Posts Tagged: yanlış bilinenler


23
Dec 10

Emzirme Reformu Mimi ve Anne Sütüne Soyut Yaklaşımlar

Evdeki hummalı oyuncak ve kitap azaltma çalışması sonrası kalanların bilançosu da dahil birçok yazı bekliyor Kitubi’de yazılmayı. Nurturia yüzünden ihmal edilen tek blogun benimki olmayışı ile avunuyorum. Emzirme Reformu mimi geldi, bekletmeyeyim dedim.

(1) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç?

Mine’nin yazdığına göre, % 1,3 ‘müş.

Amerika’da 2006’da yapılan bir çalışmaya göre (http://www.cdc.gov/breastfeeding/faq/index.htm)

  • % 73,9: en az bir kez emzirmiş
  • % 43,4: 6 aylık olduğunda hala emziriyormuş
  • % 22,7: 1 yaşında hala emziriyormuş
  • % 33,1: 3 aylık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş
  • % 13,6: 6 aylık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş

İngiltere’de 2005’te yapılan araştırma sonuçları ise böyleymiş (http://www.babyfriendly.org.uk/page.asp?page=21)

  • % 35: 1 haftalık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş
  • %  21: 6 haftalık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş
  • % 7: 4 aylık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş
  • % 3: 5 aylık olana kadar sadece anne sütüyle beslemiş

Aşağıdaki tablo bir OECD raporundan (http://www.oecd.org/dataoecd/30/56/43136964.pdf). Maviler 3 ay sadece, kırmızılar 4 ay sadece, yeşiller 6 ay sadece anne sütü (yürü be Macaristan).

6 ay ifadesi jenerik tabi. Bazı şeylerin kulaktan kulağa yayılması için yuvarlak ifadeler kullanılır. Örneğin 6 ay yerine benim uygulamada gözlemlediğim gibi, bebeğin kilo alımında sorun olmadığı sürece başlarda anne sütü, eğer yeterli kilo almıyorsa belirli bir aya kadar anne sütü + formül, belirli bir aydan sonra her iki durumda da ek besin+anne sütü (kimi doktora göre 6 aydan sonra esas olan ek besin, takviye anne sütüdür, kimi doktora göre 1 yaşına kadar aslolan anne sütüdür), sadece anne sütü ile beslenebilmişse bile aşağı yukarı 4-6 ay arasında bir yaşta kilo alımı zayıflarsa bu ek besinlere başlanması anlamına gelir, 6 aylık olduğunda her durumda ek besinlere geçilir ama reddediyorsa ya da bir sorun varsa ve anne sütü ile kilo alıyorsa daha uzun süre bile anne sütü ile devam edilir desek, paragrafı geri dönüp baştan okumamız gerekir değil mi? Demek istediğim şu, ilk 6 ay doktorunuz aksini söylemedikçe sadece emzirin, şüphe duymak her zaman iyidir ama doktorunuzun yaklaşımı güven verici ise o ne diyorsa onu yapın ve kendinizi eksik hissetmeyin. Bardağa her zaman dolu tarafından bakmaya çalışın. Doktorunuz 5 ay kontrolünde bebeğinizin kilo alımı az diye ek besin önerdiyse, bu ille sizin sütünüz yetmiyor diye midir? Belki de bebeğinizin barsak sistemi ortalamadan daha çabuk geliştiği için normal insan gibi beslenmeye daha erken başlamak üzere çevresine vermeye çalıştığı bir işarettir.

(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?

6 ay sadece anne sütü (5,5 aylık tattırmaya başladık) verdik. 12,5 aya kadar da katı gıdalara destek olarak emdi.

(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?

Hamilelik öncesi ücretli bir işte çalışmıyordum, dolayısıyla doğum izni gibi bir şey hak etmedim.

(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?

Bakınız 3. soru

(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?

Bakınız 3. soru

(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?

Ben bebeğimi toplum içinde emzirmek istemedim. Aslında eşim dışında herhangi birinin yanında emzirirken rahat hissetmedim. Hem benim için çok özeldi, sanki 3 kişinin sizi çok sevdiğiniz birine sarılırken izlemesi gibi rahatsız edici geldi, hem de oğlum aklına akıl düştükten itibaren her sese memeyi bırakıp döndüğü için pratikte de insan içinde emzirmek mümkün olmadı. Bu yüzden emzirme odaları olmayışından çok muzdaribim. 1 aylıkken biberonla tanıştırdım. Yanıma sağılmış süt alır, dışarıda onu verir, eve gelince yeniden sağıp yerine koyardım. Dışarıda kolaylık sağlasa da şiş, sızdıran göğüslerle ortalıkta dolaşmanın ve girer girmez sağma makinesine yapışmanın çok da pratik olduğunu söyleyemeyeceğim.

Benim gibi olanlar için; bir arkadaşım eğer ortalıkta bebeğin emmek isterse bir eczaneden rica et, kapalı odaları vardır, yardımcı olurlar demişti, hiç denk gelmedi ama bir eczacıya doğrulatmakta yarar var. Olur da eczacı yardımcı olmak istemezse insan kötü hissedebilir, buna da hazırlıklı olmak lazım sanki.

Bir de olumsuz Alışveriş Merkezi anım var konu ile ilgili. Bir gün zorunluluktan Cevahir’de 5-6 saat geçirmem gerekti. Emzirme dönemi bitmişti de, alt değiştirmek için aynı gün içinde üç  kez tuvaletin içindeki emzirme/alt değiştirme odasına gitmek zorunda kalmıştım. İlkinde oda kapısı kilitliydi, içeride emziren biri olduğunu varsaydım, uzunca beklemeden sonra içeriden bebeksiz bir bayan çıktı. Her yer ıslaktı ve içerisi nefes alınabilecek gibi değildi. İkinci gidişimde yine kapı kilitliydi ve başka bir bayanın içeride abdest almakta olduğunu fark ettim. Ama Cevahir’de abdesthane de var? Üçüncü gidişimde üçüncü bir bayanı sütyen-külot bir ayağı lavaboda bastım. Kapıyı kilitlemeyi unutmuştu. Cevahir’de abdesthane var da banyo yok tabi, onu hesaba katamadım. Tuvalet kokusunda, altı kirli, mızırdanan çocuk kucağımda geçirilmiş zamanların sıkıntısı ile alışveriş yönetimine bir şikayet yazdım ama yanıt alamadım. İyi ki emzirmek için gitmemişim oraya, çok sinirlenirdim dedim.

(7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?

Doğumdan önce gerek Amerikan Hastanesi’nin doğum öncesi eğitimi sayesinde, gerekse edindiğim broşür, kitapçıklardan epey bir şey öğrenmiştim. Doğumum Amerikan Hastanesi’nde oldu ve Ilgaz’ın içtiği sütün her damlasında oradaki bebek hemşirelerinin hakkı vardır. Bence en kritik anlar şunlardı:

  • Bebek kucağıma ilk verildiği anda verdikleri tutuş desteği
  • Sütümün sadece birkaç damla geleceği ve bebeğin midesinin bir çay kaşığı kadar olduğu bilgisinin verilmesi
  • Bebek uyanık olsun ve ten teması artsın diye emzireceğim zaman bebeğin body’si hariç soyulmasının öğretilmesi
  • Bebeğin çok ağlayacağı, çok emmek isteyeceği, bu sayede sütümün çabuk geleceği bilgisi
  • Hassaslaşmış göğüs uçlarıma evden getirdiğim göğüs pedlerini koyduktan sonra, yapışmış kabukları pedlerle birlikte çekmek suretiyle ince ince kanatma başarım üzerine bebek hemşiresinin elinde bir kutu lanolin ve iki göğüs kalkanı (emzirilmediği zamanlarda takılanlardan) ile belirmesi.
  • İlk günün gündüzü güzelce emip uyuyan Ilgaz’ın gece 23 itibariyle her emip yerine koyuşumdan sonra geri ağlaması üzerine bebek odasını arayıp ama bize gaz çıkartmasını öğretmediniz dediğimde, bu kadar minik bebek gazdan ağlamaz, siz onu istediği kadar emzirin, isterse sabaha kadar yanınızda dursun denilmesi (ertesi gün saat 12’de sünnet için götürülene kadar 11 saat bana yapışık kaldı)
  • Hastaneden çıkışta doktorun göğsümü muayene etmesi, her an sütümün gelebileceği, mutlaka acil bir süt pompası edinmem, hassasiyet olduğunda önce ılık kompres yapıp sağmam, sonra soğuk kompres yapmamın tavsiye edilmesi. Bu sayede olası mastit ve bebeğin şiş göğsü kavrayamaması, emememesi olumsuzluklarının önüne geçilmesi.

(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?

Yakın çevremde beni olumsuz etkileyen hiç kimse olmadı. En başta Gökhan kapı gibi arkamdaydı. Ara ara konu komşudan ben çocuğumun niye ağladığını gayet iyi ayırt ettiğimi düşünürken, “Aç o aç, emzir!” emirleri gelirdi. Bazen gaflete düşer emzirirdim ve Ilgaz’ın derdi gaz olduğu için daha çok ağlardı. Hem onlara, hem de niye dinledim diye kendime kızardım. Bir de Ilgaz iyi kilo aldığı halde beni zayıf görüp sütün azalır diyerek pekmez içmemi, ekmek yememi tavsiye edenler olurdu. O zamanlar çok bilinçsizce gelmişti bu tavsiyeler. Şimdi düşününce belki Ilgaz açısından sorun olmadı ama ben daha enerjik olabilirdim diyorum. 6 aya kadar gündüzleri 2 saatte bir emen bir bebeğin her daim yavaş yiyen annesi olarak yeterli beslenmek için gerekli zamanı ayıramıyordum.

(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?

Emzirme reformu çok önemli çünkü sağlık bakanlığı 6 ay sadece anne sütü diye bangır bangır bağırırken bunun pratikte mümkün olabilmesi için çalışma bakanlığı’nın gerekli düzenlemeyi yapamamasını, mevcut düzenlemelerin de uygulanamamasını tutarsız buluyorum. Doğum sonrası izinleri konusunda İskandinav ülkeleri standartlarına hemen erişemeyebiliriz belki ama sırf bu tutarlılığı sağlamamız bile bizi Macaristan istatistiklerine biraz olsun yaklaştırabilir. Bir de emzirme reformunun anne sütüne somut sorunlar üzerinden, ölçülebilir ve objektif bir yaklaşımı var, bu yaklaşımı seviyorum. Mim’in altında sevmediğim soyut ve subjektif yaklaşımın örnekleri de var.

(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi?

Destek olmak için http://emzirmereformu.com/ adresindeki formu doldurmanız yeterli.

Emzirme konusu ile ilgili 9. maddede bahsettiğim beni huzursuz eden bazı yaklaşımlar var, epeydir bunlarla ilgili yazmak istiyorum:

  • Anne sütü çok yararlıdır, emzirmek çok güzeldir ve emzirebilmek çok kolaylıktır. Ama anne sütü kaynağının nereden geldiği belli olmayan, nasıl oluştuğu, içeriğinde neler olduğu belirsiz, akıl sır erdiremediğimiz bir kutsal sıvı değildir. Anne sütünün içeriği, vücutta nasıl üretildiği, yararları bellidir. Anne sütünün “bir damlası bile altın değerinde” katılmadığım bir ifadedir. Çocuğun “tek başına” anne sütü ile büyüyebilmesi için ihtiyacı olduğu kadar içebilmesi gerekir. Anne sütü çocuğu başına gelecek tüm kötülüklerden korumayacağı gibi, annenin çocuğa vermekle yükümlü olduğu tek şey de süt değildir.  Çocuk ile anne arasındaki ilişki emzirme ile sınırlı değildir ve hatta bence belirli bir aydan sonra konuşmak, emzirmekten daha yakındır. Çocuk için dişler de dahil tek sakinleşme yolu, tek teselli meme olmak zorunda değildir. Çocuk işinde her zaman yarar/zarar hesabı yapılması gerekir. Anne sütünün promosyonunda, “aman anne çocuğunun tüm ihtiyaçlarını bir kenara bıraksın, gerekirse tüm sosyal ilişkisi bir pompa ile olsun aylarca, yeterki o çocuk o sütü emsin” yaklaşımı varsa, bir daha durup düşünmek lazım diyorum.
  • Çocuğunu belirli bir süre emzirmiş bir annenin kendine göre nedenlerle kesmeyi düşünmesi normal bir durumdur. Burada uzaydan gelmiş muamelesi yapılacak bir şey yoktur.
  • Annelik =Emzirmek değildir. Mesleği gereği, ya da sağlık nedenleri ile emziremeyeceği önceden belirli bir kişi de, emzirmemeyi göze alarak çocuk sahibi olmayı seçebilir. Bu tek başına emzirmeyi seçmiş bir anneye göre daha az sorumluluk sahibi olduğu, ya da çocuğunun daha sağlıksız olacağı gibi anlamlara gelmemektedir.

Emzirme Reformu ile ilgili daha önce yazdığım yazı: Emzirme Reformu ve Baba Sütü 

Nurturia’daki Emzirme Reformu Grubu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


7
May 10

Türk annesi

Türk kültüründe bebek konularına ara ara değiniyorum. Hülya Nurturia‘da haber vermiş Esra Sert‘in yazısını, keyifle okudum 🙂 “Türk bebeği sürekli üşür, hep açtır ve her an hasta olmak üzeredir”

Türk usulü ebeveynlik ne demek, en iyi hard core Türk usulü büyütülen acemi anne bilir. En iyi Türk anası, çocuğunu en sıkı giydirendir. Bu nedenle olsa gerek, hamile kaldığınızın duyulduğu gün eve yün hırka ve yelek yağar. Üstelik çocuğun, diyelim Ağustos’ta doğacak olması da durumu değiştirmez.

Çünkü Türk kara sahası ‘’eser”. Coğrafi olarak Batı ile Doğu arasında sıkışıp kaldığımızdan mıdır nedir, tüm ülkede koca bir türbülans vardır ve bu türbülans, küçük bebekleri hasta etmek için fırsat kollar. Zaten esmese de ‘’sabahları serin olur”. En iyisi  üç beş yün yelek bir kenarda dursundur…

Ben de anneler günü vesilesi ile yeni analarımızın “dark side”dan uzak olmasını dilerim.

Bu yazılara da bakın:
Türk kültüründe “ Bebeği uyutmak” kavramı
Yanlış bilinenler (3) – bebek bakımı
Anne bir buz daha ver
Çocuğunuzun iyi uyumasını istiyorsanız, odasını serin tutun
Befunky – Master Yoda

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


4
Sep 09

Anne bir buz daha ver

Kitubi’yi düzenli takip edenler, toplumumuzdaki “üşütmeyin çocuğu” yaklaşımı ile problemim olduğunu farketmişlerdir. Yaz bitip de kış gelirken, Ilgaz’ı ne tür soğukluklara maruz bıraktığımızla ilgili bir liste yapayım dedim. Aşağıdakilere rağmen Ilgaz sıradan sağlıklı bir çocuktur. Öyle sık hastalanmaz, hastalanınca iyileşir. Çocuğunu üşütme taraftarı ebeveynlere cesaret olsun.

Her ne kadar misafirlerden bu ev serin, üşütmeyin çocuğu, bak biz bile üşüdük gibi uyarılar aldıysak da yenidoğan döneminde aşağıdakilere göre daha hassas davranmış olduğumuzu belirtmekte fayda var. Vücudu biraz yağ bağlayıp, kendi izolasyonunu sağlayana kadar. Vücudun herhangi bir yerini ısırma isteği duymaya başladığınız andan itibaren uygulayabilirsiniz:

  • Katı gıdalara başladığından beri, biz soğuk su içtiğimiz aylarda bizimle birlikte buzdolabından çıkmış suyu direk içer (şubat doğumlu).
  • Katı gıdalara başladığından beri, dolaptan çıkmış meyveleri mis gibi soğuk soğuk yer.
  • İnek sütüne başladığından beri, yazları dolaptan çıkmış sütü direk içer, oh pek severim soğuk şekersiz sütü.
  • İnek sütüne başladığından beri yaz kış dondurma yer.
  • Sofraya buz çıktığında, talep ederse buz yer.
  • Yazın terlediği için giysi değiştirdiğimiz pek nadirdir, çünkü terletecek kadar giydirmeyiz.
  • Yazın ceyranda bırakırız (oturduğumuz mekanda özel olarak esecek şekilde pencere açarız).
  • Yazın kendimiz terlik giymeyiz, ona da giydirmeyiz, çıplak ayakla taşa basar (ilk yazının sonunda emeklemeye başlamışken, sonbahar yüzünden çorap giydirmek zorunda kalmamızla emeklemesinde bariz gerileme izlenmiştir).
  • Kendimiz kaç kat giyinirsek, onu da o kadar giydiririz. Fazladan hırka falan giydirmeyiz. Hatta yazın ben şort-tişört giyerken, onun üstü çıplak donla gezdiği görülmüştür.
  • İlkbahardan itibaren yaz sonuna kadar saçlarını kurutmayız, havluyla kurular bırakırız.
  • Kışın evimizi hırkayla gezilecek kadar ısıtırız, tişörtle değil, onu da uygun şekilde giydiririz.
  • Uykudan uyandığında üstüne yelek giydirmeyiz (sonbahardan kışa geçişte, henüz kombi yakmadığımız dönem hariç).
  • Tüm kış boyunca gerekli gereksiz hergün şapka, atkı takmayız. Gerekiyorsa takarız. Takmak istemiyorsa ısrar etmeyiz (üşüyünce öyle güzel takıyor ki zaten, ısrara hiç gerek yok).
  • Doğduğundan itibaren, yaz, kış, kar, rüzgar, her havada dışarı çıkarırız.

Ülkemizdeki kadınların üçte ikisinde kansızlık varmış. Kansızlık üşüme yaparmış. Acaba soğuk konusunda hassas bir toplum olmamız bundan kaynaklanıyor olabilir mi?

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


13
Aug 09

Temizlik anlayışı ve alerji

Evren bir yazı göndermiş, sizlerle de ana fikrini paylaşayım dedim. Daha önce de birkaç kez benzer içerikli yazıya rastladım.

“Bebekler işi biliyor: Biraz pislik en sağlıklısı”

“Annelere sorun, bebekler neden sürekli yerden bir şeyler toplayıp ağızlarına atarlar? Ekseriyetle, “içgüdüsel, objeleri tanımak için, bu onların dünyayı tanıma şekli” diyeceklerdir. Peki hiç düşündünüz mi, görme, duyma, dokunma ve hatta koku nesneleri tanımada çok daha iyi değil midir?

Küçük oğullarım Brooklyn’in caddelerini keşfederlerken, ezilmiş patatesleri düzenli olarak reddediyorlar, peki bu parçalanmış taş ya da kurumuş köpek atıklarının tadı nasıl olabilir acaba diye düşünürdüm.”

Yazıda böyle bir giriş yapıldıktan sonra araştırmaların vücut için biraz “kirli” yemenin daha sağlıklı olduğunu gösterdiği üzerinde duruluyor. Alerji, astım, immün sistem bozuklukları gibi bağışıklık sistemi sorunlarından korunmada bakterilerin yararlı olduğunun araştırmalar tarafından kanıtlandığından söz edilmiş. Bu araştırmaların tip 1 diyabet, MS, inflamatuar barsak hastalığı gibi hastalıkların Amerika gibi gelişmiş ülkelerde neden arttığını ortaya çıkardığından da bahsedilmiş.

Yazının içinde şöyle bir ifade geçiyor: “kirliliğin bir bedeli vardır” ama “temizliğin  de bir bedeli vardır”. Bir sürü antibakteriyel ürün içeren malzemeler kullanarak, yanıltıcı bir güvenlik hissiyle yaşarken, antibiyotiklere karşı dirençli bir bakteri örtüsü de yetiştiriyor olabilirmişiz.

Dr. Elliot, çocuklarımızın çıplak ayakla kirli sokaklarda oynamasına izin vermemizi, eve geldiklerinde de ellerini sabunla yıkamamızı öneriyormuş. Bu önerilen temizlik-kirlilik seviyesi için bir örnek. Çiftlik hayvanları ile oynayarak büyüyen çocuklarda astım gibi alerjik hastalıkların daha az görüldüğünü hatırlatıyormuş bize (bunu daha önce GEO dergisinde okumuştum). Çocuklarımızın kedi-köpekle oynamalarına izin vermemiz de yararlı olurmuş.

Ben de evde daha doğal ürünler kullanma yönünde çalışmaları sürdürüyorum. Vücudumuzun bakterilerle bir şekilde baş edebilmek için bağışıklık sistemi var. Ama atılamayıp biriken kimyasallarla daha çok zorlandığını düşünüyorum. Arap sabunu zaten Ilgaz’ın emeklemeye başlamasıyla birlikte hayatımıza girmişti. Acaba gözlerini kapatmasını öğreterek onu sabunla yıkayabilir miyim diye düşünüyorum. Yakın zamanda birkaç şey daha denemeyi planlıyorum, fayansları karbonatla silmek, bulaşık makinesinin parlatıcı gözünde elma sirkesi kullanmak gibi.

Sizin temizlik için öldürmeden temizleyen, kullandığınız doğal ürünler var mı? Ne kadar titizsiniz?

Bu yazılara da bakabilirsiniz:

Kitubi’den:

Bebekler ve Alerji – Fıstıkla ilgili bir araştırma

Basit Bir Yaşam’dan:

http://basitbiryasam.blogspot.com/2008/09/doal-bir-temizlik-malzemesi-olarak.html
http://basitbiryasam.blogspot.com/2008/07/dkp-silmeyeyim-biraz-bekleyeyim-ben.htmlhttp://basitbiryasam.blogspot.com/2009/01/karbonat-ve-elma-sirkesinin-yeni.html
http://basitbiryasam.blogspot.com/2009/01/biberiye-dezenfektan.html
http://basitbiryasam.blogspot.com/2008/07/beyaz-sirke.html

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


22
Jun 09

Bozulmuş yemek düzeni – kısa notlar

Yemek yedirmedeki hatalarımı düzeltmekte çok zorlanıyorum. Bir küçük değişiklik oluyor, ve yaptığım planları unutup, yine onu yedi bunu yemedi diye endişelenmeye devam ediyorum. Başka bir şey ararken, 2 yaş civarı yemekle ilgili bir yazıya rastladım. Tekrar sürdürmekte istikrar göstermediğim çabalarımı hatırladım. Bozulmuş yemek düzenini düzeltme çabalarımla ilgili yazıyı bekleyenler de vardı. Hemen birkaç satır yazıvereyim dedim. Siz de aklınıza gelenleri ekleyin.

  • Eğer 2 yaş çocuğunuz sofrada 3-5 dakika oturarak kendi kendine bir şeyler yiyorsa, siz de, o da işinizi gayet iyi yapıyorsunuz demektir. Bir şeyleri düzelteceğim hevesiyle daha beter bozmayın.
  • Çocuğunuz aç olduğu için ve yemeği sevdiği için bir süre sakin bir şekilde duruyor, masayı bir çatışma alanı olarak gördüğü için değil. Beslenme bağımsızlığını ve yiyeceklere olan tutkusunu elinizden geldiğince teşvik edin. Ne yiyeceğini seçmesi için söz hakkı verin (peynirli sandviç mi, fıstıklı sandviç mi?). Yiyeceğini kendi kendine yiyebileceği formda sunmaya çalışın. Spagettisini elleriyle yemek istiyorsa yesin. İstediğinden daha fazlasını yemesi için zorlamayın (dikkati dağıldığında nazikçe yemeğe devam etmesini hatırlatabilirsiniz). Kendisinin böyle bir talebi olmadığı sürece ve yemeğin kalanını kaşıklayıvermesi için ona yardım etmeyin.
  • Ne yaparsanız yapın, yemeğini bitirdikten sonra masada oturmaya devam etmesi için zorlamayın. Diğerlerinin yemeğini bitirmesi için sofrada bekleme görgü kuralını öğreneceği günler de gelecek merak etmeyin. Eğer bu kuralı şimdiden zorlamaya çalışırsanız, mutlu bir yemek saatini riske atarsınız.

Bu yazıyı okudum da son günlerde her şeyi mi yanlış yapıyormuşum ne dedim. İyiki aramışım o diğer aradığım şeyi de buna rastlamışım.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


18
Jun 09

Çocuğunuzun iyi uyumasını istiyorsanız, odasını serin tutun

Daha önce bir yerde daha okumuştum ama derli toplu elime geçince hemen yazayım dedim. Bu yazıdan “Practice climate control” paragrafının tercümesi:

“…Evet, konforlu bir yatak odası 22 derece olmalıdır, tabiki uyumadığınız zamanlarda. Aslında, ideal uyku ısısı 15,5 ile 21 derece arasındadır (60- 70 Fahrenheit). Vücut ısısındaki ani bir düşüşün ardından uykuya dalarız. Banyo yaptırmanın, çocukların uykuya dalmasını kolaylaştırmasının nedeni de budur aslında. Banyo çocuğunuzu rahatlatır ve onu ısıtır, sonra serin oda ıslak vücudunun ısısını düşürür ve çocuk uykuya dalar.

Çocuğunuzun odasını ısısını, yatağa yatırmadan en az bir saat önce düşürün. Eğer unutuyorsanız bir otomatik termostat alın. Her gece ısı düşecek ve sabah tekrar yükselecek şekilde ayarlayın…

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


9
Jan 09

Çalışmak ya da çalışmamak arasındaki seçiminizi yaptınız mı?

Cevabınız “Evet, çalışmak” ise, ağlamak ya da ağlamamak arasındaki seçiminizi de yapın. Eğer çalışma kararınızın altındaki temel motivasyon maddi ihtiyaçlarsa, zorunluluktan çalışıyorum, seçim değil diye düşünebilirsiniz. Yine de daha düşük gelir seviyelerinde de farklı yaşam standartları olduğunun ve bu zorunluluğun aslında kendiniz ve çocuğunuz için daha iyi şartlar için yapılan bir seçime dayandığını unutmayın. Kendinizi kurban gibi görmeyin.

Oğlum 7-8 aylık, tatlılıktan tadından yenmez olduğu bir dönemde, akşam 22:30 sularında akşam yemeğimizi ancak yerken, günlerce eşimi bunaltmayayım kendim hallederim diye içime attıktan sonra ağlaya ağlaya aşağıdakileri anlattığım gün dank etmişti çalışmanın benim için ne kadar doğru bir karar olduğu:

“Sabah ağlaması ile uyanıyorum, hemen saate bakıyorum, erkense azıcık uyumuşum diye hayal kırıklığına uğruyorum, geç ise neden ben ondan önce kalkıp rahat rahat kahvaltı edip, onu neşeyle karşılamadım ki diye hayıflanıyorum. Sonra bir telaş başlıyor, altını değiştir, üstünü giydir, kahvaltısını ederse ne mutlu, yemezse öğlen için endişelenmeye başlyorum. Rutin kuracağım diye tüm kararlarıma rağmen ilk esnemesinde uykusu geldi diye heveslenip yatırmaya çalışıyorum. Uyumazsa yarım saat, belki bir saat uyutmakla uğraşıyorum, o sırada bana da uyku bastırıyor. Birikmiş işlerimi bitireyim diye yatıp uyumak istemiyorum. Hiçbir işi yetiştiremiyorum diye kendime kızıyorum, yemek yapmaya, yemeye vaktim kalmıyor, maillerime bakayım diye makinenin başına oturuyorum, kendimi kaptırıyorum, Ilgaz ağlamaya başlıyor. Yaptığım iş planlarıyla ilgili bütün hayallerim yıkılıyor. Onca ay yolunu gözledim, ben ne biçim anneyim, çocuğum uyandı diye moralim bozuluyor. İnsan sevinmez mi uyansın da oynayayım diye, halbuki ne kadar tatlı. Sen akşam geldiğinde ne güzel onunla oynuyorsun, ben de istiyorum yemek hazır olsun, ben de sizinle oynayayım. Bazen organize olup, çıkıp malzemeleri bile alamıyorum. Sen gelince onu senin kucağına atıp yemek pişiriyorum. Saat 10 oldu, daha ancak akşam yemeğimi yiyorum. Ben bu annelik işini yüzüme gözüme bulaştırdım, gel sen emzir, ben baba olayım.”

Ağlamayın
Ağlamayın, amacım çalışmayan anneleri üzmek değil. Bebeğin size bu kadar çok ihtiyaç duyduğu dönem sınırlı bir dönem ve çalışmayan anneler de organize olabilirler. Anlatmaya çalıştığım hep çalışan annelerin ne kadar üzüldüklerinin anlatılması. 7/24 anne olma işi de kolay bir iş değil ve gerçekten herkesin harcı da değil, bunu kabul etmek lazım. Kimse çalışmamayı seçmenin zorluklarından bahsetmiyor.

Eğer seçiminizi yaptıysanız, artık ben onu nasıl ellere bırakıp gideceğim tarzı düşüncelerin kimseye yararı yok. Tamam, ağlamak anneliğin doğasında var, ama bu ağlama işini de çok abartmamak lazım. Annenin psikolojisinin çok ciddi şekilde çocuğu etkilediğini, eğer anne çocuğunu bırakırken üzülmezse, çocuğun da mutlu olacağını düşünüyorum. Anne evden ne kadar neşeli çıkıp, akşam ne kadar neşeli dönerse, bebek de o kadar neşeli geçirir gününü. Depresyon salgın bir hastalıktır.

İşin duygusal tarafını bir kenara bırakıp, çalışmanın avantajlarına konsantre olun. Merdivenin her basamağında bir yukarıya bakıp, dezavantajları bertaraf için önlemlerinizi alın.

Çalışan anne olmanın avantajları:

  • Daha fazla gelir.
  • Rutinin dışına çıkıp geniş açıdan bakabilme: Hergün aynı şeyleri yaptığınızda bazen çok olağan şeyler bile büyük sorunlarmış gibi gelir. Evin dışında, çocuktan uzak zaman geçirdiğinizde, zamana bırakılması gerekenle, çözüm üretilmesi gereken durumları daha iyi ayırt edebilirsiniz.
  • Yönetme için daha fazla zaman: Uygulamanın (yedirme, içirme, giydirme, uyutma..) bir bölümünü başkasına devrettiğiniz için, çocuğunuzun ihtiyaçları için araştırma, fikir alma, karar verme gibi konular için daha fazla zamanınız kalır.
  • Özgüven: Çalışmaya alışık biri, hele ev işlerinde süper başarılı değilse özgüveni yara alabilir.
  • Başarı tatmini beklentisini çocuktan uzaklaştırma: Yoga felsefesinde ilgi konularını çoğaltma ve dağıtma önerilir. Böylece sevdiklerinize çok yüklenmez, tek konudan o konunun taşıyabileceğinden fazla şey beklemezsiniz. İşinizle oyalanır, çocuğun erken ya da geç yürümesini kişisel başarı konusu yapmazsınız. Böylece çocuk daha sağlıklı büyür.
  • Kurallar ve düzen: Eğer bebeğinize kurallarınıza sadık kalacak birinin bakmasını sağlayabilirseniz, verdiğiniz kararları uygulamada sizden daha başarılı olabilir. Varsayalım ki zorla yemek yedirmemeye karar verdiniz. Kendi pişirdiğiniz yemeği, kendiniz yedirmeye kalktığınızda, eğer yemezse hayal kırıklığına uğrarsınız, çocuğa zorla yedirmeye çalışmanız çok muhtemeldir. Bakıcınıza ya da annenize “zorla yedirmeyeceksin” kuralını koyduysanız, çocuğu zorlarken iki değil üç kere düşünecektir. Annesinin kararı deyip, beyninde topu size atarak rahatlayacaktır.
  • Kaliteli zaman: Çalışmadığınız dönemde çocuğa “gerçekten” ayırdığınız zamanı hesap edin. Aklınız ütüde ya da ocaktaki yemekte olmadan. Çalıştığınızda akşam eve geldiğinizde onu çok özlemişsinizdir. Bütün gün uyumamışsa üzülen, yorulan siz değilsinizdir. İşteki dertlerinizi çocuğa yansıtmak istemezsiniz. Birlikte geçireceğiniz toplam 1 saatse, hiç değilse o bir saatte başka hiçbir şey düşünmez, yalnız çocuğunuzla ilgilenirsiniz.

Annesi çalışan çocuklar, anneleri ile daha fazla vakit geçirmek isteyip, annesi çalışmayanlara özeniyor olabilir. Özellikle okula, kreşe gitmiyorlarsa, yaşıtları ile çok zaman geçiremiyorlarsa. Ama unutmayın ki bu annesi çalışmayan çocukların da annelerinin çalışmalarını tercih etmeyecekleri anlamına gelmiyor. Benim annem ben doğmadan önce (3. çocuğuyum) doğuya taşındıkları için işini bırakmak zorunda kalmış. Küçükken annemle oturmaya, birlikte yemek pişirmeye, sohbet etmeye bayılırdım. Yine de aklım erdikten itibaren, annemin çalışmasını isterdim, onun çalışmayı özlediğini farkeder, bizim için yaptığı fedakarlığın olması gerekenden fazla olduğunu düşünürdüm.

Çalışmaya başlayacak annelerin akıllarının evde kalmaması için alabilecekleri önlemleri de yarın yazayım. Lütfen siz de fikirlerinizi paylaşın.

Güncelleme: bu dizide sonraki yazı; Çalışacak Annelere Akıllarının Evde Kalmaması için 15 Öneri

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


21
Dec 08

Misafir Yazı – Nereye Kadar Hijyen ve Çocuk Doktorları

Bir süredir Benimle Oynar mısın Anne‘nin mail grubunu takip ediyorum. Umarım biz de yakında çengelköyde bir grup oluşturabileceğiz (Bu tempoda nasıl yetişeceğinin üzerinde durmamaya çalışıyorum).

Bu yazımda, grup üyelerinden adaşım Damla Hanım’ın bir yazısını kendisinin izniyle paylaşıyorum. Epeydir değinmek istediğim birkaç konuyu birden kapsayan bu yazısını, gruptaki arkadaşlarımızdan birinin, çocuk doktorlarının alışveriş merkezine gitmemeleri ve top havuzlarının mikrop yuvası olduğu uyarısını paylaşması üzerine mail olarak atmıştı.

…………………

  1. Nereye kadar hijyen?
  2. Çocuk doktorlarının psikolojik danışma paradigması nereye kadar devam edecek? Ya söyledikleri doğru değilse?

Nereye Kadar Hijyen?
Çocukları hijyen şartlarda büyütmek tamam, ama kimi zaman evimizin havası kimyasallar açısından dışarıdaki havaya göre daha  kirli bile olabiliyor (ref. ev hava temizleme cihazları ile ilgili açıklamalar). Ayrıca doğal immunite cok onemli. İmmun sistem hücrelerinin öğrenmeleri gereken tonlarca bilgi var ve “Çocuk bu düşe kalka, hastalanarak büyür” terimi tam da bunun için. “Hastalanmıyor benim çocuğum, süper bakıyorum” demek, ileride bu koruduğunuz etkenlerle karşılaşmayacağı ve karşılaştığında hasta olmayacağı sonucunu sağlamıyor. Lütfen bu söylediklerimden de çocuklarınızı hasta edin temasını çıkartmayın. Siz nasıl yaşıyorsanız onlar da öyle yaşamaya alışsınlar demek istiyorum. Daha da kötüsü biz bir endüstri-gelişmekte olan ülke arası bir yerde yaşıyoruz ve çocuklarımızı çok da temiz bir geleceğin beklediği söylenemez. Genetik kodların bunlara yavaş yavaş alışması gerekiyor. Biliyor muydunuz,  genetik bilgilerimizi içeren DNA’mızın %90’ı junk DNA’dan oluşuyor ve bunları daha önce atalarımızın geçirdiği enfeksiyonlar ve kazanmış oldukları mutasyonlar ile edinmişiz. Belki de ortamla uyumlu çocuk yetiştirmek onların daha şanslı genoma sahip olmalarını sağlamak anlamına geliyor. Bu benim yaklaşımım ve bence en güzeli önsezilerimizin izin verdiği ölçüde çocuk yetiştirmek.

Çocuk doktorlarının birinin dediği diğerini tutmuyor
Ya bir gün gelip de yumurta özürü gibi, pardon çocuklarınıza demir verin dedik ama demir yüklemesi yapılan çocukların zeka seviyeleri birkaç birim daha düşük çıkıyor (ref. pubmed) demeleri çok uzak gözükmüyor. Bu çok normal çünkü bilgi gelişiyor ve uzun süreli takip sonuçları bize yeni bilgiler ve görüşler kazandırıyor. Tıpkı çok kullandığımız ilaçların apansızın piyasadan kalkması gibi bir olgu bu. Ayrıca bu alışveriş merkezinden uzak tutun söylemi daha çok Amerikan ekolü çocuk doktorlarının söylemi gibi geliyor. Amerika’da yeşil alanlar alışveriş merkezinden daha fazla, bizde ise gidişat tam tersi yönde. Tercihimizi tabi ki doğal ortamlarda yaşamak üzere kullanıyoruz ama bence çocuklarımızın bizlerle birlikte sosyalleşmesinin önüne de geçmemek gerek. Onlarla birlikte alışveriş yapmak büyük zevk ve bunun onlar için de çok öğretici olduğuna inanıyorum. Yararları ve zararları kesinlikle tartışılmalı. Buradan da çocuğa özgü bir hayat mı yaşamalıyız, yoksa çocuğumuzu da kendi hayatımıza adapte ederek bir süre sonra herkesin ortaklaşa birçok zaman geçirdigi ve bu zamanlardan keyif aldığı bir yaşam şekli mi oluşturmalıyız sorusu aklıma geliyor.

Çocuk doktorları da psikolojik yönlendirme egitimi almadıklarına göre anneyi eğitme gibi bir güdülerinin  olmaması gerekiyor. Çocuk doktoru benim bildiğim kadarı ile çocuğun fizyolojik sorunları ile ilgilenir. Ve daha çok takip amaçlı olarak ilk yaş süresince ziyaret edilir. Alışverişe gitmeyin biraz doktorluk dışı bir tavsiye kısmına girmiş. Bunun da doğruluğu tamamen kisişel kuramlarca irdelenebilir.

Küçük toplar (pvc-plastik)üzerinde ne derece mikrobiyal ortam oluştuğuna dair doktorunuzun kesin kanıtı var mı? Varsa bu bilgiyi öğrenmek isterim. Yoksa enteresan bir bilimsel çalışma olabilir. Ne de olsa bakteriler plastik yerine halı gibi organik materyaller üzerinde daha fazla canlı kalabileceklerdir.

………………..

Damla Hanım’a çok teşekkür ediyorum. Tatlı oğluna hitaben yazdığı yazılarını Oğlum Büyürken isimli bloğundan okuyabilirsiniz.

Bu yazıyı sevdiyseniz:

Bir denge sporu – ebeveynlik

Çocuk doktoru seçerken

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


27
Nov 08

Bebeğinizi Sütten Kesmek

Bebeğinizi sütten kesmeyi, ya da diğer deyişle memeden kesmeyi planlıyorsunuz. Emzirmeme düşüncesi sanki senelerden beri emziriyormuşsunuz gibi garip gelebilir. Bebeğinizin plasentadan sonra sizden ikinci kopuşunu ve artık bağımsız bir birey olduğunu kabullenmeniz gerekir.

Öte yandan, onun artık büyümüş olması mutluluk vericidir ve her yediğinize dikkat etmek zorunda olmamanın da artık hakkınız olduğunu düşünmelisiniz. Aşırı duygusallığın hiçbir anneye yararı yok. Eğer emzirmeyi bırakma zamanı geldiyse, öncelikle bunun bebeğiniz için hangi ihtiyaçları ne ölçüde karşıladığını değerlendirin:

  1. Beslenme: Bebeklerin 6 aylık olana kadar yalnızca anne sütüyle beslenmesi öneriliyor. Aslında buna ortalama 6 ay demek daha doğru. Bazı doktorlar bebeğin kilo alımına göre daha erken de ek besin önerebiliyor. Bebeğin büyüme hızına göre sütün miktarı bir yana, içindekilerin bebek için yetersiz kaldığı bir dönem bu ve artık yavaş yavaş dünyevi yiyeceklerden yararlanması gerekiyor. 6 aydan sonra, her geçen gün miktarı ve çeşidi arttırılarak, anne sütü ya da formül miktarı azaltılıyor, öğün zamanında önce ek besin verilip, midede boş yer kaldıysa sütle destekleniyor. 1 yaş civarında bebek neredeyse her şeyden yiyebilir hale geliyor. Yavaş yavaş inek sütüne geçiliyor.1 yaşından sonra kalsiyum demiri tuttuğu için kansızlığa yol açmaması ve bebeği tok tutarak diğer yemekleri reddetmesini önlemek için günde 500 ml’den fazla süt ürünü önerilmiyor. Biz oğluma istisnai durumlar dışında yalnızca sabah kahvaltıda ve akşam yatmadan önce süt veriyoruz, öğün aralarında süt vermiyoruz. Peynir, yoğurt ve ayranla takviye ediyoruz.
  2. Susama: Bebeğiniz susadığı için de meme istiyor olabilir, sütten kesme döneminde ona tercihen bardakla bol bol su verin. Şekerli içeceklerin daha çok susatacağını unutmayın.
  3. Uykuya dalma: Eğer bebeğiniz uykuya dalmak için emiyorsa, ona kendi kendine uyumayı öğretmelisiniz. Bunun için ne kadar erken başlarsanız o kadar iyidir ama hiçbir zaman geç değildir. Uyku ile ilgili konular için tıklayın.
  4. Sakinleşme, rahatlama: Bebek küçükken emzirebilmek özellikle kriz anları için büyük kolaylıktır. Kuzenim Somer, buna “bebeyi resetlemek” der. Bebek kriz halinde mavi ekran durumuna geçmiştir. Emme pozisyonu aldığı anda “yeniden başlat”a basmış gibi olursunuz. Emme esnasında “safe mode”da çalışır, siz o sırada durumu toparlarsınız. Ancak bebeğinizi her ağladığında emzirdiğiniz ilk haftalarda artık aranızdaki bağ kurulmuştur. Bebek büyüdükçe, bulunduğu aya göre farklı yaklaşımlarla sakinleştirilebilir. Bazen sesinizi biraz yumuşarak ya da sertleştirerek konuşmak, ona sarılmak, bazen kokunuz bile yetecektir. Önemli olan bebeği dinlemek, dinlediğinizi ona belli etmek ve yanında olduğunuzu göstermektir, emzirmek şart değildir. Bebek büyüdükçe gerçekleşen sorunları meme “yangın söndürücüsü” ile söndürmeye çalışmak, bebeğinizin hayatın güçlükleri ile başa çıkma becerilerini geliştirmesini yavaşlatacaktır. Gerçekten sıkıntılı durumlarda da emzirmenin bile işe yaramadığına rastlamışsınızdır. Diş çıkarma dönemlerinde bebeğinizi gece boyunca yarım saatte bir emzirmeniz gerekmiş olabilir. Emzirmediğinizde durum daha kötüleşmeyecektir.

Sütten kesme yöntemi

  1. İhtiyaçları karşılayın: Öncelikle yukarıdaki 4 ihtiyacı alternatifleri ile karşılamaya çalışın. Hiçbir zaman birebir karşılığı olmayacaktır. Örneğin katı gıdalara geçmiş bir bebeği hala gündüz uykusundan önce de emziriyorsanız, bunun yerine inek sütü vermeyin, bir sonraki öğününü etkileyecek ve düzeni bozulacaktır. Ilık su veya şekersiz bitki çayı verebilirsiniz (tercihen bardakla). Ama bu emmesinin aslında beslenme değil, uykuya dalma ihtiyacından olduğunun farkında olun ve uyku düzenini sağlamak için gerekli aksiyonları düzenlemeye çalışın.
  2. Dikkatini dağıtın: Bundan sonra bana göre emzirmeyi bırakmak yavaş bir süreç olmalıdır. Bebeği saatine göre farklı şekillerde oyalayıp, unutturmaya, ertelemeye çalışın. Gündüzleri bebeği oyalamak daha kolaydır. Sabırlı olun. Oyun arasında sinirlendiği için emmek isteyen çocuğun dikkatini oyunla, uykuya dalmak için meme isteyenin dikkatini masalla ninniyle dağıtabilirsiniz.
  3. Emme sıklıklarını ve sürelerini azaltın: Tek bir emme talebini bile atlayabilmeyi başarmanın yararı vardır. Normalde emzirdiğiniz saatte emzirmezseniz, muhtemelen göğsünüzde şişlik oluşacak, bu da metabolizmanızı ihtiyaçtan fazla üretiyorum şeklinde uyaracaktır. Süt vücutta arz talep dengesine göre üretilir. Sütünüzün miktarı azalacak, bu sayede bebeğin de memeye ilgisi azalacaktır.
  4. Geceleri eşinizden destek alın: Emzirmeyi kesmeden önce bebeği eşinizle dönüşümlü yatırmak bir kaçış noktası olabilir. Uykuya dalana kadar beklemek yerine siz kısa süre emzirir eşinize verirsiniz, uykuya dalmadan önce o sakinleştirir. Bu duruma alıştıktan sonra onun yatırdığı geceler, emzirme kısmını unutturmaya çalışabilirsiniz. Bebeği dönüşümlü yatırmak bebeğin “anneci” olmaması için de çok iyidir.
  5. Onu yorun: Yoğun bir program yapın, çalışmıyorsanız gündüzleri dışarı çıkın, hem gündüz oyalanır, hem gece daha rahat uyur. Rahatlaması için uzun, oyuncaklı banyolar yaptırabilirsiniz.
  6. Bebeği memeden soğutmak için mucizevi radikal yöntemler denemeyin: Karabiber gibi tadı kötüleştirecek, ya da koyu renkli kötü görüntüye neden olacak maddeler kullanmayın. Bebekler için ani değişimlerdense yavaş geçişler her zaman daha iyi sonuç verir. Bir yakınım bu tür bir yöntem denemişti. Bebeği ne yapmaya çalıştığını anlayarak ona fena halde darıldı, o gün annesine sarılmadı onu itti. Annesi de endişe ile sütten kesme konusunu birkaç ay ertelemek zorunda kaldı. Bir başka tanıdığım, bak göğsüm emzirmekten yara oldu emzirmeyeyim artık olur mu diye yara sargı bezi yapıştırdı, çocuk annemi yara yaptım diye üzüntüyle ağlamaktan helak oldu.

Ne zamana kadar emzirmeliyim?
Eğer zorunluluk yoksa 1 yaşına kadar emzirmeye devam etmenizi öneririm. Az gelişmiş ülkelerde, eğer fakirlikten besleyememe gibi bir durum varsa ve anne sütündeki koruyucu antikorlar sayesinde bebeği salgın hastalıklardan korumak için en az 2 yaşına kadar emzirilmesi öneriliyor. Bir arkadaşımın pedagogu (çocuk psikoloğu) çok fazla bilinçlendiğinde daha zor olacağından 16 ayı geçirmemesini önermiş. Ben inek sütü içebilir yaşa geldikten sonra ama beni görünce “Memeee” diye bağıracak çağa da gelmeden önce bu güzel süreci sonlandırmak istedim.

Oğlumu 12,5 ay emzirdim. 6 ay boyunca gündüzleri iki saati hiçbir şekilde geçirmeyen oğlum, katı gıdalara geçiş ve çevreye olan ilgilisini aşırı artmasıyla gündüzleri emmeye olan ilgisini kaybetmeye başladı. 9 ay civarında gündüzleri emmeyi bıraktı. Bu durum benim sütümün de azalmasına neden oldu. 9,5 aylıktan itibaren gece yatırmadan önce sütüm azaldığı için ek besin (formül mama) vermeye başladım. Önce emziriyordum, üstüne biberon veriyordum, 50-80 ml arası içiyordu. 12 aylıkken yavaş yavaş inek sütüne geçtik. İnek sütüne alerjisi olmadığından ve tadını sevdiğinden emin olduktan sonra emzirmeyi kesmeye karar verdim. Birkaç gece eskiden yaptığımın tersine önce biberon verdim, üstüne emzirdim. Emzirme süresini kısa tutmaya çalıştım. İyice yorduğum bir gece yalnızca biberon verip yatırdım, sorun çıkarmadı. Ertesi gün emmek istedi, tek göğsümü verdim. Sonraki iki gece aklına gelmedi, 3. gece tekrar istedi. Yine tek göğsümü verdim ve o gece Sarıkız görevim sona erdi. Ama bunun yerine onu yatırmadan önce bol bol sarıldım, güzel sözler söyledim.

Siz de kendi tecrübelerinizi paylaşabilir, yazmış olduğunuz yazı varsa linkini verebilirsiniz.

Not: Bu yazıyı Nilgün Hanım’ın 1.5 yaşındaki kızını sütten kesmesine yardımcı olmak için yazdım. Umarım faydası dokunur. Kendisine bana konu seçiminde yardımcı olduğu için çok teşekkür ederim. İlgilendiğiniz konular varsa siz de istek yapın 🙂

Güncelleme: Çocuk bakımı ile ilgili farklı ekoller olduğunu hatırlatmak istedim. Ne kadar süre emzirmeniz gerektiği ve sütten kesme yöntemleri ile ilgili kendi doktorunuza danışın. Lütfen sitenin Kullanım Şartları’na bakın.

Doktorların görüş ayrılıkları ile ilgili yazılar:

Çocuk doktoru seçerken

Misafir Yazı – Nereye Kadar Hijyen ve Çocuk Doktorları

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


31
Oct 08

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!

Zeki Çocuk Dizisideki Tüm Yazılar:

Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin!
Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (2)
Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (3)
Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (4)
Çocuğunuzun zeki olmasını mı istiyorsunuz? Ona zekisin demeyin! (5 – son)
Çocuğunuzun Zeki Olmasını mı İstiyorsunuz? – Brainology’den yanıt geldi

Scientific American‘da “Akıllı çocuk yetiştirmenin sırrı” makalesinin başlığını gördüğümde, bunun klasik bir 5 adımda akıllı çocuk yetiştirme; iyi besleyin, bol bol okuyun,.. şeklinde klişe yazılardan olduğunu düşünmüştüm. İlk paragrafı okuduğumda, benim de kolayca düşebileceğim bir hatayı önlemeye yönelik bilimsel araştırmaya dayanan yazı olduğunu anladım. İyi ki okumuşum. Orijinalinden dilim döndüğünce tercüme ediyorum:


……………………………………………………………..

AKILLI ÇOCUK YETİŞTİRMENİN SIRRI

İpucu: Çocuklarınıza zeki olduklarını söylemeyin. 30 yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; okul ve hayattaki başarının sırrı zeka ya da yetenek yerine, çalışmaya odaklanmaktır.
“Carol S. Dweck”

Temel Konseptler

Artan sıkıntılar
Birçok kişi süperzeka ve yeteneği başarının anahtarı olarak görmektedir. Ancak otuz yıldan uzun süren araştırmalar göstermiştir ki; yetenek ve zekanın üzerinde fazla durulması, bu özellikler doğuştan geldiğinden değiştirilemeyecekleri düşüncesi, insanları başarısızlığa karşı savunmasız hale getiriyor. Zorluklarla mücadele etmekten kaçmasına ve öğrenme motivasyonunu azalmasına yol açıyor.

İnsanlara gelişim kafa yapısına sahip olmayı öğretmek zeka ya da yetenek yerine çabaya konstantre olmayı teşvik ediyor. Bunun sonucu olarak okulda ve hayatta üstün başarılı bireyler yetişiyor.

Ebeveyn ve eğitimciler çocuklarını gösterdikleri çaba ve kararlılık için (zeka yerine) överler, onları sıkı çalışmak ve öğrenme aşkı ile ilgili hikayeler büyütürlerse, onların gelişim odaklı kafa yapısına sahip olmalarını sağlayabilirler.

Çok zeki bir öğrenci olan Jonathan ilkokulu tereyağından kıl çeker gibi bitirdi. Ödevlerini yaparken hiç zorlanmadı ve hep A (takdir, pekiyi) aldı. Jonathan bazı sınıf arkadaşlarının neden zorlandıklarını da anlamakta güçlük çekiyordu. Ebeveynleri onun doğuştan yetenekli olduğunu söylediler. Jonathan yedinci sınıfa geldiğinde birdenbire okula olan ilgisini kaybetti ve ödevlerini yapmayı, sınavlara çalışmayı reddetmekteye başladı. Notları dibe vurdu. Aile büyükleri oğullarının üstün zekaya sahip olduğundan emin olmasını sağlayarak, özgüvenini arttırmak istediler. Fakat bu çabaları Jonathan’ın motivasyonunu sağlamada hiç işe yaramadı. Okul işlerinin sıkıcı ve anlamsız olduğunu söylüyordu.

Toplum olarak yeteneği onurlandırıyoruz ve çoğumuz doğuştan sahip olunan zeka ile yeteneğin ve bunlara duyulan özgüvenin başarının reçetesi olduğunu varsayıyoruz. Aslında, 30 yıllık araştırmanın da gösterdiği üzere, akıl ve yeteneğin fazlaca vurgulanması, kişileri kaybetmeye açık, güçlüklerden korkan ve zayıf yanlarını geliştirmeye isteksiz hale getirmektedir. Bunun sonuçları Jonathan gibi çocuklarda, öğrenim hayatının ilk yıllarında fazla çaba harcamadan akademik başarıya ulaşmaları nedeni ile doğuştan zeki veya yetenekli olarak tanımları ile ortaya çıkmaktadır. Böyle çocuklar aklın genetikle sabit olduğu kanısını ile öğrenmeye çalışmanın, zeki olma(görünme) yanında  önemsiz olduğuna inanmaktadırlar.Hırs gerektiren durumları, hatalarını ve pratik (egzersiz) gerektiren işleri, gelişmek için fırsat olarak görmek yerine, kendi egoları için bir tehdit olarak algılamaktadırlar. Ve bu durum uğraştıkları işler artık onlara kolay gelmediğinde özgüvenlerini ve motivasyonlarını kaybetmelerine yol açmaktadır.

Jonathan’ın ailesinin yaptığı gibi, değişemeyen özellikleri övmek bu düşünce yapısını güçlendirmekte, genç atletlerin iş hayatlarında ve hatta evliliklerinde de mevcut potansiyellerini tam olarak kullanamadan yaşamalarına yol açmaktadır. Diğer tarafta, çalışmamızın gösterdiği gibi gelişime odaklı düşünmeyi öğretmek çalışma ve çabaya odaklanmayı teşvik etmekte ve bu onların okulda ve hayatta çok başarılı bireyler olmalarını sağlamaktadır.

Üstesinden Gelme Fırsatı
Araştırmaya ilk başladığımda, 1960’larda Yale Üniversitesinde psikoloji master öğrencisi olarak insanoğlunun motivasyonunun temellerini ve engeller karşısında nasıl ayakta durabildiğini sorgulamaktaydım.  Pensilvanya Üniversitesi psikologları Martin Seligman, Steven Maier ve Richard Solomon tarafından yürütülen havyan deneylerinde, çoğu hayvan, birkaç başarısızlık sonucu durumun ümitsiz ve kendi kontrollerinin dışında olduğuna kanaat getiriyordu. Araştırmacılar, bu deneyimi geçiren hayvanların, durumu değiştirebilecekleri şartlar oluştuğunda bile pasif kaldıklarını izlemişlerdi. Bu hayvanlar çaresizliği (acizliği) öğrenerek kabullenmişlerdi.

İnsan türü de çaresizliği (basiretsizlik de denebilir) öğrenebilme potansiyeline sahip olmakla birlikte, her birey engellere karşı aynı şekilde tepki vermemektedir. Şunu merak ediyordum; neden bazı öğrenciler güçlüklerle karşılaştıklarında kolayca vazgeçerken, onlardan daha fazla yeteneğe sahip olmayan diğerleri canını dişine takıp öğrenmeye çalışıyordu.  Kısa süre sona ulaştığım ilk yanıt, bunun insanların neden kaybettikleri konusundaki inançlarında yatıyordu.

Başarısızlığın yetenek eksikliği ile ilişkilendirilmesi, suçun haylazlığa atılmasına göre daha demotive edicidir. 1972’de, okulda çaresiz durumda gözüken bir grup ilköğretim öğrencisine, matematik problemlerindeki hatalarının az çalışmaktan kaynaklandığını öğrettiğimde, bu çocuklar problemler zorlaştığında bile çabalamaya devam ettiler. Ve zorlanarak da olsa bu soruların birçoğunu çözdüler. Diğer çaresiz bir grup öğrenci, sadece kolay problemlerdeki başarıları için ödüllendirildiler ve bu ödüllendirme daha zor problemleri çözmeleri için hiçbir fayda sağlamadı. Bu deneyler çalışmaya konsantre olmanın çaresizlikten kurtulma ve başarıya ulaşmada yardımcı olarağının erken dönem göstergesiydi.

Takip eden çalışmalar gösterdi ki, kararlı öğrencilerin çoğu hata yaptıklarında, kendilerini başarısız olarak düşünmek yerine, hatalarını çözülecek problemler olarak görüyorlar. 1970’lerde Illinois Üniversitesinde, ben ve o zamanki master öğrencisi asistanım Carol Diener, 60 5. sınıf öğrencisine, zorluk derecesi yüksek genel yetenek problemlerini çözdükleri sırada sesli düşünmelerini istedik.  Bazı öğrenciler hata yaptıklarında “zaten hafızam iyi değildir” şeklinde yorumlarla yeteneklerini eleştirerek kendilerini korumaya alan bir davranış sergilediler.

*The Secret to Raising Smart Kids makalesinden tercümedir.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.