksek sesle konuşuyor olabilirdim. Bu çocuğa ne zaman bağırmaya başladım ben, neden bağırıyorum diye düşündüm. Şunları fark ettim:
Kontrol kaybı paniği
Henüz daha mantıklı davranış kalıpları oluşmamış arkadaşımız fiziksel olarak bağımsızlığını ilan etmişse anne-baba onun hareketlerini kontrol etmekte zorlanır. Etraf tehlikelerle doludur ve korumak için panik olur insan. Dur dersiniz, yapma dersiniz dinlemezse son noktada bağırırsınız. Ben geriye sarınca Ilgaz’a ilk bağırmalarımın böyle uç noktalarda olduğunu hatırladım. “Duur” gibi. Bağırmalarınız işe yaradıysa bunun hep işe yarayacağını düşünürsünüz ama kısa sürede yararsız hale gelir.
Çıkar çatışması paniği
Çocuk hızla büyürken, anne-baba daha onun bir birey olmasını kabul edemeden o birden birey olduğuna karar verir. Anne zamanında evden çıkmak ister, arkadaşımız kendi seçtiği giysiyi giymek. Bir şekilde anlaştığınızı düşünüp giydirirsiniz, tam kapıdan çıkacakken üstüne su döker, üstelik siz “dur suyla oynama” demişken. Haydi sil baştan. İyi de parka gitmek isteyen o değil miydi? Çıkarlar çatışır. Artık bebeklik dönemindeki tamamen çocuk odaklılık biraz biraz dağılmış, ben kendime zaman ayıramayak mıyım düşünceleri gelip gitmeye başlamıştır. Sözünüzü dinlemesine ihtiyacınız da artmıştır.
Bu çocuk bana mı karşı?
Bazen sanki size kıllık olsun diye sorun çıkardığını düşünebilirsiniz. Ye dersiniz yemez, yeme dersiniz yer. İşin kötüsü gerçekten de size karşı olabilir. Çocuğun kendi rüştünü ispatlama isteği zaten yoğundur. Bir de üstüne sizin ilginizi çekmek isteyeceği bir durum varsa özellikle sorun çıkartıyor da olabilir. İki ayrı kaynaktan çocukların kötü bile olsa anne-baba ilgisini çekmek için sorun çıkardıklarını dinledim. Size sorun çıkardığında siz hem fiziksel, hem zihinsel, hem de duygusal olarak orada onun yanında olurmuşsunuz. Bu ilgi karşısında işiteceği azarı da çocuk bu ödülün bedeli olarak görebilirmiş. Özellikle okul öncesi dönemde çocuklar çok ebeveyn odaklı yaşıyorlar. Bu çok acı ama, örneğin alkolik bir baba varsa, çocuk baba gece geç geldiğinde bilerek sorun çıkartıp dayak yermiş (Psikoloji İstanbul olumlu ebeveynlik becerileri semineri). Yoksa baba onu görmezden gelip yatacak, ama sorun çıkardığında babası onun yanında.
Sesini duyuramama
Ilgaz’la bir konuda anlaşamadıysak ve o ağlıyorsa ona neden istediğini yapamayacağımı anlatmaya çalışıyorum. Bunu çok çok geç fark ettim ama o anda canı bildiğini okumak istiyorsa beni duymamak için daha yüksek tonda ağlıyor. Ben de şapşal şapşal daha yüksek sesle söylemeye çalışıyorum. Böyle karşılıklı artan bir perdede bağırışıyoruz. O en sonunda isyan türü bir ses çıkartıyor, sonra benden de benzer bir tepki çıkıyor. Sonra boğazım acıyor, muhtemelen onunki de. Bir keresinde ona bağırsa da istediğini yapamayacağımı ve bağırarak boş yere boğazını acıttığını söylerken, sesimi duyurmak için boğazımı acıtacak derecede bağırdığımı fark ettim. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Bu arada durum bu ciddiyetteyken onunla göz teması kurmaya çalışmak için etrafında dönüp durmanın, peşinden koşuşturmanın ve fiziksel olarak garip şekillere girmenin de bir yararı yok, daha kötüsü onu tutarak göz teması kurmaya çalışmanın da.

İnsan bağırmanın kaynağını bulursa bağırmadan işlerini halletme konusunda çözüm üretmede de daha başarılı oluyor. Ben niye bağırıyorum diye düşünürken bunları fark ettim. Sizin de boğazını acıtacak kadar sesinizi yükselttiğiniz bir dönem oldu mu? Aklınıza gelen başka bağırma nedenleri var mı, çevrenizi de düşünebilirsiniz.

Nurturia’da 2 yaş döneminde çocuğu olan anne-babaların sorduğu sorular

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


16
Feb 10

Huysuz Çocuk

Bu çocuk bana bir şey mi anlatmaya çalışıyor?
2 yaş dönemi iletişim açısından zor bir yaş dönemi. Çocuk az konuşuyorsa kendisini iyi ifade edemeyebilir, iyi konuşuyorsa da onu gözümüzde biraz “büyütüyor” olabiliriz (bu yazıya başladıktan sonra geçen yazıya Eylem’in yorumu geldi, hepimiz ayrı ayrı yanı şeyleri yaşıyoruz diye düşündüm bir kez daha). Ama aynı zamanda bebekliğine göre sizden ve çevresinden çok daha fazla şey bekler durumdadır, kendi tercihleri olsun ister. Sonuç olarak bu yaş döneminde, belki de her yaş döneminde, çocuğun hareketlerinin bize ilk düşündürdüğünden farklı anlamları olabilir. Sıkıntısının ne olduğunu daha iyi anlayabilmek için de bazı kalıplardan sıyrılmaya çalışmak gerekiyor. Bu kalıpların başında “huysuz” geliyor.

Huysuz çocuk
“Bugün huysuz”
“Uyumadı o yüzden huysuz”
“Benim çocuğum huysuz, seninki melek”
“Çok huysuzluk yaptı”

Huysuzluk aslında fazla genel bir ifade. Kendinizi düşünün, mesela ben karnım açsa daha kolay sinirlenirim. Kötü bir haber aldıysam canım sıkkın olur. İstediğim bir şey olmamışsa hayal kırıklığına uğramış hissederim. Hayatımda henüz çözümü belli olmayan bir sorun varsa huzursuz olabilirim. Beni bir şey korkutuyorsa kendimi güvensiz hissedebilirim. Bir yakınım beklediğim saatte gelmediyse endişeli olabilirim.

İlle de genellenecekse, bütün bu saydıklarım ve aklıma gelmeyen diğerleri, moralimin bozuk olduğu, keyifsiz olduğum söylenebilir. Çocuğun huysuz olduğunu düşünmek bana sakıncalı geliyor. Çünkü “huysuz” bir niteliği, “morali bozuk” bir duygu durumunu ifade ediyor. “Huysuz” bir kişilik özelliği gibi kullanılıyor, “morali bozuk” daha çok dış etkenlerden kaynaklı geliyor kulağa.

Çocuk kendisini çok farklı nedenlerden dolayı kötü hissedebilir. Bebekken çocuğun modunu çok fazla etkileyen açlık, uykusuzluk gibi etkenler daha büyük çocuklar için daha az olsa da hala geçerli. Bunun yanında aynı yetişkinler gibi dış faktörler çocuğun moralinin bozulmasına neden olabiliyor. Hatta tek başına, ona bakan yetişkinin moralinin bozuk olmasından kaynaklı moral bozukluğu da olabiliyor. Eğer bu moral bozukluğu geniş bir zamana yayılmışsa, aşağıdaki durumlar ortaya çıkabiliyor.

Çocuğunuzun moralinin bozuk olduğunda dair emareler:

  • Uzlaşılmaz olabilir (2 yaşçıların genel özelliği olduğundan, 2 yaş sendromu deyip geçiliyor olabilir). Bazen bir şeye itiraz eder, onu yaparsınız başka bir şey bulur, onu halledersiniz bir şey daha bulur. Sanki size gıcık olduğu için sorun çıkartıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Kendimiz böyle hissettiğimizde bunu “çatacak yer arıyorum” şeklinde ifade ederiz.
  • Alıngan ve kötümser olabilir. İşler istediği gibi gitmediğinde tersliklere karşı toleransı az olur. Hemen içli içli ağlamaya başlayabilir. Sizden bir şey isterken otomatik olarak bunu yapmayacağınızı varsayan bir üslupla (direk ağlayarak ya da şımararak) isteyebilir ve sizin de bu isteme şekli üzerine yapmak hiç içinizden gelmeyebilir. Ilgaz bir ara bunu sıkça yapıyordu ve biz kendimizi ilk sorgulamaya başladığımızda, çok kuralcı olduğumuzu, çocuğun istediklerini çok fazla reddettiğimiz için çocuk umutsuz bir şekilde istiyor diye yorumlamış ve çok üzülmüştük. Jetonumuz geç düşmüştü. Bazen sizden henüz istememiş olduğu bir şey için de bile ağlayabilir. Mesela ben Ilgaz’dan önce uyanmışsam, “ama ben senin yanında yatacaktım aaann-neee neee-deeen kalk-tın” diye vurgulu vurgulu ağlardı. İç parçalayıcı tabi.
  • Daha sık kabus görebilir (tek başına kabus morali bozuk anlamına gelmeyebilir, mesela yatmadan önce TV izlemesi de bu etkiyi yapabilir)
  • İştahı etkilenebilir, giydirmek, tuvalete götürmek, uykuya yatırmak, banyoya sokmak, banyodan çıkartmak, özetle ona yaptırmak zorunda olduğunuz şeyleri yapmakta zorluk çıkartabilir.

Çocuğunuzun moralinin bozuk olması hayatınızı güçleştirebilir:

  • Hasta ya da uykusuz olduğu zamanlara çok benzediği için, çocuğun hastalandığını anlayamayabilirsiniz. Huysuzluk yapıyor diye bütün akşam boğuşursunuz, yatırırsınız gece ateşi çıkar, tüh hasta oluyormuş çocuk, anlayamadım diye üzülürsünüz.
  • Eğer onunla boğuşmak sizi sinirlendirirse, kendinizi sakinleştiremezseniz, bu yedirme içirme, soyma, vs. işleri bütün zamanınızı kaplayabilir. O zaman birlikte iyi zaman geçirememeye başlarsınız. Bu sizi birbirinizden uzaklaştırır ve hepinizin moralinin daha da bozulmasına yol açar. Hem bunaltıcı zamanlar artmış, hem de eğlenceli zamanlar azalmıştır. Özellikle yatırmak güçleşmiş ve o yattıktan sonra size temizlenecek bir savaş alanı kalmışsa, kendinize ayırdığınız zamanda azalacak, dinlenemediğiniz için işler daha da sarpa saracaktır.

Çocuğun moralini düzeltmek için neler yapabilirsiniz?

  • Öncelikle huysuz, yaramaz, ya da bazı kibar insanların dediği gibi “aşırı hareketli” bir çocuğunuz olduğunu düşünmekten vazgeçin. Bu durum çocuğunuzun bir karakter özelliği değil, sadece içinde bulunduğu bir duygu durumu. Morali bozuk, düzelecek.
  • Bunu fark (ya da kabul) ettiğinizde muhtemelen duyacağınız ilk duygu suçluluk olacaktır. “Benim yüzümden böyle oldu”. Bu duyguyu hemen kovalayın. Olumlu düşünmeye çalışın, “oh, çocuğum düzelecek”. Belki bunu atlatınca duygusal olarak biraz daha güçlenecek, büyüyecek.
  • Moralinin bozuk olma nedenini kestirebiliyor musunuz? Düzeltebiliyorsanız en hızlı çözüm bu olacaktır. Düzeltilebilecek bir şey değilse de hemen moralinizi bozmayın. Şartlarımızı değiştiremeyebiliriz, ama şartların bizim davranışlarımızda yaptığı olumsuz etkileri azaltabiliriz. Çocuklar sanki şartlardan çok bizim davranışlarımızdan etkileniyor gibiler.
  • Morali bozuk diye huyuna gitmeye çalışmak işleri ters teptirebilir. Normalde tolerans göstermediğiniz bir şeye tolerans gösterirsiniz, buna da olumsuz tepki alırsanız, yaranamıyorum gibi hissederek daha kötü davranabilirsiniz. Ya da sizi toleranslı görerek, bakalım sınırlarımızı biraz test edelim diye daha zorlayıcı davranabilir. Biz çocuğu çok bunalttık diye kemerleri gevşetme moduna geçmiştik ve yalnız bizi değil, okuldaki öğretmenleri de test etmeye niyetlenmişti. Kurallarınız çocuğun yaşına göre katı kaldıysa yumuşatılabilir elbette.
  • Çocuğunuzun morali bozuksa, onunla ilgilenmek zor olduğundan ona önyargılı yaklaşmanıza yol açabilir. Şimdi yemeği vereceğim yemeyecek, üstünü giyinmeyecek gibi. Bu önyargıyı üzerinizden atıp birlikte geçirdiğiniz zamanın tadını çıkarmaya çalışın. Siz onunlayken her şeyi unutup keyif almaya başladıkça, onun da canını sıkan şeylerin üzerinde fazla durmamaya başladığını farkedeceksiniz.
  • Bunu kaç ayrı konu için önerdim bilmiyorum ama, bol bol dışarı çıkartın, temiz hava almasını ve hareket etmesini sağlayın.
  • Müzik çalın, birlikte tepinin dans edin.
  • Fış fış kayıkçı gibi, fiziksel temas, hareket, göz teması ve müzik içeren oyunlar oynayın.
  • Canının sıkıldığını hissettiğinizde onu anladığınızı belli edin, ona bunu “hay allah, yanıma mı yatmak istemiştin” şeklinde ifade edin. Ama ona acımayın. Tüh vahlar, yavrum benim zavalllıcık’lar onun da kendisini “Küçük Emrah” moduna bağlamasına yol açabilir. Bunun yerine “ne yapalım yavrum hayat böyle, gel biz hoplamamıza bakalım” tarzı bir yaklaşım daha uygun olacaktır. Aslında buna bir çeşit dikkat dağıtma da diyebiliriz ama “ben ne diyorum, bu kadın ne diyor” şeklinde bir etki bırakması pek iyi olmaz. “Canım sıkkın olursa, anneme, babama giderim, beni anlarlar, içimi açar, neşemi yerine getirirler” etkisi daha iyi olur 🙂

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


15
Feb 10

Ilgaz’ın 3. Yaş Günü ve Annelik Becerilerim

Cumartesi günü Ilgaz’ın doğum gününü Psikoloji İstanbul’un Nurturia üyelerine özel olarak düzenlemiş olduğu workshop’ta ebeveynlik becerilerimizi geliştirerek değerlendirdik Gökhan’la birlikte. Bu seminerde öğrendiklerimizi uygulamamız ona verebileceğimiz en iyi hediyelerden biri olacak.

Bir ateşli doğum günü daha
Ilgaz bir kış bebeği olarak, 3. yaş gününü de ateşlenerek geçirdi. Bir gün öncesinde Aydo’da onun için hazırlanmış partide, önce uykudan yeni kalkmış olduğu için durgun olduğunu düşünüp, sonra anne, anne diye oyunu bırakıp yanıma gelmek istemesini özlediğine bağladıktan sonra, evde yere yatma eğilimini de gördüğümde artık 3 senelik bir anne olarak gece yattıktan sonra ateşinin çıkacağına bahse girebilir hale gelmiştim.

Bu defa ateş konusunda çok daha sakindik. Gece yarısı soyup ılık banyolara falan sokma gibi yorucu-gerici önlemlere girmedim. Akşam ateş düşürücü vermek için ateşini kontrol ederek bizim yatacağımız saate kadar beklemeye niyetliydim ama 24 civarında içi yanmış bir şekilde kalkıp su içince, o sırada vereyim dedim. Yine ertesi gün de halsiz görünmediği için 38 dolaylarında gezinen ateşini düşürmedim. Bitki çaylarını zaten her zaman severek içer. Ihlamurlu, ada çaylı öksürük kokteyllerini dayadık. İştahı olmadığını bildiğim için bu defa şifa yiyecekleri pişirmekle uğraşıp yedireceğim diye ne onu, ne kendimi yordum. Bu zamana kadar geçirdiğimiz en efendi ateşli günlerden birkaçı oldu. Öğlene doğru uykudan önce ateş düşürücüsünü vermenin uygun olduğunu babaannesiyle konuşup, babaanne ve dedesine teslim edip çıktık. O gece de bir kez daha ateş düşürücü verdik ve iki kez terden ıslanmış pijamalarını değiştirdik, su verip yatırdık. Pazar günü ateşi düşmüştü.

Geniş kapsamlı bir doğum günü partisi organize etmemiş olmamın da stratejik bir hareket olduğunu farkettim böylece. Cumartesi günü seminerden dönünce aile içinde mum üfletmek ve pastalı yanaklarından doya doya öpmek için eve yakın bir pastaneden pasta sipariş ettik. Pastacı da mum getirmeyi unutunca, yandaki tablo ortaya çıktı.

Psikoloji İstanbul Nurturia Üyelerine Özel Olumlu Ebevenlik Becerileri Semineri
Seminer anne-baba sayısı alışılmadık şekilde homojen dağılmış süper katılımcıların da katkısıyla son derece interaktif geçti. Sevilay Hanım (Kahveci) ve Tolga Bey (Erdoğan) bize küçük oyunlar bile hazırlamışlardı, detaylarını vermeyeyim, bir sonraki grupta benzerleri uygulanacak olursa sürprizini kaçırmayalım.  Dinlediklerimden beni özellikle etkileyenler:

  • Çocukları motive ederken doğuştan gelen özelliklerini değil, çabalarını vurgulamalı (bu makaleleri de okumanızı öneririm bu konuda)
  • Çocuğun başaracağı şeyler adımlara bölünmeli ve çocuk uzaklardaki hedefe değil, bir sonraki adıma motive edilmeli
  • Ödül ve ceza yönteminin etkisizliği ve karakter gelişiminde olumsuz etkileri tartışıldı. Kitaplarda, kaynaklarda ödül-ceza olduğu da belirtilmeden o kadar çok ödül-ceza öneriliyor ki, bu  konu üzerinde durulması beni ayrıca memnun etti. Farkında olmadan uyguladığımız “ödül-ceza”lar hakkında bir tartışma başlatsak süper olur.
  • Bir anne’nin sorusu üzerine, öfke duymanın ya da öfkeli olmamızın belli olmasının kötü olmadığı ortaya çıktı. Örneğin, çocuğunuz sizin yüzünüze vuruyorsa, öfkelenmeniz son derece normaldir ve kendimizi ne kadar zorlasak da yüzümüz öfkelendiğimizi belli edebilir. “Öfke en doğal insan duygularından birisi sonuçta” dedi Tolga Bey. Düşündüm, çocuğun birinin yüzüne vurduğunda, onun öfkeleneceğini de bilmesi gerekiyor. “Ama eğer öfkelendiğiniz için siz de çocuğa bir tane patlatıyorsanız bu sorundur” dedi.
  • Seanslarda anne-babaların kendi sorunlarını farkedip, çözümü üzerinde düşünebilmeleri çok önemliymiş. Aile içindeki doğal ahengi bozmadan, anne-baba’nın robotik hareket etmesine yol açacak dikte öneriler getirmemeye çalışıyorlarmış. Bence bu pedagog seçerken çok önemli bir kriter olmalı.
  • Aile büyüklerinin çocuğa karşı hoşgörülü yaklaşımlarının, sürekli birarada yaşanmadığı ya da aşırıya kaçılmadığı durumlarda çocuk için rahatlatıcı, bunaldığında başvuracağı güvenli bir rahatlama (belki bir çeşit terapi :)) çemberi sunabileceği üzerinde duruldu. Bu yaklaşım çok hoşuma gitti. Benim kendi çocuğuma gayet katı olabildiğim bir konuda, ablam yeğenimle ilgili beni uyarmak zorunda kalıyorsa, ve bu tüm anneanne, babaanne, dede, teyze, hala… tayfası için geçerliyse, belki de bunu doğanın onlara biçtiği gerekli bir rol olarak düşünmeli, biraz rahatlamalıyız. Bırakın, anneanne karıştırılmasından rahatsız değilse, onun evindeyken onun çekmecelerini karıştırsın, en azından siz o müdahele etmeden etmeyin dediler.

Bana çok iyi geldi. Katılanlar yorumlarını bu gruba yazabilirler. Katılmayanlar da Psikoloji İstanbul’a grup aracılığı ile ulaşabilir ve sonraki seminerleri takip edebilirler.

(Seminerden fotoğrafları bana ulaştığında grupta yayınlayacağım)

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


7
Feb 10

2 yaş sorunlarımız

Çocuğun 2 yaş döneminde bireyselleşip, benmerkezcilleşmesinden kaynaklı 2 yaş sendromu denilen değişimler:

  • Her şeye “benim” demesi, paylaşmaması
  • Her şeyi “ben” yapacağım demesi
  • Sınırları daha fazla zorlaması, sizi daha az dinlemesi

Bir de aslında her yaş döneminde görülebilen ve belki 2 yaş döneminde sadece daha kolay ortaya çıkabilen bazı durumlar var:

  • Başka çocukları ya da büyükleri ısırması, onlara vurması (en çok eşya paylaşımı sırasında yaşandığından, paylaşma sorunu ile karışabiliyor)
  • Çeşitli vesilelerle sorun çıkarması, özellikle özbakım dedikleri, anne-babanın önemsediği konularda. Üstünü giymeme, yemeğini yememe, tuvaletini söylememe ya da götürmek istediğinizde gitmeme.
  • Genel halinin hasta ya da uykusuz dönemlerde olduğu gibi olması huysuzluk yapması.
  • Her şeye itiraz etmesi, örneğin sizden henüz istememiş olduğu bir şey için bile “bu bardağı istememiştim” şeklinde içli içli ağlaması.
  • Duymazdan gelmesi, sizi umursamıyor gözükmesi.

Özellikle hayatınızda fazladan strese yol açan bir takım gelişmeler yaşanıyorsa hemen 2 yaş sendromu deyip geçmeyin. Hayatınızı ve davranışlarınızı etkileyen faktörleri, çocuğunuzun davranışlarını ve sizin ona karşı tutumunuzu gözden geçirin.

“2 yaş sendromu bu mu acaba?” diye düşündüğümüz ilk iki sıkıntılı dönemini ufak tefek tavır değişiklikleriyle “kolay geçirdik” şeklinde atlatmıştık. İlki 20 ay civarında, ikincisi tam yaş günü dönemindeydi. Sonuncu ve esaslı sendromumuz şöyle ortaya çıktı:

Taşınma aslında onu değil bizi etkilemişti
Taşınmadan önce Ilgaz bir okulda oyun grubuna giderdi. Yatılı bakıcımız vardı. Akşam işten dönünce Ilgaz yatana kadar onunla meşguldük. Hafta sonları Gökhan’ın zaman zaman çalışması gerekse de Ilgaz odaklı yaşar, bir yere gitmemiz gerekiyorsa onu da paket gibi her yere taşırdık. Taşınmadan yaklaşık 1 ay önce tuvalet eğitimine başladık (taşınmanın daha geç ve aynı semt içinde olmasını planlıyorduk). Son bir-iki hafta kazalar azalmıştı. Taşınma öncesi biraz ani şekilde yatılı bakıcımızla yolları ayırdık.

Taşınma sonrası 2 ay kadar babannesi ve dedesi baktı. Bu sürede anaokuluna gitmedi. İlk taşındığımızda çişini söylemeyi bıraktı, sonra biz sadece ıslattıklarını değiştirip, konunun takibini yapmayı bıraktık ve 2-3 gün içinde yeniden söylemeye başladı. Yoğun bir şekilde uğraştığımız projemizin açılışını hızlandırmaya çalışıyorduk bir yandan. Gökhan hafta sonları bölünmeden çalışabilmek için evden uzaklaşıyordu. Taşınmadan sonra haftalarca alışveriş ve yerleşme ile uğraştık. Ilgaz bir gün “tatilde İkea’ya mı gideceğiz anne” diye sordu.

Uzun görüşmeler sonrası bulduğumuz okul taşınıyordu
Ben öğle aralarında bölgedeki yuvaları geziyordum. Bir yuvada karar kıldık. Ilgaz’ı başlattık. Sabah babası bırakıyordu okula, yolunun üstündeydi, akşam benim çıkış saatimde servis getiriyordu. İkimiz de fiziksel ve zihinsel olarak oldukça yorgunduk. Gökhan hafta sonları evde yokken Ilgaz’la tek başıma ilgilenmek, alışveriş ve evle ilgili her şeyi halletmek zordu. Ilgaz’a karşı daha sabırsızdım. Okula ilk başladığında çiş kazaları oldu. Okuldan normal olduğunu söylüyorlardı. Sonra bir kaka kazası oldu. Ben bunun normal olmadığını düşündüm çünkü Ilgaz kakasını 18 aylıktan beri çok doğal bir şekilde tuvalete yapıyordu. Okuldan görüşme için randevu istedim. Biz görüşmeyi ayarlayana kadar kaza durumu ortadan kalktı (belki de sadece daha sıkı takip ediyorlardı). Okula başlayalı 1,5 ay olmuştu. Genel durumu görüşmek için randevu istediğimde biz de sizi arayacaktık dediler. Meğer okulun taşınma durumu ortaya çıkmış, yakında başka bir okul tutulmuş, bunu görüşeceklermiş. İster çekmeköydeki şubemizde, ister yeni okulda devam edin, bulunduğumuz okula dönme ihtimalimiz de var dediler. Gökhan da ben de beynimizden vurulmuşa dönmüştük. Neyseki okul seçerken görüştüğümüz ve iyi referans aldığımız bir okul daha vardı. Seçim yapmakta da zorlanmıştık başta. Bu okulu özellikle konumu ve kocaman bahçesi için tercih etmiştik. Bu avantaj ortadan kalkarsa taşınma gibi bir telaş içinde olmayan diğer okula geçirmek çok daha uygun olacaktı.

Yeni okulu ve tekrarlayan tuvalet kazaları
Ilgaz yeni okuluna başladı. İlk 2-3 hafta okulda her şey yolunda görünüyordu, sanki bu değişiklik daha iyi olmuştu. Islak çamaşır sayısı çoktu ama yeni ortam, bozulması normal, düzelir diye düşünüyorduk. Sonra bir gün okul yöneticisi telefonda, “yalnız çişini sorulmadan söylemiyor” dedi. Kaka kazası da olunca görüşmeye gittik. Bize bu tür durumların çocuğun duygusal sıkıntılarından kaynaklandığını söyledi (kendisi pedagog). Evde bir sorun tetiklermiş. Ben taşınma sonrası yaşadığımızı ve nasıl çözdüğümüzü anlattım. Ilgaz’ın genel olarak iyi olmakla birlikte, bazen hırçın davranabildiğini ve zaman zaman düşünceli olduğunu söyledi. Tüm bu değişiklikler olsa bile, Ilgaz’ın tuvalet eğitimi almış bir çocuk olduğunu, bu yüzden tuvalet konusunun vurgulanmaması gerektiğini, çişini uzun süre tutmasının uygun olmadığı için takip edilmesi gerektiğini söyledi. “Projenizden yoğunluğunuzdan kaynaklı olabilir, sorun ortadan kalkınca, çişini yeniden söylemeye başlar, altında yatan sorunu bulun” dedi.

Ilgaz’ımıza ne oldu?
Ilgaz’la ilgili bir sorun vardı. Bu iyi verilememiş bir tuvalet eğitimi sorunu değil de, çocuğun mutsuz ve stresli olduğunun göstergesi ise çok önemli bir sorundu. Bu gerçek anlamda ilk kez başımıza geliyordu. Daha önceki okullarda da, bakıcımızın gözünde de Ilgaz, “her şeye süper hızlı adapte olan, neşeli, uslu, sorun çıkarmayan” bir “minik adam” dı (bir önceki okuldan kendi telaşları da işin içine girince yeterli bilgi akmadı belki diye düşünüyorum). Şimdi uslu oğlumuz tanımadığımız çocukların, insanların yanında okula sorunlu bir çocuk olarak başlamıştı. Biz o ana kadar bu tür durumların, ya ciddi sorunlardan, ya da ebeveynlerin yanlış davranışlarından ortaya çıktığını düşünürdük (hala da öyle düşünüyoruz).  Bizim moral bozukluğumuzla Ilgaz’ın genel tutumu da hızla bozuldu. Artık hafta içi birlikte oynamaya bile vakit kalmıyordu. Çıkardığı zorluklarla ancak günlük bakımını halledebiliyorduk. Bu yazdıklarımı o zaman bu bilinçle farkında değildik.

Işıldayan Anne-Babalar
Kaka kazaları sıklaştı. Sanırım internette alt ıslatma ve tuvalet eğitimi ile ilgili tüm türkçe ve ingilizce içeriği okudum. Ertesi gün doğum öncesi eğitimlerimizden beri tanıdığımız bir pedagoga gittik. Pedagoga yukarıdakileri okul yöneticisinin görüşü ile birlikte anlattık. O da bize bir başarı çizelgesi önerdi. Sadece evdeki zamanlar için Ilgaz’ın tüm gün yaptığı olumlu şeyler için çıkartmalar verecektik. Önerisi benim internette bulabildiklerimle örtüşüyordu. Ilgaz da çıkartmalara bayılırdı. Hepimiz moralimiz iyi bir şekilde oradan çıktık. Hemen çıkartmaları ayarlayıp ne yapacağımızı ona anlattık. İlk gün çok iyiydi, 2-3 kez çişini söyledi. Akşama doğru söylediği halde yetişemedi, buna çok morali bozuldu. Hafta sonunun kalanında kelimenin tam anlamıyla dağıttı. Hırçınlıkları devam ediyordu. Akşam okuldan almaya gittiğimde o gün kakasını yapmış olduğuyla ilgili olarak görüşürken kendimi önceki gece çok alkol almış ve ayılamamış gibi hissediyordum. Uzun bir konuşmanın özeti, “bırakın bu işleri, çocuğun derdini bulun” dedi. Bir de anne-baba olarak bizim “ışıldamamızdan” söz etti. Bu sorunlardan önceki halimi ve sonraki halimi düşündüm. Eskiden parlak bir yıldızsam, en son sönmüş volkan gibiydim. İşin kötüsü altında yatan en önemli neden de, “Ilgaz’ın bizim yüzümüzden mutsuz olduğu düşüncesi” gibi duruyordu. O akşam ben okul yöneticisiyle konuşurken Ilgaz da okuldan en son ayrılan ve o gün kakasını yaptığını gayet iyi bilen bir çocuk olarak dağılmış görünüyordu. Muhtemelen o da benim için aynı şeyi düşünüyordu. O akşam sonuncu 2 yaş sendromumuzun dip noktasıydı.

Gökhan’la kendi davranışlarımızı gözden geçirmeye başladık. Hem kendimize, hem birbirimize karşı çok ağır konuştuk. Bünyeyi suçluluk duygusu sardı (çocuğuna karşı duyulan suçluluk duygusundan daha ağır bir duygu yok sanırım, büyük konuşmayayım). Çocuğa karşı davranışlarımız hiç uygun değildi. Kendimizi çok zorlamaya, otomatik tepkilerimizi sorgulamaya ve değiştirmeye çalışmaya başladık.

Bir dönem fazladan ilgiye ihtiyaç duyması sonucu, Ilgaz bir süre uygunsuz davranmıştı. Bizim anne-baba davranışlarımız Ilgaz uygun davranışlar gösterdiği zamanlarda çok uygunken, uygunsuz davrandığı zamanlarda hangi davranışın uygun olduğunu bilmiyorduk. Buna bir de kontrolünü kaybetmenin paniği eklenince işler iyice beter olmuştu.

Okuyanları strese sokmamak için son durumu özetlemem gerekirse, çişini artık okulda da evde de takip etmeyi bıraktık. Kaka kazası olmadı uzun zamandır. Çişini eğer bir işe çok konsantre olduysa, ya da akşama doğru yoruldukça geciktiriyor. Bu da zamanla azalacak diye düşünüyorum ve dert etmek istemiyorum. Çünkü zaten baştan dert etmemeyi başarabilseydim, çıkış yolunu görebilseydim böyle olmayacaktı. Son durumda biz oğlumla artık çok güzel vakit geçirebiliyoruz, bu sorunların öncesindeki durumumuzdan daha iyi iletişim kurabiliyoruz. Hala gün içinde babasından ya da benden ekstra ilgi bekler gözüktüğünde ya da bir şey için mızırdandığında hafif stres hissedip, bir an önce daha az yoğun bir hayata kavuşmak için alternatif yollar düşünürken buluyorum kendimi. Ya da birbirimizin davranışlarını eleştiriyoruz o yattıktan sonra. Okulla görüşmelere devam ediyoruz.

Sizi daha fazla hikayeyle boğmamak için takip eden yazılarda hem kendi öz-eleştirilerimiz, hem de okul yöneticisinin yönlendirmeleriyle iyileşme döneminde öğrendiklerimizi kronolojik sıraya sokmadan yazacağım. Çocuğun çeşitli davranışlarının farklı anlamları, demokratik, ödül-ceza, molalar gibi farklı disiplin yaklaşımlarının pratikte sorun çıkartan yanları, yoğun zamanlara dair öneriler, tuvalet eğitimi ve alt ıslatma ile ilgili görüşlerim gibi konuları elimden geldiğince kısa ve derli toplu paylaşmaya çalışacağım bu kategori altında.

Önerilerinizi ve tecrübelerinizi yorum ve yazılarınızda bekliyorum.

Hatırlatma: Doktor, pedagog değilim. 2 yaş sendromu ya da çocuk disiplini üzerine uzun araştırmalar yapmadım. Yazdıklarım tamamen kişisel görüşlerim ve tecrübelerimden ibarettir. Farklı sorunlarda farklı yaklaşımlar gerekebilir.

2 yaş sendromu

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


24
Jan 10

2 Yaş Sendromu Nedir?

Ilgaz 3 yaşında yaklaşırken üçüncü 2 yaş sendromumuzu aşmak üzereyiz. Umarım bu son olur. Nurturia’daki güncellemeler sayesinde bir sürü arkadaşımızın bu bataklığa düşmek üzere (mübalağa) olduğunu fark etmem beni bu vakit darlığında böyle zorlu bir konuyu yazmaya öncelik vermeye itiyor. Hem yazarken belki benim kafamda da oturur, böylece belki bu da bizim son 2 yaş sendromumuz olur?

2 Yaş Sendromu Nedir?
2 yaş sendromu, bebek arkadaşımız sizin bir uydunuz olmaktan çıkıp ayrı bir birey olma yolunda çabalarken çeşitli konularda size toslaması sonucu, sizin paniklemeniz, kontrolü elinizde tutma kaygılarınızla şefkat duygularınızın birbirine karışması, bunun sonucu olarak çocuğun da hala çok ihtiyaç duyduğu kontrolün sizin elinizde olduğunu hissedememesi (güvensizlik hissi) ile size garip gelen davranışlar göstermesi, sizin bu garip davranışları nasıl toparlayacağınızı bilememeniz sonucu bir öyle bir böyle davranmanız yüzünden çocuğun neler olacağını bilme (rutin) ihtiyacının karşılanamaması, bütün bunların sonucu olarak birlikte geçirilen kaliteli zamanların azalması bunun yerini yedirme, içirme, tuvalete götürme  (özbakım) gibi günlük işler geçirilen zamanların çekişmesinin alması, çocuğa yöneltilen olumsuz ifadelerin çoğalması, öncesinde çocuk beyninde kendisini alkış toplayan bir varlık olarak tanımladığı için bunların yerini kötü olanlar almasın diye sizi duymazdan gelmeye çalışması (pişkinlik) , sizin kendinizi daha da çaresiz hissetmeniz…

Çok açıklayıcı oldu değil mi? Araya başka yazıların da gireceği 2 yaş sendromuna bir giriş yapmak istedim sadece. Bir taahhüt olsun ve gerisini getireyim diye. Özetle, çocuklarda 2 yaş sendromu diye bir şey yoktur. Çocuğun büyümesine adapte olamayan ebeveynler vardır. 2 yaş sendromu bir ebeveyn sendromudur ve bence önlenebilir, geçirilebilir. Evet,lütfen geçsin artık.

Not: Lütfen 2 yaş sendromu ile ilgili yazılarınızı yorumlara yazın, ben de ekleyeyim yazıların linklerine.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.