Posts Tagged: yıl sonu gösterisi


15
Apr 14

Okullarda Gösteri Sezonu Başladı!

Konu ile ilgili bir uzman yazısı, çok güzel bir toparlama olmuş

“Bahar gelince Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, bahara merhaba buluşması, yılsonu şenliği, okuma bayramı, hoş geldin yaz partisi, geleneksel pilav günü, mezuniyet töreni, veda partisi gibi gerekçelerle yapılan gösteriler için yer, müzik, kostüm, dekor, davetiye, ücret,  prova, prova, prova, prova…  derken bir telaş başlar okullarda.”

Okullarda Gösteri Sezonu Başladı!

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


23
Jun 11

Haydi babalar sahneye

Bir yıl sonu gösterisi anısı daha paylaşıyorum, bu defa da  sözde mutlu sonla biten, yani sahnede utanmayıp hünerlerini sergileyen bir çocuğumuzun annesinden. Çocuk için önemli bir konu yüzünden şimdilik okul ismini paylaşmamayı tercih etti annesi ama hikayesini tüm detaylarıyla dokunmadan yayınlıyorum.

————————————————————-

Kreşe başladığında kızım 15 aylıktı. İyi bir kreş seçmeye özen gösterdik, en çok bilinenlerden bir tanesine kayıt oldu çocuğum. Yaklaşık bir ay sonra, “yılsonu gösterisinde burada olacak mısınız” diye sordu öğretmeni, “evet” dedim. Öylesine acemiyim ki bu konularda. Yıl sonu gösterisinin ne olduğunu biliyordum ama, kızım orada olmalı mı olmamalı mı bilmiyordum. Okula her gittiğimde aynı şarkıyı duymanın kızıma olan etkisini bilmiyordum. Gerçi hoş, ben eğitim için değil zorunluluktan başlatmıştım kreşe.

Mayıs ayının ortalarında yıl sonu gösterisinin faziletini biraz biraz çözmeye başladım. Öğretmen ilk önce sürpriz kostümden bahsetti, üç gün sonra kostüm parasından. İtiraz edecektim, haydi dedim dırdır etme şimdi. Sürpriz bir yıl sonu gösterisi hazırlıyorlardı bize çocuklar, bildiğim tek şey dans edecekleri, 2.5 dakika süreceğiydi. Dans ve kızım, o kadar uyumluydu ki zihnimde.  Bizimki için sorun olmayacağından emindim, şov yapmak en büyük keyfidir çünkü. Yabancı görünce çekinir çocuklar genelde, bizimki beğendiğimiz tüm davranışlarını sergiler tek tek, karşısındakini hiç umursamıyor gibi yaparak. Yıllarca sokak tiyatrosu yaptım, ilk gençliğimde belediye tiyatrosunda oynadım, babası benzer süreçlerden geçmiş. Genetik diyorum. Bir taraftan da sahne heyecanını biliyorum, ne yapacak diye merak ediyorum.

Bizim yıl sonu gösterisinin ikinci fazileti de ortaya çıktı gösteriye üç gün kala; “cuma günü gösteri sonunda çocuğunuzu alır mısınız?” Hayda dedim, bu şimdi mi söylenir, ya işyerimden çıkamasam ne olacak diye sitem ettim öğretmenine. Kem küm, gam gum dedi. Yanıt yoktu. O’na daha fazla yüklenmenin anlamı da yoktu, söyleneni iletiyordu. Gösteriye bir gün kala üçüncü fazilet çıktı ortaya; sabah kahvaltısını yaptırıp gelin lütfen , dedi yardımcı öğretmen. Sustum. Yemek sorunumuz yoktu, e buna da evde yemek yemeyen çocukların annesi itiraz etsin dedim içimden.

Cuma günü toparlandık, karnımızı doyurduk, kızımızı okula götürdük. Damla’nın yazısını okuduğum için artık sürpriz gösterinin pek heyecanı kalmamıştı. Ben zaten gıcık veli, o gün daha da gıcık olacaktım bunu okuldaki herkes biliyordu artık. Yanımdaki ahaliye gösterinin çocuklar üzerindeki etkisini öğrendiğim kadar öğrettim. Karar aldık. Kızım sahneye çıktıktan sonra, salonu terk edecektik. Gösterinin olduğu Kültür Merkezi’ne gittik.

Ve perde açılır…

On dört minicik beden, şaşkın gözlerle spot ışıkların arasından seçebildikleri ağzı kulaklarında olan insanlara bakmaktadır. Fonda bir çocuk şarkısı, son ses açılmış, pembe kelebek kostümlü kızlar, erkeklerin kafasında mantar şeklinde şapkalar, dans etmeleri için öğretmenleri tarafından teşvik edilmektedir. Bazı çocuklar hiç kıpırdamıyor, bazıları öğretmenlerin kucağına tırmanmaya çalışıyor, bazıları zaten kucakta çıktı sahneye. İki çocuk sahnede koşturuyor. Düşecek diye korkan öğretmen peşinden koşturuyor.

Kızım şov yapmayı sever dedim ya, grubu bıraktı sahnenin en kenarına geldi ve dans etmeye başladı. Tüm seyirciler el çırpıyor sahnedeki çocuklara, benim kızım seyircilere eşlik ediyor. Bir ara gözgöze geldik. Aman dedim, şimdi ağlayacak. Bizimkinde tık yok, kafasını çevirdi dansa devam, daha bir döktürme faslına geçti. Müzik bitti, çocuklar apar topar içeriye götürülmeye çalışılıyorken, kızım öğretmenin elinden kaçıp üç kere sahneye döndü. Dans edecek daha, seyirci hazır, müzik hazır, oturmaya mı geldik diye bağıracak sanki konuşabilse, en sonunda öğretmen aldı ve içeri götürdü. İkinci grup sahneye çıktı, daha büyük çocuklar. Büyük dediysem en büyüğü üç yaşında. Hiçbiri dans etmiyor. Mıhlanmışlar sanki sahneye, izledikçe Damla’nın yazısı geliyor aklıma. Haydi dedim. Örgütlediğim ev halkıyla dışarı çıktık.  Bekliyoruz, bitmiş olması lazım. Salondan çıkan yok. Birden aklıma bunlar yoksa sahneden mi verecekler çocukları sorusu geldi ve içeri daldım. Tam da düşündüğüm gibi yönetici çıkmış, duymak istemediğim sözleri sarf ediyor;

“pazar günü babalar günü, bütün babaları çocuklarını almak üzere sahneye davet ediyorum”

bizim baba yok. İş nedeniyle dansı izledikten hemen sonra kızıyla gururlanarak işe döndü. Yanımdakilere, evin erkeği evin kızını almaya gidiyor dedim ve attım kendimi sahneye. Gocunmam ben, ama ya başkası? Sorumsuz bir babanın çocuğu, boşanmış bir ailenin çocuğu, baba ölmüşse, baba hiç yoksa, o gün başka bir şeyden gelemediyse, ya oysa, ya buysa…  hem anneyi, hem de çocuğu rencide eden bu davranışa anlam veremiyorum. Sahnede ben hariç üç kadın var çocuğuyla, toplam otuz dört çocuğun sadece üçünün babası yok o anda. Nasıl da göze batıyor onlar.

Bizim pılımız ve pırtımız olan kızımı ve eşyalarını topladık çıktık. Bizim ailede bir kıvanç, bir kıvanç… Olaya hakim olan çocuğun anası olmak ne hoşmuş, peh peh peh…

Eve geldik, öğle uykusu vakti. O kadar yorgundu ki sızdı resmen. Yarım saat sonra çığlık çığlığa bir ağlayış, gittim yanına beni ittiriyor, zannımca tanımadı o an. Sakinleşti bir sure sonra. Cuma sabahı olan gösteri ve benim mükemmel dans eden, kalabalıktan müzikten hiç etkilenmeyen kızımın şovunun kulisi Pazar gecesine kadar sürdü. Her uykusundan çığlıklar atarak uyandı. Diğer çocukları düşünmeden edemedim, hala o şaşkın masum gözler geliyor aklıma, nasıl uyudular tüm hafta sonu, meraktayım.

Gösteriden önce tanıdığım ya da sadece bildiğim bir iki veliyle konuştum, zarar verebileceğini, çocukların gelişimi için sağlıklı olmadığını filan aktardım. Veliler duymak bile istemiyorlardı ama, kendileri için önemli olmadığını söylüyorlardı. Değiştirmeye güçlerinin olmadığını düşündüklerinden mi başka bir nedenden mi bilmiyorum ama, öğrenmek ve bilmek onları yoracaktı sanki.

Halbuki ben okuldaki psikologla da konuşmuştum. O da bana yalnızca okulun değil, aynı zamanda velilerin isteği olduğunu söylemişti. Ona gore okul ve veliler birlikte karar veriyordu buna.

Ben bu olaydan sonra, zaten çok beğenmediğim okulu değiştirmeye karar verdim. Yöneticiyle gösteriden bir gün önce konuştuğumda daha da afallamıştım çünkü. O bana zincir olan okulları arasında yıl sonu gösterisi yarışması yaptığını anlatıyordu, ben ebleh ebleh yüzüne bakıyordum. O gün konuştuğum konu çok farklı olduğu için gösteri problemine değinmedim. Bu ne hırs, bu ne celal diyecektim; yine sustum. Sesime ses veren olsaydı, susmazdım aslında. Sonra düşündüm kendi kendime, ticari kaygısıyla çocukları düşünmeden yarışmalar düzenleyen, rencide olmanın ne demek olduğunu bilmiyor gibi davranan bir yönetici okulunda nasıl bir eğitim verebilir?

Ticari kaygı demişken bizim yıl sonu gösterisinin dördüncü ve son fazileti pazarda çıktı karşıma. 75 TL vererek özel dikim diye kızımın üzerine giydirdikleri kostüm pazarda 30 lira idi. Kısa bir hesapla toplu aldıkları için 25’ten aldılarsa, kişi başı 50 lira kar ettiler. Son bombaları da geçen gün yıl sonu gösterisi cd’sini 50 liraya satmaktı. Helal olsun diyorum alanlara da, satanlara da. Şahsım almayacağım diye pasif bir eylem yaptı. Kimse umursamadı tabi.

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


14
Jun 11

Perde açılsın, şov başlasın


En soldaki benim. Beni her yere maskot gibi taşıyan ablalarım sayesinde sonunda halk oyunları ekibinin maskotu olmuştum.  Bir müzansende rolüm vardı gösterinin başında. Oyundaki annem, babam ve ben soğan ekmek yerken babam yumruğu ile soğanı kırardı, ben su isterdim. Babam kuyudan su çekmeye giderdi ve askerler babamı yalancıktan vururdu. Babam yalancıktan ölürdü. Sonra biz annemle güya evimizin bahçesi olan yarım metre öteden onu eve taşırdık rol gereği ağlayarak. Ben çok güzel üzgün numarası yapardım. Hafif olur diye ayakları bana vermişlerdi ama lastik ayakkabılar yüzünden kafası ile değiş tokuş etmiştim “Ayakları kokuyor”. Yıllar sonra çıktı müzansendeki babam karşıma, “ben senin babanım, hatırladın mı? beni rezil ettin, gençliğimi mahvettin” demişti, gülüşmüştük.

Diyarbakır oynardık bir de. Provalarda çok güzel yapardım hareketleri, gösteride unuturdum. Erkekli kadınlı çıkardık sahneye, sonra kalabalık, ışıklar, annem nerede acaba, babam nerede, beni mi izliyor bütün bu insanlar… aa kadınlar hamur yoğurmaya başladı, ben unuttum kaldım burada, Şerif abi ekip başı, hoop koltuk altlarımdan tuttu götürdü beni kadınların yanına, herkes güldü, Şerif abi ne iyi.

O yaş için en net hatırladığım anılarım, hayatımın en güzel anlarından bir kuple.

Mini mini bir kuş from Kitubi on Vimeo.

Yukarıdaki video da antik bir Nurturia Kıpır Anneler buluşması sonrası çekildi. Küçük Kara Balık tiyatrosuna gitmeden önce Ilgaz’a dedim ki, oyun bitince bütün çocuklar sahneye çıkar Mini Mini Bir Kuş’u söylersiniz, ben de video’ya çekerim. Oyunun sonuna doğru Ilgaz duygulanıp ağlamış olmasına rağmen, oyuncuların sahnede çocuklarla fotoğraf çektiklerini gördüğü an sahneye fırladı, pozisyonunu aldı ve başladı şarkısını söylemeye 🙂

İşte gördüğünüz gibi ben normal bir insanım. Bazen ak yazıyorum, başka herkes kara diyor oluyor. Bir kez “deli bu” önyargısı oluşmuşsa, sonra ne desen boş.  Küçükken de sahne severdim, hala da severim. Bayramlara ilkokula başlamadan katılmaya başladım, tüm 10 Kasım korolarında söyledim, tüm 23 Nisanlara ve 19 Mayıslara katıldım (ve asla kostümümün üstüne hırka giymedim).  Ilgaz da girişken bir çocuktur, hassas bir yapısı yoktur ve kimse onu heyecanlı durumlardan özel olarak korumak gibi bir ihtiyaç duymaz. Özetle, sıradan insanlarız.

Peki nedir o zaman bu gösterilerle alıp veremediğim?

Ben de sizin gibi ne var canım, ne güzel günlerdi, çocuk da yaşasın diyordum. Sonra bir mini gösteriye katılma şansım oldu Ilgaz da minikken, sonra o miniklikte ağlamaya başlayınca sahne arkasına da geçme şansım oldu. Sonra fark ettim bir terslik olduğunu.

Gösteri Kimin İçindir?

Doğru yerden bakabilmek için bu sorunun yanıtı çok önemli. Gösteri veli içindir. Belki çocuğu daha çok düşünen okullar olabilir. Ama nihayetinde okul gösteri ile veliye bir şeyler göstermek istemektedir.

Hazırlık Aşaması

Üç beş yaşındaki çocukların meziyetleri, ihtisasları yoktur. Bir müzik aleti çalmaları, bir spor dalı ile uğraşmaları için birkaç yıl beklemeleri gerekir. Konsantrasyon süreleri kısadır. En iyi arkadaşları ile sık sık birbirlerini yerler. Beyinlerinin ön lobu, amigdalalarını kontrol etmekten acizdir. Yani sıklıkla doğru olduğu bildikleri şeyleri bile yanlış yaparlar ve neden diye sorduğunuzda mantıklı bir açıklama sunamazlar. “Oyunla öğrenir” der bu arkadaşlar için okul yöneticileri. Branş dersleri için fazla hırs yapmanızı istemezler, çocukları farklı şeylerle tanıştırmak için, zihinlerini açmak derler. Sonuç değil, süreç odaklı sistem izliyoruz derler. Sene başı böyledir.

Gösteri işini sene başından sıkı tutan branş öğretmenleri yok değilse de, ben diyeyim kış ortasında, siz deyin ilkbahar kapıdan baktığında, yaratıcı drama yaratmayı bırakır, aynı şarkılar dönüp durmaya başlar dillerde, elinde minik bir ödülle gelir çocuğunuz bazı bazı, belki bir kraker, belki birer lolipop. İşte o zaman anlarsınız ki, yılsonu hazırlıkları başlamıştır. Bundan böyle hep aynı şarkılar tekrar edilecektir, aynı roller oynanacaktır, aynı danslar edilecektir. Güzel yapanlar ödüllendirilecek, katılmak istemeyenler de teşvik edilecektir bir biçimde. Öyle ya, çocuğu gösteride rol almayan veli ne hisseder?

Bütün Bir Yılın Ürünü

Veli böyle düşünür, okul böyle düşünür, öğretmen de böyle düşünmek zorundadır. Süreç odaklılık demiştik? Madem ürün çıkartma hedefimiz var, madem ölçme hedefimiz var, çocukları gerçekten öğrendikleri ile ölçelim. Not sistemi olsun anaokulundan itibaren desem ne dersiniz? Yıl sonu gösterisi daha kötü. Öğretmenin başarısını hayatında ilk kez o kadar insanı birarada gören yavrunun sahne performansı ile göstermeye çalışmak hem çocuğa, hem öğretmene haksızlık.

Üç beş yaşındaki çocuğunuzla kurabiye pişirin. Önce o kurabiye yapmayı öğrensin diye pişirin. Sonra misafire sunacağınız kurabiyeyi birlikte pişirmeye kalkışın. Hangisinde çocuğa doğru yapması için daha fazla baskı yaparsınız istemeden? Hangisinde çocuğunuz daha çok eğlenir? Hangisinde daha iyi öğrenir? Yılsonu şovu hazırlıklarının başlaması ile birlikte, öğretmeniniz de misafire pişirme baskısı altına girer.

Mevsimlerden İlkbahar, Yaz

Soğuktan çok atalarımız öldüğü için, kışın çocuklarımız sokakta oynasın istemeyiz, ne olur ne olmaz. Sonra bahar gelir, yaz gelir, çocuklar yine çıkamaz. Yıl sonu gösterisi süreklilik ister, dikkat ister, ciddiyet ister. Eğer yıl bittiğinde, çocuğunuz hala yakar topu istopu bilmiyorsa, iki elin parmakları ile sayabiliyorsanız bahçeye çıktıkları günleri, sebebi kelebek rontudur.

Çocuğum istiyor mu?

Bazen duyuyorum benim çocuğum çok hevesliydi diyen anne-babalar. Çocuğunuz ne için hevesli tam olarak? Orada neler olacağının ne kadar farkında? Bunu isterim diye tutturup da, küçücük bir şeyden huzursuz olup ömrü billah reddettikleri? Çocuk öğretmeni istediği için, onu mutlu etmek için ister, arkadaşları yaptığı için ister, kurbağa kostümü giymek için ister. Çocuğun bir seçme şansı yok aslında, çünkü gerçekçi bir değerlendirme yapma şansı yok.

Işıklar yansın, perde açılsın, şov başlasın!

Youtube’da bir dolu anaokulu gösterisi videosu var. Sahne arkasını da kaydedip yayınlayan okul var mı acaba?

Bütün bir yıl hazırlanılmış. Heyecan içinde düzinelerce üç-beş yaş. Çocuk/yetişkin katsayısı oldukça yüksek. Makyajlar yapılmalı, kostümler giyilmeli. Herkesin morali yüksek olmalı, bir tanesi ağlarsa, birden fazlasının ağlamasına yok açabilir. Acaba acıkan var mı, uykusuz olan var mı, morali bozuk olan var mı, çişi gelen var mı, hasta olan var mı? Hasta olduğu için katılamayanlar, onların boşta kalan rolleri? Çocukların rutini değil, öğretmenin rutini değil.  Kaos. Bu bir sürü yetişkinin arasında maskot olarak sahneye çıkmak gibi bir şey değil. Burada gösteriyi çocukların yapması bekleniyor (3-5 Yaş), katılmaları değil.

Gösteri çocuğun artık pilinin bitip annesine babasına kavuşmak istediği akşam saati mi, yoksa normalde birlikte geçirdikleri bir cumartesi mi? Kim bunlar bunca insan? Ya fotoğraf çekerler, ya kamera tutarlar, ya da ağlarlar. Kimse kendi çocuğundan başkasını izlemez. Sonra çocuklar ağlayınca ağladı derler.

Ya öğretmeni bütün yıl çalışmanın sonucu, bütün yıl çok güzel yaptığı hareketleri, o gün yapmayacağı tutan pek sevgili öğrencisine tatlılıkla bir “e aşkolsun” derse bunun nasıl bir etkisi olur? Hani onca uğraşmıştık okula alışsın diye, ağlamadan gitsin diye? Değdi mi?

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.


13
Jun 11

Ağlayan Arı Rontu

Noktasına virgülüne dokunmayan ve çok üzülerek paylaşıyorum nilberk‘ in oğlu Berk’in yıl sonu gösterisi tecrübesini. Nil, çok teşekkür ediyorum. Olumlu olumsuz gösteri tecrübelerini paylaşmak isteyen herkesten bekliyorum.

————————————

Yılsonu gösterisi…

Bugüne kadar arkadaşlarımın bloglarında okudum. Nurturia’ da tartışıldı ama hep “aman ne var ya, yılsonu gösterisi işte” dedim durdum.

Çünkü; ben Berk’i doğurana kadar, bir çok arkadaşımın çocuğunun gösterisine gittim, gayet eğlendim, eğlendiler, eğlendik.

Ama ben o zaman,” o çocuklar kaç yaşındaydılar ?” İlgilenmedim.

Gösterinin olacağı gün, çocukları okul götürecekti gösterinin yapılacağı yere, biz ise sonradan gidecek ve bizden özellikle rica edilen şekilde çocuklarımıza görünmeden oturacaktık yerimize.

Ben heyecanlandım üstelik, oğlum büyümüştü ve arı olacaktı, dans edecekti. Süslendim, püslendim gittim.

Gösteri başlamadan ağaçların arkasında son kez prova yapıyorlardı. Ne güzel kıvırıyordu Berk. Daha da heyecanlandım, herkes görecekti ne güzel dans ettiğini…

Ve gösteri başladı… O da ne, çocuklar gelen kalabalığa şaşkın şaşkın bakıyorlar! Berk’in bir eli pipisinde! Bu da çişi var demek oluyor. Babam uyarılarıma rağmen, ayağa kalktı fotoğraf çekmek için. Berk babamı gördü. Başladı ağlamaya ama ne ağlamak, canı yanıyor gibi.

Öylece kalakaldım. Ne oluyor, neden çişi var, neden ağlıyor? Of ne yapacağım, kalkıp almalı mıyım? Neden Berk ya, neden?

Önde oturan başka bir dede; “kızım alsana çocuğunu, bak diğerleri de dans etmiyor” dedi. İyice gerildim. Asla Berk ile empati kuracak durumda değildim. Sadece kızgındım. Sürekli aklımdan Damla ve Elif geçiyordu. İşte bu, işte bu bunu demek istiyorlardı. Kendime kızıyordum sürekli.

Gösteri müziği bitti, koştum aldım oğlumu. Acele tuvalete gittik. İster abartıyor diye düşünün ister kızgın öyle gelmiştir deyin, ama resmen tutmuş çişini. Kızdım çok kızdım,o telaşta sanırım unuttular tuvalete sokmayı çocukları…

Yerimize geçtik, sevdiğimiz öğretmenlerimizden biri yanımıza geldi “Ah oğlum, şaşırttın bizi” dedi. Sadece çişi varmış diyebildim. Hala empati yapmıyorum Berk ile. Kızgınım her şeye. Niye benim oğlum,niye bu saatte…

O kadar suratım astım ki, bu sebeple babamdan bu yaşımda yine ve yine azar işittim.

Başka bir öğretmenimiz “anneciğim olur böyle, eğlenmenize bakın “ dedi.

İyi niyetli olduklarını biliyorum yani bile isteye hiçbiri oğluma zarar vermez biliyorum ama o kadar gösteriye koşullanmışlar ki olanların farkında değiller. Niye artı puan almak isterken, eksi almaya uğraşsınlar ki? Ben de hatalıyım, kurallarım olmalıydı. Kendimi oğlumla gurur duyma, “lay lay lom” moduna sokmamalı, her şeyi önceden düşünmeliydim.

Saat olmuş sekiz, bu çocuk babasının geciktiği zamanı bilir. Bizi görememiş. Okuldan başka yerdeler. Üstelik en sevdiği kişiyi, dedesini görmüş yanına gidemiyor, bir de üstüne çişi gelmiş garibimin daha 3’ü doldurmadı, küçücük daha, öğretmeni düşünememiş, benim oğlum çişini tutuyor. İstemiyor o sırada dans etmek. Dans etmesi için ikna edilmeye  çalışılıyor. Ve yarım akıllı annesi, koşup onu oradan alacağına, gösteri bitsin diye bekliyor.

Damla dedi ki, bunları nurturia’da yazınca ben, “eğer ki Berk böyle yapmasa, başka bir çocuk ağlasa, sorunu var deyip geçecektin”. Evet öyle yapacaktım, oraya farklı duygularla hatta arkadaşlarımın abarttığını düşünerek gittim. Tüm hafta sonumuzu gergin ve mutsuz geçirdim. Oğlum da gerildi tabi, babamız da…

Başak dedi ki, yazsana anlatıyoruz da anlatamıyoruz. Yaşadım ben anladım, yaşamadan anlayın.

Üzüldüğüm başka bir durum ise; dün bir başka veli facebook’da fotoğraf yayınlamış, baktık Berk ile.

B:Ben yedeyim?

N:Bak buradasın.

B:ayladım mı ben annesi?

N:evet ağladın anneciğim

B:aylamadım ben alı odum dans ettim

Öyle hatırlamak istiyor 🙁

Ah ah! Bir daha sözünüzden çıkarsam, ne dediğinizi anlamaya çalışmazsam iki olsun…

Yazınca kendi hatalarımı da, bir kez daha gördüm. Daha daha üzüldüm.

Yılsonu gösterisi olacaksa, şartsa; sınıflarında olsun, parti olsun, anne-baba-çocuk dans edelim. Kostüm giysinler yine, hepimiz eğlenelim, birilerine bir şey göstermeyelim, kendimiz görelim .2-3 yaşındaki bir çocuğu arı kostümlü, üstelik babası da hatta annesi de arı kostümlü hayal etsenize, o çocuğun mutluluğunu…O mutlu olsun, onlar mutlu olsun.

Ne gösteriymiş, unutmayacağız !

nilberk

Post Footer automatically generated by Add Post Footer Plugin for wordpress.