Posts Tagged: kitap eleştirisi


20
Dec 09

Çıkartmalı Kitap Önerisi

Ilgaz’a ilk baştan sona okuyabildiğim kitaplar bu yazıda bahsi geçen ve tesadüfen çıkartmalı (yapıştırma / sticker) kitaplardı. Ilgaz bu kitaplar hep elinin altında olduğundan çıkartma işini çabuk keşfetti. Sonra bir süre Ilgaz’ın çıkartma sevdiği ortaya çıkınca herkes ona çıkartma kitabı hediye etmeye başladı. Sıkışık zamanlar için de hem evde, hem sokak çantasında bir çıkartma kitabı bulundururduk. Sonra bir dönem geldi ki seviyor diye biz de çok teşvik ettik, başka bir şey yapmıyor takıntı mı oldu diye sınırlamayı düşünmeye başladık. Diyelim ki eve yeni bir eşya aldınız ve bir köşesinde barkodunu ya da etiketini unuttunuz, Ilgaz hemen sevinir ve onu çıkartmaya koyulurdu.

Bu zaman zarfında küçük parmakları cımbız hassasiyeti kazandı. Baş ve işaret parmakları ince el becerisinin dibine vurdu. Şu anda da Lego’ların en minik parçalarını yerlerine başarıyla yerleştirebilmesinde çıkartma sevgisinin etkili olduğunu düşünüyoruz.

Uzun sözün kısası, çıkartmalı kitapları seviyoruz. Artık eline verdiğimiz çıkartma kitabını anında bitirip bir kenara atmadığı için almayı seyrekleştirdik. Bugün bir kitap almak için D&R’a girdim, İş Bankası yayınlarının “Çıkartmalı Kış Eğlenceleri” kitabını gördüm ve kitaba vuruldum. Kitabın baskı kalitesi, kullanılan dil, çıkartmalardaki tipler, kapak hepsi çok güzel. İçinde çıkartmalarla kartpostal da süslenebileceği yazılmış ki bence pek çok şey süslenebilir. Ilgaz’a hemen verip vermeme konusunda kararsız kalsam da, eve gelip Gökhan’la birlikte inceledikten sonra gerçekten iyi bir yatırım olduğu konusunda hemfikir olduk. Ben D&R’dan 14 küsura aldım. İş bankasının sitesinde 9,80. Bu fiyata bu kitap, her yaşa tavsiye olunur.

Eğitici-Öğretici Aktivite Kitap önerisi…

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


8
Dec 09

Kitap Mimi

Bloglarda dolaşırken herkeste Kitap Mimi gördükçe korkuyordum kimlerin mimlendiğine bakmaya. Sonunda korktuğum an geldi. Ebe sobe, diziler bitmiyorsa bana kızmayın, Pratikanne‘ye kızın 😛

1. Şu an okumakta olduğunuz kitap/kitaplar, kısaca konusuyla?
Bilgisayardan bir şey okurken süper hızlı okuyabildiğim halde, genelde oldukça yavaş bir kitap okuyucusuyumdur. Okur, düşünür, son paragrafı tekrar okur, hayal kurar, işle ilgili bir şeyse uygulamalarını düşünür öyle devam ederim. Özellikle fantastik ve bilim kurgu türünde romanlardan süper sürükleyici olanlardan bir-iki gecede bitirdiklerim hariç. Bu yüzden bizim kitaplıkta benim okuduğum kitapların canları çıkmış olduğundan okumadığım kitaplardan hemen ayrılır. Öyle iki kitabı aynı anda okumam mümkün değildir.

Şu anda aslında tam iki kitabın arasındayım. Çok uzun zamandır Nurturia‘nın heyecanına genelde Web 2.0, sosyal internet türü iş odaklı kitaplara ağırlık verdim. En son Giddar‘ı okudum, ilaç gibi geldi. Şimdi “Talent is Overrated“e başlamaya çalışıyorum.

Kitabın konusunu bu adreste anlatmışlar. Bu makaleyi ve üzerine Malcolm Gladwell’in Outliers‘ının özetini okuduktan sonra, kendi tecrübelerime de dayanarak, doğuştan yetenek denilen şeyi fazla önemsediğimizi düşünmeye başlamıştım. Henüz okumamış olmakla birlikte bu kitapta da aynı şeylerden söz edildiğini tahmin ediyorum. Okuduktan sonra bir özetini yazarım belki.

2. En son aldığınız kitap/kitaplar?
Nurture Shock
Made to Stick

3. Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar içinde en çok sevdikleriniz?
William Golding, Sineklerin Tanrısı (filmiyle alakası yoktur)
Demirtaş Ceyhun, AH,ŞU BİZ “KARA BIYIKLI” TÜRKLER
Mina Urgan, Bir Dinazorun Anıları
Isaac Asimov, Robot Serisi
Arthur C Clarke/Gentry Lee, Rama Serisi
Ursula K. Leguin, Yerdeniz Serisi
Oğuz Atay, Bir Bilim Adamının Romanı
Joshua Porter, Designing for the Social Web (tapıyorum)
Malcolm Gladwell, Blink

Çoluk-çocuk işleri ile ilgili pek kitap okumuyorum. İnternetten idare ediyorum.

4. Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de sizi okurken illallah ettiren kitap/ kitaplar?
Elif Şafak, Siyah Süt (yazdığım eleştiri)
Daha da bir sürü var aslında ama onları sildim beynimden, zaten sevdiklerimin bile yazarlarını zar zor hatırlıyorum.

5. Elinizdeki bitince okumayı düşündüğünüz kitap?
Nurture Shock’u okumak istiyorum ama kimbilir elimdekini bitirince nasıl bir ruh durumunda olurum. O zamana kadar Gökhan neler sipariş eder? Yavaş okumam yetmiyormuş gibi kendi okumak istediklerimin dışında bir de o sürekli güzel kitaplar alıyor. Şimdi karşımda kitaplıktan hepsi bana pis pis bakıyorlar. Önce şu yarım dizileri yazıp bitirmeyim sonra bakarız.

Ben de bunca yıllık Kitubi hayatımda ilk kez birilerini MİM’liyorum, zormuş. Mira’nın Bahçesi, Özgür Anne, Burcu Akalın, Blogcu Anne

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


7
Nov 09

Anaokulu dergileri, ingilizce eğitim seti ve Giddar

Boyut yayınlarından, Anaokulu dergileri almıştık bir süre önce. İlk birkaç sayıdan sonra yaşı için uygun olmadığına karar verip rafa kaldırmıştık. Taşınma ile ortaya çıktılar ve Ilgaz tekrar kaldırmamıza izin vermedi. Bazı bölümlerini yapmak için hala erken olsa bile, hikayelerini okumak, çıkartmalarını yapıştırmak, kesme yapıştırmalarını ve yemek tariflerini birlikte denemek için süper.

Geçenlerde sanırım Boyut’un çapraz satış kampanyası kapsamında BBC Kids Zone için beni aradılar, doğum günüme özel bir indirim teklif ettiler. Ben de daha önce bu seti inceleyip gözüme kestirmiştim. “Tamam alalım” deyivereceğim tuttu (lütfen satıcılar beklenti içine girmesinler, her zaman yaptığım bir şey değil).

Cd’lerini de kitaplarını da çok beğendim. Aslında özellikle kitapların seviyesi belki Anaokulu serisinden bile daha ileri. Buna rağmen, Ilgaz resmen bu kitapçıkların içine düşüyor. Her fasikülün ayrı bir teması var. Ben de sırayla gideceğiz diye kasmıyorum. Anne, yemek serisini okuyalım diyor. Sonra daha ben elimdeki işi bitiremeden başlıyor dergideki resimleri daire içine almaya, elmaları boyamaya, parmaklarıyla labirentlerin üzerinde dolaşmaya (biraz kestirmeden gidiyor ama parmaklar şahane). Sonra da kitaptaki yiyeceklerin ingilizcelerini saydırıyor. Okulda öğrendiği bir iki şeyi de bize satıyor arada, “bu banana, banana bunun adı baba, ingilizcesi ba-na-na”.

Cd’lerde de Susam Sokağı’nın Bay Saftirik’ine benzeyen bir skeç var, iki tip sürekli saçmalıklar yapıyorlar. Çok konuşmuyorlar, sadece o CD’nin temasına uygun şeyleri vurguluyorlar. Bunlara kahkahalarla gülüyor. Komikler ama gerçekten. Tavsiye ediyorum. İngilizce öğretiyor diye değil (öğretip öğretmediğini henüz bilmiyoruz), çok eğlendiriyor diye. Öğrettiğimiz şekilde teker teker işaret parmağına takarak CD’leri getiriyor, “Anne bu kaç?” diyor, “12” diyorum, “12, ehe ehe, 12” deyip sevine sevine gidiyor, başka bir tane takıp getiriyor. Sayıları ben de severdim ama bu kadar komik bulmasını da anlayabilmiş değilim.

Güncelleme: Ben BBC Kids satın aldıktan sonra, ya da belki aynı esnada, Boyut BBC Kids Zone’ları önce gazete kuponu ile, sonra GEO eki olarak dağıttı. Hala taksitlerini ödediğim için Boyut’u arayıp bu nasıl iş dedim. Açan yetkili içerikleri aynı değil dedi, alan arkadaşlardan içeriklerinin aynı olduğunun teyidini alınca yetkili biriyle görüşmek için yeniden aradım. Biz size dönelim dediler. Daha sonra 3 kez daha aradım ama yetkili biriyle görüşmeyi başaramadım. Sonra web sitelerinden form doldurdum. Yine dönen olmadı. En sonunda bir arkadaşım Boyut yayıncılıktan bir şeyler alacakken bana tavsiye sordu. Ben de tecrübemi aktardım ve ismimi verebileceğini söyledim. Bunun üzerine arkadaşım aradığında, aa ama kendisinin olumsuz bir tecrübesi olmamış ki, sadece kuponla verildiği için kızmış demişler. Setten memnun olduğum için kötü reklam yapmayayım demiştim ama artık bu notu yazmanın zamanı geldi sanırım. (26 Temmuz 2010)

Çocuğuma Ne Zaman ve Nasıl İngilizce Öğretmeliyim?

Bu arada, bitireyim öyle yazayım diyordum ama sabredemedim. GİDDAR . Bir arkadaşımız süper bir fantastik roman yazdı.

Dün akşam, Ilgaz için taze taze imzalanmış kitabın, 50 sayfasını bir çırpıda okuyuverdim (niye eskitiyosun ki çocuğun kopyasını be kadın, Ayk, en az gün aşırı hayıflanmaktır!). Fazladan bir saat uyku kadar iyi geldi bünyeme. Ilgaz’la, ya da işle, ya da Web 2.0’la ilgili olmayan bir kitap okumayalı çok olmuştu.

Giriş bölümünde Gökhan ve Ilgaz’a yazılmış teşekkürlerle duygulandım. Kendi ana dilimde, tercüme eli değmemiş fantastik satırlar okudum, Siox’la birlikte kılıç kuşandım ormana daldım. Sonra belki ben de yazmaya başladığım kitabı bitirir de böyle elime alır okurum bir gün diye hayaller kurdum. Gözünüzü korkutmak istemem ama kitap dolu dolu 558 sayfa. Ne malzeme biriktirmişsin güzel kardeşim. Ne diyeyim, Erbuğ Kaya arkadaşımızın ellerine sağlık.

Çok satılsın, çok okunsun, çok basılsın, çok dillere tercüme edilsin, biraz da Amerika’lılar tercüme okusun (tercümanlar alınmasın, Allah yine onlardan razı olsun).

http://www.idefix.com/kitap/giddar-erbug-kaya/tanim.asp?sid=T5XQ66BSF319IYXRNSE0

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


23
Sep 09

Çocuğunuz Düştüyse, ÇABUK

Beynin acil durumlarda mantıklı çalışmak için eğitilebileceğini birkaç farklı yerde okudum ve çok aklıma yattı. Eğer bir şeyin fiziksel olarak pratiğini yapamıyorsam bile, üzerinde düşünerek pratik yapmaya çalışıyorum. Örneğin, deprem olursa ne yapacağım, hırsız girerse, ya da Ilgaz’ın boğazına bir şey kaçarsa neler yapacağım diye düşünüyorum. Adrenalin vücudumdaki acil durum rezervlerini açığa çıkartacak, kalbim hızlanarak daha fazla kan pompalayacak (ne yapacağıma konsantre olarak beynimi saçmalatacak kadar hızlanmasına izin vermeyeceğim), görmem gereken önemli şeyleri netleştirmek için diğerlerini bulanıklaştıracak. Ben de elimden ne geliyorsa yapacağım, sonra iş işten geçtikten sonra, şunu yapabilir miydim, bunu yapsam farklı olurdu diye hayıflanmayacağım. Plan böyle. Beynin hızlı düşünme gücünü öğrenmek için Malcolm Galdwell’in Düşünmeden Düşünebilme Gücü (Blink) kitabını okumanızı tavsiye ederim (tercüme kalitesini bilmiyorum).

Kitubi’ye yazdığım şeyleri uygulamakta çok iyi istikrar gösteriyorum. Hem yazmak için konu üzerinde daha organize düşündüğüm, hem de başkalarına tavsiye ettiğim için üzerimde hissettiğim sorumluluktan dolayı. Bunu da hem sizin için, hem de kendim için yazmış oluyorum.

Tanık olduğum kazalarda:

Çocuk işte, sürekli düşüyor, bir yerini çarpıyor, geçenlerde merdivenden bile yuvarlandı. Eğer, kaza sırasında yanındaysam, bir bölümünü bile gördüysem, beynim istemim dışında bir emir veriyor: ÇABUK

Bu emrin amacı, kazayı daha az hasarla önlemek. Mesela, Ilgaz merdivenin üst basamaklarından yuvarlanmaya başladığında, durumu gören Gökhan’ın beyni bu emri verdi: ÇABUK, DURDUR. Gökhan küt diye, 5-6 basamağı birden atladı. Ilgaz’ı tutamadı ama tutabilirdi de, çok hızlıydı.

Ama eğer Ilgaz tavşanın geçen gün Ankara’da yere dökülen havuçlarının peşinden sandalyeden uçması ile veriyorsa beynim bu emri, o zaman hiç şansı yok, çünkü müdahele için yeterli zamanım yok. O zaman çok saçma bir şey yapıyorum. Ilgaz’ı çılgınca bir hızla düştüğü yerden alıp, koşarak başka bir odaya götürüyorum. Ilgaz korkuyor ve deli gibi ağlamaya başlıyor. Vurduğu yeri saklıyor ve ben ne olduğunu göremiyorum. Canının yanması ile birlikte benim verdiğim şoktan iyice sinirleri bozulduğu için, müdahele etmek, onu bırakıp doktoru aramak mümkün olmuyor. Yarasını sımsıkı kapatıyor ve bana sımsıkı yapışıyor ve deli bir tonda ağlıyor. Ben de tam olarak ne kadar yaralandığını anlayana kadar kafayı yiyorum. Bu saçma davranışıma ışıkta bakacaktım, buz koyacaktım gibi bir bahane buluyorum. Bunu Ilgaz’ın hemen her kötü düşüşünde yapıyorum ve altında yatan nedeni daha yeni çözebildim. Beynim kazayı durdurmak için ÇABUK emrini veriyor, kazayı durduramadığını farkedemeyip saçmalıyor. Eğer ben yanında yokken acı ağlaması üzerine yanına koşarsam, gayet sakin bir şekilde olay yeri incelemesi yapıp, ona da yumuşak davranabiliyorum.

Ilgaz’ı korkutmasının yanında, aslında daha önemli bir tehlikesi var bu yaptığımın, özellikle bunun farkında olmak ve değiştirmek için aklımda tutmaya çalışıyorum. Düştüğü anda, hareket ettirilmemesi gereken bir şekilde yaralanmış olabilir. Örneğin, boynu incinmiş olabilir, ya da bir yerine bir şey saplanmış olabilir ve ben onu karga tulumba kucağıma alırken kötü sonuçlara yol açıyor olabilirim.

Siz panik halinde nasıl davrandığınıza dikkat ettiniz mi? Kendinizi kontrol etmeye çalışıyor musunuz?

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


21
Mar 09

Kitap Tavsiyesi – “0 yaş”

Son Ayk Budur!‘daki yorumların üzerine bir kitap tavsiyesi yazayım dedim. Bu serinin gönlümüzdeki yeri ayrı. Kitapları Tansaş’ın indirim sepetinden büyüyünce okurum düşüncesiyle almıştım. Bir gün tesadüfen, karton ve bez kitaplara göre bile çok daha uzun süre ilgi ile dinlediğini keşfettim. 3-4 aylıktı sanırım, daha oturtmuyorduk, ikimiz birlikte yere uzanmıştık, 3 tanesini heyecanla okuyup bitirdiğimde (anlatıyordum diyelim), o da hala heyecanla gözlerini kırpıştırıp Au yapıyordu.

Üzerinde yazan yaşa hiç aldırmayın. Bence şu sebeplerden diğer kitaplara göre daha iyi konsantre olabiliyordu bu kitaplara:

  • Resimleri büyük
  • Çizimleri basit
  • Renkler canlı ana renklerden oluşuyor
  • Farklı renkler net çizgilerle ayrılıyor, belirgin
  • Her sayfada ayrı hayvan var ama, format aynı, takibi kolay
  • Her sayfada hayvanın tek bir özelliği anlatılıyor, yazıların içinde de resimler var

Bu kitaptan, Ilgaz’ın çıkartma aşkı ortaya çıkıp, üstüne bir de başka bir kitap yüzünden hayvanları yerlerinden oyması gerektiği yanılgısı oluşunca, tam 3 set parçaladık. En sonuncuda o yırttıkça ben alacağım sanmasın diye yırtık parçaları önüne yığdım, bak yırtık zürafaya, artık okuyamayacağız onu şeklinde biraz üzülmesini sağladım ve sonra törenle yırtık sayfaları çöpe attık. Bir süredir kitaplarını yırtmıyor, belki bulursam bir set daha alırım.

Doğumdan itibaren irili ufaklı tüm bebeklere, çocuklara okunması üzere tavsiye ederim!

Çiçek Yayıncılık için Not: Bu kitaplardan hala basıyorsunuz değil mi? Seviyoruz onları! Ayk içinde domuzların çamur banyosundan söz eden kitapları sevmektir işte!

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


6
Jan 08

Siyah Süt – Postpartum depresyon üzerine bir kitap mı?

Elif Şafak’ın yeni kitabı “Siyah Süt”ü bitirdim. Roman 30. sayfada başlıyor, öncesinde iki bölümlü bir girişi var. Son derece dokunaklı ve güzel yazılmış bu bölümü okuduktan sonra, doğum sonrasında neler yaşadığını, nasıl atlattığını merak ettim. Açıkçası biraz da korktum, tekrar oturup ağlamaya başlamayayım diye.

Sonra kitabı okumaya başladım. Kendisinin anne olup olmama konusunda kararsız olduğu dönemlerden başlıyor anlatmaya. Elbette doğumla başlamayacaktı, bir geçmişi, hamileliği olacak, altyapısını anlatacak diye düşündüm. Belki de ileri geri sıçramalarla anlatan kurgulardandır. Gayet yavaş ve doğal seyrinde ilerliyordu romanda zaman, sıçramasız. Ha doğurdu, ha doğuracak diye hızlı hızlı okudum. Kitabın yarısına geldiğimde, bırakın hamile kalmayı, baba adayıyla tanışamamıştı. Kaçıncı sayfada gerçekleşti dersiniz mucizevi doğum? 232. Kitap zaten 303 sayfa. Yani girişin iki katından biraz fazla bir bölüm yazmış Elif Şafak postpartum depresyonu üzerine. Girişteki duygu yükü, güzel dil kullanımı ve akıcılıktan da yoksun bana göre bu 70 sayfa.

300 sayfalık bir kitap dolusu doğum sonrası depresyonu okumak istediğimden değil şikayetim. Uzun süredir kitap okuyamadıktan sonra ilaç gibi geldi hızlı hızlı okumak. Kadın yazarların kitaplarını okumayı seviyorum ve kitabın çoğunda anlatılan kadın yazar olmak ve annelik konuları ise gayet ilgimi çekiyor. Yine de kendimi biraz aldatılmış hissettim. Bu eleştiriyi yazmadan önce, belki ben algıda seçicilik yapmışımdır, kitap zaten doğum sonrası depresyonu değil, yazarın tabiriyle “anneliğin karanlıkta kalan yüzü” hakkındadır diye, girişi yeniden okudum. Okuyan arkadaşlarımla konuştum. Bir arkadaşım, şimdi depresyon okuyup bunalmak istemiyorum diye girişini okuyup kitabı bırakmış. Hayır yanlış anlamamışım. Zaten “Siyah Süt, Yeni Başlayanlar için Postpartum Depresyon” demiş kitabın girişinde.

Acaba Elif Şafak önce kitabı mı yazdı, yoksa girişi mi merak ettim. Önce girişi yazdıysa, belki lohusa depresyonunu pekiştiren nedene biraz fazla kaptırmıştır kendisini. Ya da güzel bir giriş yaptı, gerisini getiremedi, vazgeçmek de istemedi. Ya da önce kitabı yazdı,  annelik ve yazarlık sorunlarını herkesin öğrenmesini şiddetle istiyordu. Öyle bir giriş yaptı ki kitabın okuyucu kitlesi aniden bütün kadınları kapsayıverdi, ve belki bazı erkekleri de.

Keşke okumaya 29. sayfadaki “BİR” le başlayan bölümden başlayıp, kitabı bitirdiktan sonra kalan 28 sayfayı okusaymışım, o zaman hayal kırıklığına uğramazmışım diye düşünüyorum.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.