Posts Tagged: alerji


19
Jan 16

Besin alerjisi vs. Besin İntoleransı

Neptün’ün döküntüleri, annemin döküntüleri…Derken kendimi hep uzak tutmaya çalıştığım alerji konusunun derinliklerinde buluverdim. Bunca yıldır bu konu bu kadar gündemde iken böylesine net bir ayrımın farkına varmadığım için şaşkınım. Sizlerle de hemen paylaşmak istedim.

HNCK7947

Gıda intoleransı (hassasiyeti) ile gıda alerjisinin farkı nedir?

Besin İntoleransı:

  • Gıdalardaki bazı kimyasallara (doğal kaynaklı da olabilir) karşı farmakolojik reaksiyondur (bir ilacın yan etkileri gibi düşünün).
  • Çocuklarda daha yaygındır, çünkü yedikleri besinden aldıkları kimyasal miktarı vücut ağırlıklarına göre daha yüksek bir doz oluşturmakta. Besin intoleransı hormonların etkisi ile hamile kadınlarda da oldukça yüksek. İleri yaştaki kişiler de ilerleyen yaş ile karaciğer ve böbrekleri kimyasalları vücuttan atma becerisi azaldığı için besin intoleransına daha eğilimli. Benzer şekilde parmakolojik ilaçlara, toksik kimyasallara maruz kalan ya da hastalıklarla savaşan kişiler de daha kolay besin intoleransı geliştirebiliyor.
  • Alerjiye göre daha sık görülüyor (bazı uzmanlar toplumun %10’unda görüldüğünü belirtiyor) ve bebekleri, çocukları, yetişkinleri etkiliyor.
  • Bir gıda hassasiyeti reaksiyonunun görülmesi besin alındıktan sonra 48 saati bulabiliyor. Eğer gıda hassasiyeti olan bir kişi sorun yaratan besin/kimyasala sürekli maruz kalıyorsa semptomlar bir besine reaksiyon gibi değil, kronik sorunlarmış gibi gözleniyor.
  • Besin intoleransı dozla doğru orantılıdır. Bazı insanlar diğerlerine göre daha hassastır ve daha küçük dozlarda diğerlerinden daha fazla reaksiyon gösterebilirler.
  • Günümüzde besin intoleransını kesin bir şekilde tespit edecek bir test etme yöntemi bulunmamakta. Tespit etmenin en iyi yolu eliminasyon diyeti, yani şüphe duyulan kimyasalı içeren besinleri bir süreliğine tamamen diyetinizden çıkartarak semptomların ortadan kalkıp kalkmadığını gözlemek.

Besin Alerjisi:

  • Besinlerdeki proteinlere bağışıklık sisteminin verdiği reaksiyondur.
  • Çoğunlukla bebek ve küçük çocukları etkiler, çünkü bağışıklık sistemleri henüz gelişmemiştir.
  • Nadir görülür (uzmanlar yetişkinlerin sadece %1 ‘ini, 5 yaş altındaki çocukların %3’ünü, bebeklerin 8%’ini etkilediğini söylüyor).
  • Reksiyonlar çok çabuk ortaya çıkar, genellikle 30 dakika içinde.
  • Bir besin alerjisi çok küçücük miktarda alerjen ile bile ortaya çıkabilir.
  • Besin alerjileri deri ve kan testleri ile ortaya çıkartılabilir.

Yukarıdaki karşılaştırma salisilat hassasiyeti ile ilgili bu sayfadan tercümedir.

Okuduğum çokça kaynakta, besin intoleransı için bir kova benzetmesi yapılıyor. Siyelim ki salisilat intoleransına sahipsiniz, doğal olarak salisilat bulunan besinler ve katkı olarak eklenenlerin tamamı vücudunuzda birikiyor, eğer vücudunuzun atabildiği yavaşlıkta tüketirseniz bir sorun yok, ama kovanızı hızlıca doldurursanız, küçük dozlarda da taşmaya başlıyor. Bu yüzden kovayı dolduranları gözardı edip, en son dokunan besine odaklanmanıza yol açabiliyor. Eğer bir maddeye intoleransınızın olduğundan şüpheleniyorsanız bu maddeyi içeren besinleri 3 ay tamamen diyetinizden çıkartıp kendinizi gözlemeniz gerekiyor. Besin intoleransının etkileri oldukça geniş sindirim sisteminden, sinir sistemine, ciltten gözlere birçok yeri etkileyebiliyor. Besinler kesildiğinde şikayetleriniz de kesiliyorsa hangi besinleri az tüketmeniz gerektiğini bulmuş oluyorsunuz. Katkı maddeli besinleri tüketmemenin önemi de burada ortaya çıkıyor, çünkü anladığım kadarı ile besin intoleransına yol açan maddeler tat verme ve koruma amacı ile katkı olarak çokça kullanılıyor. Benzer şekilde, baharatlar, kurutulmuş besinler, konsantreler, meyve sebze suları da doğal olsa da hassas bünyeler  tarafından özellikle hangi besinle sorununuz olduğunu tespit edip güvenli olduğundan emin olana kadar sakınılması gerekenler arasında yer alıyor. Çünkü kurutulup konsantre etme işlemleri sırasında kimyasal yoğunluğu yani dozu da artmış oluyor (bir tutam nane hazırlamak için kaç taze nane gerekir?).

Salisilat içeren besinleri içeren bir ingilizce liste bu sayfada mevcut, elimden geldiğimce bu dosyada salisilat içeren besin listesini tercüme ettim. Bizim marketlerde fazla bulunmayanları eklemedim. Konu hakkında bilgisi olanlara annem için soruyorum: Ihlamur, sumak, roka, bu bitkilerde salisilat miktarı hakkında bilgisi, tecbüresi olan var mı? Bizde çokça tüketiliyor ama salisilat açısından bilgi bulamadım.

spice-370114_1920

 

Ben bu bilgileri edinmeden önce Neptün için çocuklarda alerji testleri ile ilgili bu soruyu sormuştum. Bu arada başka bir konu için kan alınması gerekti ve doktora döküntülerinden bahsedince o arada kandan alerji testlerini de yaptıralım dedi. Maliyetli de bir testmiş (benim yaptırdığım yerde en azından), sonuçta yumurta akı, inek sütü, buğday unu, fıstık, soya fasulyesi bakılmış (kakao, kestane ve hazır kek yediğinde olduğundan şüphelendiğimi belirtmiştim ama onlara özel bir şey yapılmamış) ve alerjisi negatif çıkmış. Bu bilgileri edindiğim için Neptün’dekinin alerji olmadığı benim kafamda netleşmişti bile aslında çünkü böyle temel besinlere alerjisi olsa idi kreş çağından önce bebekken çok daha yoğun olurdu, belli ki beslenme biçiminin değişmesi ve hazır besinlerin hayatına girmesi ile bir kota doldurma durumu yaşıyoruz.

 

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


15
May 10

Çocuğunuzun yatağını düzeltmeyin

Dağınık yataklar bizim için daha sağlıklı olabilir.

Yeni bir araştırmaya göre, dağınık yataklar bize hoş gözükmedikleri gibi, ev tozu akarlarına da pek cazip gelmiyorlarmış. Alerjik astımı da tetikleyen bu arkadaşlar, örtülmüş yataktaki nemli sıcak ortamı çok seviyorlarmış. Ancak yatak açık bırakılıp yatak, yorgan, yastığın kurumasına izin verilirse rahat edecek ortamı bulamıyorlarmış.

Bırakın dağınık kalsın. Şu sıkışık zamanımda, dağınıklığıma meşru zemin sağlayan bu araştırmayı düzenleyenlere teşekkürü bir borç bilirim.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


21
Mar 10

Alerji hikayem ve alerji hakkında değişen görüşlerim

Yedi sülalesi ile birlikte kendisi de alerjik bünyeli olan biri olarak zaman içinde alerjik bünyemin ve alerji ile ilgili görüşlerimin nasıl değiştiğini paylaşmak istedim.

Çikolata, şeker: Çocukluğum boyunca çikolata, şeker, boyalı bütün şeyler bana alerji yapardı. Bana alerji yaptıkları için çok sınırlı verilirdi bunlardan (gerçi hiçbir abur cubur aşırı alınmazdı bizde zaten). Bunlardan görece çok miktarda tükettiğim her bayramdan sonra her tarafım kırmızı kırmız dökerdi. Ayak parmak aralarımda çıkardı bazen ve kaşıntı yüzünden okula terlikle giderdim. Yalnız alerji de kaşınır ya, her an alerjimin durumunu bilir, neremde kaç tane var sayar, hangisi hafiflemiş hangisi azmış çok iyi takip ederdim.

Baktrim: Ortaokul civarında grip oldum, baktrim kullandım. Kızarıklıklarım oldu, hemen doktora sordu annem, baktrim yapmıştır dedi doktor. Bir daha kullanmayın, ilaç alerjileri tehlikelidir, bir sonrakinde daha kötü etkileyebilir dedi.

Evcil Olmayan Haşerat: Özellikle yabani yerlerin sineklerine karşı alerjim vardı. Ne zaman tatile, sayfiye yerine gitsem, ısırılan her yerim şişerdi. Bir defa dizimin tam altında dizimle aynı büyüklükte bir kırmızı şişlik çıkmıştı. Üniversitedeyken bir kez arı soktu. Hemen buz koyup koşarak revire (mediko) gidip iğne oldum. Koşturduğum 1-2 dakikalık süre içinde buza rağmen şişlik el bileğimle dirseğim arasındaki bölgeyi kaplamıştı. İğneden sonra şişin inip kızarıklığın geçmesi tam bir gün sürdü. Bu zaman zarfında tahmin edebileceğiniz üzere ben sıklıkla koluma bakıp, ara ara şişliği yoklamaktaydım. Üniversite yıllarının sonlarına doğru ablamlarla Çubuklu barajının yakınında çadır macerasına giriştik. Sineklerin ısırmadığı yerim kalmadı. Soktukları an yanarak kaşınmaya başlıyordu. Ertesi gün bahsettiğim diz altı şişliğinden belki 20-30 tane vardı. Bütün vücudum şişlik dolmuştu. Bacaklarımdaki şişlikler öyle zonkluyordu ki ayakta duramıyordum. Antihistaminiğin üstüne bira içip ancak uyuyabildim. Evde yalnızdım (Ankara’da). 17 ağustos gecesi ablamların telefonu ısrarla çaldırması üzerine zorlukla yataktan kalktım. Büyük deprem olmuştu. Olan biteni duyunca şişlikleri unutmuştum. Gariptir, kendimi düşünmeyi unuttuğumdan mıdır nedir, hızla geçtiler. Bir daha da sinek ısırığı yüzünden o denli bir şişlik olmadı.

Parfüm: Ne zaman marketlerin deterjan, sabun reyonlarına, kozmetikçilere girsem hapşırmaya başlardım. O yüzden parfüme alerjim olduğuna karar verdim.

Güneş: 21 yaşına kadar güneşin altında cayır cayır kavrulurdum ama güneş alerjisi diye bir şey duymamıştım. Güneş koruyucu kullanmaya başlamamdan bir-iki yıl sonra güneş alerjisi başladı. Yine çocukluğumda, hatta ozon tabakasının en delik olduğu dönemde bile tüm arkadaşlarım ve ailem topluca koruyucusuz biçimde kabuk kabuk soyulana, kimileri su toplayana kadar yanarken kimse alerji olmazdı. Güneş koruyucusu çıktı, mertlik bozuldu. Şimdi mümkün mertebe bir şey sürmüyorum ve alerji de olmuyorum. Öğle güneşinde güneşe çıkmıyorum tabi ama koruyucu sürdüğüm zamanlarda da çıkmıyordum, akşam güneşinde bile alerji oluyordum ama.

Kızartılar: Sonra yüzümde dönem dönem kötüleşen bir takım kızarıklıklar peydah oldu. Hemen onların alerji olduklarına karar verdim (ve daha birçok şeye). Alerji merhemi sürdüm, beter oldular.

Kütürdet Beni Rutubet: Sonra İstanbul’a taşındım. Biraz rutubetli de bir evimiz vardı. Sabahları burnum tıkanık ve kaşınır şekilde kalkardım. Sonra sabahları öksürük tutardı (sigara da içiyordum o ara). İstanbul’un nemi, evin rutubeti derken alerjik-astıma çevirdiğine hükmederek doktora gittim.

Ünlü Alerji Doktorunun Teşhisi
Gittiğim doktor, İstanbul’un civcivli bir caddesinde mütevazi sayılabilecek klinikti. Hacettepe mezunu baba-oğul alerji işinde çok ünlü iki doktor hizmet veriyordu klinikte. Beni baba olanı gördü. Şikayetlerimi ve alerji geçmişimi anlattım. Cildime, burnuma, gözüme kulaklarıma baktı. “Çok klasik bir tablo.Astım başlangıcı, bunun tek kalıcı tedavisi aşı. Ama aşı düzen ister, 4-5 yıllık bir tedavidir. Bazıları yarım bırakıyor ve sonra işe yaramadı diyorlar. Düşünün, iyice karar verin, sonra gelin.” dedi. Test yapmayacak mısınız, nelere alerjim olduğunu öğrensem, dikkat etsem dedim. Testi aşıdan önce yapmıyoruz, diyelim çok sayıda şeye alerjiniz çıktı, hangi birinden sakınacaksınız dedi. 3 tane antihistaminikle, bir de kitapçık verdi. Antihistaminiklerin uzun süre kullanılması gerekiyormuş işe yaraması için. Şikayetlerimi geçirdikleri söylenemez ama pek uykumu getiriyorlardı.

O kitapçığı okuyunca onca sene alerjiğim diye gezip, aslında alerji hakkında pek de bir şey bilmediğimi fark ettim. Sonra bir alerji konulu GEO, tesadüfen okuduğum birkaç makaleden sonra daha da değişti alerji ile ilgili düşüncelerim.

Uyanık Cildiyeci
Bir gün bir cildiyeciye gittim. Tabi cildiyeciye gittim ya, ilk anlattığım şey alerjilerim. İlle manipüle edeceğim doktoru. Neyseki bu doktor uyanık çıktı. Test yapalım alerjiniz için dedi. Yüzümdeki kızarıklıkların alerjik olmayabileceğini söyledi. Kanda küf ve toz için alerji testi yapılabiliyormuş. Ortaya çıktı ki benim toza ve küfe alerjim yokmuş. Cildin de, dolayısıyla burun mukozan da çok hassas dedi doktor. Parfüm alerjim olmadığı da böylece deşifre oldu. Çikolata şeker olayı ergenlikten sonra geçmişti zaten. İstanbul’daki kavaklar kesildiğinden beri polenlerle, daha doğrusu baharla da aram düzelmişti. Böylece birden alerjisiz kalakaldım ortada. Bir baktrime alerjim kaldı ama onu da tedavülden kaldırmışlar. Kendimi bildim bileli alerjim vardı oysa.

Kendini Dinlemeyi Bırakmak
Hamilelik ve emzirme döneminde antihistaminik içemedim. Bu zaman zarfında kendimle de pek ilgilenemedim doğrusu. Siyah noktalarımı bile sıkamadım desem yeridir.

Ilgaz’ı gördüğümde onun görüntüsü hakkında aklımdan geçen ilk izlenim “beyaz”dı. Benim gibi beyaz. Oysaki Gökhan’ın esmer genlerinin benim üfürükten beyaz genlerimi döveceğinden ve Ilgaz’ın benim gibi hassas cilt ve güneş yüzünden çekmeyeceğinden emindim. Bu bir çeşit hayal kırıklığı idi. Yalnız yukarıda anlattığım tecrübelerden dolayı, Ilgaz’ın alerjik olduğu düşüncesine fazla kaptırmadım kendimi. Zaman zaman kuruyan ve sürtünmeye maruz kalan bölgelerindeki egzamaya rağmen. Alerji konusunda uzmanlığı olan doktorumuzun genelleme ve şipşak tanı koymaktan uzak duruşu da bu konuda çok yardımcı oldu. Hemen her kontrolde burun tıkanıklığından, cilt kızarıklıklarına, egzamasına, henüz alerjik olduğunu düşünmek için çok erken, çoğu bebekte bunlar zaten olur, zamanla geçebilir, geçmeyebilir de diyordu. Yeni gıda tanıtırken çok dikkatli olmamız, hep önce az miktarlarda vermemiz konusunu çok vurguluyordu sadece.

Ilgaz’a alerjen denilen çilek, kivi gibi tüm besinlerden ilk tattırdığımızda minik kızarıklıklar çıktı vücudunda. Bunların çoğunu vermemeye dikkat ettiğim halde bir şekilde karambolde ikinci kez tattı ve ikincilerde aynı şekilde kızarıklık yapmadı.

Ben Alerjik Değilim, Sensin Alerjik!
Sonra bir gün düşündüm, ne zamandır antihistaminik içmiyorum. Yıllar olmuş, eksikliğini hissetmemişim. Kendi kendime ilan ettim, alerjim yok benim artık, o uyutan haplardan da içmiyorum. Oğlum da alerjik bünyeli değil, babasına çekti o 🙂

Alerji Hakkında Zaman İçinde Oluşan Görüşlerim

  • Bilmeyenler için alerjinin bir bağışıklık sistemi saçmalaması olduğunu yazmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Gıda boyasının bana zararlı olduğu için alerji yaptığını düşünürdüm. Tam da öyle değilmiş aslında. “Zararlı olmayan şeyi benim bağışıklık sistemin zararlı sanıyormuş, vay zevzek” olarak görmek, benim gözümde alerjiyi küçülttü, tek başına bu bilgi bile plasebo etkisi yapabilir.
  • Bazı insanların alerjiye yatkın olduklarını kabul etmemek mümkün değil. Ama alerjik bünyeliyim, her şeye alerjim var, ya da bu kronik bir hastalık diye düşünmek yerine, “şuna alerjim var şu anda, bakalım belki bir zaman geçer” diye düşünmelerinin daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.
  • Çocukların, hatta bebeklerin yanında alerjik bünyeli olduklarının sohbetinin fazla yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bazı çok ciddi alerjisi olan çocuklar var, bir şeyi hiç yememesi gereken, elbette bunlar bu durumu bilip dikkat edecekler. Ama ben çok daha hafif durumlarda bunun çok fazla konu edildiğine ve çocuğun daha gıdayı ağzına koyarken bağışıklık sistemini huzursuz ettiğine inanıyorum. Bence çok ciddi alerjiler bile, ki ablamın aspirin alerjisi gibi, zamanla geçebilir, ciddi alerjisi olanlar da öyle düşünmeye teşvik edilmeli (ablamın aspirine alerjisi vardı ama tüp bebek tedavisi için gayet güzel aspirin kullanabildi).
  • Stresin alerjiyi olumsuz etkilediği biliniyor. Ben stresler içinde en kötü etkileyenin alerji olma stresi olduğunu düşünüyorum. Hatta kendinizi dinlemekten alıkoyan, dikkati başka şeylere yoğunlaştıran türde streslerin, telaşların alerjiyi geçirdiğini bile düşünmeye başladım.
  • Tüm alerjilerin bağışıklık sistemini dürtükleyen durumlarda geçme potansiyeli olduğuna inanıyorum, hamilelik gibi.
  • Uzun süre antihistaminik kullanıldığında antihistaminiğin fayda etmemeye başladığına dair bir kanım var. Bence çok ciddi rahatsızlık vermeyen şeyler için, özellikle de bir şeyin alerji olduğu kesin teşhis edilmeden antihistaminik içmemek lazım. Daha ciddi durumlar için saklanmalı.
  • Alerjilerde hep korunma esası vardır. Acaba buna alternatif olarak azar azar, sık sık maruz bırakarak alıştırma gibi bir yöntem denenmiş midir? (bu yönde bazı makaleler okudum ama, daha çok istatistiğe dayalıydı, kontrol grubu ile yapılmış deney değildi).
  • Bebek arkadaşları genç yaşta toz, toprak, böcek, hayvan, sap, saman türü şeylerle tanıştırmanın alerjiyi azaltacağını biliyorum (bahsi geçen makalelerden). Alerjiyi önlemek için doğala yönelme eğilimi hakimdir. Peki en doğalı en iyisidir yaklaşımı ile zararlı olduğu kesin kanıtlanmamış bir takım işlenmiş ya da değişime uğramış maddelerden onu izole ederek (özellikle hayat boyu korumamız zor olan şeylerden) bağışıklık sistemine büyük bir kötülük yapıyoruz olabilir miyiz acaba? Doğa değişime uğruyorsa, insanın metabolizmasının da bir miktar adaptasyon yeteneği var, onu tamamen elimine etmek doğru mu? Özetle korumacı yaklaşım alerjiyi besliyor mu?

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


13
Aug 09

Temizlik anlayışı ve alerji

Evren bir yazı göndermiş, sizlerle de ana fikrini paylaşayım dedim. Daha önce de birkaç kez benzer içerikli yazıya rastladım.

“Bebekler işi biliyor: Biraz pislik en sağlıklısı”

“Annelere sorun, bebekler neden sürekli yerden bir şeyler toplayıp ağızlarına atarlar? Ekseriyetle, “içgüdüsel, objeleri tanımak için, bu onların dünyayı tanıma şekli” diyeceklerdir. Peki hiç düşündünüz mi, görme, duyma, dokunma ve hatta koku nesneleri tanımada çok daha iyi değil midir?

Küçük oğullarım Brooklyn’in caddelerini keşfederlerken, ezilmiş patatesleri düzenli olarak reddediyorlar, peki bu parçalanmış taş ya da kurumuş köpek atıklarının tadı nasıl olabilir acaba diye düşünürdüm.”

Yazıda böyle bir giriş yapıldıktan sonra araştırmaların vücut için biraz “kirli” yemenin daha sağlıklı olduğunu gösterdiği üzerinde duruluyor. Alerji, astım, immün sistem bozuklukları gibi bağışıklık sistemi sorunlarından korunmada bakterilerin yararlı olduğunun araştırmalar tarafından kanıtlandığından söz edilmiş. Bu araştırmaların tip 1 diyabet, MS, inflamatuar barsak hastalığı gibi hastalıkların Amerika gibi gelişmiş ülkelerde neden arttığını ortaya çıkardığından da bahsedilmiş.

Yazının içinde şöyle bir ifade geçiyor: “kirliliğin bir bedeli vardır” ama “temizliğin  de bir bedeli vardır”. Bir sürü antibakteriyel ürün içeren malzemeler kullanarak, yanıltıcı bir güvenlik hissiyle yaşarken, antibiyotiklere karşı dirençli bir bakteri örtüsü de yetiştiriyor olabilirmişiz.

Dr. Elliot, çocuklarımızın çıplak ayakla kirli sokaklarda oynamasına izin vermemizi, eve geldiklerinde de ellerini sabunla yıkamamızı öneriyormuş. Bu önerilen temizlik-kirlilik seviyesi için bir örnek. Çiftlik hayvanları ile oynayarak büyüyen çocuklarda astım gibi alerjik hastalıkların daha az görüldüğünü hatırlatıyormuş bize (bunu daha önce GEO dergisinde okumuştum). Çocuklarımızın kedi-köpekle oynamalarına izin vermemiz de yararlı olurmuş.

Ben de evde daha doğal ürünler kullanma yönünde çalışmaları sürdürüyorum. Vücudumuzun bakterilerle bir şekilde baş edebilmek için bağışıklık sistemi var. Ama atılamayıp biriken kimyasallarla daha çok zorlandığını düşünüyorum. Arap sabunu zaten Ilgaz’ın emeklemeye başlamasıyla birlikte hayatımıza girmişti. Acaba gözlerini kapatmasını öğreterek onu sabunla yıkayabilir miyim diye düşünüyorum. Yakın zamanda birkaç şey daha denemeyi planlıyorum, fayansları karbonatla silmek, bulaşık makinesinin parlatıcı gözünde elma sirkesi kullanmak gibi.

Sizin temizlik için öldürmeden temizleyen, kullandığınız doğal ürünler var mı? Ne kadar titizsiniz?

Bu yazılara da bakabilirsiniz:

Kitubi’den:

Bebekler ve Alerji – Fıstıkla ilgili bir araştırma

Basit Bir Yaşam’dan:

http://basitbiryasam.blogspot.com/2008/09/doal-bir-temizlik-malzemesi-olarak.html
http://basitbiryasam.blogspot.com/2008/07/dkp-silmeyeyim-biraz-bekleyeyim-ben.htmlhttp://basitbiryasam.blogspot.com/2009/01/karbonat-ve-elma-sirkesinin-yeni.html
http://basitbiryasam.blogspot.com/2009/01/biberiye-dezenfektan.html
http://basitbiryasam.blogspot.com/2008/07/beyaz-sirke.html

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


23
Mar 09

Anne Sütü Mucizesi

Bu Kitubi’nin sırtı yere gelmez. Bu yazı da gazeteci eniştem ve Tan’ın babası Osman’dan.

————–

Anne Sütü Tam Bir Mucize
Anne sütü tam bir mucize. Hele “ağız” da denilen ilk süt mucize ötesi. Tan’ın doğduğu Hacettepe “bebek dostu” ve bunun gereğini duvarlarındaki anne sütünün önemini anlatan uyarı ve bilgilendirme afişleriyle yerine getiriyor. Ancak, sanırım personelin eğitimi ve sorumlu davranmalarını sağlama konusunda yaptırım yetersizliği söz konusu. İnsanımızın genel zaaflarından biri olan “durumu kurtarma” hali burada da mevcut. Anne sütünün hele doğum sonrası ilk sütün önemi konusunda teorik eğitim alan “bilinçli” personel, ağlayan, annesinin de yakınmalarına yolaçan yenidoğanı susturmanın yolu olarak yapmaması gereken şeye, yani mama hatta şekerli suya sarılıyor. Hem de sırf o an için yaşanan ağlama sorunundan ve buna bağlı yakınmalardan kurtalmak için. Kurumlar bir yana sonuçta işi yapan insan. Eğitim vermek, afiş asmak yetmiyor, personelin bilinçli ve sorumlu davranmasını da sağlamak lazım. En ummadık hastanede karşımıza çıkan bu sorumsuz davranış, zor durumdaki pek çok annenin yanılmasına ve dünyaya gözlerini açmaya çalışan bebeciklerin o mucizevi anne sütünden mahrum kalmasına neden olabiliyor.
Anne sütü mucize deniyor ya. Bu “mucize” sözcüğü biraz klişe gibi görünebilir ancak gerçekten henüz izah edilemeyen, tıbbın kodlarını çözmeye çalıştığı büyük bir mucize söz konusu. İşte bu konuda sadece 2 dakikalık bir araştırmayla bulunan bazı gazete haberleri:

Anne sütünde mucize

Anne sütüyle bir ay ve daha uzun süreli beslenmenin hem gıda alerjileri hem de solunum yolunda ortaya çıkan alerjilere karşı koruyucu olduğu bildirildi.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve beslenme uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, yaptığı açıklamada, doğumdan hemen sonra annenin bebeğine verdiği ilk sütün birçok yönden faydası olduğunu söyledi.

Her bebek için en ideal besinin anne sütü olduğunu, bebeğe ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğini belirten Elmacıoğlu, anne sütünün bağışıklık sistemini koruyucu etkisi olduğunu bildirdi.

Anne sütünün içerdiği bazı enzimlerle bebeğin daha kolay hazmetmesini sağladığı gibi birçok hastalığı engellediğini belirten Elmacıoğlu, şöyle konuştu:
“Anne sütü bebeklerin koruyucu kalkanıdır. Bu nedenle ilk süt bebeğe mutlaka verilmelidir. Mamalarda bağışıklık sistemine ait hiçbir madde bulunmaz. Ama anne sütü birçok ilaçtan daha güçlüdür. Çünkü içerdiği bazı enzimlerle bebeğin daha kolay hazmetmesini sağlar, birçok hastalığı da engeller. Bu kapsamda anne sütüyle bir ay ve daha uzun süreli beslenme hem gıda alerjileri hem de solunum yolunda ortaya çıkan alerjilere karşı koruyucudur.”

Anne sütüyle beslenmenin bebeğin sağlığı açısından yararlarının yanı sıra aile bütçesine katkı sağladığının bilindiğini ifade eden Elmacıoğlu, “Endonezya’da yapılan bir çalışmaya göre, anne sütüyle beslenme oranının yüzde 25 azalması halinde bütçeye yaklaşık 50 milyon dolar düzeyinde ek yük biniyor. Önüne geçtiği hastalıklar da hesaplandığında anne sütünün bu anlamda da son derece önemli olduğu görülmektedir” dedi. Doç. Dr. Elmacıoğlu, anne sütünün özellikle hasta bebekler için en ideal besin kaynağı olduğunu sözlerine ekledi.

Süt gelmiyor diye hemen mama
Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, kolon kanserinin, Türkiye’de öldüren 3-4 kanser çeşidinden biri olduğunu söyledi.
Tuncer, “Bu tip sindirim sistemi kanserlerinin ilk taşı, daha doğarken konuluyor. Maalesef özellikle özel hastanelerde doğan çocukların yüzde 100’ü, o ilk kanseri önleyici sindirim sistemindeki bağışıklığı hemen kuran annenin ilk sütünü alamıyor. Çünkü annenin sütü gelmiyor diye hemen çocuğa mama veriliyor” dedi.

Prof. Dr. Tuncer, çocuklarda “Kolik” denilen yaygın görülen karın ağrısına karşı piyasada tamamı Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatsız, sadece Tarım ve Köyişleri Bakanlığı onaylı çok sayıda ilaç bulunduğuna dikkat çekerek, ailelerin bu tür ilaçları kullanmaması gerektiğini belirtti.

Ağrının nedeni ve rahatsızlığın gerçekten “Kolik” olup olmadığının araştırılması gerektiğini kaydeden Tuncer, şöyle devam etti:
“Bu ilaçların kullanımı ile sindirim sistemi kanserlerinin ilk riski verilmiş oluyor. Çünkü bu ilaçların çoğu barsak gerilmelerini durdurmak ve yavaşlatmak üzere kurgulanmış. Bu ilaçlar bir süre sonra kronik kabızlık nedeni oluyor. Türkiye’de sadece kabızlık nedeniyle kakasını kaçıran bu derece ağır kabızlık çeken 50 bin çocuğumuz var. Sadece kabız olan hastaların ömür boyunca hem kalın barsak, hem sindirim sistemi kanserine yakalanma riski çok yüksek. Yani çocuğu kanser riskinden korumak için anne sütünden azami yararlanmasını sağlamak ve olur olmaz ilaçları kullanmamak gerekir.”

Anne sütü kanseri önlüyor
İsveç’in Lundh Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, anne sütünün içerisinde bulunan “Provades” kodlu proteinin kanserli hücreleri iyileştirirken, yan dokulara da hiç bir şekilde zarar vermediğini ortaya koydu.

Araştırmanın cilt kanseri olan 40 hasta üzerinde uygulandığı 2 yıl sonra hastalıktan eser kalmadığı tespit edildi. Aynı araştırma çerçevesinde sidik torbasında kanser hücreleri olan hastalardaki araştırmada da aynı olumlu sonuçların alındığı bildirildi.

İsveçli araştırmacılar, anne sütündeki “Provades” adlı protein sayesinde kanser ile mücadelede yeni bir çıkış yolu bulduklarını belirttiler. Araştırmacı Catharina Svanberg, “Hamlet” adını verdikleri araştırmalarının hayvanlar üzerindeki beyin kanserinde de başarılı sonuçlar verdiklerini kaydettiler. Araştırmacılar, anne sütünde elde ettikleri ve “Hamlet” adını verdikleri proteinin beyin, cilt ve boğaz kanserinde etkili sonuçlar verdiğini tespit ettiklerini açıkladılar.

——————-

Sevgili Aydoğan ailesine teşekkürlerimi sunuyorum 🙂

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


21
Jan 09

Bebekler ve Alerji – Fıstıkla ilgili bir araştırma

Tıp hergün değişiyor, her geçen gün % 100 doğru kabul edilen bazı bilgilerin 180 derece tersi yönünde sonuçlar çıkıyor araştırmalardan. Alerji de karışık konulardan biri.

Ailesiyle birlikte bol bol alerjiye sahip biri olarak benim de bu konuda kafam her geçen gün daha çok karışıyor. Acaba korunmaya çalışmak mı doğru, yoksa her şeyi oluruna bırakmak mı? Acaba alerji vücudun aşırı strese karşı bir deşarj yöntemi, yoksa bir savunma sistemi hatası mı?

Doktorlarımızın önerisi ile alerji riski yüksek gıdaların bazılarından 1 yaşına kadar koruyoruz çocuklarımızı. Bunların başında inek sütü, bal (balla ilgili alerji dışında problemler de var), çilek, narenciyeler (portakal, mandalina gibi), patlıcan, bakla, domates, yumurta sarısı ve fındık, fıstık ürünleri geliyor. Boğulma riski ve alerji geliştiğindeki yoğun etkisi hseaba katıldığında fındık, fıstık türevi çerezlerin 3 yaşına kadar verilmemesini öneren doktorlar da var.

Alerji Nedir?
“Allerji kişilerin aslında zararlı olmadıkları halde bazı maddelere karşı aşırı reaksiyon göstermesidir.Bizi zararlı organizmalara karşı koruyan bağışıklık sistemimiz görevleri istilacıları (antijenleri) zararsız hale getirmek olan vücut savunmacılarını (antikorlar) üretir.

Normalde vücudumuzu koruyan bağışıklık sistemi bazı insanlarda zararlı olmayan birtakım maddelere de aşırı yanıt verir. Bu reaksiyonlara aşırı duyarlılık ya da allerji adı verilir.Allerjik reaksiyona yol açan antijene de allerjen adı verilir.Allerjik reaksiyonlar tek tip değildir, birçok yolla ortaya çıkarlar, vücudun değişik bölümlerinde meydana gelebilirler ve çeşitli şiddette olabilirler.

İmmün (bağışıklık) sistemimiz iyi bir belleğe sahiptir. Yaşamımızın başlangıcında organizmamız yabancı maddelerle karşılaştığında immun sistem onları tanımayı ve belleğine almayı öğrenir.Ardından yabancı maddelere (antijenlere) karşı antikorlar üreterek yanıtını hazırlar. Organizmada ne zaman aynı antijen görülse hatırlama özelliği nedeniyle daha önceden hazırlanmış yanıt başlar. Bu nedenle saman nezlesi olan bir kişi her yıl polenlerle karşılaşınca immun sistemdeki bu özellik sebebiyle hemen reaksiyon gösterir…” (Kaynak: http://www.genetikbilimi.com/genbilim/alerjinedir.htm)

Geçenlerde erken yaşta yer fıstı ile tanışmanın, yer fıstığı alerjisi gelişmesini önlediği yönünde şüphe uyandıran bir araştırma ile ilgili bir habere rastladım. (Babies who eat peanuts may be less likely to develop peanut allergy, 14 Kasım 2008, HealthDay News). Araştırmacılar İngiltere ve İsrail’de okul çağındaki 8600 çocuk üzerinde yer fıstığı alerjisi testi yapmışlar. Test sonuçlarını, 4 ile 24 ay arasındaki yer fıstığı tüketimleri ile yanyana koymuşlar. İngiliz çocuklarında alerji oranı 1.85 iken, İsrail’li çocuklarda 0,17 çıkmış. İsrail’li çocukların % 69’una 9 ay civarında fıstık veriliyorken, bu oran İngiliz’lerde yalnızca % 10’muş.

Eski GEO‘larımdan birinde ana konu olarak Alerji işleniyordu ve samanla, hayvanlarla, tozla toprakla erken yaşta tanışan çocuklarda daha az astım görüldüğü ortaya koyuluyordu. Çok etkileyici bir yazıydı, sayıyı bulduğumda bir özetini yazarım.

Diyeceğim, acaba fazla korumacılık alerji konusunda da çocuklarımıza zarar mı veriyor?

Dikkat: Doktorunuza danışmadan hiçbir öneriyi uygulamayın. Sitenin Kullanım Şartları‘na bakın.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.