Posts Tagged: doğal


21
Mar 10

Alerji hikayem ve alerji hakkında değişen görüşlerim

Yedi sülalesi ile birlikte kendisi de alerjik bünyeli olan biri olarak zaman içinde alerjik bünyemin ve alerji ile ilgili görüşlerimin nasıl değiştiğini paylaşmak istedim.

Çikolata, şeker: Çocukluğum boyunca çikolata, şeker, boyalı bütün şeyler bana alerji yapardı. Bana alerji yaptıkları için çok sınırlı verilirdi bunlardan (gerçi hiçbir abur cubur aşırı alınmazdı bizde zaten). Bunlardan görece çok miktarda tükettiğim her bayramdan sonra her tarafım kırmızı kırmız dökerdi. Ayak parmak aralarımda çıkardı bazen ve kaşıntı yüzünden okula terlikle giderdim. Yalnız alerji de kaşınır ya, her an alerjimin durumunu bilir, neremde kaç tane var sayar, hangisi hafiflemiş hangisi azmış çok iyi takip ederdim.

Baktrim: Ortaokul civarında grip oldum, baktrim kullandım. Kızarıklıklarım oldu, hemen doktora sordu annem, baktrim yapmıştır dedi doktor. Bir daha kullanmayın, ilaç alerjileri tehlikelidir, bir sonrakinde daha kötü etkileyebilir dedi.

Evcil Olmayan Haşerat: Özellikle yabani yerlerin sineklerine karşı alerjim vardı. Ne zaman tatile, sayfiye yerine gitsem, ısırılan her yerim şişerdi. Bir defa dizimin tam altında dizimle aynı büyüklükte bir kırmızı şişlik çıkmıştı. Üniversitedeyken bir kez arı soktu. Hemen buz koyup koşarak revire (mediko) gidip iğne oldum. Koşturduğum 1-2 dakikalık süre içinde buza rağmen şişlik el bileğimle dirseğim arasındaki bölgeyi kaplamıştı. İğneden sonra şişin inip kızarıklığın geçmesi tam bir gün sürdü. Bu zaman zarfında tahmin edebileceğiniz üzere ben sıklıkla koluma bakıp, ara ara şişliği yoklamaktaydım. Üniversite yıllarının sonlarına doğru ablamlarla Çubuklu barajının yakınında çadır macerasına giriştik. Sineklerin ısırmadığı yerim kalmadı. Soktukları an yanarak kaşınmaya başlıyordu. Ertesi gün bahsettiğim diz altı şişliğinden belki 20-30 tane vardı. Bütün vücudum şişlik dolmuştu. Bacaklarımdaki şişlikler öyle zonkluyordu ki ayakta duramıyordum. Antihistaminiğin üstüne bira içip ancak uyuyabildim. Evde yalnızdım (Ankara’da). 17 ağustos gecesi ablamların telefonu ısrarla çaldırması üzerine zorlukla yataktan kalktım. Büyük deprem olmuştu. Olan biteni duyunca şişlikleri unutmuştum. Gariptir, kendimi düşünmeyi unuttuğumdan mıdır nedir, hızla geçtiler. Bir daha da sinek ısırığı yüzünden o denli bir şişlik olmadı.

Parfüm: Ne zaman marketlerin deterjan, sabun reyonlarına, kozmetikçilere girsem hapşırmaya başlardım. O yüzden parfüme alerjim olduğuna karar verdim.

Güneş: 21 yaşına kadar güneşin altında cayır cayır kavrulurdum ama güneş alerjisi diye bir şey duymamıştım. Güneş koruyucu kullanmaya başlamamdan bir-iki yıl sonra güneş alerjisi başladı. Yine çocukluğumda, hatta ozon tabakasının en delik olduğu dönemde bile tüm arkadaşlarım ve ailem topluca koruyucusuz biçimde kabuk kabuk soyulana, kimileri su toplayana kadar yanarken kimse alerji olmazdı. Güneş koruyucusu çıktı, mertlik bozuldu. Şimdi mümkün mertebe bir şey sürmüyorum ve alerji de olmuyorum. Öğle güneşinde güneşe çıkmıyorum tabi ama koruyucu sürdüğüm zamanlarda da çıkmıyordum, akşam güneşinde bile alerji oluyordum ama.

Kızartılar: Sonra yüzümde dönem dönem kötüleşen bir takım kızarıklıklar peydah oldu. Hemen onların alerji olduklarına karar verdim (ve daha birçok şeye). Alerji merhemi sürdüm, beter oldular.

Kütürdet Beni Rutubet: Sonra İstanbul’a taşındım. Biraz rutubetli de bir evimiz vardı. Sabahları burnum tıkanık ve kaşınır şekilde kalkardım. Sonra sabahları öksürük tutardı (sigara da içiyordum o ara). İstanbul’un nemi, evin rutubeti derken alerjik-astıma çevirdiğine hükmederek doktora gittim.

Ünlü Alerji Doktorunun Teşhisi
Gittiğim doktor, İstanbul’un civcivli bir caddesinde mütevazi sayılabilecek klinikti. Hacettepe mezunu baba-oğul alerji işinde çok ünlü iki doktor hizmet veriyordu klinikte. Beni baba olanı gördü. Şikayetlerimi ve alerji geçmişimi anlattım. Cildime, burnuma, gözüme kulaklarıma baktı. “Çok klasik bir tablo.Astım başlangıcı, bunun tek kalıcı tedavisi aşı. Ama aşı düzen ister, 4-5 yıllık bir tedavidir. Bazıları yarım bırakıyor ve sonra işe yaramadı diyorlar. Düşünün, iyice karar verin, sonra gelin.” dedi. Test yapmayacak mısınız, nelere alerjim olduğunu öğrensem, dikkat etsem dedim. Testi aşıdan önce yapmıyoruz, diyelim çok sayıda şeye alerjiniz çıktı, hangi birinden sakınacaksınız dedi. 3 tane antihistaminikle, bir de kitapçık verdi. Antihistaminiklerin uzun süre kullanılması gerekiyormuş işe yaraması için. Şikayetlerimi geçirdikleri söylenemez ama pek uykumu getiriyorlardı.

O kitapçığı okuyunca onca sene alerjiğim diye gezip, aslında alerji hakkında pek de bir şey bilmediğimi fark ettim. Sonra bir alerji konulu GEO, tesadüfen okuduğum birkaç makaleden sonra daha da değişti alerji ile ilgili düşüncelerim.

Uyanık Cildiyeci
Bir gün bir cildiyeciye gittim. Tabi cildiyeciye gittim ya, ilk anlattığım şey alerjilerim. İlle manipüle edeceğim doktoru. Neyseki bu doktor uyanık çıktı. Test yapalım alerjiniz için dedi. Yüzümdeki kızarıklıkların alerjik olmayabileceğini söyledi. Kanda küf ve toz için alerji testi yapılabiliyormuş. Ortaya çıktı ki benim toza ve küfe alerjim yokmuş. Cildin de, dolayısıyla burun mukozan da çok hassas dedi doktor. Parfüm alerjim olmadığı da böylece deşifre oldu. Çikolata şeker olayı ergenlikten sonra geçmişti zaten. İstanbul’daki kavaklar kesildiğinden beri polenlerle, daha doğrusu baharla da aram düzelmişti. Böylece birden alerjisiz kalakaldım ortada. Bir baktrime alerjim kaldı ama onu da tedavülden kaldırmışlar. Kendimi bildim bileli alerjim vardı oysa.

Kendini Dinlemeyi Bırakmak
Hamilelik ve emzirme döneminde antihistaminik içemedim. Bu zaman zarfında kendimle de pek ilgilenemedim doğrusu. Siyah noktalarımı bile sıkamadım desem yeridir.

Ilgaz’ı gördüğümde onun görüntüsü hakkında aklımdan geçen ilk izlenim “beyaz”dı. Benim gibi beyaz. Oysaki Gökhan’ın esmer genlerinin benim üfürükten beyaz genlerimi döveceğinden ve Ilgaz’ın benim gibi hassas cilt ve güneş yüzünden çekmeyeceğinden emindim. Bu bir çeşit hayal kırıklığı idi. Yalnız yukarıda anlattığım tecrübelerden dolayı, Ilgaz’ın alerjik olduğu düşüncesine fazla kaptırmadım kendimi. Zaman zaman kuruyan ve sürtünmeye maruz kalan bölgelerindeki egzamaya rağmen. Alerji konusunda uzmanlığı olan doktorumuzun genelleme ve şipşak tanı koymaktan uzak duruşu da bu konuda çok yardımcı oldu. Hemen her kontrolde burun tıkanıklığından, cilt kızarıklıklarına, egzamasına, henüz alerjik olduğunu düşünmek için çok erken, çoğu bebekte bunlar zaten olur, zamanla geçebilir, geçmeyebilir de diyordu. Yeni gıda tanıtırken çok dikkatli olmamız, hep önce az miktarlarda vermemiz konusunu çok vurguluyordu sadece.

Ilgaz’a alerjen denilen çilek, kivi gibi tüm besinlerden ilk tattırdığımızda minik kızarıklıklar çıktı vücudunda. Bunların çoğunu vermemeye dikkat ettiğim halde bir şekilde karambolde ikinci kez tattı ve ikincilerde aynı şekilde kızarıklık yapmadı.

Ben Alerjik Değilim, Sensin Alerjik!
Sonra bir gün düşündüm, ne zamandır antihistaminik içmiyorum. Yıllar olmuş, eksikliğini hissetmemişim. Kendi kendime ilan ettim, alerjim yok benim artık, o uyutan haplardan da içmiyorum. Oğlum da alerjik bünyeli değil, babasına çekti o 🙂

Alerji Hakkında Zaman İçinde Oluşan Görüşlerim

  • Bilmeyenler için alerjinin bir bağışıklık sistemi saçmalaması olduğunu yazmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Gıda boyasının bana zararlı olduğu için alerji yaptığını düşünürdüm. Tam da öyle değilmiş aslında. “Zararlı olmayan şeyi benim bağışıklık sistemin zararlı sanıyormuş, vay zevzek” olarak görmek, benim gözümde alerjiyi küçülttü, tek başına bu bilgi bile plasebo etkisi yapabilir.
  • Bazı insanların alerjiye yatkın olduklarını kabul etmemek mümkün değil. Ama alerjik bünyeliyim, her şeye alerjim var, ya da bu kronik bir hastalık diye düşünmek yerine, “şuna alerjim var şu anda, bakalım belki bir zaman geçer” diye düşünmelerinin daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.
  • Çocukların, hatta bebeklerin yanında alerjik bünyeli olduklarının sohbetinin fazla yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bazı çok ciddi alerjisi olan çocuklar var, bir şeyi hiç yememesi gereken, elbette bunlar bu durumu bilip dikkat edecekler. Ama ben çok daha hafif durumlarda bunun çok fazla konu edildiğine ve çocuğun daha gıdayı ağzına koyarken bağışıklık sistemini huzursuz ettiğine inanıyorum. Bence çok ciddi alerjiler bile, ki ablamın aspirin alerjisi gibi, zamanla geçebilir, ciddi alerjisi olanlar da öyle düşünmeye teşvik edilmeli (ablamın aspirine alerjisi vardı ama tüp bebek tedavisi için gayet güzel aspirin kullanabildi).
  • Stresin alerjiyi olumsuz etkilediği biliniyor. Ben stresler içinde en kötü etkileyenin alerji olma stresi olduğunu düşünüyorum. Hatta kendinizi dinlemekten alıkoyan, dikkati başka şeylere yoğunlaştıran türde streslerin, telaşların alerjiyi geçirdiğini bile düşünmeye başladım.
  • Tüm alerjilerin bağışıklık sistemini dürtükleyen durumlarda geçme potansiyeli olduğuna inanıyorum, hamilelik gibi.
  • Uzun süre antihistaminik kullanıldığında antihistaminiğin fayda etmemeye başladığına dair bir kanım var. Bence çok ciddi rahatsızlık vermeyen şeyler için, özellikle de bir şeyin alerji olduğu kesin teşhis edilmeden antihistaminik içmemek lazım. Daha ciddi durumlar için saklanmalı.
  • Alerjilerde hep korunma esası vardır. Acaba buna alternatif olarak azar azar, sık sık maruz bırakarak alıştırma gibi bir yöntem denenmiş midir? (bu yönde bazı makaleler okudum ama, daha çok istatistiğe dayalıydı, kontrol grubu ile yapılmış deney değildi).
  • Bebek arkadaşları genç yaşta toz, toprak, böcek, hayvan, sap, saman türü şeylerle tanıştırmanın alerjiyi azaltacağını biliyorum (bahsi geçen makalelerden). Alerjiyi önlemek için doğala yönelme eğilimi hakimdir. Peki en doğalı en iyisidir yaklaşımı ile zararlı olduğu kesin kanıtlanmamış bir takım işlenmiş ya da değişime uğramış maddelerden onu izole ederek (özellikle hayat boyu korumamız zor olan şeylerden) bağışıklık sistemine büyük bir kötülük yapıyoruz olabilir miyiz acaba? Doğa değişime uğruyorsa, insanın metabolizmasının da bir miktar adaptasyon yeteneği var, onu tamamen elimine etmek doğru mu? Özetle korumacı yaklaşım alerjiyi besliyor mu?

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


25
Feb 10

Şifalı tarifler

Dün tesadüfen hamileyken 39,5 ateşle gittiğim kulak burun boğazcıya gittim. Bana o zaman da bazı doğal besinlerden önermişti ve ben hamile olduğum için böyle yaptığını düşünmüştüm. Baktım bu defa başka besinler de eklemiş listesine:

Tavuk Çorbası
Tavuk çorbasının gripte özellikle iyi geldiği, bağışıklığı güçlendirdiği düşünülüyor halk arasında. Hastalara neredeyse tüm ülkelerde tavuk çorbası verilmesi tesadüf olmasa gerek. Ben şu şekilde yapıyorum:

Malzemeler: Bütün tavuk (derisi ve kemikleriyle), 1 büyük patates, 2 havuç, yarım limon, 1 büyük soğan, 1 yumurta sarısı, tel şehriye (orta büyüklükteki tencereye 2 çorba kaşığı), tuz, sarımsak (tercihe göre)

Yapılışı: Tavuğu patates, havuç ve soğanla birlikte düdüklüde haşlayın. Tavuk etlerinin bir kısmını ne çok ince ne çok büyük didikleyin. Sebzeleri tuzlayıp limon sıkıp  yiyin. Soğanı sevmiyorsanız atın. Tavuk suyuna didiklenmiş tavukları ve 2 çorba kaşığı dolusu şehriyeyi atın. Tercihe göre sarımsağı ince doğrayıp ekleyin. Yumurta sarısını limon suyuyla çırpın, şehriyeler yumuşadığında, tavuğun suyundan alıp yumurta sarısına karıştırarak ekleyip yumurtayı ılıştırdıktan sonra (kesilmesin diye), karışımı ağır ağır tencereye ekleyin. Bir taşım kaynatın. Şifa olsun.

Zencefilli, Ballı Limonata
Rendelenmiş limon kabuklarını balla (1 yaşın altına bal önerilmiyor) ovun, üzerine ılık su ekleyin, süzün. Limon suyunu sıkıp ekleyin. İçine zencefil rendeleyip ılık ılık içirin. Zencefili fazla kaçırırsanız acı olacak ve çocuğunuz içmeyecektir, kararında bırakmak lazım.

Ayva Tatlısı
Ayva tatlısının özellikle koyu jölesi öksürüğe iyi geliyormuş. Elimin altında tarif yok ama, jölesinden tam olarak yararlanmak için ayvaları haşlayacağınız suda önceden çekirdek ve kabuklarını kaynatmanız gerektiğini biliyorum (reçel de böyle yapılıyor), asıl kıvamı çekirdekler veriyor. Bir de ayva tatlısını yaparken çok ağır ateşte pişirmeye dikkat ederseniz daha iyi kızardığını biliyorum. (cocukla.cocuk’dan tarif: http://www.cocuklacocuk.com/ayva-tatlisi)

Grip, Nezle ve Empati
Orta kulak iltihabı – yine
Çocuklarda Grip ve Nezle – Öksürük Çayı

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


20
Feb 10

Grip, Nezle ve Empati

Grip, nezle, soğuk algınlığı, herhangisinden olduysak artık herkesle beraber biz de hastayız şimdi. Bu akşam üzeri kafamı kaldıramaz hale gelip de yattığım 3 saatlik kötü uykudan şakaklarım ağrıdan çatlar, burnum tıkalı ama akmaz, kulağım çıtırdar, gözlerimi açamaz halde kalktım. Akşamı zor geçirdim, Ilgaz’ı banyoya sokmadan önce iki aspirin içip, buharlı bir banyo yapayım dedim. Ne kadar iyi geldiğini anlatamam. Ilgaz’ı da yanakları al al olana kadar tuttuk ısınmış banyoda. Hem kendi halimden yola çıkarak, “eskiden” hastayken kendime nasıl baktığımı hatırlayarak da gripli çocuklara nasıl daha iyi yardımcı olabileceğimizi yazayım dedim unutmadan.

  • Hergün mutlaka bol buharlı banyo yaptırmak lazım. Banyoya sokmadan önce kettle kapağı açık çalıştırılabilir banyoda. Duşakabin varsa buharı içeride tutma konusunda başarılı. Ben kendim için bir tasa sıcak suya viks de koydum ama küçük çocuklara kullanılmıyor. Çocuğa banyodan önce sıcak ıhlamur, sonrasında da su verilebilir bol bol. Banyo sırasında okyanus suyu, serum fizyolojik sıkılabilir burnuna. Küvet varsa yarıya kadar doldurulur, çocuk ağzına burnuna kaçırarak sularla oynayıp rahatlarken burnu da açılır.
  • Okyanus suyu ya da serum fizyolojiği bir seferde hızlı bir şekilde sıkmak çok rahatsız ediyor insanı. Çocuğun bu işlemden kaçmasını normal karşılamak lazım. Ama hızlı sıkınca daha iyi etki ediyor o da bir gerçek.
  • Sıkarken başı biraz geriye yatırmak lazım. Dik işe yaramıyor.
  • İnsan bazen sabah çok kötü kalkıyor. Ben geçen sabah hiç konuşamıyordum. Uyanınca hemen ılık ıhlamur, ada çayı, bol bol su vermek iyi olur. Burnu kulağı açılsın diye kucağınıza oturtup ılık bir şey içirirken kitap okuyabilirsiniz alt değiştirme, üst giydirme gibi aksiyonlara girişmeden önce. Rahatlayınca bunları yapmak daha kolay olacaktır.
  • İnsan hastayken burnu tıkanırsa koku alamıyor. Özellikle sevdiği yiyecekler tatsız geliyor, bu şekilde yemek istemiyor insan sevdiği şeyleri. Tarçınlı, karanfil gibi kokulu şeylerin tadı biraz daha iyi geliyor. Meyve istiyor bir de insanın canı.

Bu Kitubi de olmasa işim gücüm hayıflanmak olacak ama hiç değilse yazınca hem içimi döküyorum, hem de işe yarar belki diye avunuyorum.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


12
Oct 09

Kiraz ve Vişne Çekirdeğinden Sıcak Soğuk Kompres Yastığı Yapımı

Bebeklerde Gaz Sorunları için Çözüm ve Önlemler yazımda, bebeklerde gaz sorunları için, kiraz çekirdeği yastığından söz etmiştim. Evren hamileyken Beşiktaş pazarından bir kiraz çekirdeği yastığı almış, sonra onu başka bir tezgahta unutmuştum. Kışın Tan’da da gaz sıkıntısı olunca, yazdan çekirdek saklamadığıma pek hayıflandım. Bu arada  bu çekirdekli yastıkların, hem sıcak, hem soğuk kompres için kullanıldığını öğrendim.

Reçel yapmak için Tchibo çekirdek çıkartma makinesi ile çıkardığımız vişne çekirdeklerini ve sonra şapır şupur yediğimiz kirazların çekirdeklerini temizleyip, kuruttum. Bu arada, İzmir’de satılan tuzlanmış karpuz çekirdeklerinin karpuzlarını kimin yediğini her zaman merak ettim, İzmir’li arkadaşlardan bilen var mı?

Kiraz/Vişne Çekirdekli Gaz Yastığı Yapımı

Çekirdeklerin temizlenişi: Çekirdekleri birkaç gün suyunu değiştirerek suda beklettim. Bir süzgeçte suyun altında karıştırarak yıkadım. Daha sonra tuzlu suyun içinde 10 dakika kaynattım. Tel süzgeçte elimle bastırıp, sürterek kalan parçaların da temizlenmesini sağladım. Sonra bir gazetenin üstünde balkonda kuruttum (unuttum). Temizlendikten sonra çekirdeklerin ne kadar hafiflediklerine inanamadım.

Yastığın hazırlanışı: Çekirdekleri bir buzdolabı poşetine koyup, buzdolabına kaldırdım. Yastık yapacak vaktim olana kadar soğuk kalsınlar, acil durumlarda soğuk kompres işine yararlar diye. Sonra geçen gün çer-çöp toparlarken kitaplıkta gördüm. Keratalar evin dağınıklığına uymuş, ayaklanmış geziyorlar. Ya da ben artık yapmadığım işleri yaptım sanıyorum. Bu yazıyı yazdım mı acaba gerçekten?

Neyse, kitaplığı temizlerken, bir çekirdek poşetine baktım, bir de Ilgaz’ı sevmeye gelen anneme. Baktım bu ikisi arasında bir ilişki var. Aslında annemden istediğim, minik bir yastık yapması, çekirdeklerin tek bir noktaya toplanmaması için aralara birkaç dikiş atmasıydı. Sonra yeniden yastık dikmek yerine, Ilgaz doğmadan önce diktiğimiz minik uyduruk yastık kılıflarını değerlendirmeye karar verdik. Bir tanesini ortadan kesip bir tarafını iç, diğer tarafını dış kılıf yaptık. Annemin biraz meditasyona ihtiyacı vardı. Resimde gördüğünüz gibi tek şeritlik dikişler attı, sonra vişneleri teker teker oluklara doldurdu (bu eve dikiş makinesi lazım). Ama yastık şahane oldu. Dün buzdolabı poşetinin bir köşesine rulo yapıp koydum. Az önce kontrol ettim, çok güzel rahatsız etmeyen bir soğuklukta idi. Taneli olduğu için de vücudun şeklini alıyor, daha geniş bir yüzeye etki ediyor.

Yastıkta yaklaşık 20 sıra var, her sırada yaklaşık 20 çekirdek var, toplam yaklaşık 400 çekirdek yapıyor. Birkaç kilo vişne, birkaç kilo kirazdan fazlası bile çıkıyor. Artanlarla ne yaptık dersiniz?

Bütün yaz niye buzdolabında saklamışım ki çekirdekleri, ne güzel oynarmışız. Ayk Budur!

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


4
Sep 09

Yararlılar, zararlılar ve plasebo etkisi

Üniversitede bir ara “Sevgi yogası” kursuna gitmiştim. Hayata bakış açımı değiştirdiği söylenebilir. İsmini duyunca gözünüzün önüne elele tutuşup “lay, lay, lom, hayat güzel” şarkısı eşliğinde dönen insanlar geliyor olabilir. İsminin Sevgi yogası olması, aslında bunun bir meditasyon olduğunu, Yoga egzersizlerini içermediğini ifade ediyordu. Her hafta bir konu seçiliyor, bu öğretmen sorular soruyor, soruya konsantre olarak düşünmeden, sadece kendinizi beyninize gelen çağrışımlara bırakarak yaptığınız meditasyon sonra, herkes kendi deneyimlerini grupla paylaşıyordu. Böylece farklı kişilere, farklı konuların ne kadar farklı şeyler çağrıştırdığını da farketmiş oluyordunuz. Neyse, şimdi ben böyle yazınca kulağa pek hoş gelmese de ben çok yararını görmüştüm, tavsiye ederim.

Her seansın sonunda da, hocamız yoga felsefesini anlatır, bunu benimsetmeye çalışırdı. Büyük çoğunluğunu pek beğendiğim bu felsefede, vejetarjen beslenme anlayışından haz etmemiştim. Yine de besinin önemi üzerinde duran “ne yersek oyuz” yaklaşımından hoşlanmış, uygulamaya karar vermiştim. 1 yıllık emzirme tecrübesi sonunda kararımda durmuş sayılırım (otobur = ıspanak, etobur = inek).

Ne yersen mi O’sun, yoksa ne düşünürsen mi O’sun?
Konuyu dağıtmayayım. “Ne yersen O’sun” gazını almış, işlenmiş, zararlı şeyleri hayatımdan çıkartayım diye marketleri dolaşmaya başlamıştım. O günlerde bırakın pahalı olmasını, esmer pirinç, esmer şeker neredeyse yoktu. Böylece, her pilav yediğimde, ne rezalet bir şey yiyorum bak, yararı yok bunun, zararı var diye kendimi de, çevremdekileri de germiştim. Doğalı arayıp, yediğim zararlılara stes olurken yanaklarımda da minik minik kızarıklıklar çıkmaya başlamıştı. Sonra bunları da yediğim gıda boyalılara bağlamaya kalkışmıştım.

Sonra nasıl oldu bilmiyorum ama bir gün jetonum düştü. Yediklerimin, içtiklerimin zararına taktıkça, onlar hakkaten bana zararlı olmaya başlamıştı. Yediklerim hakkındaki düşüncelerim, onların kendisi kadar önemliydi. Aslında bu sadece yediklerim için değil tüm kullandıklarım için de geçerli.

Bunu farkettiğimden beri doğal’cılığı abartmamaya çalışıyorum. Yer temizleyici örneğindeki gibi kolayca ve bütçem dahilinde yapabileceğim bir şeyse bunu uyguluyorum. Ama henüz bir değişiklik yapamadığım bulaşık makinesi deterjanı için kendimi yemiyorum. Geriye dönük araba koltuğundaki gibi bir kere uğraşıp, masrafa girip, senelerce kullanacağım bir şeyse, ya da güvenlik riski içeren, ani ölüm riskini dramatik etkileyen bir değişiklikse uğraşıp yapıyorum. Taksiye binmek zorunda kaldığımızda “aman kaza olmasın ölecek çocuk” diye düşünmüyorum.
Seneler sonra bir markette bulup sevinçle aldığım esmer pirinç gibi, düdüklüde saatlerce pişmeyip, ev ahalisi tarafından ucundan tadılıp bırakılıyorsa, ben de almayı bırakıyorum. 2 sefer pirinç pilavı yapıyorsam, 1 sefer bulgur yapıyorum. Eve esmer ekmek alıyorum. Beyaz ekmek aldığımda da zararlı bu diyerek değil, “aman bu meret de pek lezzetli ama” diye düşünerek yiyorum.

Plasebo Etkisi
“Plasebo” kelimesini , ilk kez Ilgaz’a hamile kalmadan önce kadın doğumcumdan duymuştum. Ben iş geliştirme uzmanlığının yanı sıra hobi olarak “wikipedia doktoruyum”. Eşim tarafından tahsis edilen diploma ile, uzmanlığını wikipedia’da yapmış bir doktorum. İşim şu; birimizde bir hastalık belirtisi oluşunca, semptomları ile internette arar, bir hastalık ismi bulur, sonra bunu wikipedia’dan okur, doktora öyle giderim. Sonra MR, tetkik falan sonrası aynı teşhis çıkınca, ben demiştim o kadar masraf ettik diye şişinirim. Şunu şunu eksik söyledi, buna da dikkat edin diye söylenirim. Şu ana kadar yanıldığım olmadı 😛

Neyse, 18 yaşında tanısı konan Polikistik over sendromunu da araştırmış araştırmış, benim durumumda İnositol denen maddeden kullanılırsa iyi geleceğine hükmetmiştim. Hamile kalmaya karar verdikten sonra klomen ve aşılama tedavisi görmüştüm. Bu tedavilerle hamile kalamamıştım ama sebebinden emin olmamakla birlikte öncesinde düzensiz olan adetlerim bu arada düzene girmişti. Doktorumla birlikte kendi haline bırakmaya karar vermiştik ama ben bir yandan inositol içmek istiyordum. Yine de doktora sormadan ilaç kullanılmasına uyuz olduğum için, doktoruma sormuştum. O da inositol besin takviyesi, ilaç değil, içebilirsin bir zararı olmaz, hatta plasebo etkisi yapabilir demişti. Vaay, Plasebo etkisi, nedir acaba bu dedim, internette araştırdım ve afilli Plasebo’nun, bildiğimiz “psikolojik” olduğunu görüp hayal kırıklığına uğradım (olumlu anlamda, tersi de “Nosebo”).

Kolay doğum için, kolay doğum hayal edin
Sonra daha detaylı araştırdım, tesadüfen konuyla ilgili GEO’da (vallahi prim almıyorum) bir makale de okudum, National Georaphic’in “Ağrı” belgeselini izledim ve bu plasebo etkisine saygım çok arttı. Kendi doğumumun kolay olmasında, acı eşiğimin yüksek olduğuna inancımın dramatik etkisi olduğunu düşünüyorum. Halk arasındaki “korktuğum başıma geldi”, “sakınan göze çöp batar” deyimlerinde de bu plasebo işinin parmağı var bence. Narkoz bulunmadan önce yapılan ameliyatlarda acının şokuyla ölen insanlar olduğunu okumuştum. Belki de bunlar o kadar kuvvetli acı duyunca, “aha öldüm” diye düşünüyorlar, ve ölüyorlardı. Düşünelim diyecektim, konuyu biraz dağıttım. Çocuklarımıza da pozitif düşünmeyi öğretelim. Yedirdiğimiz şeyin yararından endişe ederek verirsek, çocuğun pozitif düşünme becerisini de olumsuz etkileyebiliriz.
Aşağıdaki makaleyi okuyun, bütün gün yediğiniz içtiğiniz, çocuğunuza verdiğiniz şeyler için bu zararlı, bu da zararlı diye düşünmeden önce iki kere düşünün:
Bu da ilginç bir makale: http://www.wired.com/medtech/drugs/magazine/17-09/ff_placebo_effect?currentPage=all (ingilizce)

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


26
Aug 09

Kefirli Mama Tarifleri

Kefir son günlerde anneler arasında çok gündemde. Kefirin yararlarını duyanlar, aralarında maya ve tarif değiş-tokuşu yapıyorlar. Ben de kefirin hazır olanlarını değil de, evde yapılmış olanını seviyorum. Normalde ekşi seven biri olmama rağmen, kefiri çok uzun mayalamadan, ekşimeden dolaba kaldırmayı tercih ediyorum.

Bildiğim kadarı ile kefirin içinde çok az bir oranda da olsa alkol ürüyor. 1 yaşından küçük bebeklere kefir verirken doktora danışmakta yarar var. Bebeğinizin süt ve yoğurt yakışacak çorbalarına, sebze pürelerine, soğuttuktan sonra kefir ekleyebilirsiniz. Mesela domates çorbasını pişirdikten sonra, servis yapmadan önce kefir eklenebilir. Hiç denemedim ama patates püresine süper olur diye düşündüm şimdi, deneyeceğim. Kefiri gıdalarla karıştırırken, pişirmemeye dikkat etmek gerekiyor. Fazla ısınınca, içindeki sağlığa yararlı bakteriler ölüyor.

Kefirle cacık yapıldığını çok duydum. Ama aslında kefirin tadını da tuzlulardan çok tatlılara yakıştırıyorum. Benim denediğim kefirli birkaç tarifi sizlerle de paylaşmak istedim.

Meyveli kefir:

  • Çilek ya da muz
  • Kefir
  • Bal, pekmez ya da şeker

Meyve, şeker ve kefiri blender’dan geçirin. Tercihe göre kıvam ve soğukluğu arttırmak için buz veya dondurma ekleyebilirsiniz. Küçükse biberonla, bardak kullanıyorsa bardakla, hatta seviyorsa pipetle verin. Şapır şupur içsin.

Kefir soslu çilek:

Kefiri keşfetmeden önce (Ilgaz’dan da önce) yoğurtla da yapardım. Kefirin daha iyi gittiğini farkettim. Bu tarifte çilek büyüklüğü ve kıvamını, şekerini bebeğin yaşına göre değiştirmek gerekecek.

  • 1 kilo çilek
  • 1 bardak kefir
  • Pudra şekeri (damak zevkine göre)
  • Tercihe göre vanilya

Çilekleri yıkayın, ortadan bölün (büyükse 4’e). Bir avuç çileği blender’dan geçirin (çok uzun değil, çok sulanmasın), kefir ve pudra şekerini, isteğe göre vanilyayı ekleyin. Karışımı servis kabına aldığınız çileklerin üzerine dökün. Kapak kapatarak buzdolabında 1 yarım saat dinlendirin, çilekler kefiri ve şekeri çeksin. Kasede çilekleri ve sosu birlikte servis yapın.

Kefirli Sütlaç:

  • 750 ml süt
  • 2 su bardağı kefir
  • 1 su bardağı şeker
  • 1/2 su bardağı pirinç
  • 1 paket vanilya
  • 2 çorba kaşığı nişasta (mısır, patates, buğday karışık kullanıyorum)

Pirinçleri 1 su bardağı ılık suda yarım saat ıslatın. Suyunu süzdükten sonra kısık ateşte 1 su bardağı su ile haşlayın. Süt, şeker ve vanilya ekleyip kaynatın. Nişastayı 2 çorba kaşığı soğuk su ile karıştırın, karıştırmakta olduğunuz tencereye akıtarak ekleyin. Buraya kadar bildiğiniz sütlaç, ama süt miktarı azaltıldığı için daha koyu olmalı. Altını kapatın, ara sıra karıştırarak soğutun. Oda sıcaklığına geldiğinde kefiri ekleyip iyice karıştırın. Kaselere boşaltıp soğutun.

Bu şekilde süt azaltılıp kefirle tamamlayarak her çeşit pudingte kefir kullanabilirsiniz. Aynı süte mayalanır gibi, meyve suyu ile de mayalanabileceğini okumuştum ama hiç denemedim. Ayrıca internette dolaşırken, ekmek yapımında su ve maya karışımı yerine kefir kullananlara, kefirden peynir yapanlara falan da rastladım ki bunları denemeye bu yazıdaki durumumu göz önünde bulundurarak niyetlenmemeye çalışmaktayım. Tamam belki bir ara bir ekmek denerim bari, canım ne kadar vaktimi alabilir ki 😛

Siz çocuğunuza kefir veriyor musunuz? Bildiğiniz tarifler var mı?

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


20
Aug 09

Göz Yakmayan Şampuana Güven Olur mu?

Bütün temizlik malzemeleri göz yakar (karbonatı denemedim). Çünkü gözler hassastır, kendi kendilerini temizlerler. Bu bebek şampuanlarından oldum olası rahatsızım. Şekilli şişeler, uzunca bir “içindekiler” listesi. Peki nasıl oluyor da göz yakmıyorlar? Foşur foşur köpüren her malzeme göz yakar. Yani basitçe iyi oldukları için mi yakmıyorlar, yoksa daha karmaşık bir durum mu var? Üstelik artık ucuz olanlar da göz yakmıyor. O zaman neden büyüklerin şampuanları hala göz yakıyor? Madem daha iyi bir madde buldular, hem pahalı da değil, neden tüm şampuanlarda kullanmıyorlar?

İşte böyle zaman zaman, Ilgaz’ın şampuanı ve duş jelinin parfümü burnuma çalındıkça, inceden inceden sorgulardım bunları, rahatsız olurdum.

Son günlerde ne zaman Ilgaz’ın başını, yüzünü yıkasak, gözüm acıyor diyor. Şampuanın yakmaması lazım ama nedenini de anlayamadık. Bunun üzerine konu iyice takıldı aklıma, yakmalı mı yakmamalı mı? Bir araştırayım dedim, bir yerde iyonik, noniyonik gibi bir şeyler okudum, ikna olmadım. Başka bir yerde çok daha basit ve vurucu bir cümle gözüme çarptı:

“Şampuan göz yakmıyor olabilir, ama yine de gözü için serttir. Şampuanı gözüne kaçırmamaya çalışın.”

Düşündüm ki bu çocuk tam 30 aydır, faşır fuşur gözlerinden şampuanlar köpükler akarak yıkanıyor. Peki nasıl sağlayacağız gözüne kaçmamasını? Normalde nasıl sağlanıyorsa öyle. Gözlerini yakmasını sağlayarak. Milyonlarca yıldır evrimleşerek gelen şahane gözlerimizi, bu gibi şeylerin yakmasının da bir nedeni vardır değil mi? Elbette, gözleri korumak. Demek ki göz yakmayan ürün kullanılmayacak.

Artık bebek olmadığı için, başı yıkanırken gözlerini açmamasının öğretilebileceğine karar verdim. Gökhan’a konuyu açtım, aklına yattı. Defne sabununun kötü kokmayacağına ikna olması biraz zaman aldı.

İki akşamdır banyoda, yum Ilgaz gözünü, başını yıkayacağız diyoruz, hemen sıkı sıkı yumuyor gözlerini. Biz de böylece kafasını hızlıca yıkayıp duruluyoruz. Gözlerine ise olması gerektiği gibi, sabunu neredeyse değdirmeden geçiyoruz. Nasıl olsa onlar kendi kendilerini tertemiz yıkayacak kadar gözyaşı akıtıyorlar her gün. Vücudunu da defne sabunlu süngerle köpük köpük yıkıyoruz. Cildi pamuk gibi, saçları yumuşacık oluyor. Minik bebekleri bilemem, ama palazlanmış laftan anlayan kıvama gelmiş arkadaşlar için tavsiye olunur.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


19
Aug 09

Doğal Fayans Temizleyici

Ilgaz emeklemeye başladığından beri yerleri sıvı arap sabunuyla siliyoruz. Ahşaplara çok yarıyor arap sabunu. Ancak fayansları bir süre sonra yapış yapış yapıyor. 2,5’tan 25’e 🙂 çıplak ayakla gezen bir aile olduğumuzdan, yerlerin yapışkan olması pek hoş olmuyor. Doğala alışmışken, tekrar kimyasala dönecek de değiliz. Kimyasal düşmanı annemin de teşviğiyle, epeydir planladığım bu deneme başarıyla sonuçlanınca sizlerle de paylaşayım dedim.

Doğal Fayans Temizleyici
Ilık suyun içine birkaç kaşık karbonat koyup, vileda ile siliverin. Fayanslar temiz, içiniz ferah olsun.

Şimdilik gayet güzel beyazlamış görünüyorlar. Çıplak ayakla basıldığında güzel bir his veriyor. Karbonatın koku emici özelliğinden dolayı, özel olarak güzel bir koku vermese bile, kötü kokuları aldığından kesinlikle temiz hissi veriyor. Zamanla temizliği yetersiz gelirse ara sıra daha güçlü bir şeylerle sileriz ne olacak. Kendi yaşadığımız ev sonuçta, ne kadar kirleniyor olabilir ki?

Böylelikle ahşap ve ıslak zemin temizliği gibi iki temel temizlik ihtiyacını süper doğal ve de kolay birer malzeme ile halletmiş olduk. Sırada bekleyen başka denemelerim de var. Denedikçe paylaşırım.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


15
Jan 09

Ev Yapımı Yapıştırıcı Tarifi

Bu yapıştırıcı çok kolay ve mutfaktaki malzemelerle yapılıyor. Yalnızca hazırlandıktan sonra 12 saat beklemesi gerekiyor. Ortaya çıkan ürün pelte kıvamında oluyor. Döküldüğü yerden kolaylıkla temizleniyor. İlk sürdüğünüzde biraz kıvamlı, rahatlıkla dağıtılıp, istediğiniz genişlikte yayılabiliyor. Kuruduktan sonra şeffaflaşıp görünmez oluyor. Kağıt, mukavva türü şeyleri rahatlıkla tutuyor. Ağırlığı olan malzemelerde başarılı olur mu emin değilim. Özellikle kıvamlı olduğu için, içine koyduğum play-doh kabından alıp sürmeye çalışmak bile Ilgaz için başlı başına bir oyun. Hemen kurumadığı ve kurumadan önce kaygan bir yapıda olduğundan yanlış yapıştırılmış parçaların düzeltilmesine imkan sağlıyor.

Tarifin orijinalinde corn syrup (mısır şerbeti) kullanılmıştı. Mısır şurubu, bizim pekmezler gibi şekerli yapıda bir sıvıymış. Kekevi‘nin sayfasından 2 ölçü şeker bir ölçü suyu kaynatıp şerbet yaparak mısır şurubu yerine kullanabileceğimi öğrendim. Pekmez, bal da kullanılabilirmiş ama ne gerek var, Ilgaz katı gıdalara başlayana kadar evde aylarca sürünen ballar pekmezler, son 1,5 yıldır pek bir kıymete bindi.

Malzemeler:

  • 2 çorba kaşığı mısır şerbeti (bunun yerine 2 çorba kaşığı şeker, 1 çorba kaşığı su kaynatılır)
  • 2 çorba kaşığı elma sirkesi
  • 3/4 bardak su
  • 1/2 bardak mısır nişastası
  • 3/4 bardak çok soğuk su

Hazırlanışı:
Şerbet, elma sirkesi ve oda sıcaklığındaki suyu karıştırıp, kaynayana kadar ısıtın. Başka bir kapta mısır nişastası ve çok soğuk suyu karıştırın. Mısır nişastalı karışımı, kaynamakta olan kaba çok yavaş bir şekilde karıştırarak akıtın. Homojen hale gelene kadar karıştırın. Ateşten alın ve gece boyunca dinlendirin. Hava almayan bir kapta saklayın.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


4
Jan 09

Ev Yapımı Oyun Hamuru Tarifi – Tuz Hamuru

Hamurlarıyla yalnız başına oynamasına izin vermesek de, bir boş anımızı yakalayıp bir parça plastik yemesine engel olamıyoruz. Sanırım ekşi tadı honuşa gidiyor. Hamurla oynaması için bir süre daha bekleyelim diye düşündük ama hem çok seviyor hem de el becerisi için çok yararlı. Biraz araştırmadan sonra evde hamur yapmak için aklıma yatan ekonomik de bir hamur tarifi buldum. Hazırlamaya başladığımda bu kadar başarılı bir sonuç beklemiyordum. Malzemelerin arasında tartar kremi diye bir şey var. Pastanelerde yumurta sabitleştirmek için özellikle beze yapımında kullanılan bir madde olduğunu, aktarlarda bulunabileceğini okudum. Çengelköydeki baharatçıya sordum haberi bile yoktu, bir iki pastaneye sordum “üretimimiz burada değil yenge” dediler. Tam vazgeçmişken aklıma google’da “tartar kremi yerine” şeklinde arama yapmak geldi. Sağolsunlar; Bizim PastaneEv Cini ve devletşah sayesinde elma sirkesi kullanabileceğime hükmettim. Pastalarda tartar kremi lezzet açısından daha iyi olurmuş ama, sonuçta amacım hamurları yedirmek değil, yedirmemek olduğuna göre, tadını bozulması avantajıma olur diye düşündüm.

Vallahi kendim yaptım diye demiyorum, nefis oyun hamuru oldular. Yalnızca fazla oynarsanız elleriniz biraz tuzlanıyor (biraz kaptırmışım da kendimi), yıkanınca kolayca temizleniyor.

Ev Yapımı Play-Doh (Tarifin orijinali)

Malzemeler

  • 1 bardak un
  • 1 bardak su
  • 1/2 bardak tuz
  • 2 çorba kaşığı tartar kremi (ben elma sirkesi kullandım)
  • 2 çorba kaşığı yağ (evde kullanılmayan soya yağını kullandım)
  • Gıda boyası (turuncu ve kırmızı bulabildim, çiğken fena el boyuyor, piştikten sonra boyamıyor)

Yapılışı

Un ve tuzu karıştırın (varsa tartar kremi), su ekleyin. Sirke ekleyip iyice karıştırın (tartar koyduysanız sirke koymayın). Bu aşamada kaç renk hazırlayacaksanız o kadar parçaya bölün (bu malzemeden rahat 4 renk çıkar). Gıda boyalarını ekledikten sonra yağı da ekleyip karıştırın. Eski bir tavada kısık ateşte, tavadan ayrılana kadar ezerek pişirin. Aynı ekler hamuru gibi bir noktada dokusu değişiyor ve ortada toplanarak tavadan ayırılıyor. Soğurken biraz şeffaflaşıyor ve rengi parlaklaşıyor. Ben sadece iki renkle hazırladığım için hamur çok oldu birazını buzdolabı poşetine koyarak buzluğa attım, bakalım çözüldüğünde neye benzeyecek.

Açıkta kalırsa kuruyacağından eski play-doh’larının sıkı kapanan kutularına koydum. Bu kadar tuz varken kolay kolay bozulmayacak olsa da oynamadığı zamanlarda buzdolabının kapağında saklıyorum. Serin serin oynasın çocuk 🙂

Toksik olmasa bile çok tuzlu olduğu için yemesine izin vermemek iyi olur. Gerçi bu kadar tuzlu bir hamuru bir kereden fazla tatmasını beklemiyorum.

Hamur tarifi ararken yapıştırıcı ve parmak boyası tarifleri de buldum. Fırsat bulunca onları da deyenip yazacağım. Bu arada aklıma geldi, böyle ev yapımı oyun malzemeleri güzel kavanozlarda çok iyi hediye olur. Bana bir yapıp getirse çok sevinirdim.

Güncelleme: Buzdolabında bir hafta kadar bekleyince vıcık vıcık oldu. Açıkta bekleyince düzeliyor gerçi ama sıkı kapanan bir kapta oda sıcaklığında da bir şey olmuyor.

Başka bloglardan denenmiş oyun hamuru tarifleri:

http://www.archisugar.com/2007/08/evde-oyun-hamuru-yapimi.html
http://biranne.wordpress.com/2007/01/12/cocuklar-icin-evde-oyun-hamuru-yapimi/

Nurturia’dan:

Oyun Hamuru

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.